DİYALOG, GÖRÜŞME ÖNEMLİDİR! DÖNÜŞTÜRÜCÜ VE SONUÇ ALICI OLAN EYLEMEKTİR… Emek bizim, söz bizim! - Ali Çerkezoğlu*


  • Hekim Sözü Kasım-Aralık 2021
  • 142

Hekim emeğinin korunmasında örgütlenmenin ve söylemi eyleme dönüştürmenin bir örneği olarak “Emek Bizim Söz Bizim” ve 15 Aralık GöREV eylemi hekimlerin her durumda sessiz kalmayacağını bir kez daha gösterdi.

Hekimler olarak kışkırtılmış sağlık talebini karşılamak üzere özel, kamu bütün sağlık kurumlarında; mesai, hafta sonu ve angarya çalıştırılma, MHRS1 üzerinden 5 dakikada bir hasta bakma, 36 saat nöbet, ertesi gün izin kullanamama gibi yoğun bir çalışma temposu içinde olsak da dünyada ve ülkemizde yaşanan kaosu görüyor, sorumlularını biliyoruz.

“Emek en yüce değerdir!” demiş büyük usta… Bu yücelik, sağlık alanında, insan yaşamını önceleyen, yaşamı kolaylaştıran, güzelleştiren biz hekimlerin ve bütün sağlık çalışanlarının emeğinden alır niteliğini. Ancak bu nitelik harcanan emeğin karşılığının kolayca alınabileceği anlamına gelmez. Pandeminin başından itibaren “hakkınız ödenmez” dedikleri hekimlerin ve sağlık çalışanlarının “haklarını ödemedikleri” hatta meclisten geçirdikleri mütevazı artışı geri çektikleri müsamere, bu karşılıksızlığın en veciz ifadesini oluşturur.

Yaşamımızın her anını tüketim ve kâr nesnesi haline getiren bu kapitalist sistemde, daha önce görece ayrıcalıklı meslek grupları olan mimarlar, mühendisler, avukatlar gibi hekimler açısından da emeğinin hakkını alabilmek için Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Tabip Odaları’na üye olmak, sendikalı olmak, yani örgütlenmek çok daha yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Yaşamına sahip çıkmanın öncelikli yolunun emeğine sahip çıkmak olduğunun farkına varmamız,  bizlere dayatılan “memnuniyet anketi” düzeyinde yaptırım gücü olan “tüketici” kimliği ile  hatta etkisi oy vermeyle sınırlı olan “seçmen” kimliği ile yetinmemizi bekleyenlere bir cevabımız olmalı.

“Kendi bacağından asılan koyun olmayı” reddetmekten, mesleğimize, geleceğimize, saygınlığımıza ve hepsinden önemlisi emeğimize sahip çıkmaktan başka önceliğimiz bulunmuyor. Hep birlikte ve gür bir sesle itiraz ederken somut öneri ve taleplerimiz için başta hekimlerin ortaklaşmasını sağlamalı; demokrasi, barış, özgürlük ve adalet olmadan hiç kimsenin emeğinin hakkını alamayacağını akıldan çıkarmamalıyız.

Bir yanda COVID-19 pandemisi, bir yanda döviz artışı ile görünür olan hayat pahalılığı ve hiperenflasyon herkes gibi biz hekimlerin de bugününü ve geleceğini ipotek altına alıyor. Liyakatsiz yöneticilerin elinde ülkemiz insanının ve doğal kaynaklarının tüketildiği bir dönemde bütün hizmetlere erişimin maliyeti artıyor. Isınmadan, barınmaya, ulaşımdan, beslenmeye kadar bütün ihtiyaçlar alım gücünü sarsacak hale gelmişken, sağlık hizmetine erişimin maliyeti aile bütçelerinde önemli bir gider halini alıyor. Bu nedenle hem hekim, hem de birer yurttaş olarak üzerimize düşen büyük sorumluluğun farkında, hekim emeğinin gücünün ayrımında olmalıyız.

AKLIMIZLA ALAY EDENLERE KARŞI HALKIN SAĞLIK HAKKINI SAVUNMAK, HEKİMLERİN HAKLARINI SAVUNMANIN ÖN KOŞULUDUR!

Geniş bir hekim grubunun uzun dönemdir açlık sınırındaki “maaş” ve bu maaşla toplanınca yoksulluk sınırına bile ulaştırmayan “sabit döner sermaye” geliri ile baş başa kaldığı bir gerçektir. Döner sermaye ödemelerinde yıllardır yaşanan düzensizlik ve azalmanın, zamlar ve hayat pahalılığı ile birlikte genç hekimler başta olmak üzere, geniş bir hekim kitlesinde yaratacağı öfkeden çekinen hükümetin, önleyici bir tedbir olarak “hekim maaşlarına zam” adını verdiği kendi girişimini bile yüzüne gözüne bulaştırması bardağı taşıran son damla oldu.

“Sabit döner sermayenin” sembolik bir rakamsal artışla bütçeden ödenmesini garanti altına alan ve emekliliğe de yansıyacak olan bir düzenlemeyi, hem de TBMM’de kabul edilmişken geri çeken iktidar partisi ittifakının hekimlerle ve bütün toplumla alay eden bu tutumuna karşı hekimlerin reaksiyon göstermesinden daha doğal bir şey olamaz. Hele ki, geri çekilen bu “maaş zammı” müjdesini kamuoyuna duyururken Sağlık Bakanı’nın Cumhurbaşkanı ile yaşadığı diyalogda düşürüldüğü durumu Sağlık “Bakan”ı olarak kendisi sindirmiş olsa da bizlerin kendisi adına utançla karşıladığımızı söylemeden geçemeyiz.

İşte böylesi bir dönemde hekimlerin talepleri ile birlikte ülkenin ve sağlık ortamının ihtiyaçlarını önceleyen TTB İstanbul Tabip Odası ve onlarca Tabip Odası’yla güçlü bir eylem süreci başlattı. 15 Aralık günü G(ö)REV ile sonlanan, hekimlerle birlikte ekip arkadaşlarımız sağlık çalışanlarının aktif katıldığı ve birçok yerde hasta ve hasta yakınlarının destek verdiği bu eylemler geleceğe umudu arttıran, ülkemizde hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve halkın sağlık hakkının sahipsiz olmadığını gösteren önemli bir tarihsel tutum oldu.

15 Aralık G(ö)REV’ine giderken; Ekim ayından başlayarak her hafta özlük haklarımız için somut bir talebi;  “5 dakikada hekimlik yapılmaz!”, “Çalışma koşullarımızda iyileştirme istiyoruz. Güvenli, sağlıklı çalışma alanları istiyoruz.” “Her yıla 120 gün yıpranma payı istiyoruz! COVID-19 meslek hastalığı yasası istiyoruz!”, “Sağlıkta şiddete karşı etkili yasa, güvenli işyerleri istiyoruz!” ve “Hekim maaşlarında emekliliğe yansıyan 7200 ek gösterge ve yükseltilmiş özel hizmet tazminatı oranı istiyoruz.” temalarını öne çıkaran basın açıklamaları bütün Tabip Odaları’nda gerçekleştirildi. Ardından 23 Kasım 2021 günü TTB öncülüğünde Tabip Odaları’nın yöneticilerinin de katıldığı “Beyaz Yürüyüş” İstanbul’dan başlayarak Kocaeli, Bursa ve Eskişehir’de sağlık kurumu ziyaretlerini de içerecek şekilde şehir merkezlerini katederek devam etti. Beyaz Yürüyüş 27 Kasım 2021 günü Ankara’da büyük bir “BEYAZ FORUM” ile sonlandı. Bu forumda ortaya çıkan “etkili ve sonuç alıcı” eylem yapılması kararı doğrultusunda 15 Aralık G(ö)REV eylem hazırlıklarına başlandı.

İstanbul’da ve onlarca ilde G(ö)REV eylemine çağrı TTB Merkez Konseyi’nin aşağıdaki çağrısı ile ve içerdiği talepler üzerinden gerçekleştirildi:

“OYALAMA DEĞİL HAKKIMIZ OLANI İSTİYORUZ”

Sağlıkta özelleştirmeci, hastanelerimizi satan politikalara karşı bu uyarı G(ö)REVi;

  • Koruyucu sağlık hizmetlerini savunmak içindir.
  • Emekliliğe de yansıyacak yaşanabilir temel ücret talebimiz içindir.
  • Güvencesiz, gerçekdışı bahanelerle işimizden edildiğimiz ve köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmesi, güvenceli çalışabilme talebimiz içindir.
  • Şiddete karşı etkili yasa, güvenli işyerleri, sağlıklı çalışma ortamları talebimiz içindir.
  • COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılması içindir.
  • Ağır ve tehlikeli işler kapsamında faaliyet yürüten tüm işkolu emekçileri için 3 yıla 1 yıl yıpranma payı verilmesi; ek göstergelerin 3600’den 7200’e kadar kademeli olarak yükseltilmesi içindir.

Biliyoruz ki, sağlık alanına yansımış sorunlar, bütünden kopuk değildir. Eğitim, ekonomi gibi birçok alanda yürütülen yanlış politikalar sağlık alanına da aynen yansımıştır. Mevcut iktidar işçiye, emekçiye hiçbir yaşam hakkı tanımazken emekçilerin emeğine, yaşamına göz dikmiştir.

Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak; yaşadığımız bu sorunları dile getirmek ve çözüm talep etmek adına 15 Aralık 2021 günü iş bırakarak Sağlık Bakanlığı’nı ve iktidarı uyarma görevimizi yerine getirdik.

EMEK BİZİM SÖZ BİZİM

G(Ö)REV BİZİMDİR!

15 Aralık 2021 günü İstanbul’da TTB, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası. (Genel Sağlık-İş) ve Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası ile birlikte hükümete yönelik “Gözümüz üstünüzde, geri adım atmayı sakın aklınızdan geçirmeyin” çağrısıyla aldığı G(ö)REV kararı, emeğine, geleceğine ve halkın sağlık hakkına sahip çıkan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının coşkulu katılımıyla karşılık buldu.

İstanbul’daki G(ö)REV çağrısı İTO, SES İstanbul Şubeleri, Genel Sağlık-İş, Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası, İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) imzasıyla gerçekleştirildi.

Hekimler ve sağlık çalışanları meslek örgütlerinin ortak çağrısıyla 15 Aralık 2021, Çarşamba sabahı çalıştıkları hastanelerde toplanıp basın açıklamaları gerçekleştirdiler. İstanbul’da Bakırköy Dr. Sadi Konuk EAH, Bakırköy Ruh ve Sinir EAH, (Okmeydanı) Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi, Sarıyer Hamidiye Etfal EAH, Seyrantepe Şişli Etfal EAH, Gaziosmanpaşa EAH, Çam ve Sakura Şehir Hastanesi, Marmara Tıp Pendik EAH, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Zeynep Kamil EAH, Kartal Şehir Hastanesi, İstanbul (Samatya) EAH, Fatih Sultan Mehmet EAH, Kanuni Sultan Süleyman EAH, Erenköy Ruh ve Sinir EAH, Silivri Devlet Hastanesi G(ö)REV açıklaması yapılan hastanelerden bazıları oldu.

İstanbul’daki merkezi etkinlik ise aynı gün 12.00’de İstanbul Tıp Fakültesi önünde yapıldı. Yüzlerce hekim ve sağlık çalışanı “G(ö)REVdeyiz, Uyarıyoruz: Oyalama Değil Hakkımız Olanı İstiyoruz!” pankartı açtı.

Eyleme çağrıcı kurumların yönetici ve üyeleri katılırken KESK, Devrimci Sağlık-İş, İstanbul Eczacı Odası, Şişli Etfal Dayanışması da destek verdi.

Basın açıklamasının öncesinde bir konuşma yapan İTO Genel Sekreteri Dr. Osman Küçükosmanoğlu; “Bugün ülke çapında bir uyarı eylemindeyiz, G(ö)REVdeyiz, bütün sağlık çalışanları olarak bir aradayız. Uyarıyoruz, oyalama değil hakkımız olanı istiyoruz. Bugün acil durumlar dışında sağlık hizmeti verilmiyor. Yurttaşlarımıza da anlayışları için teşekkür ediyoruz. Karanlığa karşı önlüğümüzün beyazına, özlük haklarımıza, halkın sağlık hakkına sahip çıkmak için buradayız.” dedi ve herkesi COVID-19 pandemisinde yaşamını yitiren sağlık emekçileri ve yurttaşlar anısına 1 dakikalık saygı duruşuna çağırdı.

BU G(Ö)REV EMEĞİMİZE, GELECEĞİMİZE, HALKIN SAĞLIK HAKKINA SAHİP ÇIKTIĞIMIZI GÖSTEREN BİR UYARIDIR

Saygı duruşunun ardından ortak açıklamayı İTO Başkanı Dr. Pınar Saip okudu ve açıklamanın sonunda:

“İktidara ve Sağlık Bakanlığına çeşitli açıklama, eylem ve yürüyüşlerle anlatmaya çalıştık, yine söylüyoruz: Salgın döneminde yaşamımızı da ortaya koyup verdiğimiz emeğin böyle/daha fazla değersizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Toplum sağlık hakkı; emeğimiz ve geleceğimiz için artık G(ö)REV zamanıdır.” dedi.

Böylesi başarılı bir eylem sürecinin sonunda geleceğe dair daha umutlu olabiliriz.

İşte bu nedenle enerjimizi kendi içimizdeki rekabete ve ayrıcalığa ikna etmeye değil, toplumun bütünü için insanca yaşanacak bir geliri talep ederek, ekip arkadaşlarımızın da gelirlerinin artmasını samimiyetle savunarak ve hekimler arasında güçlü bir birliktelik yaratarak “çok yürekten çıkan tek ses”in gür çıkmasına ve sonuç almasına vermeliyiz. Bütün hekimlerin emeğini ve enerjisini bir güce dönüştürmek üzere Tabip Odaları’na üyeliği bir zorunluluktan öte, gönüllülük ve aktif üyeliğe dönüştürmeli, mesleğine ve yaşamına sahip çıkan hekim profilini yaygınlaştırmalıyız. Beraberinde her hekimin kamuda kamu sağlık sendikalarına; özel sektörde işçi sağlık sendikalarına üye olmasının önemini baştan fark etmeli ve adım atmalıyız. Kişisel olarak herkesin tercihine saygı duymakla birlikte her zaman, her yerde ve hekimlerin haklarını savunurken de KESK’e bağlı SES’in ve DİSK/Dev Sağlık İş sendikasının yanı başımızda olduğunu ve bu sendikalara üyeliğin önemli bir adım olacağını hatırlatarak bitirelim.

*Dr., Hekim Sözü Yayın Kurulu Üyesi


Bu İÇERİĞİ Paylaş!