SAĞLIK MESLEK ÖRGÜTLERİ 1 MAYIS'TA TAKSİM DEDİ

2008 1 Mayısı'nda polisin gaz bombalı saldırısının hedefi olan Şişli Etfal hastanesi'nde biraraya gelen TTB, SES ve Dev Sağlık-İş  üyesi sağlık çalışanları Şişli Etfal Hastanesi'nde "Sağlıklı Toplum, Demokratik Ülke / Yaşasın 1 Mayıs" pankartı arkasında bir araya gelerek bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

 "1 Mayıs Demokratik Haktır", "Taksim 1 Mayıs Alanadır", Gaz Bombası Değil, 1 Mayıs'ı kutlamak istiyoruz" dövizlerinin açıldığı basın açıklamasında TTB adına Dr. Ali Çerkezoğlu, Dev Sağlık-İş adına Dr. Arzu Çerkezoğlu birer konuşma yaptılar.
 Yapılan konuşmaların ardından SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun tarafından hazırlanan ortak basın açıklaması okundu. Yapılan eylemi İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası ve İstanbul Dişhekimleri Odası'da destekledi.


29.04.2009

BASIN AÇIKLAMASI

1 MAYIS 2009 AKP’NİN
EMEKLE İMTİHAN GÜNÜ OLACAKTIR

Bu topraklarda 1 Mayıs’ın kutlanmaya başlanmasının 100.yılında ülkemizin her ilinin büyük meydanlarında olmak istediğimiz gibi İstanbul’da da Taksimde olmak istiyoruz.

İstanbul’un emperyalist işgal altında olduğu yıllarda dahi, 1 Mayıs kutlaması yapanlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da 1 Mayıs’ları kutladılar. Avrupa’yı pençesine alan faşizmin Türkiye’yi de kuşatmasıyla 1 Mayıs iktidarlar tarafından engellenmeye başlandı.

1960 sonrası Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri, 1 Mayıs’larda yeniden meydanları doldurmaya, başladılar. 1970’lerde 1 Mayıs’lar emeğin örgütlülük ve mücadelesinde birer kilometre taşı haline geldi. İşçiler ve emekçiler her yıl bir önceki yıla göre daha kalabalık ve daha örgütlü olarak alanlara çıktılar, taleplerini dile getirdiler. Bunun sonucudur ki, 1977 1 Mayıs’ı sermaye tarafından kana bulandı. Sonrasında ise 1 Mayıs Meydanı olan Taksim iktidarların egemenliklerinin bir simgesi haline geldi ve bu alanı Türkiye’nin işçilerine ve emekçilerine yasakladılar.

2007 ve 2008 1 Mayıs’larında yaşananlar tüm toplumun olduğu gibi sağlık çalışanlarının da kaygısını, üzüntüsünü, endişesini derinleştirmiş, vicdanlarını yaralamış ve öfkesini artırmıştır.

Bizler sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak, 1 Mayısta atılan gaz bombalarının, savrulan tekmelerin, copların, sopaların, taşların yaraladığı kolları, bacakları, gözleri, yüzleri, örselediği yürekleri, duyguları tamir etmeye çalışmak yerine, emek ve demokrasi güçleri ile birlikte alanlarda bayram havası içinde bir arada olmak istiyoruz.

Taksim meydanı kutlamalara açılarak yaralanan, örselenen kamu vicdanının tamirine, toplumun psikolojinin normalleşmesine ve demokratikleşmeye katkıda bulunulmalıdır. Hastanelerde, caddelerde, binaların içinde yaşanan şiddet ve dram sahnelerinin izinin belleklerimizden silinmesine katkıda bulunulmalı, yeni travmaların oluşmasına yol açabilecek tutumlardan kaçınılmalıdır.

Ülkemizde kriz bahanesi ile işsiz bırakılan yüz binlerle birlikte daha da yoksullaşan, umudunu kaybettiği için iş aramaktan bile vazgeçen milyonlarca vatandaşımızın çaresizlik, kuşatılmışlık ve sıkıştırılmışlık duygusu giderek derinleşmektedir. Artan işsizlik, eşitsizlik, yoksulluk ve yaşanılan adaletsizlik, baskılanma ortamında vicdanlardaki örselenme ve öfke artmaktadır. Kamu vicdanını yaralayarak toplumsal travmaya yol açan bu durum toplumun ruh sağlığını bozmakta, yabancılaşma, ötekileşme, şiddet ve saldırganlık eğilimlerini artırmaktadır.

Emeğe ve emek örgütlerine sırt çeviren ve toplumun emeğiyle geçinen kesimlerini tam bir cendereye sokan AKP hükümeti, 2008 1 Mayıs’ında ortaya koyduğu emek düşmanı tutumunu değiştirme şansını 2009 1 Mayısında kullanmalıdır. Yüzünü, gözünü, kulağını uluslar arası sermaye örgütlerine değil ülkesinin emekçilerine çevirmelidir.  2008 1 Mayıs’ında emekçilere 1 Mayıs Meydanı’nı kapatabilmek için, Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisine gaz bombaları atılmasına seyirci kaldı. Savaşlarda düşmanın bile bombalamaya cesaret edemediği sağlık kuruluşlarının, barış zamanında, hem de kendi ülkesinin polisince bombalanması ve hükümetin buna seyirci kalması, hükümetin 1 Mayıs’ları engelleyebilmek için gözünü ne kadar karartabileceğinin bir göstergesi oldu.

Biz sağlık emekçileri olarak; 1 Mayıs’ta aşağıdaki taleplerimizle Taksim başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde alanlarda olacağız:

• SS ve GSS yasası geri çekilmeli, Herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli kamusal bir sağlık ve sosyal güvenlik sistemi oluşturulmalıdır.
• Sağlık hizmetlerinde güvencesiz çalışmaya son verilerek tüm çalışanlar kadrolu istihdam edilmelidir.
• Tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin temel ücreti insanca yaşanacak seviyeye yükseltilmelidir. Performans uygulamalarından vazgeçilmelidir.
• İlaç katkı payları ve muayene katılım ücreti uygulamasına derhal son verilmelidir.
• Temel tüketim, gıda maddeleri ve ilaçta KDV kalıcı olarak kaldırılmalıdır.
• İşsizlerin-yoksulların gaz, elektrik, su vb. ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır.
• IMF ile anlaşma yapılmamalı, ilişkiler kesilmelidir.
• Ulaşım ücretleri ucuzlatılmalı, doğalgaz ve elektrik zamları geri alınmalıdır.
• Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı, çalışanlardan alınan gelir vergisi 10 puan indirilmelidir.
• Ücret kaybı olmaksızın çalışma günü 7 saate indirilmelidir.
• İfade ve örgütlenme özgürlüğümüz önündeki engeller kaldırılmalı grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı tanınmalıdır.
• Başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal sorunların barışçı demokratik temelde çözümü esas alınmalıdır.
• Özgürlükçü, eşitlikçi, çok kültürlü, çok kimlikli toplumsal dokumuzu yansıtan demokratik bir anayasa yapılmalıdır.

 Hükümetin, 1 Mayıs gününü tatil yapmak zorunda kalması emekçilerin yıllardır süren mücadelesi sonucu olmuştur. Bunun görmezden gelinmek istenmesi ve bir lütufmuş gibi sunulması kabul edilemez.  Genel anlamı ile krizin etkilerine karşı emekçileri görmeyen, özelde 1 Mayıs günü emekçilere yasaklar getiren bir yerde durmakta ısrarın sonuçlarından AKP iktidarı sorumlu olacaktır.

Yaşasın 1 Mayıs!

Yaşasın Emekçilerin Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü!

Bayramımız Kutlu Olsun!
 
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
DEVRİMCİ SAĞLIK-İŞ


*“GÖSTERİ KONTROL AJANLARI-GAZ BOMBALARI” BİLGİ NOTU


İlk olarak en duyarlı hedef organ olan göze etkileri olmakla birlikte, ajanların çoğu solunum yolları ve ciltte de etki yapmaktadır. Bu ajanlara maruz kalındığında anksiyete ve panik sık olarak ortaya çıkabilmektedir. Yüksek konsantrasyonda ve uzun süreli maruziyetlerde ise zararlı etkileri, uzun süreli sekeller, yoğun fiziksel rahatsızlık ve anksiyete, kan basıncında yükselme gibi kardiyovasküler rahatsızlıkların yanı sıra ölüm şeklinde dahi görülebilmektedir. Biber gazı olarak bilinen bileşiklerden olan capsaicin ve capsaicinoidler, öncelikle solunum sistemine etkili (bronkospazm, solunum arresti ve akciğer ödemi, gibi) olsa da, hipertansiyon krizi ve hipotermiye de yol açabilmektedir. Yüze yönelik olarak püskürtülen biber gazı veya genel olarak adlandırıldığı şekilde etken maddesi Oleorecin Capsicum’a (OC’ye) bağlı çok sayıda ölüm bildirilmiştir.  Bu gazlar özellikle yakından ve yoğun maruziyette, solunum sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit edici olumsuz etkilere yol açmaktadır. Özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım,  KOAH ve benzeri solunum sistemi hastaları ile kalp hastaları tarafından solunması halinde ağır tablolar ortaya çıkabilmektedir. Nitekim hatırlanacağı gibi 1 Mayıs 2007’de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik adlı şahsın fenalaşmasına ve kalbinin durmasına neden olmuş ve bu kişi tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir.

Tüm bu zararlı etkilerin bilinmesine karşın, polisler tarafından, 1 Mayıs 2008 günü de hiçbir ölçüye sığmayacak biçimde gaz bombası kullanılmıştır. Oysa bu kimyasal gazların zararları sadece bilimsel çalışmalar ile değil, Avrupa İşkencenin ve Kötü Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) raporları ile de sabittir. Komite Malta’ya yapılan 2001 tarihli ziyaret sonucunda, biber gazının gözaltı ve tutma merkezlerinde kapalı kurumlarda tutulan ve zaten kontrol altında olan kişilere karşı kullanılamayacağını belirtmiş, Hollanda’ya 2007 yılında gerçekleştirilen ziyaretin ardından biber gazının potansiyel olarak tehlikeli bir madde olduğu ve kapalı alanlarda kullanılmaması gerektiği, açık havada kullanılması konusunda da CPT’nin çekinceleri olduğu, açık havada kullanıldığı takdirde istisnai olarak kullanılması ve bu durumda kişilerin korunmasına yönelik güvencelerin (örneğin biber gazına maruz kalan kişilerin derhal sağlık muayenesinden geçirilmesi ve bu kişilere antidote (panzehir) sağlanması vs. gibi) kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Keza Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezaya Karşı Sözleşme kapsamında kurulan İşkenceye Karşı Komite (CAT), Kanada’da 1997 yılında gerçekleştirilen bir uluslararası toplantıyı protesto etmek isteyen göstericilere karşı kamu düzeninin sağlanması adına biber gazının uygunsuz ve ölçüsüz bir biçimde kullanılmasını uygunsuz ve endişe verici   bulmuştur.

Bu konuda bir hayli geniş ve kapsamlı bir çalışmada American Civil Liberties Union-Southern California (Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği) tarafından yapılmıştır. Birliğin yayınladığı “Pepper Spray Update: More Fatalities, More Questions” adlı rapora göre kolluk güçlerince kullanılan biber gazı nedeniyle 1993 ve 1995 yılları arasında iki yıllık dönemde 26 kişi, biber gazının kullanıldığı olaylar sonucunda hayatını kaybetmiştir. Aynı makalede, resmi görevlerde çalışan çok sayıda bilim insanının hazırladığı biber gazının sağlık açısından tehlike oluşturduğuna dair raporlar da yer almaktadır.

1 Mayıs günü sadece açık alanda değil, kapalı mekanlarda da bol miktarda gaz bombası kullanılmıştır. Kullanılan bombaların adlarını, cinslerini tam olarak bilmek mümkün değildir. Ancak görüldüğü gibi çok sayıda çeşidi bulunmakta ve içeriklerine göre oluşturdukları tehlike de farklılaşmaktadır. Aktardığımız Uluslararası Komite kararlarında ‘biber gazı spreyinin’ tartışıldığı düşünülünce, İstanbul’da kullanılan çok daha ağır gazların nasıl ele alınması gerektiği ortadadır.

Gazların bilimsel olarak ispatlanmış insan sağlığı üzerindeki yaşamsal etkilerine rağmen, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Müdürlüğü tarafından pervasızca kullanımı devam etmektedir. Karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutunu anlayabilmek için gazların isim ve türlerinin açıklanması gereklidir.



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası