Hekim Forumu / Mayıs - Haziran 1998

YÖNETİM KURULU�NDAN
Yeni döneme başlarken...
Sevgili Meslektaşlarımız,
2-3 Mayıs 1998 tarihinde yapılan seçimli genel kurul sonucunda İstanbul Tabip Odası�nı 2000�li yıllara taşıyacak yetkili kurullar belirlendi. Yeni dönem yönetim kurulu görev dağılımı yaparak çalışmalarına başladı.
Seçimlere katılarak oy kullanan tüm üyelerimize teşekkür ediyoruz. Oy kullanmaya gelmeyen üyelerimizin gelecek yıllarda daha duyarlı olmalarını beklemekten başka çaremiz yok gibi.
Seçimlerin Sultanahmet gibi güzel bir mekanda gerçekleştirilmesini sağlayan eski yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımıza, idari-mülki yetkililere ve emeği geçen tüm çalışanlara teşekkür ediyoruz.
Yeni dönemin en önemli amacı tüm hekim gruplarının kendilerini ifade edebileceği zeminleri yaratmak ve tabip odasını hekimleri ilgilendiren tüm süreçlerde �etkin�ve �söz sahibi�kılmak. Geçmiş dönemlerde hayata geçirilen �temsilciler kurulu�seçimleri önümüzde çözülmesi gereken bir problem olarak duruyor. Temsilciler kurulunun hem katılım yönünden dinamik kılınması hem de gündemine aldığı konularla yönetim kuruluna ışık tutması için tüm üyelerimizin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Çünkü temsilciler kurulu, Oda ile hekimler arasında önemli bir iletişim kanalı olarak canlandırılmayı bekliyor.
Oda bünyesinde oluşturulan kimi aktif kimi atıl bir çok komisyon faaliyeti yapılmaktadır. Tüm üyelerimizden halen yürütülen komisyonlara zenginlik katması için katkı bekliyoruz. Ayrıca faal olmayan komisyonların canlandırılması için de üyelerimizin ilgilerine ihtiyaç var.
Seçim döneminde yaptığımız çalışmalarda genç hekim arkadaşlarımızın ve özellikle asistan hekimlerin çok büyük bir kısmının Oda�ya üye olmadıklarını gözlemledik. Bu dönemde bir üye kampanyası başlatarak Oda�nın geleceğine sahip çıkabilecek meslektaşlarımızı şimdiden aramızda görmek istiyoruz.
Üyelerimizin bilgiye en kolay ve hızlı ulaşabilmelerini sağlamak için bir �internet�servisini kurmak üzere çalışmalarımıza başlamış bulunuyoruz. Bu servis özellikle araştırma hastaneleri ile bir iletişim ağı oluşturacak.
Mayıs ayı içinde iki acı yaşadık. SSK Sağlık İşleri Müdürü Dr. Fevzi Sağıroğlu ve Odamızın emektar aktivistlerinden �Melih Abi� Dr. Melih Uzel kalp krizi sonucunda aramızdan ayrıldılar. Tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Dr. Halil İbrahim Özsoy Odamızı ziyaret ederek yönetim kurulunu tebrik etti. Yönetim kurulu olarak sayın Bakan�dan İstanbul�da bir hekimevi yapılması ve 6023 sayılı TTB  yasasının değiştirilmesi konularında destek aldık. Bu konuda takipçi olacağımızı kendilerine ifade ettik.
Sevgili meslektaşlarımız,
Yeni dönemde, yeni bir yönetim anlayışı olarak heyecanlarımızı ve ufkumuzu günlük koşuşturmalar içinde yitirmek istemiyoruz.
Hekimlik değerlerine, hekim haklarına ve halkın sağlıklı yaşama hakkına sahip çıkmak ve mesleki geleceğimizi belirlemek amacıyla sizlere güçbirliği öneriyoruz.
Desteğinizi, görüş ve önerilerinizi ulaştırabileceğiniz tüm kanallarımız, tüm hekimlere açıktır.
*
Şeflik Sınavları nihayet yapıldı!
Sınavın ikinci aşaması, Yabancı Dil Sınavı�nın 1 Haziran 1997 günü gerçekleşmesinden tam 350 gün sonra yapılabildi. Uzun tartışmalar, Danıştay�da açılan davalar, Bakanlığın para arayışı derken Şubat�ta başvuruları yapılan Şeflik Sınavları�na 2000�e yakın uzman hekim katıldı.
33 ayrı dal ve yan dalda hazırlanan 80 soruya adayların 2 saatte yanıt vermesi isteniyordu. Sınavdan sonra Tabip Odası�na gelen görüşler, üç noktada toplanıyordu:
a- Böyle bir sınav için 80 soru az.
b- Bazı soruların yanıtları tartışmalı, bazılarının birden çok yanıtı var.
c- Soruların o daldaki konular arasında dağılımı dengesiz.
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu, gelen görüşleri bir rapora dönüştürerek ÖSYMve Sağlık Bakanlığı�na iletti ve üç öneride bulundu:
a- Soruların doğru yanıtlarının ve dayandığı kaynakların, sonuçlar açıklanmadan önce ilan edilmesi.
b- Yanıtı tartışmalı veya birden çok olan soruların değerlendirme dışı bırakılması.
c- Bundan sonra yapılacak sınavlarda daha özenli davranılması.
24 Mayıs günü toplanan TTB - UDKK Yürütme Kurulu toplantısında ise üç büyük ildeki Tabip Odası�nın ortak bir rapor hazırlayarak TTB Merkez Konseyi ile birlikte ÖSYM�ye sunulması kararlaştırıldı. Sınav süreci başlamıştı. Düzeltilebilir, ama artık bu sistemden vazgeçilemezdi...
*
*
GÜNDEM
Seçim�98 analizi
Dr. Önder Alpdoğan
Bir seçim dönemini daha geride bıraktık. Bu seçimin analizini yapmak hekimlerin yönelimleri ile ilgili bilgiler edinmemize yol açacaktır.
İstatistikler
Katılım:Seçim döneminde yaşanan canlılığa rağmen ancak hekimlerin ancak 1/4�ü seçimlere katıldı. Bir önceki seçime göre katılım %50 oranında artmış olmasına (1996�da 2030 hekim seçime katıldı)rağmen 1994�teki en yüksek katılım olan 4200 sayısına ulaşılamadı.
Sandıklara göre katılım oranları
sandık no  %
2 - 8       12.3
9 - 16     24
17 - 24   33
25 - 32   23
33 - 38   26
Sandıklara göre oy dağılımı: Üye numarasına göre düzenlenmiş toplam 38 sandıkta oy kullanıldı.
İlk 30 sandığın biri dışında hepsinde Güçbirliği grubu önde bitirmiştir. Bu tek sandık ise 27 nolu sandık olup İdealist Hekimler Grubu açık farkla öndedir. Son sekiz sandığın ise 5�inde DKG ve 3�ünde İdealist Hekimler Grubu önde idi.
değerlendirme
1- Seçimlere 1 ay kala oluşan Güçbirliği Grubu büyük bir başarı göstermiştir. Bunda grubu oluşturan hekimlerin hekimlik pratiği içinde oluşturdukları güven ve hekimliğin sorunlarını çözebilme konusunda çevrelerine verdikleri inanç önemli rol oynamıştır. Güçbirliği grubunun programı ile DKG�nin programı arasında önemli bir fark bulunmamaktadır. En önemli farklar, önceledikleri konular, bu konuları ele alış biçimleri ve hekimlerin sorunlarına bakış tarzı ile ilgilidir. Seçimin Güçbirliği grubu tarafından kazanılması, aynı zamanda son dönemde Yönetim Kurulu�nda azınlık görüşü olarak ifade edilen görüşün, aslında hekimler içinde çoğunluğu temsil ettiğini açıkça göstermiştir. Bu sonuçla örgüt içi demokrasi, katılımcılık, doğrudan demokrasi gibi konularda yapılan bütün tartışmalar hekimler tarafından pratik olarak çözülmüştür.
2- Seçimlere katılmayı bir sahiplenme şekli olarak alırsak, Oda, yeni katılan üyelerce de sahiplenilmektedir. Buradaki ilginç bir nokta, 17-24 numaralı sandıklarda hekimlerin diğer hekim gruplarına göre seçime % 10 oranında daha fazla katılmalarıdır. Güçbirliği grubunun açık farkla önde olduğu bu sandıklarda oy kullanan meslektaşlarımızın önemli bir kısmı 10-15 yıllık hekimdir ve 1990 Demokrat Hekim çalışmaları sırasında kaydedilen üyelerdir.
3- İdealist Hekimler dikkat çekici bir oy artışı göstermektedir. Seçime 3 gün kala ortaya çıkan bu grup, hekimlik değerleri ve Tabip Odası�nda ne yapacaklarından çok Türk-İslam sentezini savunan siyasi görüşleriyle oy almışlardır. Son 2 yılda üye olan hekimleri kapsayan son 6 sandıkta önde gözükmektedirler. Bunda seçim öncesi 200 civarında yeni üye kaydedilmesini sağlamaları rol oynamış olsa bile dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
4- Seçim çalışmaları sırasında başta üniversite hastaneleri olmak üzere asistan hekimlerin büyük oranda üye olmadıkları gözlenmiştir. Tıp fakültelerinden yeni mezun olan hekimlere maalesef tabip odalarının önemi ve hekimlik pratiğindeki rolü yeterince anlatılamamıştır. Örgütlü olmanın, haklarını mücadele ederek almanın ve bir kitle-meslek örgütü olarak yetkililer karşısında temsil edilmenin ne kadar gerekli olduğunun tekrar ve tekrar anlatılması gerekmektedir.
5- Bu seçim; mekanın çok iyi seçilmesi ve iyi organize edilmesi ile pazar pikniğine dönüştü. Yıllardır birbirini görmeyen çok sayıda hekim keyifli bir ortamda saatlerce sohbet etti. Seçime katılamayan yüzlerce hekim hoş bir gün geçirme fırsatını kaçırdıklarını belirtti. Bu ruh halinin daha büyük katılımın habercisi olduğunu hissetmek mümkündür. Gelecek seçimlere daha geniş katılımların, ancak böyle hissedenlerin daha yoğun çaba harcaması ile sağlanabileceği de unutulmamalıdır.
6- İstanbul Tabip Odası faaliyetlerine katıldığım son on yıl içinde, Demokrat Hekim çalışmaları yüzlerce asistan hekimin enerjisiyle ivme kazanmış ve İTOyeni bir canlanma yaşamıştı. Güçbirliği grubu, önemli bir kısmı o yıllarda asistan olan hekimlerin, bugün uzman hekimler olarak İTO�ya daha geniş kesimlerle birlikte ağırlığını koyması ile seçimi kazanmıştır. Bu şekilde yeni bir ilerleme döneminin yakalandığı görülmektedir. Hekimlerin ve halkın sağlık sorunlarının çözümünde hayata geçecek yeni politikalar ürettiğimiz ve İTOçalışmalarını günlük hekimlik pratiğiyle birleştirdiğimiz oranda İTO�nun daha çok gelişeceğini düşünüyorum. Bu ancak bürokratik Oda yönetim modellerine karşı katılımcı, daha geniş hekim kesimlerinin düşüncelerinin ve aktivitesinin İTO�da tartışıldığı, aynı zamanda birkaç yıldır oluşturmaya çalıştığımız kalıcı komisyonların (Uzmanlık Eğitimi Çalışma Grubu gibi)sayısının ve etkinliğinin artırıldığı bir ortamda gerçekleşebilir. Aslında son seçimi böyle bir ortam özlemi kazanmıştır. Bu anlamda 1990�larda Oda�ya yapılan aşı tutmuştur. Hekimler daralan yönetim modellerini kısa zamanda bertaraf etmektedirler. Bu, herkesin alması gereken belki de en önemli ileriye yönelik derstir...
*
Şölene 3200 üye katıldı
İstanbul Tabip Odası�nın iki yıllık dönem için yöneticilerini belirleyen seçimler 3 Mayıs günü yapıldı. Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi�nde yapılan seçimde 3200 üye oy kullandı.
Seçimi oyların % 46.7�sini alan �Sağlıklı toplum ve iyi hekimlik için Güçbirliği� grubu kazandı. �Güçbirliği� grubunun Yönetim Kurulu adayları Dr. Orhan Arıoğul, Dr. Özcan Baripoğlu, Dr. Haluk Eraksoy, Dr. Mithat Kıyak, Dr. Atilla Ongan, Dr. Namık Kemal Tartanoğlu ve Dr. Kürşat Yıldız�dan oluşuyordu.
Seçime katılan diğer gruplardan Demokratik Katılım Grubu oyların %30.3�ünü alırken, �İdealist Hekimler Platformu�ise seçmenlerin %23�ü tarafından tercih edildi.
İlk kez haftalar öncesinde başlayan yaygın bir propaganda kampanyasıyla gerçekleşen seçimler için, günlük gazeteler ve televizyon kanallarında çok sayıda haber yayınlandı. Binlerce seçim broşürü dağıtıldı, gazete ilanları verildi. Seçim günü Sultanahmet bölgesindeki müzelerin hekimlerce ücretsiz gezilebilmesi sağlandı. Ücretsiz rehberli geziler düzenlendi. Anadolu yakasından ve Bakırköy�den servis otobüsleri kaldırıldı.
Seçimin yapıldığı okul bahçesinde kurulan standlardan sürekli yiyecek ve içecek servisi yapılırken, oy kullanmaya gelen üyeler deniz manzarası önünde hekim dostlarıyla sohbet etme fırsatı buldular.
Sanatçı hekimlerin ürünleri sergilendi, açılan standlarda Dr. Rahmi Dirican, Dr. Tarık Minkari, Dr. Hüsrev Hatemi, Dr. Erdinç Köksal ve Dr. Altay Martı kitaplarını imzalayarak okurlarıyla söyleşiler yaptılar.
Ayrıca Dr. Ferda Ereren ve Dr. Erdal Şalikoğlu, bağlamaları eşliğinde seslendikleri türkülerle dinleyenlere güzel bir müzik ziyafeti verdiler.
Seçime katılanlar, bu düzenlemeden çok memnun kaldıklarını sıklıkla dile getirdiler. Balonlarla, rengarenk afişlerle süslenen seçim bölgesi, adaylar arasında demokratik ve hekimlere yakışır olgunlukta bir yarışmaya sahne oldu.
Herkesin tek üzüntüsü ise, bu kadar duyuru ve çabaya rağmen aktif üyelerin sadece %25�inin oy vermeye gelmesi idi. Daha önceki döneme göre katılımda 1000 dolayında artış oldu. Ama sonuç yine de tatmin edici olmaktan uzaktı.
Herşeye rağmen 98 seçimleri, kendine has özellikleri ve getirdikleri yeniliklerle katılanların zihninde güzel izler bıraktı.
Tabip Odası�nda görev dağılımı: Başkan, yeniden Dr. Orhan Arıoğul
Daha propaganda döneminde Dr. Orhan Arıoğul�Güçbirliği�grubunun başkan adayı olarak konuşuldu. Seçimin ertesi sabah gazeteler Başkan seçimini yapmıştı bile. Seçimlerden sonra toplanan Yönetim Kurulu, basını yalancı çıkarmadı: Dr. Orhan Arıoğul oybirliğiyle başkanlığa getirildi. Dr. Kürşat Yıldız Genel Sekreterliğe, Dr. Özcan Baripoğlu Muhasip üyeliğe, Dr. Haluk Eraksoy ise Veznedar üyeliğe zeçildi.
Ayrıca Yönetim Kurulu üyeleri arasında görev alanlarına göre işbölümü yapıldı. Buna göre tıp fakülteleri, tıp eğitimi, tıbbi etik Dr. Arıoğul; işyeri hekimliği Dr. Baripoğlu, uzmanlık eğitimi Dr. Eraksoy, temel sağlık hizmetleri ve halk sağlığı Dr. Kıyak, özel sağlık hizmetleri Dr. Tartanoğlu, SSK sağlık hizmetleri Dr. Ongan, diğer kamu hastaneleri ise Dr. Yıldız�ın görev ve yetki alanı olarak belirlendi...
*
Genel Kurul Kararları
Odamızın geçmiş Genel Kurullarında, Genel Kurul üyeleri tıp mesleği, hekimlerin mesleki uygulamaları, ülkemizin sağlık sorunları ve ülkemizin yaşadığı gerçeklerle ilgili olarak hemen daima, üyelerimiz ve genel kamuoyunda ağırlığı ve etkinliği olan kararlar almaktadır.
2 Mayıs 1998 Cumartesi günü yapılan İstanbul Tabip Odası Olağan Genel Kurulu�nda Genel Kurul üyeleri; aşağıdaki kararları almışlar ve Oda�nın 1998-2000 dönemi için seçilen Yönetim Kurulu�nu bu kararlar doğrultusunda gerekli çalışma ve etkinliklerde bulunmaya çağırmışlardır.
1- İ.T.O. Temsilciler Kurulu�nun bileşimi
İstanbul Tabip Odası�nın Genel Kurul�dan sonraki en üst karar organı olan Temsilciler Kurulu�nun üyeleri birimlerde hekimler tarafından seçilerek gönderilen üyeler dışında;
a)Odanın seçimli genel kurullarında belirlenen; Yönetim Kurulu, Onur Kurulu, Denetleme Kurulu ve TTBMerkez Delegasyonu asil üyeleriyle
b)Oda içinde gönüllülük temelinde çalışan hekimlerin katılımıyla oluşturulan, birim, kol, komisyon ve çalışma gruplarının birer sorumlu temsilcisinden oluşur.
c)Bu karar doğrultusunda Temsilciler Kurulu�na katılan bu üyelerin, diğerleri gibi söz ve kararlarda oy hakkı mevcuttur.
2- Tabip Odaları�nın Merkez Delegeleri�nin sayıları hakkında öneride bulunma
Türkiye�de mevcut tabip odalarında yapılan seçimleri izleyerek gerçekleştirilen Türk Tabipleri Birliği Büyük Kongresi�ne katılacak delegelerin sayılarının, odalara kayıtlı üyelerin sayılarıyla orantılı olarak belirlenmesi için TTBBüyük Kongresi�nde karar alınması ve gerekli değişikliklerin yapılması doğrultusunda girişim ve çalışmalarda bulunulmalıdır.
3- Özel sağlık sektörüne yapılan teşviklerin durdurulması
Ülkemizde sağlık alanında uygulanan özelleştirme uygulamasının bir biçimi olan özel sağlık sektörüne yönelik bütün teşviklerin durdurulması ve şimdiye kadar yapılan haksızlıkların giderilmesi için verilen her türlü teşviğin faiziyle birlikte geri alınması için girişimlerde bulunulmalıdır.
4- Hekimler Yüksek Kurulu kurulması hakkında
Hekim atama ve yer değişikliklerinde keyfi uygulamalara yol açan; ilgili bakanlıklar aracılığıyla atama ve yer değişikliği işlemlerine olanak tanıyan mevcut durum yerine, kadroları önceden ilgili Bakanlıkça belirlenmek ve bildirilmek kaydıyla hekimlerin sendikal, mesleki ve uzmanlık örgütlerinin temsilcilerinin de yer aldığı ve özel bir düzenlemeyle oluşturulmuş, hükümetlerden ve gündelik politik çıkar ve kaygılardan bağımsız bir �Hekimler Yüksek Kurulu�oluşturulması konusunda girişimlerde bulunulmalı ve yapılan girişimlerde yer alınmalıdır.
5- Kamuda �tam gün�çalışma zorunluluğu hakkında
Ülkemizde mevcut sağlık sisteminde ve bu sistemin uygulanması sırasında; hekimler �yarı zamanlı�, �kısmi zamanlı�ya da �belirsiz zamanlı�hizmet vermektedirler. Sağlık hizmetlerinin öncelikle kamu eliyle verilmesi ilkesinden hareketle; mevcut uygulama içinde yaşanılan durum hizmeti olumsuz olarak etkilemektedir. Dördüncü maddede de açıkça yeralan, hekimlerin atama ve yer değiştirmeleriyle görevli �Hekimler Yüksek Kurulu�gibi özerk bir yapının oluşması, tüm sağlık çalışanlarının grevli-toplusözleşmeli sendika hakkına kavuşması ve �tam gün�zorunlu hizmet ilkesinin getirilmesi konusunda girişimlerde bulunulmalı ve yapılan girişimlerde yer alınmalıdır.
6- Özelleştirmeler ve çok taraflı yatırım anlaşması girişimlerine karşı çıkılması hakkında
Sağlık alanındaki özelleştirmelerin ülkemiz genelinde uygulanan özelleştirme politikalarının ayrılmaz bir parçası olduğundan hareketle; gerek ulusal, gerekse �Çok taraflı yatırım anlaşması� gibi anlaşmalara karşı çıkılması ve buna yönelik oluşmuş veya oluşacak platformlarda etkin görev alınmalıdır.
7- Zorunlu göç mağdurlarının geri dönmeleri hakkında
Ülkemizin önemli sorunlarından biri olan zorunlu göç olgusu ciddi boyutlara ulaşmıştır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinde, 3000 civarında yerleşim biriminden yaklaşık beş milyon insan zorunlu göç olgusunun yarattığı tahribatı yoğun olarak yaşamaktadır. Bunun sonucu olarak metropollerin gecekondularında yaşanan sağlık sorunları ciddi boyutlara ulaşmıştır. Zorunlu göç mağdurlarına yönelik sosyal uygulamalar ve göç mağdurlarının uygun koşullarda köylerine geri dönüşleri için çalışmalar yapılmalıdır.
8- Savaşa karşı barışın savunulması hakkında
Ülkemizde toplumsal bir olgu olmanın yanısıra, toplum sağlığını etkileyen bir olgu olarak savaşa karşı barış, hekimlerin hekim olmaktan kaynaklanan bir sorumluluğudur. Hekimler, birey ve toplum sağlığını ve yaşamını olumsuz etkileyen savaşa karşı bir barış insiyatifi geliştirmeli ve tüm barış güçleri ile bir platformda aktif rol almalıdır.
9- 1982 Anayasası�nın değiştirilmesi ve geçici 15. maddesinin kaldırılması hakkında
�12 Eylül faşizmi�diye anılan ara dönemde uygulamaya giren 1982 Anayasası�nın yapısı ve içerdiği bazı hükümler, hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Demokrasinin ve insan haklarının gerçek anlamda yerine getirilmesine yönelik olarak;
a)Devlet memurlarına verilen uyarı ve kınama cezalarının yargı denetiminde olmasının sağlanması,
b)Hakimler ve Savcılar Kurulu�nun kararlarına itiraz edilebilmesi ve bunların yargı denetimine açılması,
c)Anayasa kapsamında olan kurumların almış olduğu tüm kararların yargı denetiminde olmasının sağlanması,
d)1982 Anayasası�nın 2. Maddesine de aykırı bir şekilde Anayasa denetimi dışında uygulamaya konulan, adı geçici olmakla birlikte 18 yıldır yürürlükte olan hukuk dışı bir dönemin bugün de sürmesine olanak tanıyan Anayasa�nın geçici 15. maddesinin kaldırılması ve bu maddenin koruması altında bulunan 626 yasanın Anayasa Mahkemesi�nin denetimine açılması,
için girişimlerde bulunulmalı ve yapılan girişimlerde yer alınmalıdır.
10- Ara dönemlerde uygulamaya giren hukuk dışı mahkeme kararlarının geri alınması hakkında
Ülkemizin geçmiş dönemlerinde yaşanan ara rejimlerde, olağan, bağımsız yargı dışında, çeşitli mevki ve erk odaklarınca yönlendirilmiş veya etkilenmiş yargılama yöntemleriyle, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı bir şekilde karara bağlanmış davalar ve bu davalar sonucunda verilen, hatta uygulanan kararların olduğu bilinmektedir. Bu davaların ve kararların; hukukun üstünlüğünü gözetir bir şekilde ve bağımsız yargılama kurallarına uygun olarak çalışan mahkemelerde, yeniden yargılanmaları ve alınan hukuk dışı kararların tüm sonuçlarıyla iptal edilmesi konularında bulunulmalı ve yapılan girişimlerde yer alınmalıdır...
*
LİSTELER-OYLAR
Güçbirliği
YÖNETİM KURULU(ASİL)
Orhan Arıoğul  1605 oy
Kürşat Yıldız  1501 oy
Haluk Eraksoy  1464 oy
Atilla Ongan  1432 oy
Özcan Baripoğlu 1374 oy
Mithat Kıyak  1359 oy
N. Kemal Tartanoğlu 1276 oy
YÖNETİM KURULU(YEDEK)
Özdemir Aktan  1403 oy
Lale Sever  1400 oy
Rıfat Yücel  1385 oy
Müjen İlnem  1348 oy
Ali Özyurt 1341 oy
Ercan Komar  1319 oy
Süha Göksel 1294 oy
ONUR KURULU(ASİL)
Faik Çelik   1420 oy
Ali Nahit Babaoğlu 1393 oy
Yıldırım Gülhan   1358 oy
Şükrü Erkurt  1310 oy
Erdinç Köksal  1276 oy
ONUR KURULU(YEDEK)
Olcay Neyzi   1399 oy
Aksel Siva 1364 oy
Lütfi Telci   1338 oy
Asım Kaytaz  1335 oy
Ömer Arıkan  1313 oy
DENETİM KURULU(ASİL)
İrfan Gökçay  1448 oy
Nihal Dizdar 1404 oy
Veysel Yılmaz  1378 oy
DENETİM KURULU(YEDEK)
Civan Işlak  1378 oy
Turgut Adatepe 1360 oy
Önder Alpdoğan 1334 oy
TTB DELEGASYONU(ASİL)
Şükrü Güner  1448 oy
Levent Aydemir  1412 oy
Hikmet Çevik  1405 oy
Nezih Varol  1403 oy
Sedat Azak  1399 oy
Nejat Horasanlı 1394 oy
Cuma Kılıçkap 1358 oy
TTB DELEGASYONU(YEDEK)
Arif Acar  1402 oy
Demet Parlar  1380 oy
Ali Serdar Fak  1358 oy
Füsun Erdenen  1350 oy
Mete Çek  1337 oy
Erdinç Ünal 1310 oy
Semih Halezeroğlu 1276 oy alarak seçilmişlerdir...
*
Demokratik Katılım Grubu
YÖNETİM KURULU(ASİL)
Hulki Forta  1054 oy
Şebnem K. Fincancı 956 oy
Beyza Çelenligil  944 oy
Osman Öztürk  902 oy
Hüseyin Demirdizen 897 oy
Emel Gökmen  872 oy
Mustafa Sütlaş 868 oy
YÖNETİM KURULU(YEDEK)
Ahmet Coşkun  912 oy
Hasan Kendirci  902 oy
Süleyman Özyalçın 875 oy
Selma Okkaoğlu  850 oy
Mustafa Tamyürek 837 oy
Erdoğan Mazmanoğlu 832 oy
Turabi Yerli 801 oy
ONUR KURULU(ASİL)
Gencay Gürsoy  1029 oy
Talia B. Aykan 1012 oy
Şahika Yüksel   1006 oy
Taner Gören  946 oy
Gürsel Çetin  930 oy
ONUR KURULU(YEDEK)
Hakan Gürvit   920 oy
Gülseren Akyüz 906 oy
Kemal Kutoğlu  882 oy
Ferda Ereren  875 oy
İsmet Sayman   851 oy
DENETİM KURULU(ASİL)
Zeki Kılıçarslan  906 oy
Hasan Ogan  883 oy
Şafak Kızıltaş  865 oy
DENETİM KURULU(YEDEK)
Nuran Doğramacıoğlu 906 oy
Altan Özkaya 883 oy
Selçuk Günday 865 oy
TTB DELEGASYONU(ASİL)
Dursun Kırbaş  938 oy
Rezzan Tuncay  914 oy
Elif Kırteke  911 oy
Naciye Demirel  899 oy
Özer Güvenç 880 oy
Berivan Bingöl  877 oy
Erdoğan Özden 848 oy
TTB DELEGASYONU(YEDEK)
Atilla Alp  909 oy
Gürcan Bahadır  863 oy
Bülent Şam  855 oy
Doğan Şahin  844 oy
Nazmi Tümerdem  829 oy
Ali Demircan 820 oy
A. Levent Karasulu 820 oy
*
İdealist Hekimler
YÖNETİM KURULU(ASİL)
A. Seyfi Gözaydın 714 oy
Orhan Gedikli  712 oy
Sadık Şencan  711 oy
Yalçın Güzelhan  708 oy
Yusuf Özkırış 703 oy
Sedat Sivaslıoğlu 701 oy
Sinan Taşbaş 685 oy
YÖNETİM KURULU(YEDEK)
Ahmet H. Kepekçi 722 oy
Osman Güneş  712 oy
İbrahim Aydın  709 oy
Zafer Çukurova  699 oy
Salih Çalık 698 oy
Adem Akçakaya  698 oy
İmren Özer 689 oy
ONUR KURULU(ASİL)
Günay Engin   747 oy
Kasım Şahin 725 oy
Suat Selçuk   721 oy
Ali Alimdar  721 oy
Asım Taşer  715 oy
ONUR KURULU(YEDEK)
Haldun Ertürk   686 oy
Zehra Taşçı 684 oy
Sinan Gürkan   679 oy
Fikri Ilgar  678 oy
Saim Şendil  660 oy
DENETİM KURULU(ASİL)
Muhittin Özkan  721 oy
Alaaddin Duran  717 oy
Mehmet Uğur Es 707 oy
DENETİM KURULU(YEDEK)
Salih Selman   721 oy
İsmail Özkabakçı 717 oy
İskender Sİncer 707 oy
TTB DELEGASYONU(ASİL)
Fikri Kıral  738 oy
Ahmet Yıldızhan  733 oy
Hasan Sezeroğlu  727 oy
Süleyman Soybaş  717 oy
Duran Erol  716 oy
Alpaslan Mert 707 oy
Mustafa Karapirli 705 oy
TTB DELEGASYONU(YEDEK)
Arif Akgül  729 oy
İbrahim Morgül  702 oy
Fuat Kantarcı  694 oy
Ahmet Özdemir  689 oy
Hakan Keküllüoğlu 678 oy
Mahmut Tokaç  678 oy
Mehmet Öncü 659 oy
*
*
Basına yansıyanlar...
Bu yıl İstanbul�da duymadık kimse kalmadı. Hemen her gazetede Tabip Odası seçimleri ile ilgili haberler yer aldı. Televizyonların ana haber bültenlerinde seçime katılım çağrıları yapıldı. Radyo programlarında seçimler gündeme geldi.
İlk olarak Yönetim Kurulu�nun resmi duyurusu yayınlandı. Orhan Arıoğul Açık Radyo�daki �Nasılsınız, iyi misiniz?� programına katılarak seçim kampanyasını başlattı. Erdal Atabek Cumhuriyet�teki köşesinde hekimlere meslek örgütüne sahip çıkma-seçimlerde oy kullanma sorumluluğunu hatırlattı.
�Güçbirliği�ve �Demokratik Katılım Grubu�basın yoluyla da üyelerin desteğini almaya önem verdiler.
Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, Yeni Yüzyıl gibi gazetelere bakıldığında seçim bu iki grup arasında geçecek gibi görünüyordu. İdealist Hekimler Platformu son hafta basını da kullanarak atak yaptı. Siyasi yelpazede bir yere sahip Yeni Şafak, Zaman Yeni Asya, Hergün gibi gazetelerde bu gruba açık destek yazıları yayınlandı. Seçimden önce ise Milliyet�te iki sütuna 15 cm paralı ilan verildi.
Başta sağlık muhabirleri olmak üzere gazeteciler seçim sürecini yakından izlediler. Bazı köşe yazarları ise gruplarla ilgili analizler yapacak kadar ilgilendiler. Aydın Engin Cumhuriyet�te seçimleri �tırmıklarken�, Ata Soyer Emek Gazetesi�nde ardarda üç uzun yazı kaleme aldı. Orhan Arıoğul�unCumhuriyet�te çıkan makalesini, Demokratik Katılım Grubu�ndan Şebnem Korur Fincancı�nın �Özelleştirme ve Tabip Odaları�başlıklı köşe yazısı izledi. (Bu yazıların tam metnini izleyen sayfalarda bulacaksınız.)
Basının seçime bu derece yer vermesinin bir nedeni de, hazırlanan şenlik havası oldu. Bu bakış açısı haber başlıklarına da yansıdı.
Sonuçta seçimlerin olacağını bu kez sağır sultan bile duydu. Buna rağmen üyelerin yalnızca %25�inin oy kulanmış olması ise acı, ama gerçek.
Oy kullanmayan 10 bine yakın üyenin belki 2000 kadarının nöbette olduğu düşünülebilir. Geri kalanlardan birinin (Dr. Ümit Şahin) neden seçime katılmadığını bu sayıda yayınlanan yazısından öğreniyoruz.
Ya diğerleri? Oda�ya maliyeti 2 milyarı geçen bu seçime neden katılmadılar?Muhakkak bir açıklaması olmalı.
Merakla bekliyoruz...
*
Haberlerden başlıklar
Tabip Odası Seçimleri - Ata Soyer (Emek, 15 Nisan)
Tabip Odaları ve Seçimler - Dr. Orhan Arıoğul (Cumhuriyet, 25 Nisan)
Doktorlar Demokrasi Sınavında - Deniz Som (Cumhuriyet, 28 Nisan)
Doktorlara Oy Daveti (Milliyet, 29 Nisan)
Hekimlere Seçimlere Katılın Çağrısı (Cumhuriyet, 29 Nisan)
Tabiplerde Seçim Heyecanı - Sibel Güneş (Yeni Yüzyıl, 29 Nisan)
Hekimlik:�Bilimsel Bir Başkaldırı� - Dr. Erdal Atabek (Bizim Gazete 30 Nisan)
Doktorlar Duyduk Duymadık Demeyin - Yalçın Bayer (Hürriyet, 30 Nisan)
İTO İçin Seçim Çağrısı (Emek, 30 Nisan)
Hekimler Genel Kurullarını Yapıyor, Herşey En İyi İçin (Bizim Gazete, 30 Nisan)
Hekimler Kongre Telaşında (Cumhuriyet, 30 Nisan)
Tabip Odaları ve Özelleştirme - Dr. Ş. Korur Fincancı (Cumhuriyet, 2 Mayıs)
İTO Seçimlerinde 3 Grup Yarışacak (Cumhuriyet, 2 Mayıs)
İdealist Hekimler Oda�ya Talip (Yeni Asya, 2 Mayıs)
Hekimler Sandık Başına (Milliyet, 2 Mayıs)
Promosyonlu Şölen Gibi Seçim - Erdal Bilaller (Sabah, 2 Mayıs)
Doktorlar Yarın Sandık Başına Gidiyor (Türkiye, 2 Mayıs)
Tabip Odasında Seçim Heyecanı (Zaman, 2 Mayıs)
Hekimlerin Yarışı Kızıştı (Dünya, 2 Mayıs)
İdealist Hekimler İddialı (Zaman, 3 Mayıs)
Hekimler Bugün Sandık Başında (Yeni Yüzyıl, 3 Mayıs)
İstanbul Tabip Odası Genel Kurulu Başladı (Cumhuriyet, 3 Mayıs)
İdealist Hekimler Platformu İlanı (Milliyet, 3 Mayıs)
İdealist Hekimler Platformu Seçimlerde İddialı (Yeni Şafak, 3 Mayıs)
İstanbul TabipOdası Genel Kurulu Dün Başladı (Emek, 3 Mayıs)
İTO Genel Kurulu�nda Barış Vurgusu (Gündem, 3 Mayıs)
Meslek Örgütleri Önemli (Öncü, 3 Mayıs)
Doktorlar Oylarını Kullandı (Akşam, 4 Mayıs)
Tabipler Odası�nda Şölen Gibi Seçim (Sabah, 4 Mayıs)
İstanbul Tabip Odası�nda Seçim Heyecanı (Posta, 4 Mayıs)
Hekimler Sandığa Gitti (Yeni Şafak, 4 Mayıs)
Tabip Odası Seçimlerini Prof. Arıoğul Kazandı (Cumhuriyet, 4 Mayıs)
Arıoğul Yeniden Başkan (Gündem, 4 Mayıs)
Arıoğul Yeniden Başkan (Hürriyet, 4 Mayıs)
Arıoğul Tabipler Odası Başkanı (Türkiye, 4 Mayıs)
Tabip Odası Seçimleri Sonuçlandı (Emek, 5 Mayıs)
Hekimler Başkanlarını Seçti (Hergün, 5 Mayıs)
*
*
BASINA YANSIYANLAR
Tabip odaları ve seçimler
Prof. Dr. Orhan Arıoğul*
(Cumhuriyet, 25 Nisan 1998)
Kaynaklarımızın paylaşımında toplumun gönencinin ön planda tutulduğu yıllarda, Cumhuriyetimizi kuran siyasi kadrolar, kısıtlı olanaklara rağmen, sağlık alanında çok önemli başarılar elde etmişlerdi. O dönem yarım yüzyıl geride kaldı.
İkibinli yıllarda girerken, ülke ulusal gelirinin yarısının, nüfusumuzun beşte birlik kesimince tüketilmesi ve sağlığa ayrılan bütçe payının gittikçe azaltılarak %2.6�lara inmesi gibi gerçeklerle karşı karşıyayız. Kaçınılmaz olarak, bunlar sağlık alanındaki göstergelere eşitsizlikler ve karmaşa olarak yansıyor.
Sağlık hakkı, insanlarımız tarafından �talep edilmesi gereken�türden temel bir hak olarak değil de, adeta verildiği kadarla yetinilen türden haklardan biri olarak kabul edildiğinden, hükümetler sağlık sektöründe daha fazla yatırım yapmaya gerek görmüyorlar. Bilinçli olarak yaratılan karmaşa, tüm bozukluğun pazar ekonomisi araçlarıyla tedavi edilebileceğinin gerekçesi olarak kullanılıyor. Bu da bir ideolojik çerçevede topluma kabul ettirilmeye çalışılıyor.
Yatırım teşvikleri ile ve kredilerle geliştirilmeye çalışılan özel sağlık sektörünün, ülkemizin bütünü için geçerli olan sağlık göstergelerini çağdaş beklentiler doğrultusunda geliştirdiğine dair bir bulgu henüz yok. Tersine, bu alandaki başıboşluk, karmaşayı daha da arttırıyor.
Azalan bütçe payına karşın, vatandaşların cebinden yaptıkları sağlık harcamaları artıyor. Nedeni, aşırı ilaç tüketimi ve gereksiz teknoloji kullanımı. Sağlık, kişinin cebinden para harcayarak satın alabileceği bir meta haline dönüştürülmeye çalışılıyor. �Check-up�kampanyalarına katılmayanlar neredeyse hasta ilan edilecek. MR çektirmeyenler ayıplanır duruma geldi.
Hekimler, bu yanlışlıklar komedisinin aktörleri durumuna dönüştürüldü. Oyunu seyredenler, sahneleyicileri değil, hep oyuncuları kınamaya koşullandırıldı. Oysa, mesleğin geleneklerini ve etik değerlerini korumada hekimlerin önemli sorumlulukları var. Daha doğru bir anlatımla, bu ilkelere hekimlerin dışında sahip çıkacak başka bir meslek grubu ya da oluşum yok.
Geçmişte Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları, sağlıktaki eşitsizliklerin ve karmaşanın boyutlarını ve bunun gerisindeki siyasal, toplumsal ve ekonomik nedenleri tekrar tekrar vurguladı. Sağlık hizmetlerinde TTBdeğerlerini açıkladı. Bunlar �doğruların�savunulması idi. Bütün bu değerler niçin benimsenip yaşama geçirilemedi?Bu değerler, sağlık politikalarını yürütenlerce neden ciddiye alınmadı?
Kanımca bunun bir tek nedeni olabilir: Hekimlerin güçlü bir meslek örgütü oluşturmayı başaramaması. Dile getirilen doğruların gerisinde kitlesel bir hekim desteğinin yaratılamaması. O nedenle, meslek örgütünün hekimlerin birlikteliğini sağlayabilecek adımları atması şart. Sadece doğruları dile getirerek sorumluluktan kaçmak mümkün değil. Tabip odaları olarak bu gerçeği anlamak ve üyelerimize anlatmak zorundayız. Bunun için tabip odasının gerçek anlamda hem demokratik, hem kitle, hem de meslek örgütü olması gerekiyor.
İçinde her görüşün bir zenginlik olarak barındırıldığı, ama uç ve azınlık görüşlerinin hekimlerin genel görüşüymüş gibi pazarlanmadığı bir demokratikliği, hekim sayısının tamamına erişen bir kitleselliği, üst birimlerden alt birimlere çok sayıda kişinin katkısı ve emeği ile oluşturulan bir örgütsel yapıyı tabip odalarında gerçekleştirmek zorundayız.
Hekimlerin ve tabip odalarının bunu başarabilecek olgunluğa eriştiğini sevinerek görüyor ve yeni seçim döneminin bunu somutlaştırmasını diliyorum...
* İstanbul Tabip Odası, Yönetim Kurulu Başkanı
*
*
Özelleştirme ve tabip odaları
Prof. Dr. Şebnem K. Fincancı*
(Cumhuriyet, 2 Mayıs 1998)
Tabip odaları seçimleri ülkemizin ve sağlık alanının bir yığın önemli sorunla iç içe olduğu bir dönemde yapılıyor. Yaşanılan ekonomik koşullar emeği ile geçinen toplumsal kesimlerde hayatı her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Gelir dağılımındaki dengesizlik büyüyor, toplumsal eşitsizlikler artıyor.
Son beş yıldır hükümetlerce ısrarla uygulanan özelleştirme politikaları sosyal devlet ilkesini aşındırıyor. Hükümetler, toplumsal kaynakları iç ve dış borç ödemeleri için kullanıyor. 1998 bütçesinin yüzde 40�ını oluşturan 59 katrilyon TLfaiz ödemelerine ayrılıyor. Eğitim, sosyal güvenlik ve sağlık söz konusu olduğunda ise hep aynı cevap veriliyor:�Kaynak yok.�
Toplumsal ve ekonomik alanda yaşanan kriz hızla sağlık alanına yansıyor. Önlüklerimizin beyazı sağlık hizmetlerinde kötüye gidişi engellemeye yetmiyor. Bütçeden sağlığa ayrılan kaynağın yetersizliği devam ediyor. 1997 yılında yüzde 3.2 olan Sağlık Bakanlığı�nın tüm bütçe içindeki payı 1988�de yüzde 2.6 olarak öngörülüyor. Dünya Sağlık Örgütü�nün Türkiye gibi ülkelere önerisi ise bu payın en az yüzde 10 düzeyinde olmasıdır.
Kamu sağlık kuruluşlarının çökertilmesi uygulamasında ısrar ediliyor. 1998 yılında toplam 390 trilyon TLolan Sağlık Bakanlığı bütçesinin sadece 32 trilyon TL�si yatırımlara ayrılmış durumda. Devlet, sağlık alanından çekiliyor. Yerini özel sağlık sektörüne devrediyor. Sağlık hizmetleri devlet eliyle özelleştiriliyor, ticarileştiriliyor. İstanbul�daki toplam kamu hastanesi sayısı 52 iken özel hastaneler 100�ü geçiyor. Kamu sağlık hizmetlerinin çökertilmesi birinci basamak sağlık hizmetlerini çok daha dramatik biçimde etkiliyor. Günümüzde İstanbul, sağlık ocağı bakımından Doğu ve Güneydoğu�dan daha kötü durumda.
Sağlıktaki özelleştirme uygulamasından geniş hekim kesimlerine düşen pay kötü çalışma koşulları, daha fazla çalışma, daha düşük ücret ve işsizlik oluyor.
Ülkemizdeki 70 bin hekimin yüzde 42�si, yani 30 bin hekim, sadece kamuda çalışıyor ve ücretleri son yıllarda hızla aşınıyor. 1980 öncesinde 1200 dolar olan hekim maaşları, 1998 başında 500 dolara düşüyor. Ücretlerdeki aşınma hekimleri ikinci, üçüncü işlerde çalışmaya zorluyor.
Hekimlik uygulaması gün geçtikçe pahalı tıbbi teknolojiye bağımlı hale geliyor. Bu gelişme hekimleri sermaye sahiplerinin açtığı kuruluşlarda çalışmaya zorluyor. Çok düşük bir azınlık ise hekimlikten özel hastane sahipliğine geçiyor. Bu transformasyonu gerçekleştiren meslektaşlarımız için hekimlik ilke ve değerlerinin yerini serbest piyasanın kuralları alıyor. Hasta �müşteri�ye, hastalık �hasar�a dönüşüyor. Tıbbi pratiğin esas amacı, hastaya yarar sağlamaktan çıkıp kârın maksimizasyonuna dönüşüyor. Özel sağlık kuruluşlarında ücretli olarak çalışan geniş hekim kesimi ise herhangi bir iş güvencesi ve örgütlenme hakkına sahip olmadıkları için yoğun bir emek sömürüsüne maruz kalıyorlar.
Uzun yıllar boyunca hekimliğin geleneksel biçimini oluşturan muayenehanecilik gittikçe zorlaşıyor. 1980�de sadece özel sektörde çalışan hekimlerin oranı toplamın yüzde 40�ı iken bugün yüzde 15�e düşüyor. Muayenehaneciliğin önündeki önemli bir engel olan, sayıları giderek artan gelişkin özel teşhis-tedavi merkezleri ve özel hastaneler, aynen 1980�lerde süpermarketlerle bakkallar arasında yaşanan eşitsiz rekabet, günümüzde sağlık alanında da sürüyor. Özel hastaneler bağımsız hekim muayenehanelerini kapanmaya zorluyor. Muayenehane hekimlerinin kazançları giderek düşüyor.
Tüm bu gelişmeler göz önüne alındığında tabip odalarının önüne tek bir seçenek çıkıyor. Sağlıkta özelleştirmeye karşı çıkmak. Sağlıktaki özelleştirmeyi durduramadığımız sürece ne hekim ücretlerinde yükselme ne uygun çalışma koşulları ne de iyi ve nitelikli hekimlik mümkün gözüküyor. Toplum sağlığı için yapılan mücadele hekim hakları ve mesleki değerler için yapılan mücadeleyle giderek daha fazla örtüşüyor.
Bu koşullarda tabip odaları yönetimlerinin , hekimlik yerine özel hastane işletmeciliği ve sağlık pazarlamacılığını tercih eden küçük bir azınlığın çıkarlarını değil; geniş hekim kesimlerinin haklarını savunan politikalar izlemeleri gerekiyor. Yaşamlarını emekleriyle kazanan hekimlerin bu seçim döneminde de tercihlerini doğru yönde kullanacaklarına inanıyorum...
* İstanbul Tabip Odası, Genel Sekreteri
*
*
Tabip odası seçimleri
Dr. Ata Soyer
(Emek, 15 Nİsan 1998)
Nisan ayı, tabip odalarında genel kurul ayı. Nisanda (en geç mayıs ortasında)tabip odalarını 2000�e götürecek yönetimler seçilecek. Bu genel kurullar öncesi, �iman tazelemek�amacı ile değerlerimizin anımsatılmasında yarar var.
1973 sonrası tabip odaları önce Ankara, sonra İzmir�den başlayan bir demokratikleşme rüzgarı yaşadı. 1980 darbesi ile kesintiye uğrayan bu rüzgar, yeniden bu kez İstanbul�dan başlayıp Ankara ve İzmir üzerinden Anadolu�ya aktı. 1990 ise, bu demokratik rüzgarın, örgütsel mekanizmalarla desteklenerek �ete kemiğe�büründürüldüğü bir dönüm noktası oldu. Bugün 2000�e 2 kala, geriye baktığımızda, yaklaşık 20-25 yıllık bir gelenekten söz etmek mümkün. Biz, her dönemde �taş üstüne taş�konarak, bugüne gelindiğine ve geleceğe de yine aynı şekilde varılabileceğine inanıyoruz. �Eşitlikçi ve ayrıcalıksız bir sağlık sektörü ve sömürüsüz bir dünya� özlemimizin, birlikte üreterek gerçekleştirilebilecek bir hedef olduğunu düşünüyoruz. Her şeyin �metalaştığı�dünyada, insanı önceleyen tercihlerin tükenmediğini görüyoruz.
TTB�nin ve içindeki tabip odalarının demokratik bir kitle-meslek örgütü olduğunu söylüyoruz. Başka isimlere gerek yok. Demokratik bir kitle örgütü olmanın en önemli ilkesinin devletten ve sermayeden bağımsız olmak olduğunu, buna özen göstermenin gereğini savunuyoruz.
Ülkenin demokratikleştirilmesine katkıda bulunmak kadar, örgüt içi demokratik mekanizmalar ve davranış biçimlerinin yerleştirilmesi için çaba harcıyoruz. Çaba harcamayı sürdürmeyi istiyoruz. Bu temelde yükselen bir mesleki faaliyet yürütmeyi, bu faaliyetin ülkemizdeki ve sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltmaya yönelik olmasını varlık nedenimiz olarak kabul ediyoruz.
Sağlık sorunlarının ve mesleğimize ilişkin sorunların ancak �mücadele�ile bu mücadele zemini ile bağlantılı �müzakere�becerisi ile çözülebileceğini, �hükümetleri rahatsız eden eylemler�olmaksızın hak alınamayacağını biliyoruz. Tüm dünyada sermayenin egemenliğinin insana ait ne varsa yok ettiği bir süreçte, serbest piyasa ahlakına karşı emekten yana bir ahlak ve yaşamı savunuyoruz. Bu bağlamda, yalnızca hekimlerin, yalnızca sağlıkçıların değil, emekten yana tüm kesimlerin birlikte davranmasının şart olduğunu düşünüyoruz.
Böyle iddialar sahibi olmanın her konuda çok ciddi fikri hazırlık gerektirdiğini; üyeler ile canlı bağlantı üzerine inşa edilmiş kitlesel güç ve diğer çalışan örgütleri ile güç birliğinin önemli olduğunu, özlük haklarından sağlık politikalarına, eğitimden insan haklarına, işçi sağlığından hasta haklarına çok geniş bir faaliyet  alanına sahip olunmasını; itiraz ruhunu diri tutan ortak tepkiler ile mücadeleci bir örgütsel kimlik yaratılmasını savunuyoruz.
Bu temel ilkelere eklemeler-çıkarmalar yapılabilir. Doğal ki, 20-25 yıllık süreci, bu �kuru�sözlerle anlatabilmek mümkün değil. Ama değersizleşen bir dünyaya inat, özgürlükler ve değerler dünyasına sahip çıkmak; yapmaya çalıştığımız...
...
Bir uzun yürüyüş öyküsü anlatacağım size. Birlikte birçok insan yola çıkmış, taş taş üzerine koymaya çalışmış. Bunların bir kısmı, daha sonra �eşitlik� ve �adalet� gibi değerleri yok sayarak ayrı bir yol seçmiş. O zamana kadar yaşadığı değerleri hafifsemeye, onları hatırlatanları dışlamaya başlamış. �Büyük hedefler�, �büyük işler�i gerçekçi bulmamaya, insanların �metalaşan�dünyada ürettikleri geri savunma mekanizmalarını �deşmeye�başlamışlar. Birlikte birçok şey yapılan insanlarla, karşı karşıya düşülebileceği ilk o zaman görülmüş...
Yürüyüş devam etmiş. Sonra, bu kez de �özgürlük� ve �sermayeden ve devletten bağımsızlık/mesafelilik�değerleri terk eden bir ayrışma yaşanmış. Yukarıdan aşağıya oluşturulmaya çalışılan bir restorasyonun gönüllü uygulayıcıları, yollarını ayırmış. Tıpkı diğerleri gibi bir �bataklığa�gidiyorlarmış. Diğerleri son kez ellerini uzatmış, ama nafile... Onlar, bataklığa yürümekte kararlılarmış...
Yürüyenlere düşen daha eşit bir sağlık hizmeti ve dünya, daha iyi hekimlik hedefine doğru, ama değerleri ile birlikte güçleri yettiğince yürümek... 2000�e bu yürüyüşçüler mi varacak?Yoksa, artık kendi �yeni�değerlerini oluşturan �eski� yol arkadaşları mı?
*
*
Tabip odası seçimleri - 2 (Emek)
Tabip odası seçimleri başladı. Geçtiğimiz hafta, onbir tabip odasının seçimi yapıldı. Genelde�demokrat�hekimlerin yönetime geldiği bir seçim süreci söz konusu. Seçimlerin önemli bölümü de, bu hafta sonu yapılacak. Özellikle Ankara ve İstanbul Tabip Odalarının seçimleri önemli.
Genelde Türkiye, özelde ise büyük kentler düzeyinde tabloyu şöyle özetleyebiliriz:Her şeyden önce, bir meslek örgütü olan tabip odalarının demokratik kitle örgütü olduğunun altını çiziyoruz. Bu demokratiklik gerek ülkedeki demokratikleşme ile �irtibat�açısından, gerekse örgüt içi demokrasi açısından geçerlidir. Dolayısı ile bu örgütlerde çalışanlar, ülkenin demokratikleşmesi ile ilişkilidir, ilişkili olmak durumundadır. Sadece kendi menfaatlerinin takipçisi, sığ-meslekçi bir tarzın yeri yoktur; tabip odalarında. Onlar zaten bugüne kadar sadece keselerini doldurmakla meşgul olduklarından ve tabip odaları da onların keselerini doldurmada bir zaman ve enerji kaybı anlamına geldiği için, tabip odası yönetimlerine pek ilgi duymamışlardır. Hasbelkader yönetime geldiklerinde ise, bir hekimin muayenehanesinde ayda bir toplanıp, yılda bir �balo�etkinliği ile işi idare etmişlerdir. Giderek tabip odalarının hekimlerin yaşamına daha fazla girmesi, bu tür hekimlerin ilgisinin tabip odalarına yönelmesine yol açmıştır.
İki hafta önceki yazıda sıralamaya çalıştığım değerler, bu hekimler için çok anlam ifade etmemektedir. Onlar, sürekli olarak tabip odasından �sızlanan�ama iş müdahaleye geldiğinde, yaşamları boyunca kendilerinden başka kimseye güvenmedikleri için, istediklerini yapamayan bir konum sergilediler. Bu noktada, �odanın siyaset yaptığı, hekim sorunları ile ilgilenmediği�dışında bir eleştiri yapmadan, �kronik� bir muhalif duruşa (harekete değil)sahiptirler.
Tabip odalarında bir diğer �demokratik olmayan�eğilim, faşistler ve şeriatçılardır. Ellerinde bulunan 10�a yakın tabip odasının 10-15 yıllık faaliyetlerine bakıldığında, değil halk ya da hekimleri için, hiçbir şey için hiçbir şey yapmadıkları, �şovenist�ya da benzeri bir histeri dönemi dışında -o da basın açıklaması düzeyinde- kıllarını kıpırdatmadıkları rahatlıkla görülebilir. Her genel kurulda, bir iki provokasyonla ortalığı renklendirirler! Hekimlerin işkence vb. konularındaki ayıpların üstünün örtülmesini savunurlar. Sıkı özelleştirmecilerdir. �Bıçak parası�nı savunurlar, ama onlara sorarsanız, deontoloji onlardan sorulur.
Bir de demokratik görüntülü, yeni tip eğilimler vardır. Bunlar �eski solcudur�lar ama faşistler ve gericilerden daha fazla �sol�düşmanlığı yaparlar. Sağlık birimlerinde yapılan seçim toplantılarında, solcularla fikir tartışması yapmak yerine �Siz, şu örgütten değil misiniz?� şeklindeki pespayeliği yapabilirler. Muhatap oldukları her kesim için hazırladıkları özel karalama yöntemleri vardır; aynı kişi/ekip için Kürtçü, şeriatçı, sağcı, aşırı solcu, özelleştirmeci, özel sektör düşmanı, vb. deme �esnekliği�ne sahiptirler. İnce ihbarcılık yöntemleri geliştirmişlerdir. Bir keresinde TTBseçimlerini kazanan listeye oy veren delege profilini �inceleyen�bir tescilli ihbarcı, polisiye ayrıntıları içeren bir tablo çizmişti. Yakınlarda ise bir diğeri, karşı listenin adayını yıpratma işini görürken, o aday ile ilgili olmayan bir tabip odası mitinginin en önemli sloganının �halkların kardeşliği�olduğunu ifade ediyordu. Devlet, Şemdin�i bırakıp bunlara baksa daha çok iş çıkarır. Tam �yeni McCharty�ci dönem�e uygun bir tarz. Hele bir başkan adayı var ki �evlere şenlik�:Bir dönem birlikte çalıştığı hekimleri, �Odayı kendi marjinal politik görüşleri doğrultusunda yönlendirmekten başka vizyonları ve üretkenlikleri olmamak�la teşhir edebilmekte ve tüm seçim propagandasını bu �gerçek�üzerine inşa etmektedir. Bir de parlak gazetelerin birinde �köşe�sahibi olan �solcu dönmesi�var ki, döne döne başı döndüğü için nereden geldiğini unutmuş bir dille �tabip odasının kendi üstüne pek vazife olmayan işlerle uğraştığını; meslek örgütünün marjinal görüşlerin siyaset için maniple ettiği bir kurum haline geldiğini�yazabiliyor. İhbarların ve karalamaların tümünü yazsak, gazetenin tümünü bir ay boyunca işgal etmemiz gerekir. Onun için bu kadar yeter...
Bu sonuncu grup, niye bu kadar sola düşman ve içinden geldiği bu insanlara ve fikirlere niye bu kadar saldırıyor?Bu konu, sadece hekimlerin değil, bu ülkedeki, hatta dünyadaki eşitlik ve adaletten yana tüm insanların sorunu.
Soldan esen bir dalga, sola inanan-inanmayan çok sayıda insanı da alıp götürmüştü. Dünyada ve Türkiye�de eşitlik ve adalet gibi düşüncelerin gözden düşmesi üzerine, birçok insan yavaş yavaş ya da hızla eski düşüncelerini terk etti. Eskiyi yaşadıkları için hissettikleri pişmanlık, eski düşüncelerini taşıyanları gördükçe derinleşti. Solcuları ve hala sosyalist olanları gördükçe �boşa geçirdikleri�gençliklerini görüp, öfkelendiler. Bugün TTB�ye herşeye rağmen egemen olan değerlere öfkelerinin ve tepkilerinin asıl nedeni budur. Bugüne kadar daha küçük harfle dillendirdikleri öfkeleri, devlet destekli bir sol rüzgarın çıkması ile �aleniyet� kazandı.
Başa dönelim. Bu ülke demokratik bir ülke değildir. Bu ülkenin her yanında �yangın�vardır. Bu ülkedeki en temel sorun eşitsizliktir. Yoksulluktur. Adaletsizliktir. Özgürlükten yoksunluktur. Ve bunların sağlığa yansımasıdır. Bunlara karşı mücadele etmeden, sağlığı iyileştiremezsiniz, hekimliği iyileştiremezsiniz; tabii hekimlikten, bir büyük özel ya da artık özelleşmiş bir üniversite hastanesinde parasını verip, size ulaşabilen bir iki zengine, teknolojinin son ürünleri ile hizmet vermeyi anlamıyorsanız...
�Marjinalliğe�gelince. Marjinallik, eğer bu ülkede kamu sağlık hizmetlerinin çökertilmesine karşı mücadele etmekse biz marjinaliz. Marjinallik, eğer bu ülkedeki toplumsal eşitsizliklerin ve sağlıkta bunun yansımalarının giderilmesine çabalamaksa, biz marjinaliz. Marjinallik, hekimliğin sadece büyük tıp merkezinde sadece parası olana hizmet etmek değil, bu ülkenin her yerinde, sağlık güvencesi olan-olmayan ayrımını yapmadan hizmet etmeyi savunmaksa, biz marjinaliz. Sadece öğretim üyeleri ve devlet hastanesi şef-şef yardımcılarını değil, tıp fakültesini bitiren ve emekçi olan hekimlere meslektaşım demekse marjinallik, biz marjinaliz. Bir avuç hekimin iyi koşullarda hizmet vermesine değil de, hastabakıcısından hemşiresine tüm sağlık personelinin bir ekip olarak hekimlerle çalışmasına önem vermekse marjinallik ve bu anlamda sendikaları (devlet güdümlü olmayanları)doğal yandaşımız saymaksa, evet marjinaliz. Devlet olanakları ile halkın soyulması anlamına gelen, muayenehaneden geçmeden hastaneye yatırma uygulamasına hayır demekse marjinallik, marjinaliz. Bu ülkenin insanına işkenceyi reva görenlere ve işkenceye hekimlerin ortak olmasına karşı mücadele marjinallikse de marjinaliz. Yoksa, barışçılık mı marjinallikten kastettiğiniz?Evet, marjinaliz. Bu anlamda da marjinal olacağız. Size, şimdi artık pişmanlık duyduğunuz, ama belki de hayatınızın en onurlu günlerini hatırlatıp, yüreğinizi sızlatmayı sürdüreceğiz. Son sözüm, son bir gruba. Bu örgütte, bu ülke insanları için, eşitsizlikleri gidermek için, kamudan yana ne ürettiysek, hepsinde yan yana olduğumuz bir grup hekimle, bu seçimde karşı karşıyayız. Aramızdaki farklılıkları yeterince tartışmadan ayrıştığımızı düşündüğümüz bu eski yol(arka)daşlarımıza tek söyleyeceğimiz şu:Kendi emeğinize yazık! Sizlerin bugün yanında olduğunuz �sol�düşmanları ve özelleştirmecilere, bu ülke için birlikte ürettiklerimizin bir anlam ifade ettiğini düşünüyor musunuz? Kamudan yana içtenliğiniz, bu ittifak ile zedelenmeyecek mi?Yoksa, tercihinizde, bizim bilmediğimiz bir �üst belirleme�mi var?Elimiz, hala havada...
1973�lerden bugüne getirilen, 1986�dan bu yana omuzladığımız TTBiçindeki demokratik hekim hareketinin özünü hatırlatarak bitirmek istiyorum. Bu hafta 52 tabip odasının hemen çoğunun seçimi bitmiş olacak. Belki bir daha söyleme fırsatımız olmayabilir.
Hareketimizin özü, faşizme karşı olmaktır. Antiemperyalist ve bağımsızlıkçı olmaktır. Dinsel gericiliğe karşı olmak ve laik olmaktır. Aydınlanmadan yana olmaktır. Şovenizme karşı olmaktır. Barışçılıktır. Emekten yana olmaktır Bürokrasiye karşı olmaktır. Devletten ve sermayeden bağımsız bir çizgiye sahip olmaktır. Sağlıkta var olan eşitsizlikleri kaldırmayı hedeflemektir. Her hekimin kendini ifade edebileceği bir işinin olmasını savunmaktır. Sağlıkta hekiminden hastabakıcıya kadar ekip hizmetini savunmak, sendikal mücadeleyi savunmaktır. Herkesin doğuştan sahip olduğu sağlık hakkının ancak, herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir sağlık hizmeti sunulması ile olanaklı olduğunda ısrar etmektir. İnsanlıkta ısrar etmektir. Bunca insanlık düşmanının olduğu bir dünyada, insanlıkta ısrar etmeyi sürdüreceğiz. Ya siz?
*
*
Tabip odası seçimleri - 3 (Emek, 6 Mayıs 1998)
Geçen hafta, tabip odası seçimlerinin çoğunun hafta sonu tamamlanacağını ifade etmiştim. Şu anda 52 tabip odasının 45�inde seçimler tamamlandı. Seçimi sonuçlanan tabip odalarının %24�ünde, şeriatçı-faşistler yönetime geldi. Yaklaşık %13 oranında da karma yönetimler söz konusu. Geriye kalan %15�lik oranın da %9 - % 6 paylaşılması olasılığı var; Türkiye haritasının ortasında kara delik gibi bir boşluk duruyor. Bu tabloyu herkes görmeli, değerlendirmeli. En çok da, geçen hafta bu köşede tanıttığımız (daha doğrusu sizlerin daha yakından bildiği)soldan nefret eden �solcu�lar değerlendirmeli!
Geçen haftanın olayı, Ankara Tabip Odası seçimleriydi. İzmir ve İstanbul�un aksine, Ankara�da ülkede var olan rüzgara tamamen ters bir yönetim geldi. Nasıl?
Ankara�da genç bir ekip, yaklaşık 6 aydır çalışıyordu. Eksik, ama daha çok da yeniler, ortak bir program hazırladı. Eski değerlerin üzerine, ama bütünüyle yeniden yazarak. Hatta, zaman zaman �Programa da bu kadar zaman harcanır mı?�tartışmalarına karşın üretimin ortak olması, en az üretim kadar önemli değil mi?
Bu ekip, birim birim, kişi kişi üyelerine ulaşarak programlarını, kendilerini anlattılar. Sonra, dönüp eksikliklerini - fazlalarını değerlendirdiler. Bu arada sol düşmanı �sol�cuların seviyesiz polemiklerine pek kulak asmayıp, bildikleri gibi yürüdüler. Sonra, adaylarını tartıştılar, önseçimle adaylarını belirlediler. Sonuçları tartıştılar. Bu arada belirledikleri programlarını yürüttüler. Yaklaşık 400 - 500 hekimi Tabip Odası�na üye ettiler. Eski ayrılıklara takılmadılar. Genç, dinamik, kapsayıcı bir tarz izlediler. Rüzgarın �yukarıdan�estiği bir ortamda, özgürlükçü-eşitlikçi-adaletçi-bağımsızlıkçı, gelecekten yana bir hekim hareketini yeniden kurdular. Özellikle kendini solda ifade eden  herkese örnek oldular. Birlikte, ama kendi farklılıklarını ifade etmekten kaçınmayan; söze değil işle birlikte iletişime/söze önem veren; yenilikçi ve genç, ama geleneksel değerleri sahiplenen; hekim sorunları ile ilgili ama �hekimci�ve �meslekçi�olmayan bir yeni odak oluşturdular.
1986 yılı, 1980 darbesi sonrası tabip odalarının ayağa kalkışının miladı sayılır. 1986, Ankara�da ATO�nun �sağ�dan alınış yılıdır. Ankara�da başlayan bu süreç, Türkiye�deki toplumsal dinamiklerle tüm ülkeyi etkilemiş, 1990�ların TTB�sini oluşturmuştur. Son 3-4 yılda yaşanan toplumsal sorunlar ile paralel örgütsel sıkıntılar, solda olduğu gibi TTB�de de bir ideolojik ayrışmayı getirmiştir.
Geçen haftaki seçimle, yeni yönetime gelen ve onları destekleyen ekip, ATO�yu yeniden solla buluşturmuştur. 1986�da toplumsal dinamiklerle ilişkili yaşanan dönüşümü, 1988�de Ankara�nın yeni ekibinin yaşatması mümkündür. Gereklidir. Diğer illerin bir bölümünde yaşanan gerilemeyi önlemenin yolu budur. Hoş geldiniz; ama işiniz çok zor!
�Hekimlik�ten ne anladığımıza ilişkin bir-iki belirleme ile bitiriyorum.
Toplumda insanlar, hekimle ancak hasta olunca yüzyüze gelirler. Hekimler de, hastaları tedavi eder. Oysa, hastalığın asıl tedavisi, vücudun sağlamlaştırılmasıdır. Vücudu sağlamlaştırmak ise, bir hekimin hasta vücudu üzerinde, son tıbbi teknolojiyi, en iyi (hatta sanatkârca)uygulamasıyla ilgili değildir. Che�nin deyimi ile �toplumsal ortaklaşacılıktemeli üzerinde tüm kollektivitenin çalışmasıyla�sağlam vücudu yaratmaktır.
En iyi hekimlik (ve de tıp), tıbbi müdahaleye en az ihtiyaç bırakan hekimliktir. Sadece acil durumlarda müdahale eden tıp, gelecek için hedefimizdir. Önemli olan hastalıkların önlenmesidir, halka danışmanlık yapmaktır.
Bugün hekimliğin görevi, insanların sağlıksızlığının nedenlerini doğru saptamak, bu nedenleri ortadan kaldırmak için çaba göstermektir.
Hastalar, genellikle büyük kentlerdeki, gelişmiş hastanelerde tedavi edilmezler. Hekim, hastanın (daha doğrusu insanın)en kolay ulaşacağı yerde, ona hizmet verecek durumda olmalıdır. Bir hekim aynı zamanda bir öğretmen, bir politikacı, bir ziraatci, bir mühendis, vb. olabilmelidir. Böyle bir hekimlik ortamının yaratılması için çalışılmalıdır.
Nasıl mı?Yanıtını bir meslektaşımıza bırakalım:
�... Devrimci bir doktor olmak için, her şeyden önce devrim yapmak gereklidir. Ayrı ayrı, bireysel çabalar, saf idealler, soylu emekler uğruna tüm bir hayatı feda etme arzusu, bütün bunlar tek başına harekete geçirilirse ve Amerika�nın bir köşesinde, bir başına düşman hükümetlere ve ilerlemeye olanak vermeyen toplumsal koşullara karşı mücadeleye girişilirse hiçbir işe yaramaz...� (Che Guevara, 19.8.1960, Havana)
Bu da bir seçim!
*
*
Hekimler kongre telaşında
Aydın Engin
(Cumhuriyet, 30 Nisan 1998)
İstanbul Tabip Odası�nın kongresi var. 2 Mayıs�ta kongre başlayacak, 3 Mayıs Pazar günü Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi salonlarında yapılacak seçimlerle sona erecek.
Adettendir, meslek odalarının, sendikaların, toplumsal ağırlığı yüksek örgütlerin kongrelerinden önce, yarışan gruplar, kendilerini tanıtmak, anlatmak amacıyla broşürler hazırlar, meslektaşlarının yanısıra gazeteci tayfasına da yollarlar.
Bu kez de öyle oldu. Masamın üstünde yarışan grupların broşürleri. Bir yanda �Demokratik Katılım Grubu�nda biraraya gelmiş eski-yeni tanıdıklar. Öbür yanda daha düne kadar Demokratik Katılım Grubu içinde görmeye alıştığımız, gene eski-yeni tanıdıklar. Onlar da �Güçbirliği�diye ayrı bir liste oluşturmuş, yönetime talip olmuşlar.
Haydi bakalım, gel çık işin içinden. Bunlar niye ayrılmışlar, dahası bunlar, aralarında çekişirken aradan demokratlıkları kuşkulu birileri sıyrılıvermesin? İstanbul Elektrik Mühendisleri Odası�nda kısa bir süre önce yaşananlardan sonra, �İstanbul Tabip Odası, İstanbullu hekimlerin meslek örgütü. Madem ne olup bittiğini anlayamadık, en iyisi karışmayalım�demek de pek akıl kârı değil. En iyisi bir bilene sormalı. Hekimlerle ilgili bir sorun ve sorun olunca benim için bir bilen ya bizim Erdal Atabek�tir ya da Gencay Gürsoy.
En iyisi �ikisine birden danışmak�deyip telefonun başına çöktüm. Atabek�in telefonu zırladı, açan yok. Cep telefonu ise almış başını �kapsama alanı dışına�çıkmış. Anlaşıldı, bizim doktor ya bir yerde konferans veriyor, ya sakin bir yere tüymüş kafasını dinliyor.
Döndük Gencay Gürsoy�a. Koskoca profesör nasıl olsa kolay kolay tüyemez. Üç ayrı telefon numarasını beyhude yere çevirdikten sonra dördüncüsünde yakaladık.
Önce telefonun benim tarafıma bile serin bir esinti getiren bir �pufff� çekti. �Valla�dedi, �aralarında büyük ya da çok temel bir fark yok. Zaten altı ay öncesine kadar bir arada ve uyumlu çalışan bir ekiptiler. O yüzden ayrılık noktalarını kavramak benim için de kolay değil. Ancak Demokratik Katılım Grubu�ndan kopan ekibin işbirliği yaptıklarına bakınca, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi gibi, biz hekimler için çok kilit bir konuda, Demokratik Katılım Grubu�ndan kopanların tavrı görece bulanık gibi geliyor bana. Ayrıca.�
Üstelemesem ardını getirmeyecek. Üsteledim. Bir �pufff�daha çekti.
�Kongre günü yaklaştıkça, Demokratik Katılım�dan kopanlar, daha düne kadar birlikte yol aldıkları arkadaşlarına, �İstanbul Tabip Odası�nı siyasete bulaştırmak, solbir çizgi izlemek�gibi suçlamalar yönetir oldular. İşte bu hoş değil. Düne kadar sağcı bilinen kesimlerden gelen böylesi lekelemeleri, bu arkadaşların ağzından duyar olmak gerçekten hiç hoş değil. Üstelik, Demokratik Katılım Grubu�nun tam da böylesi eleştirilere karşı, İstanbul Tabip Odası�nı sadece bir meslek örgütü eksenine oturtmak için kurulduğunu anımsarsak, belki �hiç hoş değil�den daha sert nitelemeler kullanmamız gerekecek. Benim korkum, bu çekişme ortamından yararlanıp sağcı kesimin aradan sıyrılması. Bunun sorumluluğunu kimse taşıyamaz.�
Telefonu kapattık. Bir �pufff�da ben çektim.
Cumhuriyet�in sağlık sorunlarıyla ilgili gencecik muhabiri Saadet Uslu�ya da danıştım. Baktım o da Gencay Gürsoy�dan pek farklı değil. Son anda aklıma geldi, �Peki sence başkan kim olacak?�diye sordum. Omuz silkti.
- Belli değil abi, dedi. Güçbirliği Grubu kazanırsa, Demokratik Katılım Grubu�ndan kopan eski başkan Orhan Arıoğul yeniden başkan olur herhalde. Yok Demokratik Katılım Grubu seçimi gene kazanırsa, bence ya Dr. Hulki Forta olur ya da Şebnem Hanım...�
- Şebnem Hanım? Yani bir kadın başkan...
- Evet abi. Hani Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Dr. Şebnem Fincancı.
Ötesini dinlemedim. Sordum.
- İstanbul Tabip Odası�nın başına bir kadın hekim gelmesinin zamanı gelmedi mi sence?
Gencecik muhabir arkadaşımın gözleri parladı. Sözümü tamamladım:
- Bence geldi de geçiyor bile...
*
*
*
Ne dediler?
Hekim Forumu Yayın Kurulu, seçim sürecini üyelere anlatmak için seçime katılan üç listenin en çok oy alan adaylarından (Dr. Orhan Arıoğul, Dr. Hulki Forta ve İdealist Hekimler Platformu�ndan Dr. Seyfi Gözaydın) birer değerlendirme yazısı istedi. Dr. Şükrü Güner, seçim öncesinde Cumhuriyet�ten Aydın Engin�in köşe yazısına karşılık gönderdiği açıklamayı iletti. Dr. Ümit Şahin �Seçime neden gitmedim?�başlıklı yazısında hem seçim sürecini, hem de Oda ile ilgili görüşlerini açıkladı. Dr. Erdoğan Özmen, geçen sayımızı dikkatle okuyanlara tanıdık gelecek görüşlerini bu kez seçimin ardından �the bluesmakamında�yazdı. Sıkılanlar olabilir, ama bu Hekim Forumu kaçınılmaz olarak tam bir seçim sayısı oldu...
*
Seçimin ardından
Prof. Dr. Orhan Arıoğul
İstanbul Tabip Odası�nın yeni dönem yöneticilerinin seçimi şenlikli ve güler yüzlü bir oy verme ortamında, katılanların belleklerinde iz bırakacak etkinliklerle yapıldı. Toplumsal barış ve hoşgörü beklentimize uygun düşen, böylesi örnek bir çalışmaya katkıda bulundukları için seçime katılan grupları kutlamak gerekiyor.
Yurtdışından gelerek oylamaya katılan meslektaşlarımız, rahatsızlıklarına rağmen gelen üyelerimiz, seçim heyecanımıza katılan emekli hocalarımız ve oy vermeyi gereksiz bir külfet görmeyen meslektaşlarımız varlıklarıyla bize kıvanç verdiler. Hepsine şükran borçluyuz.
Bu seçim ile bir dönüşüm gerçekleştirildi. Hekimler, çalışmalarına ürkmeden katılabilecekleri bir yönetim istediklerini net olarak gösterdiler. Bundan sonra, daha çok sayıda hekimin Oda çalışmalarına katılma umudunun doğmuş olması hepimiz için bir kazanımdır.
Ayrıca, ortak hedefimiz, sağlıktaki eşitsizliklere karşı mücadele etmekse, sağlığın devletin temel görevi olduğunu insanlarımıza anlatmaksa, sağlıktaki özelleştirmelere karşı durmaksa, hekim emeğinin gasp edilmesine karşı tavır geliştirmekse, etik değerlerimizi savunmaksa, hekimliğin gelişmesine katkıda bulunmaksa, seçim sonuçlarını bir kazanım olarak kabul etmek gerekiyor. Çünkü bu haklı düşüncelerin yanında olanların sayısı biraz daha arttı.
Esasen seçimi kaybeden taraf, savundukları, pek çok hekimin de katıldığı doğru fikirleri nedeniyle değil, yıllardır uyguladıkları yönetim tarzının ve üslubunun meslektaşlarca kabul edilmez bulunması nedeniyle bu sonuçla karşılaşmıştır. Bu yalın gerçeği seçimi kaybedenlerin de anlaması şüphesiz gücümüzü daha da arttıracaktır...
*
Oda�yı seviyorum
Dr. Hulki Forta
İstanbul Tabip Odası seçimleri güzeller güzeli İstanbul�un olağanüstü bir mekanında, bir şenlik havasında yapıldı. Demokrat Hekimler olarak seçimi kaybettik. Güçbirliği kazandı. Başarılı olmasını diliyorum.
Yirmibeş yıldır üyesi olduğum, zaman zaman aktif çalıştığım İTO�nı seviyorum. Büyük toplumsal olaylardan, demokrasinin kesildiği dönemlerden yüzünün akıyla çıktığı için seviyorum. Sağlıkla ilgili tek kirlenmemiş kurum olduğu için seviyorum. Şu günlerde toplumun en birincil gereksiniminin demokrasi olduğunu ve İTO�nın geleneği ile demokrasi talep edenlerin yanında olacağını bildiğim için seviyorum.
Ülkeme baktığım zaman, hiç bir şeyin net olmadığını, siyasi ve ekonomik gücün görüntüsünün korkutucu olduğunu görüyorum. Sosyal bir dengenin ufukta görülmediğini, bir süre daha fırsatçılığın, kanun tanımazlığın, kötüye kullanılan siyasi gücün, paranın ve etik yitiminin etkinliğini sürdüreceğini aslında hepimiz biliyoruz.
buraya nasıl geldik? Ülkemizde pek çok kişinin �bireysel rahatlama�gibi aslında insanın özünde olan bir yaklaşımla görmek duymak, bilmek istemediği insan hakları ihlalleri, etik değer değişimleri, haksızlıklarla örtülü; bunlara ayak uyduranın var olduğu, uyduramayanın ezildiği, karşı çıkanın yok olduğu bir düzen yaratıldı. Beyninin çok ufak bir kısmını kullanan bireyler isteyen, düşünmemeye koşullandırılmış, düşünenin cezalandırıldığı bir toplum yapısı oluşturuldu.
insanlar ne yaptılar? Toplum değer yargıları paraya indekslendiğinde�özgüvenini yitirmemek�, �gelecekte ne olacağı karabasanını yok etmek�gibi hak verilebilir nedenlerle affedilebilir düzen uyumu pek çok aydının başvurduğu yol oldu. Ünvanlar, makamlar, paralar kazanıldı. Kazınılanları kaybetmemek için bu adaletsiz düzene uyum katlanarak arttı ve hak verilebilir, affedilebilir özelliğini kaybetti. Özeleştiri bitti.
Bu ortamdan kazandığı ve kazandığından aldığı keyif ne olursa olsun adaletin, sağlığın ve eğitimin paraya dayalı olduğu düzenin, insanlara çöplüklerde yemek arattığını, devlete sahip olduğunu söyleyen kahramanların(!) kendilerinden ne kadar uzak olduğunu görüp rahatsız olmaya başladılar. Hele doktorlar bu haksız düzenin kötü yüzünü her gün görüp, her gün rahatsız oldular. Sonucun kendi çıkarlarına uygun olup olmadığını düşünmeksizin, bu haksız, bu aptal, bu salgın yaratan etik yitimine karşı seslere gereksinim olduğunu fark ettiler. Doktorlar bu sese en çok gereksinimi olan kesimdir. Onlar her gün kendilerinden sağlık dilenen insanlarla karşılaşmaktadır. Onların pek azı sağlık dilenenlerin ulaşamayacağı özel kurumlara, özel konumlara kendilerini yerleştirdiler, çoğunluk toplumun çilesine ortak olmayı sürdürüyor. İnsanlar, birey olarak direnemediği, demokrasinin yaşatılmadığı, etik kuralların yitirildiği bir toplum yapısına, birileri, birilerimiz, örgütlü bir kimlikle kendisi dirensin ister oldular.
İTO bugüne kadar ne başarmışsa, bu insanları anladığı zaman başarmıştır. İTO bugüne kadar ne başaramamışsa bu düzene affedilebilir(!) uyum aradığı zaman başaramamıştır. İstonbul Tabip Odası�nı seviyorum. İTO�nı, demokrasinin tüm kural ve kurullarının işlediği, etik değerleri ile övünülen bir Türkiye var olana dek meslek çıkarlarından feragat etmeye hazır olduğu için seviyoırum.
Belki de bir radikal olduğum için seviyorum...
*
İdealist Hekimler
Dr. Ahmet Seyfi Gözaydın*
Dr. Mustafa Karapirli*
Değerli hekim arkadaşlarımız,
Bir seçimi daha geride bıraktık. Bizler �meslek odamızda seçim var�sloganıyla İdealist Hekimler Platformu olarak sizlerin karşısına daha iyi hizmet vermek için çıktık. Kısır çekişmelerden kaçınarak tüm hekimlerimize kucak açma arzusuyla yola çıkıp, hekimlerimizin ve ülkemizin sağlık sorunlarına gerçekçi çözümler üretmek için kolları sıvadık. Bunu yaparken de günübirlik siyasi çatışmalardan uzak, şeffaf ve katılımcı bir tabip odası ideali içindeydik.
�Sağlık herkesin hakkıdır�dedik. Bu İnsan Hakları Bildirgesi�nde temel insan haklarından biri sayılmış ve Türkiye Cumhuriyeti de bunu anayasa ile güvence altına almıştır. Ancak uygulamada bir takım eksikliklerden dolayı insanımıza bu hakkını tam olarak veremedik. Bizler, hekim toplumu olarak aramızdaki bir takım farklı düşünceleri bir yana bırakarak hep birlikte demokratik haklarımızı kullanarak bizi yönetenlere bunu hissettirmeli ve gerekli düzenlemelerin çıkması için çalışmalar yapmalıyız.
Bizler demokratik bir tabip odası yönetiminden yanayız. Çünkü iktidar her rejimde vardır. Ancak muhalefet sadece demokratik rejimlerde bulunur. Bundan dolayı tabip odası yönetiminin, nisbi temsil yöntemiyle oluşturulan bir meclis tarafından yönlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Böylece tabip odası sadece bir grup hekim arkadaşımızın sorunları ile uğraşmak yerine tüm hekim camiasına hizmet edecektir.
Sendikalaşmaya evet dedik. Çünkü hekim toplumu sorunlarına çözüm ulaştırmada en etkili yol birlikte hareket etmektir. Bu bizim insan onuruna yakışır bir şekilde hizmet etmemiz için gereklidir.
Türkiye�de sosyal güvenlik kuruluşları maalesef çıkmazdadır. Öncelikle SSKolmak üzere diğer teşekküller masaya yatırılıp çözümler üretilmelidir. Hızlı bir şekilde insan onurunu zedelemeden sağlık reformu uygulamaya konulmalıdır. Sağlık mevzuatımızla ilgili kanunlar güncelleştirilmelidir. Çünkü yetersiz kalan bu mevzuatlar hizmetin yapılmasına engel olur bir şekil almıştır.
Şu anda sağlık hizmetinin önemli bir kısmını oluşturan özel teşebbüs ve muayenehane hekimliğinin sorunları giderek artmaktadır. Vergi yükü, üç nüsha reçete uygulaması ile ezilmekte, bunu aşabilmek için hiçbir teşvik görmemektedir.
Hekim camiasında büyük bir kitleyi oluşturan pratisyen hekimler maalesef �ikinci sınıf hekim�olarak algılanmaktadır. Bunun ortadan kalkması için pratisyenlik ayrı bir tıp disiplini olarak tanınmalı ve geliştirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Buna ek olarak istihdam imkanları arttırılmalı, tıp fakültelerinin ve öğrencilerinin sayısı ülke ihtiyaçlarına göre ayarlanmalı ve tıp fakültelerindeki eğitimin kalitesi arttırılmalıdır.
Deontoloji ve tıbbi etik ne yazık ki daha tıp eğitiminin başında üstünkörü geçiştirilen, pek çok fakültede kürsüsü bile olmayan bir konu olduğu için genç hekimler deontolojiden habersiz yetişmektedir. Hekimlerin birbirleriyle ve hastaları ile ilişkilerinde zaman zaman hekimlik mesleği adına üzücü olaylar yaşanmaktadır. Hekimlerin özlük hakları korunurken hasta hakları ihlallerinin de önüne geçilmelidir. Din, dil, ırk, cins ve etnik köken farkı gözetmeksizin herkese aynı şekilde sağlık hizmeti sunulmalıdır. Hekimlik pratiği sırasında yaşanabilecek, kasdi olmayan, ihmalden kaynaklanmayan kusurlar hekimin üzerinde kalmamalı bu konuda mesleki dayanışma içinde olunmalıdır.
Kısaca; İdealist Hekimler Platformu olarak bu görüşlerimizi mümkün olduğu kadar sizlere anlatmaya çalıştık ve centilmence bir seçim ortamı olması için uğraştık. Seçim için gerçekten de güzel bir mekan hazırlayan, organizasyonu iyi ayarlayan İstanbul Tabip Odası yönetimine teşekkür ediyoruz.
Güçbirliği grubu olarak Tabip Odası�nın seçimini kazanan hekim arkadaşlarımıza başarılar diliyor ve bizden hekimlerin sorunlarına çözüm için destek isterlerse, işbirliğine hazır olduğumuzu bildirmek istiyoruz...
* İdealist Hekimler Platformu adına
*
Aydın Engin�e yanıt
Op. Dr. Şükrü Güner
Sayın Aydın Engin,
30 Nisan tarihli Cumhuriyet Gazetesi�nde �Hekimler kongre telaşında�başlıklı yazınız,yanlış bilgilendirilmenizden dolayı bizleri çok üzdü. Keşke bizlere de ulaşabilseydiniz. Konuyu bir de bizden dinleseydiniz.
Önce kendimi tanıtayım. Aslında sizinle Politika Gazetesi yıllarından tanışıyoruz. Ben 1977-82 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Genel Sekreteri idim. 12 Eylül�le birlikte bu görevim sona erdi. Daha sonra İstanbul Tabip Odası�nda çeşitli yıllarda yöneticilik yaptım.
İstanbul Tabip Odası�nda mevcut olan bu ayrışım hiç de sizin yazdığınız gibi, size söylendiği gibi, son 6 ayda çıkan bir ayrışım değil. Güçbirliği Grubu hiç de size söylendiği gibi �özelleştirmeci�değil. Tabip Odası�nda geçmiş yıllarda �Yeni Çizgi�adıyla çıkan, şu anda �Güçbirliği Grubu�nu destekleyen ekip, hiç de özelleştirmeyi savunmuyor. Size bu grubun seçim broşürlerini gönderiyorum. Orada işte asıl özelleştirmeyi engellemek için ne gibi düşünceler ortaya koyduğumuzu göreceksiniz.
Size bu mektubu sizi yanıltanları tanıyın diye yazıyorum. İki gün sonra her şey sonuçlanacak. Eğer seçimi kazanırsak, yaptıklarımızı izleyip, size bu yazıyı yazdıranları değerlendirmenizi istiyorum. Saygılarımla.
Not
Seçim atmosferinde acele bu faksı çektim. Seçim bitti. Seçimi kazandık. Sayın Aydın Engin�den daha bir cevap yok. Umarım bizi izliyor ve kendisine o yazıyı yazdıranları değerlendiriyordur. Umarım yazmış olduğu yazıyı yeniden değerlendirecektir. Objektiflik herhalde bunu gerektirir. Yanıltıldığını görmek, söylemek de bir erdemdir...
*
*
*
Odalarda �98-2000 dönemi
44 İLİN TABİP ODASI YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Adana Tabip Odası
Yalçın Kekeç
Zafer Tanrıverdi
Mahmut Eyüp Özkurt
Abdullah Arpacı
Ertuğrul Kahraman
Hakan Şen
Kaya Kılıçoğlu
Afyon Tabip Odası
Mustafa Cirit
Kazım Çubuk
Rafet Kaya
Mustafa Enis Arabacı
Nevzat Demirel
Adıyaman Tabip Odası
Mustafa Savaş
Ertan Bülbüloğlu
Şerif Ayaz
Faruk Özyaşar
Mehmet Kalenderoğlu
Aksaray Tabip Odası
Mahmut Karakuzu
Hasan Demirtaş
Ali İhsan Sevindi
Rahmi Özçiftçi
Nur Durmuş
Amasya Tabip Odası
Nazmi Odabaşı
Fikret Türkseven
Erdoğan Su
Erol Gümüş
Ümit Bostancı
Ankara Tabip Odası
İskender Sayek
Asuman Bozkurt
Zuhal Ergönül
Enver Cahit Işılak
Tufan Kaan
Erhan Nalçacı
Ercan Yavuz
Antalya Tabip Odası
Kubilay Döşeyen
Metehan Akbulut
Mahmut Farımaz
Ertan Yılmaz
Naci İşoğlu
Mehmet Tezer
Nejat Erdoğan
Aydın Tabip Odası
Adil Atalay
Eralp Atay
Erdoğan Payza
Şebnem Ö. Karazeybek
Cemalettin Öğüt
Mesut Yazıcı
İ. Şevket Gözaçan
Balıkesir Tabip Odası
Orhan Erdinç
Erol Özaktan
Özcan Yılmaz
Abdullah Atasoy
İlhan Aydın
Tevfik Irmak
Nezih Yüksek
Bolu Tabip Odası
Turgay Özbakır
Necati Çatakoğlu
Eyüp Oğan
Suat Bozkürk
İbrahim Özcan
Bursa Tabip Odası
Hamdi Aytekin
Ömer Muştucu
İbrahim Baykal
Ahmet Doğan
Ersin Dursun Tosunoğlu
Tufan Dilek
İbrahim Başeğmez
Çanakkale Tabip Odası
Zafer Doğan
Şükrü Gündüz
Cemalettin Soysal
Mahmut Kardelen
Durmuş Evcüman
Çorum Tabip Odası
Türkan Gülsoy
Cengiz Keleş
Köksal Holoğlu
A. Süha Bingöl
Naci Önal
Denizli Tabip Odası
Hasan Akışık
Hüseyin Cahit Bertanel
İsmail Paksoy
İsmail Sancak
Metin Sürmeli
Nurşen Tanrıöven
Mahmut Tekin
Diyarbakır Tabip Odası
Mehmet Eminkulu
Tamer Sezer
Melih Şahertem
İlhan Diken
Adem Avcıkıran
İsmail Vesek
Nevzat Aytekin
Edirne Tabip Odası
Muzaffer Eskiocak
Muhammet Özeker
Özkan Mengeş
Gökhan Pekindil
Müzeyyen Cığalı
Elazığ Tabip Odası
Mehmet Yıldız
Gıyasetten Çetintaş
Süleyman Ünal
İhsan Yaşa
Mehmet Cudi Ekingen
Eskişehir Tabip Odası
Sinan Seber
Celal Kırdar
Cem Kaptanoğlu
Gaye Usluer
Mete Günday
Burhanettin Aydoğan
Faris Çolak
Giresun Tabip Odası
Ahmet Taşan
İsa Kurt
Zeki Büyükılgaz
Özden Gençoğlu
Hüsrev Önder Aydın
Hatay Tabip Odası
M. Ali Edipoğlu
Metin Budak
Adil Akyol
A. Mesih Hurigil
İbrahim Tartıcı
İbrahim Yaman
Gürbüz Polat
Isparta Tabip Odası
Harun Doğru
Ünsal İlkay
Taner Erbil
Abdullah Kumcu
Ali Yalçın
İçel Tabip Odası
Necdet Tamamoğlulları
Teoman Uğurlu
Suzan Cemre Çetin
Ful Uğurhan
Bünyamin Gümüş
Özkan Özdemir
İbrahim Özkan
İstanbul Tabip Odası
Orhan Arıoğul
Özcan Baripoğlu
Haluk Eraksoy
Mithat Kıyak
Atilla Ongan
Namık Kemal Tartanoğlu
Kürşat Yıldız
İzmir Tabip Odası
Suat Kaptaner
Kemal Özbek
Afet Erbay
Serdar Saydam
Hüseyin Çetinel
İnanç Çağlayan
Zeki Gül
K. Maraş Tabip Odası
Ahmet Kurtul
Mahmut Ünsal
Vehbi Doğar
Mehmet Özdemir
Ejder Berk
Kastamonu Tabip Odası
Ahmet Yıldırım
Mikail Kaya
Levent Derman
Yıldız Yiğitel
Mehmet Çıracı
Kayseri Tabip Odası
Basri Üstünbaş
Mustafa Akçakaya
Ali Has
Ahmet Tevfik Ozan
Mehmet Hazar
Kırklareli Tabip Odası
Şükrü Tüylek
Ferruh Ferda
Ertuğrul Küçüktürk
Erol Ertürk
Hasan Onat
Konya Tabip Odası
Rüstem Aşkın
Sait Karagül
Hakkı Polat
Halit Oğuz
Lütfü Şimşek
İbrahim Gül
Mehmet Ali Yazar
Kocaeli Tabip Odası
Şefik Postacıoğlu
Atilla Yüksel
Can Çabukaş
Şükrü Hatun
Adem Ertunç
Başar Çolak
Ahmet Almaç
Kütahya Tabip Odası
Levent Aykut
Savaş Çelik
Hüseyin Aziret
Mehmet Demir
Kamil Türkmen
Malatya Tabip Odası
Oğuzhan Yaşaroğlu
Ömer Akyol
Mehmet Seyitoğlu
Hacı Bayram Zengin
Selim Çekkaya
Abdullah Turgut
Atilla Özcan
Manisa Tabip Odası
Bedri Bilge
Oytun Çalışkan
Münir Çelik
Erhan Eser
Ozan Gediz
Ali Sarıçam
Caner Sönmez
Muğla Tabip Odası
İ. Yağmur Savran
Alişah Büyükyatıkçı
Sumur Gazezoğlu
Ö. Faruk Tarımcıoğlu
H. Murat Okutucu
Abdil Göçebe
Nadide Zeybek
Nevşehir Tabip Odası
Mehmet Akif Ürkmez
Akın Demircioğlu
Şahin Kültepe
Kubilay Bozkurt
Haldun Özbaş
Rize Tabip Odası
Osman Ülgen
İlhan Akaslan
Şenol Civelek
Selim Kayacı
Ahmet Kır
Ordu Tabip Odası
Mithat Yağlı
Cüneyt Eminoğlu
Metin Demir
Yusuf Furtun
Ergun Gümüş
Sakarya Tabip Odası
Kadir Güngör
Dursun Bostancı
Hasan Sağlam
Candan Dikmen
Cengiz Durat
Sivas Tabip Odası
Haldun Sümer
Fikret Taş
Erdal Erşan
Reşit Küçük
Fatma Yücel
Özen Karadağ
Metih Ayık
Tekirdağ Tabip Odası
Ergun Hoca
Yaşar Şahinci
Nurhan Özbaba
Recep İme
Aytaç Aras
Emin Balcı
Ertan Öztürk
Tokat Tabip Odası
Kemal Dursun
Mete Bayburtlu
Kadir Öğütcü
Cengiz Copoğlu
Kaya Yılmaz
Uşak Tabip Odası
Erol Uysal
Alim Tunç
Dalyan Özemir
Şerafettin Binbaş
Füsun Vergili
Van Tabip Odası
Figen Polat
Zeki Evliyaoğlu
Filiz Dadaş
Özlem Polat
Öner Odabaş
Zonguldak Tabip Odası
Tamer Özer
Emin Palancı
Hülya Şen
Tomris Özeler
Mehmet Demir.
Hekim Forumu Yayın Kurulu olarak, seçilen meslektaşlarımızı kutlar, çalışmalarında başarılar dileriz.
*
*
Seçime neden gitmedim?
Dr. Ümit Şahin
Niyetim kişisel bir tartışma yaratmak değil. Kaldı ki, seçimlerde oy kullanmayışımın kişilerle ilgili nedenleri olduğu da söylenemez. Hatta Tabip Odası yönetimine aday olan arkadaşların çoğunun birey olarak ne kadar iyi niyetli, gönüllü ve çalışkan olduklarını biliyorum. Zaten sorun bu arkadaşların kişisel niyetleri de değil ve benim için önemli olan Tabip Odası yönetimine aday olan ortak zihniyetin durumu. Hekim Forumu�nun bu sayısının yaşadığımız seçimlerden bir ay sonraki değil, bir sonraki seçimlerden iki yıl önceki sayı olduğunu kabul ediyor ve önümüzde tartışmak için ancak yetecek kadar bir zaman olduğunu düşünüyorum. Bunun için de 3 Mayıs seçimlerinden nasıl çıkıldığını (yani kimin, neden kazandığını)değil, seçimlere nasıl girildiğini tartışmak istiyorum. Birşeylerin değişmesini istiyorsak susmamamız gerekiyor çünkü.
temsiliyet, katılım ve iktidar
Sorunun temel kaynaklarından birinin Oda yönetimine aday olan kişilerin kendilerine bir temsil yeteneği vehmetmeleri olduğunu düşünüyorum. Çok da haksız değiller. Çünkü seçim denen uygulama ister istemez, seçilenlerin seçenleri temsil ettiği gibi bir izlenim doğuruyor. Seçilenler, kendilerini seçen bir çoğunluğun verdiği yetkiye dayanarak ilgili hekim grubunun temsilcisi olduklarını -herhalde- varsayıyorlar. Dolayısıyla bir grup hekimin ya da belli bir görüşü benimseyen bir grubun �seçilmesi�nin hekim kitlesinin (örneğimizde 13.000 kişi) genel eğilimlerini temsil ettiği varsayılıyor. Oysa yönetim kurulları (hele hele onur, disiplin vs. kurulları),kendilerini seçen kitleyi temsil etmezler. Sadece yönetimsel-idari işleri yürütmeye gönüllü olan birkaç insana bu işleri yürütme yetkisi belli bir süre için verilir o kadar. İstanbul�daki hekim kitlesini temsil yetkisi olsa olsa sadece başkan olarak belirlenen kişiye aittir. (O da büyük ölçüde sembolik olarak). Oda ve diğer benzeri örgütlerle ilgili yasalar aslında bir temsil sistemini bile öngörmezler. Genel kurulun yılda bir toplanarak doğrudan karar mekanizmasına katılımın sağlanacağı varsayılır. İstanbul Tabip Odası�nda birkaç senedir denenen temsilciler kurulu, yasal dayanağı olmasa da gerçek anlamda bir temsil sisteminin denendiği olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. (Oluşturuluş biçimi nedeniyle başarıya ulaşma şansı olmasa da)(Burada bir parantez:Temsil sistemini idealize etmiyorum. Sadece yanlış algılandığını iddia ediyorum).
Peki bu temsil varsayımı ne gibi yanlışlara neden oluyor?Bir kere her seçimde oluşan gruplar çalışma programlarını, daha doğrusu insanların karşısına çıkmak için kullandıkları dil ve tavırlarını buna göre kuruyorlar. Hiçbir seçimde grupların somut bir çalışma programıyla ve projelerle çıktıklarına rastlamıyoruz. (Olası istisnalar kuralı bozmaz). Varsa yoksa birtakım ilkeler ve sağlık politikalarına yönelik temel tercihler. Üstelik bu temel ilkeler öylesine standartlaştırılıyor ki radikal sol olarak tanınan grubun söyledikleri ile sağcı bir grubun söyledikleri birbirine çok benzeyebiliyor. Çünkü bu klişeler gerçekte bir anlam taşımıyor. Çünkü bunlar önemli değil, daha kötüsü, doğru bile değil. Temel sağlık hizmetlerini ya da ileri teknolojiyi savunmak seçimlere katılan gruplar için arkasında durulması gerekli şeyler olarak algılanmıyorlar bile. Çünkü aslında hepsi bu klişelerin makropolitikalar karşısında geçersizleşecek ve bir anlam ifade etmeyecek  savunma sistemlerinden başka birşey olmadığını biliyorlar. Söylediklerine inanmıyorlar demiyorum. Daha da kötüsü; inanıyor olmanın anlamlı olduğuna yeterince inanmıyorlar diyorum. Herhangi bir projeyle çıkmamak sadece projesizlikten de ileri gelmiyor. Herhangi bir proje ya da değiştirici çabaya, oy verenler gözünde bir değer atfedildiğinde inanılmıyor aslında. (Amaç oy olduğuna göre). Bunun da kanıtları yok değil. Bugüne kadar seçimlere en kitlesel katılım güncel siyasal konjonktürün yarattığı tedirginlik nedeniyle (yönetim dincilerin eline geçmesin diye)94 seçimlerinde gerçekleşmişti. Bu örnek artık genel davranış kalıbını belirliyor. Seçimlere katılım çağrısı değişim ya da farklılık temelinde değil �diğerlerine�engel olmak temelinde biçimlendiriliyor. (Bu gerçek muhafazakar davranış biçimidir.) Bizi seçmezseniz şucular gelir, bucular gelir. Yoksa biz şunu yapacağız değil.
Temsiliyet vehmiyle de bağlantılı ikinci sorun �bulunulan-durulan yerin belirginleşmesi�olarak da adlandırılabilir. Bu sorunu ben katılım sözcüğünün yüceltilmesiyle de bağlantılandırıyorum. Katılım anlamı gereği sizin, sizin dışınızdaki bir yere (oluşuma)gitmenizi ya da çağrılmanızı gerektirir. (Siz kendi oluşturduğunuz ve yarattığınız bir şeye hiç katıldınız mı?Örneğin evinizde bir parti verseniz, siz o partiye katılmış mı olursunuz?)Bir oluşuma katılabilmeniz için onun sizin dışınızda varolması gerekir. Eh elbette tabip odası da onlarca sene önce sizin dışınızda varolmuştur ve size de ona katılmak düşer, öyle mi? Peki sizi katılıma çağıran o yerin sahibi (daha doğrusu çağrıldığınız yerde bulunan kişiler, eninde sonunda bunun da bir öznesi olacağına göre)kimdir o halde?Yoksa o kişiler sizi ahir zamandan bu yana temsil ediyor olmasınlar.
Geldik en yakıcı noktaya. Temsiliyetin, katılımın ve birilerinin birilerine yetki vermesiyle ortaya çıkan yönetsel yapıların olduğu yerlerde (tecrübelerimiz onu göstermektedir ki)bir iktidar mekanizması sözkonusudur. Bu mekanizmanın yumuşak ya da sert oluşunu galiba yapılan işin niteliğiyle birlikte gönüllülük dozu da belirliyor. Devlet iktidarındaki kıran kıranalık, örgütsel yapılarda paylaşılanın niteliğiyle de bağlantılı olarak azalıyor. Ama ne olursa olsun paylaşılamayan nedir diye sorarsanız, iktidar diye yanıt veririm. Ne yazık ki İstanbul Tabip Odası�nda yaşanan seçim çekişmeleri (sonuncusunda da çok belirgin yaşadığımız gibi)iktidar kavgasından başka bir şey değildir. Yapılan tüm çekişme ve tartışmalar sözkonusu iktidarın kimler tarafından paylaşılacağı çerçevesinde dönüyor. (Kuşkusuz burada iktidar nimetleri çok büyük ölçüde manevi ve külfetleri de hayli büyük, ama Shakespeare�in 3. Richard�a söylediği gibi bir ata krallığını bile verebilir insan.)
Tüm seçim tartışmaları tam da bu yüzden neler yapılmak istendiği üzerinden değil, diğerleri iktidarı ele geçirirse neler olabileceği üzerinden yürütülüyor. Çünkü herkes için önemli olan kaleyi elde tutmak. Elbette kale bir kez elde tutulabildi mi birşeyler yapma çabası başlıyor. Ama bu pek mümkün değil. Çünkü oluşum şekli (isterseniz biçim deyin)yapılabilecekleri de (içeriği)belirleyecektir. Gruplardan birinin yaptığı gibi konunun uzmanlarını toplayalım der, açıkça korporatist bir zihniyetle liste yaparsanız, bu oluşumun bürokratlaşmaması çok zordur. Ya da diğeri gibi kendinize aslında hangi pratikle örtüştüğü tam olarak belli olmayan bir ideolojik kisve biçerseniz temsil ettiğinizi düşündüğünüz değerlerin ördüğü duvarların içinde kalırsınız ve herkes sizin için �diğeri�olur. (Üçüncü grup nasıl yaptı, ne yaptı bilmiyorum. Onları allah kurtarsın).
Seçimde ne oldu?
Son seçimlerde ne yapıldığının ortada olduğunu düşünüyorum ama bir kez daha yineleyeyim. Eski yönetim kendi içindeki bölünmesini seçime taşıdı ve iki ayrı liste olarak çıktı. Kendilerini anlatırken de ideolojik farklılıklarını mümkün olduğu kadar gizleyerek (kulislerde değilse de bildirilerinde)kendilerini iş yapacak liste olarak sundular. Ne yapacakları hakkında fazla bir ipucu vermediler (ya da gerek duymadılar), çünkü birşeyleri değiştirmeye niyetleri yoktu. Aslında iki ayrı muhafazakar listeydi önümüze konan. Muhafazakar, çünkü iki yıl boyunca kendi iç çelişkilerini bir kez olsun açıkça kalenin dışına sızdırmayan yine aynı zihniyetti. Dışarıya karşı (dışarısı kim?Oda�nın asıl sahibi olan hekimler)hiç bir şey yokmuş gibi sakin (ve büyük ölçüde boş)bir iki yıl geçirildi, elinizdeki derginin adı Hekim Forumu olmasına ve adı üstünde bu dergide tartışmalar yapılması gerekmesine rağmen tek bir satır yazı yazılmadı (hatta Yönetim Kurulu Başkanı�nın istifası ve istifasını geri alışı ve bunun gerekçelerinden bile söz edilmedi, hatta bu olup bitenler hekim kitlesine dergileri yoluyla haber bile verilmedi)ve seçimlere bir ay kala birdenbire aslında aralarında müthiş ayrılıklar olduğu ortaya çıkıverdi. Bu en hafif deyimiyle �dürüstlük değil�. Demokratlık hiç değil.
Ben 3 Mayıs 98 seçimlerine katılmadım. Benzeri gerekçelerle 96 seçimlerine de katılmamıştım. Çünkü birilerinin arasında geçen anlamsız iktidar mücadelelerine alet olmak istemiyorum. Çünkü bu Oda�da birşeylerin değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Artık insanların katılıma çağrılmasını değil, Oda�nın, kendi mekanları olduğunu benimsemelerini istiyorum.
İKTİDAR dağıtmayı değil, biraraya gelme yöntemlerini geliştirmeyi savunuyorum. Hayali temsil mekanizmaları değil, yerinde, otonom ve güleç bir örgütlenmenin yollarının aranmasını istiyorum. İdeolojik ayrılıklar (ve niyetler) gerçekten varsa bunların uygulamada bir yansımasını görmek istiyorum. Artık birşeylerin değişmesi gerektiğini düşünüyorum ve eğer bunu gerçekten isteyenler varsa, bu insanların önce kendi durdukları yeri sorgulamaları, kendi kariyerlerinden vazgeçmeyi göze almaları gerektiğini iddia ediyorum. Bakunin�in dediği gibi, yıkmadan yapılamaz çünkü...
*
*
Seçimlerin ardından... (the)blues makamında
Dr. Erdoğan Özmen
İTO seçimleri, çoğumuzun bildiği gibi 3 Mayıs Pazar günü yapıldı ve Demokratik Katılım Grubu (DKG), Güçbirliği ve İdealist Hekimler Platformu (İH)adlarında üç listenin katıldığı seçimlerde kullanılan üç bin civarındaki oyun dağılımı şöyle oldu: Güçbirliği 1400 civarında, DKG 900 civarında, İH700 civarında.
Bu yazı, seçimler üzerine bir yazı olmaktan daha çok, DKG�nu sahip olduğu pozisyonu ve yönelimleri belirleme itibariyle bir kez daha tartışmak amacını güdüyor. Dolayısıyla, seçimlerden kısa bir süre önce DKG�den ayrılarak oluşmuş olan Güçbirliği grubunu da. Anlaşıldığı kadarıyla sağın çeşitli fraksiyonlarını biraraya getiren İH grubu burada sözkonusu edilmeyecek.
1980�lerin sonunda Demokrat Hekimler ve sonra da DKG adını alan grup/hareket;
1- İdeolojik pozisyonu bakımından; toplumu canlı bir organizma analojisi içinde ve o analojiden hareketle farklı meslek ve çıkar gruplarının uyumlu toplamı ve bütünlüğü olarak düşünen ve vaazeden, dolayısıyla o uyumun ve bütünlüğün yani genel bünyenin selameti açısından daha �aşağı� organ ve uzuvların �üsttekilere� tabiyeti gibi çağrışımlar da taşıyan egemen korporatist ideolojiden radikal bir kopuşu temsil ediyordu. Hekimleri ezilen sınıflar kategorisi içinde, kamu emekçisi ve tabip odalarını da o hekimlerin öz örgütleri olarak mütalaa ediyor, hekimlerin kendi özlemleri doğrultusunda örgütlenmelerini ve sağlık sektöründeki bütün karar süreçlerine emek eksenli bir hattan müdahil olmalarını öngörüyor, o iddiayı mümkün ve hakiki kılacak bir konum benimsiyordu.
2- Politik pozisyonu bakımından; kurulu düzenin hakim işleyiş modeline uygun olarak, politik alana/pratiğe ayrıcalıklı ve başat bir rol biçen ve politikayı da mevcut çıkar ve güç dengeleri sisteminde uygun konumları almak ve gerekli manipülasyonları kıvırabilmek olarak anlayan düşünüş dünyasından uzaklaşmaya çalışıyordu:Deyim yerindeyse politikayı bizzat kendi hayatlarımızı dönüştürmek olarak tarif ediyor, kişisel olanın ve insanların birbirleriyle kurdukları her türden ilişkinin esasında politik olduğunu farkediyor, bu anlamda farklı bir hayat ve insan görüşüne yaslanmayı gerekli buluyordu. Bu bakımdan kendisini bütün hekimlerin deneyimlerine, yaratıcı kapasite ve yeteneklerine muhtaç ve mecbur hisseden, orada bir eşitliği mümkün gören etik bir konuma yükseliyordu. Böylece politikanın içeriğini insanilik ve hayal gücünün bütün imkanlarıyla bir kez daha zenginleştirerek; �bizi nasıl bir hayatın beklediği en çok kafalarımızın içinde ne olduğuna bağlıdır� demeye cesaret ediyordu. Böylesi bir politik zihniyetin sonucu olarak, Tabip odasını, faaliyetimizi yürüttüğümüz bütün çalışma ortamlarında bireysel insiyatiflerimizi boğan, söz ve karar süreçlerine katılmamızı engelleyen, herşeye rağmen para kazanmayı, başkalarının ayağını kaydırarak statü ve kariyer edinmeyi, bencilleşmeyi, kültürsüzleşmeyi yayan, hayatımızı, ilişkilerimizi ve geleceğimizi yukarıdan aşağıya düzenekler içerisinde ve otoriter tavırlarla belirlemeye çalışan egemenlik tarzlarına karşı yürüttüğümüz mücadelenin imkanı ve temsilcisi kılmaya yöneliyordu. Tabip odasını, her durumda kendimizi ifade edebilmenin, olanca zenginliğimiz ve eylemliliğimizle varolabilmenin, tüm toplumsal ve mesleki faaliyetlerimizi bizim örgütlememizin, kaderimizi ellerimize almamızın zeminlerinden birisi yapmanın imkanlarını arıyordu. Tabip odasını, bir mücadele örgütü olarak tahkim etmenin yanısıra, belki ondan daha çok kurucu özneleri olacağımız bir hayatı ve geleceği mümkün kılmanın, o kuruculuk vasfına tabi kılmanın yollarını arıyordu.
3- Yönetim anlayışı ve örgüt modeli ve işleyişi bakımından; yönetenler ve yönetilenler ikiliğini aşmayı amaçlıyordu. Bütün kurulu düzenlerin; doğal, ilahi vb. kertelere yapılan atıflar sayesinde o ikiliği ve ilgili hiyerarşik yapılarını meşru gösterebildikleri ölçüde kendi varlıklarını sürdürdüğünün bilgisiyle; kendi örgüt tasarımında ve eyleminde yöneten/yönetilen ayrımının aşılabilir olduğunu göstermeye çalışıyor, bir doğrudan demokrasi projesinin zeminlerini yaratmaya çalışıyordu. Zira yöneticilik vasfını; uzman, bilgili vb. olmak gibi güya nesnel birtakım ölçütlere dayandırarak benimseyen bir pozisyon alırsak, devletin ve yetkililerin, sağlık bakanlarının ve oradaki uzmanların bizim ülkemizde her türden tasarrufta bulunarak hayatlarımızı lime lime etmelerine karşı çıkmanın hiç bir gerekçesinin kalmayacağını biliyordu. Kaldı ki hayat ve bizler, dolayısıyla tercihlerimiz ve taleplerimiz sürekli değişiyor ve belli bir anda doğru, kendi içinde uyumlu ve temsil kapasitesine sahip görünen bir yönetim organının o vasıflarını hızla yitirmesi kaçınılmaz oluyor. O yüzdendir ki DKG, listesindeki bütün adaylarını önseçimle belirleyegelmiş, asıl vurguyu yönetim kuruluna değil, her birimizin yetenek,kapasite, kavrayış ve düşünce ufku bakımından eşit oluşu üzerine, yani kendi hayatlarımız üzerinde bizzat kendimizin tasarrufta bulunabilme potansiyellerimize, yani kendi kendimizi yönetebilme vasfımıza, temsilciler kuruluna yapmıştır. Seçenlerin seçtiklerini/temsilcilerini her an geri çağırabilmesi hakkını/ilkesini benimsemiştir.
4- Aynı anlama gelmek üzere; saptadığı program hedeflerinin ve öncelikli alanların pekala başka gruplarca da benimsenebileceği ihtimalinden hareketle, kendi ayırdedici vasfını başka bir yerde aramış ve kendi sözünde/eyleminde o arayışın sonuçlarını temsil edebileceği ölçüde otoriter/bürokratik eğilimin ve geleneğin karşısında özgürlükçü/demokratik bir hat geliştirmiş ve orada yer almıştır:Hem bizzat kendi yarattığı zeminlerde hem de hekimlerin çalıştığı bütün ortamlarda farklı hekim topluluklarının, farklı taleplerin ve tercihlerin varlığını esas alan ve kabul eden bir bakış açısıyla, hekim örgütünün meşruiyetini o farklılığın, o talep, ihtiyaç ve tercih çokluğunun temsil edilebilmesinin bütün kanallarını açmakta, bütün farklı görüşlerin herkese eşit derecede seslenebilmesini garanti altına almakta aramıştır. O arayışın doğal uzantısı olarak her aşamada seçimi -kendi adayları da dahil olmak üzere ve bütün hekimlere duyurularak- benimsemiş ve temsilciler meclisi projesini geliştirmiştir.
Bir şey daha:DKG geleneği, bütün sağlık çalışanlarının 1980�lerin sonundan itibaren yürüttükleri kahramanca mücadelenin deneyimlerine ve birikimine dayanarak, o mücadelenin sonuçları, hataları ve zaafları özümsenerek kurulmuş ve zenginleşmiştir.
Yukarıda çerçevesi çizilmeye çalışılan bütün eksenler ve alanlar boyunca ciddi kırılmalar ve anlam kaymaları, beceriksizlikler, inadın ve ısrarın miktarında azalmalar elbette olmuştur. Başka ne bekleniyordu ki. Zira o geleneğin şahsında temsil edilenler aynı zamanda bir ufka işaret ediyordu:Nerede olursak olalım ve sürekli olarak yeniden keşfedilmesi ve fethedilmesi gereken bir ufka. Ama yine de şunları eklemeli:Belki o olağanüstü keşfi, muhtemel bütün sonuçlarını içermeye çalışan bir yaşam pratiğine tercüme etmek için gereken tecrübeye sahip değildik. Belki rutin ve geleneksel olanın dayanılmaz rahatlatıcılığı ve bildik halinin, bir keşfin mecburen taşıdığı riskler ve belirsizlikler karşısındaki ağırlığı çok fazlaydı. Zira riskleri bilmek bir tolerans gerekliliğinin idrakinde olmaktır, ve o tolerans için yeterli donanımdan yoksunduk. Bir de acıyı göğüsleyemedik belki:Kendi düşünsel serüvenini aynı zamanda; ağırlığı üzerimize bir karabasan gibi çöken o anlamsız, kısır ve paralize edici varoluşumuzu, zengin, üretken ve anlamlı bir eylemli varoluş tarzına dönüştürmenin bir imkanı olarak kullanmaya çalışırken maruz kalınan acıyı. Aynı yıllarda (1980�lerin sonunda)kamu çalışanları sendikal hareketinin filizlenmeye başlaması da, eski alışkanlıklarımızla örtüşen bir tarzda, ve hiç olmazsa sağlık çalışanları açısından hem TTB�nin hem de bugünkü SES�in varlık alanları ve işlevlerinde bir daralmaya yol açmış görünüyor:Yani hayatın ekonomik, politik, ideolojik, kültürel vechelerinin bizimzihinsel soyutlamalarımızdan ibaret sayılmayıp, onlara hakiki karşılıklar arama ve hayatın bütünlüğünü gözardı eden o tekabüliyeti fiilen ve yapay bir biçimde zorlama çabası da o faaliyeti güdükleştirmiş olmalı.
Ve Güçbirliği grubunun burada anılan hiçbir şeyle ilgisi bulunmuyor. Kısacık ömrüne sığdırdığı �olağanüstü�performansı ve eyleminin gösterdiği şey şudur:Bugün Türkiye�de yukarıdan aşağıya ve devletin toplumla kurduğu otoriter ilişkiden beslenerek sürdürülmekte olan; emeğin talepleri başta olmak üzere toplumdaki bütün farklı taleplerin ve farklılık çizgilerinin bastırılarak ve silinerek homojen/yekpare bir toplum yaratılması ve büsbütün sağa kaymış bir merkezin biraz daha ortaya çekilerek iyice tahkim edilmesi, sadece merkezden ibaret bir siyasal düzen oluşturulması projesinin tam içerisindedir. O proje totaliter bir zihniyete yaslandığı ölçüde ve ideal ile ideal-olmayan, doğru ile yanlış arasında yaptığı mutlak ayrımlar uyarınca toplumda paranoid bir atmosferin yayılmasına neden oluyor ve �benimle birlikte/benden olmayan düşmanımdır�tavrını kışkırtarak genel bir çözülmenin zeminini hazırlıyor. Bizim hiçbir zaman özüne vakıf olamayacağımız bir takım kifayet testleriyle �konularının ve alanlarının uzmanlarını� belirleme çabasıyla, o kifayet testlerinin temel bir ayrım uyarınca pratisyenleri, asistanları ve sıradan uzmanları elemek ve şefleri, profesörleri ve özel hastane başhekimlerini seçmek esasına göre oluşturulmuş olmasıyla, �uzmanlardan�oluşan uyumlu bir tabip odası yönetimini alamet-i farikası saymasıyla asıl vurguyu temsilciler meclisinden alarak tekrar yönetim kuruluna yapmasıyla, dolayısıyla farklılığa ve farklı görüşlerle bir arada bulunma karşısında sergilediği kuşku ve güvensizlikle yani önseçimi zül addetmesiyle, kendi pozisyonunu netleştirmek ve anlatmak yerine kendinden/kendi gibi olmayanı kadim �bölücüler, aşırı uçlar, marjinal gruplar, şeriat destekçileri�söylemiyle izale etmeye çalışmasıyla, belki de aynı söylemi kuvvetlendirmek, ötekine bir marjinallik görüntüsü vermek üzere kendi listesini aşırı zorlamış oluşuyla o merkez projesinin içerisinde yer almıştır. Ama işte Prof. Dr. Orhan Arıoğul�un Güçbirliği listesi kazanmış ve DKG kaybetmiştir. Sonuç budur:Yani kurulu düzen ve onun argümanları, ustalık, işbilirlik ve işbitirirlik, profesyonellik, güç ve çıkar dengelerini gözetme, hesap-kitap karşısında acemilik, amatörlük, heyecan, kalp çarpıntısı, umut, hayalgücü, imkansız denilen bir şeyi, hayatlarımızı ve geleceğimizi isteme cüreti, �aşağıdakiler� bu kez -bir kez daha- yenilmiştir. Emeği geçenleri tebrik ediyor, hayırlı başarılar diliyorum...
*
*
FENESTRA
Birinci Basamakta Depresyon Tedavisi
Fluoksetinin 1988�de kullanıma girmesiyle selektif serotonin gerialım inhibitörü ilaçların kullanımı hızla artmıştır. Bu artışın nedenleri arasında öncelikle bu ilaçların 1- kullanımının kolay olması, 2- yan etki risklerinin daha az olması ve özellikle 3- klasik trisiklik antiaritmik ilaçlarla karşılaştırıldığında doz aşımı halinde daha az ölüm riski taşımaları olduğu söylenebilir.
Ancak selektif serotonin gerialım inhibitörlerinin klinik olarak aynı etkiyi göstermelerine karşılık trisiklik ilaçlardan çok daha pahalı oldukları da bilinmektedir.
Simon ve ark. selektif serotonin gerialım inhibitörü olan fluoksetin ile iki ayrı trisiklik antidepresan (imipramin ve dezimipramin)ilacın depresyon tedavisindeki etkinlikleri, yaşam kalitesi ve ekonomik boyutları üzerindeki etkilerini karşılaştırmışlar. Onsekiz ile 90 yaş arasındaki depresif bozukluğu olan (%67 major depresyon, %7 distimi, %26 distimi olmaksızın major depresyon)536 hasta (%72�si kadın, ortalama yaş 41)çalışmaya alınmış. 1992-1994 yılları arasında yapılan çalışmada tedavi ve izlem esas olarak birinci basamak sağlık kurumlarında gerçekleştirilmiş.
Üç grup arasında depresyon skalası ve yaşam kalitesi açısından fark görülmemiş. Klinik remisyon oranı fluoksetin grubunda %45, dezimipraminde %55 ve imipraminde %48 bulunmuş. Fluoksetin grubundaki hastaların tedaviye uyumlarının daha iyi olduğu gözlenmiş; en az 90 gün boyunca ilaç almaya devam eden hasta oranı fluoksetin grubunda %61, dezimipraminde %48 ve imipraminde %49 bulunmuş. Yan etki nedeniyle tedaviye yarıda bırakan hastaların fluoksetin grubunda daha az olduğu görülmüş (fluoksetin grubunda %9. dezimipramin grubunda % 27 ve imipramin grubunda %28). Fluoksetin daha pahalı olmasına karşın, bu ilacı alanlarda daha az poliklinik viziti ve daha az hastaneye yatış olması nedeniyle toplam maliyetinin üç grup arasında eşit olduğu anlaşılmış. Sonuçta trisiklik ajanlarla karşılaştırıldığında, fluoksetinin depresyonda semptomlarının giderilmesinde ve yaşam kalitesinin artırılmasında trisiklik ajanlar kadar etkili olduğu, birinci basamak koşullarında benzer maliyet taşıdığı ve daha az yan etki gösterdiği öne sürülmektedir.
Simon GE, VonKorff M, Heiligenstein JH, Revicki DA, Grothaus L, Katon L, et al. Initial Antidepressant Choice in Primary Care. Effectiveness and Cost of Fluoxetine vs Tricyclic Antidepressants. JAMA1996; 275:1897-902.
*
*
FORUM
Tüzük Taslakları�na eleştiriler
Doç. Dr. Şefik Görkey (1)
Ülkemizde 80'li yılların ortalarından itibaren sözünün edilmeye başladığını söyleyebileceğimiz tıp etiği alanındaki tartışmalar çeşitlilik kazanarak artmaktadır. Organ aktarımı yasasında yapılması önerilen değişiklik girişimleri, 1987'de yürürlüğe giren, 1996 da değiştirilen ancak buna rağmen diğer ülkelerdeki örneklerinden çok daha farklı ve aydınlatılmış onam bölümü hala tıp etiği açısından kabul edilemez bir üslup içeren üremeye yardımcı teknikler ile ilgili yönetmelik(2), ülkemizdeki insan üzerindeki araştırmalarda etik ilkelerin geçerli olabilmesi için önemli bir aşama olarak değerlendirilebilecek 1993 tarihli İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik ilk akla gelen örnekler arasındadır. Bu çerçevede yürürlükteki Tıbbi Deontoloji Tüzüğümüzün eleştirilmesi, günümüz koşullarında yeniden gözden geçirilmesi, hatta değiştirilmesi konusundaki girişimler  olumlu olarak karşılanmalıdır. Son yıllarda tartışmaya açılan iki tüzük taslağı hakkındaki görüşlerimiz ise şöyle özetlenebilir ;
İstanbul Tabip Odası Tarafından hazırlanan Tıbbi Deontoloji Tüzük Taslağı 12 Mart 1996 'da tartışmaya açılmış ve aynı tarihte aralarında bu satırların yazarının da bulunduğu bir panelde tartışılmıştır. Bu paneldeki sunuşumuzda, sözü edilen taslak gerek genel anlamda model olarak, gerekse maddeleri tek tek eleştirilmiş(3), ancak bunun  ötesinde Polonya'da yürürlüğe giren tüzüğe olan esinlenmenin ötesindeki benzerlik nedeni ile kabul edilemezliği dile getirilmiştir. Paneldeki tartışmalar ayrıca basılmak üzere banda alınmış ancak daha sonra gerçekleştirilen yayın "İ.Ü.İstanbul Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı ve İstanbul Tabip Odasının 12 Mart 1996'da düzenledikleri III. Tıbbi Etik Simpozyumuna Sunulan Bildiriler"(4) adını taşımasına rağmen "İstanbul Tabip Odası Etik Kurulu Tarafından Hazırlanan Tıbbi Deontoloji Taslağı ile İlgili Eleştirilerden Seçmeler"(5) gerekçesi ile adeta övgülerden oluşan bir  metin izlenimini  de verebilecek şekilde yayınlanmıştır. Bu seçkiyi editör mü yoksa bir komisyon mu yapmıştır bilemiyoruz.
Kuşkusuz sözü edilen metnin Polonya'daki yasal metnin kopyası olduğu iddiası önemli bir iddiadır, ancak ilgili metinlerin karşılaştırılması bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır(6). Yapılacak bu karşılaştırmada hazırlanan taslağın Polonyada yürürlükte olan yasal metinle madde sayılarının dahi aynı olduğu, sadece bazı maddelerin söylemlerinde ufak değişikliklere gidilmekle yetinildiği görülecektir. Tibbi deontoloji tüzüğü gibi kapsamlı bir metinde diğer ülkelerdeki örnekleri incelemek, yerine göre esinlemek mümkündür. Ancak bir ülkedeki yasal düzenlemenin aynen alınarak, hatta özensiz olarak tercüme edilerek, tüzük taslağı olarak sunulması kabul edilemez. Polonya'daki yasal düzenlemenin tesbit edilen en yeni tüzük olması(7) bu metnin en ideal ve toplumumuza en uygun olan metin olduğunu da göstermez. Ülkemiz kendi bünyesine uygun bir tüzük taslağını hazırlayacak deneyime ve birikime sahip tıp etiği ve hukuk alanında özelleşmiş akademisyenlere ve hekimlere sahiptir. Bu gerçeğin yanında, Polonyada yürürlüğe giren metinde uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları(8) ve daha yeni bir tüzük olarak yürürlüğe giren İtalya örneğinden(9) söz etmeyi gerekli görmüyoruz. Son söz olarak bu taslağın "esas taslak olması" bir yana üzerinde tartışılmasını bile gereksiz buluyoruz.
Türk Tabipler Birliği tarafından hazırlanan Tıp Meslek Ahlak Tüzük Taslağı konusundaki eleştirilerimize gelince;
Genel Eleştiri
1 - Başlığın eleştirisi ; Ülkemizdeki "tıp etiği" ve "tıp deontolojisi" disiplinleri konusundaki kavram kargaşasının tüzük taslağının başlığına da yansıdığı görülmektedir. Herşeyden önce bir yasal bir metin olan tüzük ve yaptırımları ile uyulması istenen / beklenen ancak yasal yaptırım yoluna gidilemeyecek olan etik kuralların arasındaki farkı bilerek taslağın değerlendirilmesi gerektiği kanısındayım. Bu bakış açısı ile hazırlanması gereken deontoloji tüzük taslağı, sonuçta bir hukuk metni olması nedeni ile hukuçuların da katılımı ile hazırlanan, hekim-hekim, hekim-hasta ilişkileri, hekim va hasta hakları  vb. konuların yasal boyutunu içeren bir metin olmalıdır. Etik Kurallar ise uluslararası etik kurallar ve ilkelerin ışığında, toplumumuzun gerçeklerine de uyan, değerleri ile örtüşen, hekimlerimizin büyük çoğunluğunun benimsediği, tartışılmaya ve zaman içinde değişime / geliştirilmeye açık, toplum tarafından da genelde kabul gören ve doğru olduğuna inanılan kurallardır. Ancak bu kurallar, olguların özelliği gerektirdiğinde, gerekli esnekliğe de sahiptirler. Dolayısı ile bir yasa metnine dönüşemezler ve yasal bir yaptırım  içeremezler.  Daha somut ve açık bir deyişle "Ahlak Tüzüğü" diye bir kavram olamaz. Bunun yanısıra Ahlak sözcüğü de ödev bilim olan Deontoloji sözcüğünün yerine kullanılamaz. Ayrıca yukarıda çerçevesi çizilmeye çalışılan etik kurallar, gerektiğinde, toplumun diğer kesimindeki bireylerin katılımı ve katkısı ile ülkelerin tabip odaları tarafından belirlenir. Gerektiğinde veya her yıl(10) gözden geçirilerek gereken değişiklikler yapılır. Yasal bir metin olmadıklarından değiştirilmeleri daha kolay olup insiyatifi de ağırlıklı olarak tabip odalarındadır.
2 - Önceki yıllarda Polonya'daki Deontoloji Tüzüğüne dayanarak hazırlanan ve esinlenmenin ötesinde benzerlik taşıyan taslakta da benimsenen, tıp etiğinin tüm konularını tek metinde toplama yöntemi, yeni hazırlanan tüzük taslağında da benimsenmiş görülmektedir. Tıp alanındaki değişim ve gelişime paralel olarak gelecekte yapılacak yasal değişikliklerin daha kolay olması açısından organ aktarımı, yapay dölle(n)me, insan üzerinde deney, AIDS vb konularda farklı yasal metinlerin hazırlanması gerekir düşüncesindeyim. Bunun yanısıra organ aktarımı, yapay dölle(n)me / üremeye yardımcı teknikler konusunda daha kapsamlı yasal metinler var iken, tüzük taslağında bu konulara yüzeyel de olsa değinmenin kavram kargaşasına neden olacağı kaygısını taşıyorum. Yukarıda sözü edilen konulardaki değişiklik gereksinimlerinin ilgili yasa, yönetmelik vb metinlerin değişimi yolu ile olması gerektiğine inanıyorum.
3- Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin de imzaladığı Bioetik Konvansiyonu ile yine Avrupa Konseyine üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarından oluşan Bakanlar komitesinin 1978'den bu yana bioetik konusunda hazırladığı hasta ve ölüm halinde olanların hakları ve avrupa'da  "ölüm halinin saptanması" (determination of death) (29 ocak 1976), zihin özürlüler ve hastanelerdeki psikiatri hastalarının hakları (8 Ekim 1977),  genetik mühendisliği, genetik araştırmaların etik, sağlık ve çevre sorunları ile ilişkileri (26 ocak 1982), insan embryoları ve fetüslerinin tanı, tedavi, bilimsel, endüstriel ve ticari amaçlarla kullanımı (1986), yine aynı konuda embryo bağışı ve insan genomu ile ilgili  bölümler de içeren daha kapsamlı bir metin (1989)(11), genetik araştırmalardaki yeni gelişmeler çerçevesinde hazırlanan Bioteknolojik gelişmelerin yasal çerçevesinin çizilmesi ve etik sorunlar (12 Mart 1992), Gen tedavilerinin etik boyutu (23 Eylül 1993), Prenatal tanının etik boyutu(20 Şubat 1996), insan kökenli elemanların patentindeki gelişmelerin etik boyutu(1 Nisan 1996), klonlama tekniklerinin etik boyutu (28 Şubat 1997)(12) ile ilgili kararlar  ile taslak arasında uyum sağlanmalıdır.
4 - Tüm metin içinde terminoloji bütünlüğü sağlanmalıdır. Örneğin Hekimlerin hastaları ile olan ilişkileri bölümünde 6. maddede "onay", 10. maddede "rıza" olarak geçen, informed consent karşılığı olan terimlerin tümü "aydınlatılmış onam" olarak değiştirilmelidir.
5 - Tüzüğün maddelerinin numaralandırılması gerekmektedir.
6 - Son bölüm olan "meslek olarak yapılmaması gereken davranışlar" bölümünün içerdiği karmaşa açısından yeniden gözden geçirilmesi gerekir.
Maddelerin Eleştirisi
Amaç
Kesin tedavi hiç bir zaman garanti edilemeyeceğinden, "...... çeşitli nedenlerle sağlıkları bozulanları tedavi edip iyileştirmek" yerine "iyileştirmeye çalışmak" denilmelidir.  "....sağlık düzeyini daha yukarılara çıkarmak " yerine  "yükseltmek"  sözcüğü kullanılabilir.
".... uymaları zorunlu olan kurallar"  başlıktaki  " ahlak" sözcüğü ile çelişir. Bireylerden ahlak kurallarına uyulması istenir / beklenir ancak yasal yaptırımla uyulmak zorunda bırakılamaz.
Hekimin Görevleri ve Hekimlikte Meslek İlkeleri
1. madde : Yine yukarıda belirtilen nedenlerle "hastaları iyileştirmek" yerine " iyileştirmeye çalışmak" denilmelidir. Bir sonraki cümleye özne olarak  "Hekim / hekimler"  eklenmelidir.
2. madde :  "cins" yerine "cinsiyet" sözcüğü kullanılmalıdır.
4. madde :  Tabib odalarının düzenledikleri her etkinliğe her hekimin katılmasını yasal zorunluluk kılmak her şeyin ötesinde, pratikte belki de mümkün değildir. Bu nedenle "katılır" yerine "katılması beklenir" denmelidir.
6. madde : ...."mesleki haksız suçlamaların..." yerine " mesleği ile ilgili haksız suçlamaların..." kullanılması daha doğru ve tercüme etkisi / izleniminden kurtaran bir söylem olabilir.
8. madde : "isterse evine" tabela koyması uygulamasına açıklık getirilmelidir.
Hekimlerin Birbirleri ile Olan İlişkileri
2. madde : "ücret almazlar" yerine "almamaları uygundur" denilmelidir. "hocaların" neden özellikle / ayrıcalıkla bu maddede yer aldığı anlaşılamamıştır. "hocaların" meslekdaşlar kapsamında zaten var oldukları düşünülür.  Ayrıca "hocalardan" kasdedilen öğretim üyeleri ise ve bu maddede ayrıca yer almaları düşünülüyorsa ( ki kanımca gerekmiyor)  kavram kargaşasına yer vermemek için "öğretim üyesi" tanımı kullanılmalıdır.
"Meslekdaş" larla dayanışma ve "hocaları" ödüllendirme / onurlandırma amacı ile konulduğu düşünülen bu maddede sözü edilen gruplardan "bunlar"  olarak söz edilmesi küçültücü bir söylemdir. Bunun yerine cümlenin ".... diğer meslekdaşlar ile anne, baba eş ve çocuklarından..." olarak düzeltilmesi uygundur.
4. madde : ...  "davranış yönünde" yerine "yönünden" olarak düzeltilmelidir.
5. madde : ".. meslekdaşını uyarır  ve gerekirse / gerekli görürse durumu bağlı olduğu tabip odasına yazılı olarak bildirir." olarak düzeltilmelidir.
Hekimlerin Hastaları ile olan İlişkileri
1. madde :  ".... yeterli zamanı ayırmak için çaba gösterir"  yerine "yeterli zamanı ayırır" denmelidir. Bu değişiklik hekim ve hasta ilişkilerinde ayrılması gereken / olması gereken minimum zamanı kullanma hakkının yasal dayanağını oluşturacaktır.
2. madde : ".... taşıdığı sorumluluktan kaynaklanır". denmelidir.
5. madde : tüm madde anlam bütüntüğü sağlayacak şekilde yeniden gözden geçirilmelidir.
6. madde : ".... yasal çevresinin onayını..."  ".... yasal çevresinin aydınlatılmış onamını alarak" şeklinde değiştirilmeli, tüm metin içinde bu konudaki terminoloji bütünlüğü sağlanmalıdır. ( örneğin 10.maddedeki "hastanın rızasıyla"  "hastanın aydınlatılmış onamı ile" değiştirilmesi gibi.).
7. madde' nin son cümlesi "hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamını dilediği zaman geri alabilir" olarak değiştirilmelidir.
8. madde. hastanın bilgilendirilmemesine karar verilen durumlarda, yakınları / yakınlarından birinin bilgilendirilmesinin zorunlu olduğu kanısındayım. Bununla birlikte hastanın bilgilendirilmemesi ve bu durumda yakınlarından kimin bilgilendirileceği insiyatifi hastanın hekiminde olmalıdır. 8. madde bu anlamı açık olarak ifade eden bir cümle haline dönüştürülmelidir.
10. madde : "rıza"  "aydınlatılmış onam olarak" değiştirilmelidir. Son cümle " hekimin hastasını bilgilendirmemeye karar vermesi durumunda, hastanın ailesini bilgilendirmek zorundadır / hastanın ailesini bilgilendirir" olarak değiştirilmelidir.
12. madde  5. madde ile çelişebilir. İlgili iki madde bu anlamda da gözden geçirilerek bütünlükleri sağlanmalıdır. Ayrıca son cümlenin başına özne olarak "hekimler" sözcüğü eklenmelidir.
14. madde : " hasta veya yasal çevresi veya tedaviyi yürüten hekimin, bir diğer hekimin görüşünün alınması istemi konsültasyonu gerekli kılar. Konsültasyon amacı ile başvurulacak hekimin seçiminde tedaviyi yürüten hekimin görüşünün alınması beklenir." şeklinde değiştirilebilir.
17. madde : "toptan" sözcüğü yerine daha uygun bir sözcük veya söylem  kullanılmalıdır.
18. madde : "almaz" sözcüğü  "almamalıdır" olarak değiştirilmelidir.
Özel Durumlarda Hekim Davranışı
1. madde : "bildirmesi gerekir" yerine "bildirmesi beklenir" denmelidir.
3. madde : "......görevi vardır"  söylemi  "...sorumluluğu vardır" olarak da ifade edilebilir.
4. madde : cümleye özne eklenmelidir.  ".... bir işkence eseri tesbit eden hekim, durumu bir raporla belirler.   .... " gibi.
6. madde : son cümle  "...... Zorla muayene ve tedavi yolunu denememeli ve önermemeli, bu yönde yapılacak girişimleri ise reddetmelidir."  şeklinde değiştirilebilir.
8. madde :  son cümle zaten hekim sorumluluğu içinde değildir. ayrıca belirtilmesi kanımca gereksizdir.
9. madde :  İlk cümle, tıp etiği kurallarının da değişebileceği düşüncesi ile ".... her zaman geçerli olan tıbbi etik kuralları..." yerine  "geçerli olan tıp etiği kuralları" olarak değiştirilmelidir. 2. cümlede "...... gereksinimi olan sağlık bakımı vermelidir."  ,  ".. sağlık bakımını verir." olarak düzeltilmelidir.
10. madde : organ aktarımı ile ilgili kapsamlı bir yasa var iken farklı metinlerle konuya gönderimde bulunarak karmaşaya sebep olunmaması gerekir. Organ aktarımlarındaki etik ilke ve kurallar kapsamlı olarak TTB tarafından hazırlanarak, hekimlerden bu kurallara uymaları istenmelidir. Aynı düşünce yapay dölle(n)me / üremeye yardımcı teknikler için de geçerlidir. Bunun yanısıra tıp etiği açısından son derece sakıncalı olan üremeye yardımcı teknikler / yapay döllenme ile ilgili yönetmelikte gerekli değişiklikler için de girişimde bulunulmalıdır.
Tıbbi Araştırmalar
Tıbbi araştırmalardaki etik ilkeler  ve uyulması istenen kurallar oldukça kapsamlıdır. taslakta verilen 3 madde bu konuda oldukça yetersiz kalmaktadır. Tıbbi araştırmalarla ilgili kurallar önerilen taslaktan ayrı, 1993 tarihli  "ilaç araştırmaları ile ilgili yönetmelik"le uyuşan, hatta bu yönetmeliği geliştiren bir nitelikte, çok daha kapsamlı olarak hazırlanmalıdır.
Sürekli Tıp Eğitimi
2. madde : ".. ün kazanmak"  göreceli bir kavram olduğundan bu tanımlama kesinlikle kullanılmamalıdır. Eğer ödül verilmesi düşünülüyor ise, ödüllendirmelerde "ün kazanmış olmak"  gibi öznel kriterler yerine, nesnel kriterler geçerli kılınmalıdır.  Bu cümlenin yerine "Tabip Odaları bilimsel çalışmaları nedeni ile üyelerini ödüllendirir" cümlesi önerilebilir.
Mesleki Olarak Yapılmaması Gereken Davranışlar
Bu bölümde çok farklı konuların üst üste yığıldığı görülmektedir. Örneğin madde d,e,f,g,h,i,k  çok daha kuvvetli yaptırım gerektiren, suç unsuru içeren maddelerdir. Bunun yanısıra bazı maddeler organ aktarımı, insan üzerinde deney gibi yukarıda sözü edilen bölümler ile ilgilidir.
Bu  çok daha kuvvetli  yaptırım gerektiren maddelerin yannda farklı nitelikte olanlar da yer almaktadır. ( örn  madde n, o ).
p maddesi ise "genel kurallar" gibi her anlama gelebilecek veya hiçbirşey ifade etmediği gibi kavram kargaşasına sebep olacak anlamsız ve çıkarılması gereken bir maddedir.
sonuç
Başlık ve içeriğin uyumunun gözden geçirilmesi gereken, kanımca organ aktarımı, yapay döllenme vb tıp etiğinin özel konularının ayrıca ve kapsamlı olarak değerlendirilmesi amacı ile metin dışına çıkarılması, son bölümdeki karmaşanın çözülmesi, daha çok aydınlatılmış onam, hasta ve hekim hakları, hekim hasta ilişkisi vb. konularının ağırlıklı olarak  ele alındığı farklı disiplinlerden akademisyenlerin de görüşü ile zenginleştirilmesi gereken bir girişim olarak değerlendirilmiştir...
dipnotlar
(1) Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı
(2)Bu konudaki eleştiri ve görüşler III. Bioetik Sempozyumunda "Invitro fertilizasyon ve Embriyo Transferi Merkezleri Yönetmeliğinin Tıp Etiği Açısından Değerlendirilmesi" konulu sözlü sunumda dile getirilmiştir.
(3)Bu konudaki eleştirilerin bir özeti için Bkz. Bilim ve Ütopya Nisan 1996, sayı 22., s.37.
(4)Bkz. Tıbbi Etik Yıllığı Yearbook of Medical Ethics VI., İ.Ü.İstanbul Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı ve İstanbul Tabip Odasının 12 Mart 1996'da düzenledikleri III. Tıbbi Etik Simpozyumuna Sunulan Bildiriler. Proceedings of the Third Symposium for the Medical Ethics. İstanbul 12 March 1996., yayınlayan / ed.by Arslan Terzioğlu., İstanbul 1997.
(5) Bkz. a.g.e. s.48.
(6)Bkz. ve karşılaştırınız İstanbul Tabip Odası Tarafından Hazırlanan Tıbbi Deontoloji Tüzük Taslağı, Polonya Tabipler Birliğinin 14.12.1991'de kabul ettiği Tıbii deontoloji Nizamnamesi. Tıbbi Etik Yıllığı Yearbook of Medical Ethics IV., İ.Ü. Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı ile İstanbul Tabip Odasının 24 Mart 1994'te düzenledikleri Tıbbi Etik Simpozyumuna Sunulan Bildiriler (Proceedings of Symposium for the Medical Ethics) İstanbul 24 March 1994., Yayınlayan Arslan Terzioğlu., İstanbul 1995., s.45-56.,  Charta Des Arztlichen Ethos. Yıllığı Yearbook of Medical Ethics IV., İ.Ü. Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı ile İstanbul Tabip Odasının 24 Mart 1994'te düzenledikleri Tıbbi Etik Simpozyumuna Sunulan Bildiriler (Proceedings of Symposium for the Medical Ethics) İstanbul 24 March 1994., Yayınlayan Arslan Terzioğlu., İstanbul 1995., s.57- 62., Prof. T.Chrusciel ve Dr.J.Cieckiewicz imzası ve Dr.J.A.Piatkiewicz tercümesi ile yayınlanan örneği için ayrıca bkz.  the Code of Medical Ethics., Kennedy Institute of Ethics Journal 1992:2(4):371-384.
(7)Bkz. N.Mahsereci, İstanbul Tabip Odası Yeni Tıbbi Deontoloji Tüzük Taslağı Hazırladı. Hekimlerin Tıp etiği Tartışması. Bilim Ütopya Nisan 1996:22:36.
(8)Bkz.Poland: Medical Ethics Code. Lancet 1992:339:1221.
(9) Bkz. New Code of Medical ethics issued in Italy. International Digest of Health Legislation 1993:44(2):253-354. ayrıca bkz.V.Fineschi - E.Turillazzi - C.Cateni, The New Italian Code of Medical Ethics. Journal of Medical Ethics 1997:23:239 - 244.
(10) Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu gibi.
(11) Bu konudaki çalışmaların aşamaları ve oluşturulan metinlerin gelişim süreçleri için bkz. A.Rogers - D.Durand de Bousingen, Bioethics in Europe. Council of Europe Press., Strasbourg 1995., s 183- 214, ayrıca bkz. Recommendation 1160 (1991) on the Preparation of a convention on Bioethics., Bkz. A. Rogers - D.Durand de Bousingen ; Bioethics in Europe. Council of Europe Press., Strasbourg 1995., ss.320-321., Council of Europe : Convention for the Protection of Human Rights and Dignity of the Human Being with Regard to the Application of Biology and Medicine ; Convention on Human Rights and Medicine (Provincial Edition)., Council of Europe : Draft Convention for the Protection of Human Rights and the Dignity of the Human Being with Regard to the Application of Biology and Medicine ; Bioethics Convention, and explanatory Report., Directory of Legal Affairs., Strasbourg, July 1994., Council of Europe : Draft Convention for the Protection of Human Rights and the Dignity of the Human Being with Regard to the Application of Biology and Medicine : Convention, on Human Rights and Biomedicine., Directory of Legal Affairs., Strasbourg, June 1996., Council of Europe : Explanatory Report to the Convention for the Protection of Human Rights and the Dignity of the Human Being with Regard to the Application of Biology and  Medicine : Convention, on Human Rights and Biomedicine., Directory of Legal Affairs., Strasbourg, January 1997. C.Byk, The European Convention on Bioethics(abstract). Med.Law 1993:12(6-8).507-519., P.Riis, Council of Europe Convention for the Protection of Human Rights with Regard to the Application of Biology and Medicine. Distributional ethics and Prioritization. JAMA 1997:277:1
(12) Genetik ile ilgili son dört kararın metni için bkz. Opinions of the Group of Advisers on the Ethical Implications of Biotechnology of the European Commission. Sec/9698/97. European Commision. Secretariat General. Bruxelles 1997.
*
*
HABERLER
Sevinç Özgüner anıldı
Dişhekimleri ve tıp doktorlarının Türk Tabipleri Birliği çatısı altında örgütlendikleri yıllarda TTB Merkez Konseyi yöneticiliği görevini özveriyle sürdüren ve haince bir silahlı saldırı sonucu öldürülen Dişhekimi Sevinç Özgüner, ölümünün 18. yılında mezarı başında anıldı.
Anma toplantısı, yağan yağmura rağmen Zincirlikuyu�daki mezar başına gelen ailesi, yakın dostları ve hekim temsilcilerinin katılımıyla yapıldı. Özgüner�in dava arkadaşı şair Arif Damar, �ölüm yok ki�adlı şiirini okudu. Sevinç Hanım, eşi Vecdi Özgüner ile yanyana yattığı mezarında, dostlarını ve dava arkadaşlarını yine biraraya getirmeyi başardı...
*
Oda, Melih Abisini kaybetti
Dr. Mustafa Sülkü
Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar/ Şöyle garip bencileyin
1988�de İstanbul Tabip Odası�nda tanıdığım, Odamızın Melih Ağabey�ini, alçakgönüllü, Oda çalışmalarına katkıda bulunan, seçmek-seçilmek gibi ihtirasları olmayan, yalnızlığını bir türlü paylaşamadığımız Melih Ağabey�i göz göre göre kaybettik. 4-5 aydan bu yana bozulan sağlığını görüyor, ısrarla tedavi olması için zorluyor, ama günlük koşuşturmacamız, Oda seçimleri telaşımız içerisinde elinden tutup zorla hastaneye yatırmayı beceremiyorduk.
Son anına kadar bir rahatsızlığı olmadığına sanki bizleri inandırmıştı. Ya da biz inanmış gibi davranarak üstüne gitme kararlılığını gösteremedik.
Öğrencilik yıllarından itibaren tüm hayatı aydın, demokrat, ilerici bir çizgide haksızlıklara karşı mücadele içerisinde geçen �68 kuşağı hekimlerinden� Odamızın İnsan Hakları Komisyonu üyesi MELİH UZEL�i ailesi, hekim arkadaşları, mesai arkadaşları, dostları, hep birlikte kaybettik.
Ölümünü �üç gün sonra� öğrenmemiz üzüntümüzü bir kat daha arttırdı. Şimdi özür dilemenin bir anlamı yok biliyorum, ama insancıl duyarlılıklarımızı giderek yitirdiğimiz, kimi zaman seni kırdığımız, üzdüğümüz olmuştur. Tüm bunlar için senden özür diliyoruz Melih Ağabey.
Bize sessizliği, alçakgönüllülüğü, inandığın değerlere bağlılığı miras bıraktın. Hepimizin çıkaracağı çok ders var senin ölümünden...
*
Dr. Şükrü Güner
Tıp fakültesi yıllarından tanıyorum Melih�i. 1970�li yıllardan. Sessiz fakat mücadeleci kimliği, kararlı tutumları, hiç çalıştığını görmediğiniz halde derslerinde çok başarılı olması bende o yıllarda bıraktığı izler...
Melih 1949 doğumlu. Kabataş Erkek Lisesi Mezunu. Büyükdere�de oturur. 1970�li yıllarda öğrenci hareketlerinin içinde. Zorlu geçen yıllardan o da nasibini almıştır. Defalarca gözaltına alınmalar, aylarca tutuklu kalmalar. Hepsinden de dimdik çıkmıştır Melih.
Soğukkanlı, mantıklı davranışları, hissi yanlarını tamamen törpülemiş davranışları, çalışkanlığı, dürüstlüğü, az konuşması fakat güçlü bir iç dinamizme sahip olması Melih�in özelliklerinden...
Melih�in bir de lisan tutkusu vardı. İngilizce ve Almanca�yı çok iyi konuşması yanında bir çok lisanı da anlaşabilecek tarzda bilgi birikimine sahipti. Mezun olduktan sonra Almanya�ya gitti. Orada Genel Cerrahi ihtisasını yaptı. Türkiye�ye döndü. Haznedar�da özel bir klinik açtı. Yürütemedi sattı. Tabip Odası Komisyonlarında, 68�liler Birliği Vakfı�nda çalıştı.
Melih ile düşüncelerimiz pek çakışmazdı ama iyi bir dosttuk. Güvenirdik birbirimize. Hiç ara vermedik ilişkilerimize, görüşmelerimize... Tartışsak, birbirimize ters düşsek bile... Melih�in en büyük özelliklerinden biri de kendi bildiğinin doğruluğunu savunarak, son derece inatçı olması idi. Az konuşur. Konuşursan cevap verir ama bir şeye karar verdimi de onu mutlaka gerçekleştirir, savunur ve o doğrultuda yürürdü.
Son günlerde belki hastaydı Melih, ama hiç kimseye söylemedi... Ama belki kimse de sormadı. Çünkü hepimiz sanki kendi içimize dönmüşüz. Kabuğumuza çekilmişiz. Dostluk, dayanışma, yardımlaşma gibi bir takım yüksek değer yargılarımız giderek törpüleniyor. İnatçıydı Melih. Belki sorununu biliyordu. Kimseye açmıyordu. Önerilen muayene, tetkik önerilerini de reddediyordu. Bazı şeyleri belki kabullenemiyordu...
Ve hastalığına da inat etti, ölüme de inat... Kimseye de haber vermedi giderken...
*
25. Yıl Albümü...
İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi�nin 1969 Mezunları bir albüm çıkardı. Albüm, 1994 yılında düzenlenen 25. Yıl Balosu�nda biraraya gelenlerden alınan bilgilerle bir albüm yayınlandı.
69 mezunlarının geçen 25 yıl içindeki mesleki öykülerinin yanısıra kişisel özelliklerinin de yer aldığı albümü Dr. Sabri Karagülle, Dr. Mari Sarıaslan, Dr. Semra Süerdem, Dr. Oğuz Alp Ansel, Dr. İkna Sarıaslan, Dr. Fevzi Erçakmak ve Dr. Mustafa Atanur�dan oluşan bir komite hazırladı.
Büyük bir sabır ve emekle çalışarak �25. Yıl Albümü�nü çıkaran komiteyi kutlar, 69 mezunlarının ikinci 25 yılda da birlikte olmalarını dileriz.
*
Vademecum �98...
Balıkesir Tabip Odası; hekimler, eczacılar ve diğer sağlık çalışanlarının yararına sunduğu ve titiz bir çalışmanın ürünü olan Vademecum �98�in ikinci baskısını yaptı. İlgilenen meslektaşlarımız Vademecum �98�i Oda�dan temin edebilirler.
*
İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı istifa etti...
İTF Dekanı Prof. Dr. Mesut Parlak�la birlikte Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Demir Tiryaki, Doç. Dr. Kemal Hepgül, Dahili Tıp Bilimleri Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Kaysı, Cerrahi Bilimler Başkanı Prof. Dr. Sinan Berkman, Temel Bilimler Başkanı Prof. Dr. Abidin Kayserilioğlu da istifa ettiler.
Prof. Dr. Parlak�ın istifasının nedeni, �Rektör tarafından tüm yetkilerinin alındığı, yalnızca maaş bordrolarının imzalandığı, bir süredir Fakülte�ye malzeme alımı için açılacak ihalelerin bekletildiği ve bu çalışma koşullarıyla görevi sürdüremeyeceği� şeklinde ifade ediliyor.
*
Sağlık Bakanı İstanbul Tabip Odası�nı ziyaret etti...
Sağlık Bakanı Dr. Halil İbrahim Özsoy, 10 Mayıs 1998 günü İstanbul Tabip Odası�nı ziyaret etti. Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul ve Yönetim Kurulu üyeleri tarafından karşılanan Sağlık Bakanı, ziyaret amacının yeni Yönetim Kurulu�nu kutlamak olduğunu söyledi.
Dr. Özsoy ayrıca hekimlerin sağlık sektörü hakkındaki görüşlerini almaya gereksinim duyduğunu ifade etti. Tabip odalarının hekimlerin demokratik ve özlük haklarını savunmadaki önemine değinen Bakan, hekimlerin özlük haklarıyla ilgili yasa tasarılarının meclisten geçmesi için hekim örgütlerinin desteğinin gerektiğini belirtti.
İstanbul Tabip OdasıBaşkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul da, sağlık alanında öncelikli hedefin kamu sağlık kurumlarının desteklenmesi olduğunu ve hekimlerin özlük haklarının da bununla yakından ilişkisi bulunduğunu dile getirdi.
Dr. Arıoğul, Sağlık Bakanlığı�nın hekimlerin özlük haklarını iyileştirecek ve kamu sağlık sistemini güçlendirecek girişimlerini İstanbul Tabip Odasıolarak desteklemeye devam edeceklerini söyledi. Ziyaret sonunda Oda Başkanı, Bakan�a İstanbul Tabip Odası�nın kurulduğu yıl olan 1929�daki ilk toplantının kararlar metninin örneğini hediye etti.
Sağlık Bakanı da, Tabip Odası�nınprotokol defterini imzaladı ve şu sözleri yazdı:
�İstanbul Tabip Odası�nın Sn. Prof. Dr. Orhan Arıoğul�un Başkanlığında yeni Yönetim Kurulu�nu kutlamaya geldim. Hekimlerin özlük hakları, ekonomik sıkıntıları ve mesleki sıkıntılarını gidermek için gereken çalışmaları anlatıp onların fikirlerini aldım. Tüm hekimlerin mesleklerine, meslektaşlara ve meslek odalarına sahip çıkmasını istiyorum. Yeni Yönetim Kurulu�na başarılar dilerim.�
Bakanın ziyaretine İstanbul İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Salman ve Eminönü Belediye Başkanı Dr. Ahmet Çetinsaya da katıldı...
*
TTB Öykü-Anlatı Yarışması ve Behçet Aysan Şiir Ödülü...
Öykü-anlatı yarışmasına son katılım tarihi 1 Eylül 1998.
2 Temmuz 1993�de Sivas�ta yitirdiğimiz şair Dr. Behçet Aysan ve 36 insanımız anısına düzenlenen �Behçet Aysan Şiir Ödülü�ne son katılma tarihi ise 1 Ağustos 1998.
Ayrıntılı bilgi için: İstanbul Tabip Odası, tel:514 02 92.
*
Dr. Halis Dokgöz�e ödül...
Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilciliği�nin Trabzon Belediyesi ile birlikte düzenledikleri �şehir ve sorunları�konulu 2. Uluslararası Karikatür Yarışması�nda, dergimiz çizeri Dr. Halis Dokgöz mansiyon ödülü aldı.
Dokgöz�ün ödüle değer görülen çalışması, Hekim Forumu�nun Ocak-Şubat sayısında kapak olmuştu.
*
Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Bozukluklar Eğitim Programı (T.S.H./R.E.P.)...
Temel Sağlık Hizmetlerinde Ruhsal Bozukluklar Eğitim Programı başladı. Program 1. Basamakta sık karşılaşılan anksiyete ve alkol kullanım bozuklukları, uyku bozukluğu, depresyon ve açıklanamayan bedensel yakınmaları içeriyor.
Dünya Sağlık Örgütü(WHO) İşbirliği Merkezi�nce hazırlanarak Sağlık Bakanlığı ve TTBtarafından desteklenen program 28 ilde TTBPratisyen Hekimler Kolu tarafından yürütülüyor.
Küçük Grup Eğitimleri şeklinde, bölgelerde pratisyen hekimlerin kolay ulaşabilecekleri uygun eğitim ortamlarında düzenlenecek olan etkinlikler konu ile ilgili eğitici eğitimi programını almış pratisyen hekimler sorumluluğunda gerçekleştirilecek.
İstanbul�da Odamız Pratisyen Hekim Komisyonu tarafından programlanan ve hedef grubu sağlık ocaklarında çalışan pratisyen hekimler olan kurslara katılım konusunda Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Grup Başkanlıkları gerekli duyuruları yapmaktadırlar.
T.S.H./R.E.P. hakkında ayrıntılı bilgi İstanbul Tabip Odası�ndan öğrenilebilecektir. Not:Pratisyen Hekim Komisyonu�muz, salı günleri 18.00�de Odamızda toplantılarını sürdürmektedir.
Dr. Naciye Demirel(İstanbul Tabip Odası Pratisyen Hekim Komisyonu)
*
Yeşil reçetede yeni ilaçlar...
Dekstromethorphane HBr ve Pseudoephedrine HCl maddelerini içeren Benafed Dekonjestan Öksürük Şurubu (Eczacıbaşı), Tylol Cold Şurup (Nobel) ve Dekstromethorphane HBr maddesini içeren Wintus Draje (İlsan)isimli ilaçlar kontrollü tüketim sağlanması amacıyla, Sağlık Bakanlığı tarafından �normal reçete ile verilecek ilaçlar kapsamına�alındı.
Yeni ithal ruhsatı alan ve Alprazolam adlı maddeyi içeren Apo-Alpraz 0.5 mg Tablet (Biocer), formülü nedeniyle; Ketamin aktif maddesi ve bu maddeyi içeren Ketalar Flakon (Eczacıbaşı)isimli preparatlar yeşil reçete ile verilecek ilaçlar kapsamına alındı. Sözkonusu ilaçların yeşil reçete ile verilmesi, stok ve tüketimlerinin Psikotrop Defterine işlenmesi gerekli.
*
*
*
ÇEVRE
Ekoloji ve çevre
Ekoloji ve çevre sağlığı ile ilgili çalışmalar yapmayı amaçlayan Çevre İçin Hekimler Derneği İstanbul�da kuruldu. Bu yılın başından beri kuruluş çalışmalarını sürdüren ve Şubat ayı içinde geniş katılımlı bir toplantı ile kuruluş kararını kesinleştiren dernek, bürokratik işlemlerin uzaması nedeniyle belgelerini tamamlayamamıştı. İTO�nun da katkılarıyla 8 Mayıs�ta dernek resmen kuruldu.
Derneğin Ekim ayında yapılacak genel kurulundan önce ayrıntılı bilgi almak isteyen hekimler, aşağıdaki iletişim yollarını kullanabilirler.
Tel:633 26 96 / 529 93 67
Faks:529 93 67 Yazışma adresi:P.K. 42 Kocamustafapaşa-İstanbul  E-mail:umit.sahin@info-ist.comlink.apc.org
Aşağıda, dernek tüzüğünden bazı bölümler sunuyoruz:
Derneğin amacı, ekolojik duyarlılığa sahip hekimleri biraraya getirerek, çevre sorunlarının ve ekolojik dengedeki bozulmanın insan ve ekosistem sağlığı üzerinde yarattığı etkileri incelemek, çevre ve ekosistem sağlığı ile ilgili bilimsel çalışmalar yapmak, yapılan bilimsel çalışmaları desteklemek, dökümantasyon ve arşivleme çalışmaları yapmak, edinilen ve toplanan bilgileri kamuoyunun kullanımına sunmak, çevre ve ekosistem sağlığının korunması amacıyla alınması gereken önlemleri belirleyerek toplumu aydınlatmak, bilimsel ve tıbbi danışmanlık yapmak ve eğitim çalışmalarında bulunmaktır.
Dernek aynı zamanda hekimlerin çevre ve ekoloji konularındaki duyarlılıklarını arttırmayı amaçlar.
Derneğin çalışma konuları:1- Dernek, çevre sorunları, ekolojik dengedeki bozulma ve bunlara bağlı olarak insan ve ekosistem sağlığında ortaya çıkan olumsuzlukları araştırır. Ekolojik dengeyi, doğal döngüleri ve sistemleri bozan; böylece insan, çevre ve ekosistem sağlığında dolaylı ve dolaysız yollardan bozulmaya neden olarak doğa ve insanın varoluşunu tehdit eden nükleer teknoloji, kimyasal endüstriler, fosil yakıt kullanımı, ekosisteme zararlı madencilik, endüstriyel tarım ve hayvancılık, ormansızlaştırma, sağlıksız kentleşme, doğal yaşam alanlarının tüketilmesi gibi insan etkinliklerinin sonuçları derneğin çalışma konularını oluşturur.
2- Dernek bu amaçla bilimsel araştırmalar düzenler, yürütür, yapılan bilimsel araştırmalara katılır, destekler, bilimsel araştırmalar için üniversiteler ve diğer kuruluşlarla işbirliği yapar. Yaptığı bilimsel araştırmalarda disiplinlerarası işbirliğini sağlamak amacıyla tıp dışı çevre bilimlerinden (biyoloji, çevre mühendisliği, jeoloji vb.)bilim insanlarını biraraya getirerek ortak bilimsel çalışmalar organize eder ya da sürmekte olan çalışmalar için bilimsel destek sağlar.
3- Çevre ve ekosistem sağlığı konularında yurtiçi ve yurtdışında yapılan çalışmalardan edinilen bilgileri toplar, bu konularda yapılan yayınları inceler, biriktirir, arşiv ve dökümantasyon çalışmaları yapar, çevre ve ekolojiyle ilgili basılı, işitsel, görsel ve bilgisayar ortamındaki eserlerden oluşan bir kütüphane oluşturur.
4- Ülkemizde insan ve ekosistem sağlığını olumsuz yönde etkileyen ya da etkileyebilecek kuruluş ve etkinlikleri, atıklar ve uygunsuz kullanımla kirletilen doğal alanları (göl, orman, akarsu, vb.)ve kirletilen insan yerleşimlerini (kentler, kasabalar, köyler)saptamak ve bunların dökümünü çıkarmak amacıyla envanter çalışmaları yapar.
5- Çevre sorunları ve ekolojiyle ilgili konularda resmi kuruluşlarla, üniversitelerle, bilimsel kuruluşlarla, meslek örgütleriyle, sivil toplum örgütleriyle ve basın yayın kuruluşlarıyla düzenli iletişim içinde ve bilgi alışverişinde bulunur. Çevre sorunlarıyla ilgilenen ve çalışmalar yapan bur tür kuruluşlara kendi alanlarıyla ilgili tıbbi ve bilimsel destek sunar, işbirliği olanaklarını sağlar.
6- Çevre sağlığı, ekolojii ve ekosistem sağlığı ile ilgili olarak üyelerine yönelik eğitim çalışmaları yapar. Kamuoyuna yönelik olarak eğitici çalışmalarda bulunur. Eğitim çalışmalarında diğer bilimsel kuruluşlarla işbirliği yapar.
7- Çevre sağlığı, ekoloji ve ekosistem sağlığı ile ilgili bilimsel yayınlar yapar. Yaptığı çalışmaların sonuçlarını ve görüşlerini basın yayın organlarında duyurur. Kamuoyunu aydınlatıcı yayınlar yapar.
8- Çevre sağlığı, ekoloji ve ekosistem sağlığı ile ilgili olarak kamuoyunu aydınlatıcı kampanyalar düzenler, düzenlenen kampanyalara ve toplantılara katılır, destek verir, bilimsel danışmanlık yapar.
*
Pendik Sağlık Ormanı...
Pendikli meslektaşlarımızın öncülük ettiği ağaç dikme kampanyası haberini geçen sayımızda yer darlığı nedeniyle duyuramamıştık. Kampanyanın öncülerinden Dr. Yılmaz Müftahi�nin çağrısına bu sayımızda yer veriyoruz: �14 Mart 1997 tarihinde başlattığımız Pendik - Kurtköy ağaç dikme kampanyasına bu yıl da devam ederek, PENDİK  SAĞLIK ORMANI�na toplam 1900 çam ağacı diktik.Bütün arzumuz, önümüzdeki yıllarda Oda�nın da katılımı ve katkılarıyla ağaç dikme kampanyasını genişleterek bütün İstanbul�a yaymaktır. İlgilerinizi bekleriz.�
*
*
BİZE  GELENLER
Bir mektup
Prof. Dr. Süleyman Yalçın
Sayın Dr. Fak,
Tabip Odamızın yarım asra yaklaşan bir mensubu ve eski bir Konsey Genel Sekreteri olarak derginizin her sayısını bazen sevinerek, bazen de hüzünle gözden geçirir ve okurum. Sevindiren husus Odanın mesleki faaliyetlerindeki yaygınlığı,dayanışma ve gelişme gayretlerini görmemdir.
Sevinemediğim - sevemediğim tarafı ise derginin mesleğimizle ilgisiz, yıllarca süren ideolojik yanlı tutumunun sergilenmesidir. Bu görüntüyü; kaba pozitivist ve katı Materyalist Sol çizgide, Türk Milletinin ruh köküne yabancı, onu zaman zaman tahkir eden manasız bir saplantı olarak niteleyebilirim.
Böyle bir şartlanmanın tutkusunu, yeni bir asrın eşiğindeki ilim anlayışı ve evrensel insani değerlerle barıştırmak mümkün görülemezken, bunun ulvi hekimlik mesleğimizin dergisinde de sergilenmesi cidden üzücüdür. Nitekim bu yazıyı bana, bu isyan duygu ve düşünceleri yazdırıyor. Derginizin 1997�nin son sayısında, aynı yılın son altı ayında kaybettiğimiz müstesna ve meşhur Türk Hekimi, Prof. Dr. Ayhan Songar�la alakalı iki satırlık bir haber bile bulunmazken üç sene önce ölmüş, adını pek az hekimin belki duyduğu solcu bir kişi için tam sayfalık bir yazıya yer verilmiş bulunuyordu.
Bir Türk Hekimi olarak çarpık gördüğüm bu davranış beni cidden üzdü. Dr. Songar isminin böyle bir muameleye maruz kalışı, O�nun gerçek bir Müslüman Türk oluşundan mı ileri geliyor diye isyan ettim. Bundan dolayı Ayhan�ın en yakınlarından bir sınıf arkadaşı olarak �ilk�lere adını yazdıran bu müstesna zeka ve kaabiliyetin anılma-yadedilme hakkına mukabil bizlerin de bunu yerine getirme vazifesi olmalıdır diyorum.
Dr. Songar İstanbul Tıp Fakültesi�nin en parlak öğrencilerinden biri olarak 1950 yılının ilk mezunu olmuş, hemen Türk Psikiyatrisinin efsane ismi Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Hoca�nın yanında ihtisasa başlamış ve bizim sınıfın ilk doçenti ünvanını almıştır. Aynı fakültede akademisyen ve hocalık hayatı, 1967 yılında kurulan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi�ndeki Psikiyatri Kliniği�ni kurarak emekli olduğu 1994 yılına kadar devam etmiştir. Psikiyatri dışında Biofizik, Sibernetik, Etnomüzik ve Adli Tıp dallarında da onbinlerce öğrenci, pek çok akademisyen yetiştiren, adını ve ününü hekimliği yanında alkol ve madde bağımlılığı mücadelesinde yurt dışına taşıran, ülkemizi ve mesleğimizi uluslararası kongrelerde temsil eden dilimizde ilk orjinal Sinir Sistemi Fizyolojisi kitabı ile beraber yirmidört eser sahibi, Hoca, ilim adamı, idareci, hatip ve yazar olarak hayatı, eserleri ve şahsiyeti ile müstesna örnek bir Türk hekimi ve Aydını olan Prof. Dr. Ayhan Songar�ın meslek odamızın dergisinde vefatı dolayısıyla anılmayışının vebali ve utancını bilmem kim taşıyabilir.
Bu duygu ve düşünceleri benimle paylaşan binlerce meslekdaşımın bulunduğuna inanıyor ve saygılarımı sunuyorum.
Prof. Dr. Süleyman Yalçın�ın mektubu üzerine
Prof. Dr. Süleyman Yalçın�ın Prof. Dr. Ayhan Songar ile ilgili yazısı iki ay önce elimize geçti. 14 Mart ve Oda Genel Kurulu gündemleri nedeniyle yazıya ancak yer verebiliyoruz.
Hekim Forumu olarak, mesleğine, bilime emek vermiş kişilerin, hocalarımızın aramızdan ayrılışlarını yazıyor, zamanı geldiğinde kendilerini bu sayfalarda anıyoruz. Ancak bunu Hekim Forumu Yayın Kurulu değil, çoğunlukla meslektaşlarımız gerçekleştiriyor:İlgili haber ve anma yazılarını daha çok bize gönderilen yazılar oluşturuyor. Prof. Dr. Ayhan Songar ile ilgili bir yazı şimdiye dek gönderilmiş değildi. İlk kez geldi ve yayımlıyoruz.
Prof. Dr. S. Yalçın�ın mektubunda belirttiği �... üç sene önce ölmüş, adını pek az hekimin belki duyduğu bir solcu kişi...�anladığımız kadarıyla Dr. Nejat Yazıcıoğlu. Dr. Nejat Yazıcıoğlu, İstanbul Tabip Odası�nın Yönetim Kurulu Genel Sekreterliği görevinde bulunmuş ve işyeri ve işçi sağlığının Odamızda kurumsallaşması için büyük emeği geçmiş bir meslektaşımızdır.
Sayın Prof. Dr. S. Yalçın�ın dergimizin �... kaba pozitivist ve katı materyalist sol çizgide Türk milletinin ruh kökenine yabancı, onu zaman zaman tahkir eden...�tutumu hakkındaki görüşlerini ise, meslektaşlarımızın takdirine bırakıyoruz.
*
*
ANMA
Prof. Dr. Unat�a armağan
Prof. Dr. Ayhan Yücel
Büyük idealistlerin azaldığı ve cemiyetlerin idealistlere en fazla muhtaç olduğu bir devirde yaşıyoruz. Zamanımız ise büyük idealleri değil menfaatleri besliyor.
Merhum hocamız Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat, işte artık sayısı çok azalan o idealistlerden biriydi; dönemine damgasını vuran, her birimizde derin izler bırakan bir Ekrem Kadri Unat vardı... Onu tanımak ve ideallerini yaşatmak boynumuzun borcudur. Elbette �ölümsüz olan insanlar değil, fikirlerdir.� Ancak inanıyorum ki �ölülerine ve büyüklerine saygıyı kaybeden uluslar büyük insan yetiştiremezler ve tarihin içinde yok olmaya mahkumdurlar.�
Ekrem Kadri Unat, 19 Ağustos 1914�de Ankara�da doğdu. 1931�de Kabataş Lisesi�ni, 1937�de İstanbul Tıp Fakültesi�ni bitirdi. Adana Sıtma Enstitüsü�ndeki kurstan sonra askerlik görevini Mardin�de yaptı. Tıp Fakültesi�nde okurken Leyli Tıp Talebe Yurdu�nda kaldığından 4 yıllık zorunlu hizmeti vardı. Ancak sınıfın en başarılı öğrencilerinden biri olduğu için İstanbul Üniversitesi emrine verilerek Mikrobiyoloji, Parazitoloji ve Salgınlar Bilgisi Enstitüsü�ne 1938�de asistan olarak atandı. 1940�da uzman, 1942�de doçent oldu. Üniversitedeki görevinden başka, önce Darülaceze�de, daha sonra da Gureba Hastanesi�nde ek görevler verildi.
1946�da Üniversite tarafından ABD�ne gönderildi. Tıbbi Mikoloji sertifikası aldı. Halk Sağlığı Yüksek Lisans Eğitimini tamamladı. Mikoloji, entomoloji ve değişik laboratuvarlarda, bu arada Sağlık Dairesi Laboratuvarı�nda da çalıştı. 1949�da,Üniversitedeki görevine döndü. Ek görev olarak Dünya Sağlık Teşkilatı�nın Tüberküloz Olgunlaşma ve Gösteri Merkezi�nin laboratuvarını kurdu. 1958�de Parazitoloji Kürsüsü�nü kurmakla görevlendirildi ve buranın profesörü ve yöneticisi oldu. 4 yıl sonra, burasını Tropikal Hastalıklar ve Parazitoloji Kürsüsü haline getirdi.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi�nin kuruluşu ile ilgili komisyonlarda görev aldı, Üniversite Senatosu�nda yeni fakültenin kurulmasıyla ilgili gerekçeleri açıkladı. Bu toplantıdan sonra 5 Eylül 1967�de faaliyete geçen CTF�nin Mikrobiyoloji Tropikal Hastalıklar ve Parazitoloji Kürsüsü�nü kurdu. Başkanı olduğu bu kürsü İ. Ü. Senatosu�nun kararıyla 8 Temmuz 1976�da Mikrobiyoloji, Parazitoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Kürsüsü, YÖKKanunu�nun kabulünden sonra da Mikrobiyoloji Anabilim Dalı adını aldı. Prof. Dr. Unat, yaş haddinden emekliye ayrıldığı 31 Ağustos 1983�e kadar kesintisiz görev aldığı bu kürsü ve Anabilim Dalı�ndaki derslerine ve çalışmalarına, sözleşmeli öğretim üyesi olarak devam etti. Böylece 50 yılı İ. Ü. Tıp Fakültelerinde öğretim üyesi olarak 54 yıl hizmet verdi. Senato üyeliğinden başka Fakülte Yönetim Kurulu�nda da idari görev almış, komisyonlarda çalışmıştır. Kürsü başkanı olduğu 1958-1983 arasında 5 doçent, 1 yardımcı doçent, 46 uzman, 8 mikrobiyoloji doktoru yetiştirmiştir. Sözleşmeli öğretim üyeliği sırasında da 2 doçent, 11 uzman, 1 mikrobiyoloji doktorundan başka Anabilim Dalı�nda uzmanlık alan herkesin yetişmesine yardımcı olmuştur. 35 kitap, 7 monografi, 10 kongre raporu ve 350�yi bulan makale yayımlamıştır.
Shigella soonei, Diroffilaria conjunctivae, Salmonella eastbourne, Linguatula serata, Shigella boydii, Cryptococcus neoformans, Toxoplasma gondii, Leptospira canicola, Capillaria hepatica, Pneumocystis carinii, Hymenolepis dimita, bağırsakta Sarcophaga, idrar yollarında Lucillia, insanda Hypodermyasis, Protophormiae terra-novae, Gemalla haemolyssans�ın ülkemizde insanda varlığını ilk defa ya yalnız, ya da çalışma arkadaşlarıyla birlikte Prof. Dr. Unat göstermiştir.
Prof. Dr. Unat, Türkiye parazit coğrafyası çalışmalarına öncülük ettiği gibi Türkiye�nin Parazitoloji ve Mikrobiyoloji tarihini yazmış ve Türkiye�de Mikrobiyoloji ve Parazitoloji terminolojisinin tesisinde çalışmıştır. Ayrıca Tıp Tarihi ve Terminoloji ile ilgili yayımlarda bulunmuş, halk sağlığı eğitimi üzerinde çalışmıştır. Prof. Unat, Türk Mikrobiyolojisini dışa bağımlılıktan kurtarmaya yönelik çalışmalara özellikle ağırlık vermiş, bu arada balıktan hazırlanan besiyerlerini tarif etmiş ve geliştirmiştir.
Prof. Dr. Unat�a 1955�te çıkan Tıbbi Mikoloji ders kitabı ile ilgili olarak Türk Tıp Cemiyeti Çolakoğlu mükafatını, tıp tarihine katkılarından dolayı da İstanbul Tabip Odası 1987 yılı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver plaketini vermiştir. Almanca, İngilizce ve Fransızca bilen Prof. Dr. Unat, birçok bilim derneğinin üyesi ve İstanbul Bulaşıcı Hastalıklarla Savaş Derneği ile Türk Tarih Kurumu�nun Şeref Başkanıdır.
Ben bunları, adeta, kilometre taşları olarak sıraladım. Biliyorum ki bunlar Hocam Unat�ı anlatmakta aciz kalır. Esasen 84 yılı aşan bir ömrü; Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat�ı anlatmak zordur.
Bütün ömrü okumak, öğrenmek, yazmak ve öğretmekle geçti. Çok şerefli, başarılarla dopdolu geçen bir ömür. Öğrencileri ile hastalarıyla haşır neşir, kitaplarıyla başbaşa, laboratuvar ve klinikte geçen bir ömür... Hep okumak, hep araştırmak, hep öğrenmek, hep öğretmek, hep tanıyıp tanıtmak peşinde koşan koca bir ömür... Ömür denilen şey istesek de istemesek de geçiyor ve bitiyor... Önemli olan neyin peşinde geçiyor?Ömür verilip ne alınıyor?Hoca onu ilimle feyz ile hak ve hakikatle değişti. Örtüleri, sırları kaldırıp hakikatleri, gerçekleri ortaya çıkarmaya çalıştı ve onları tek tek gösterdi. Bundan dokuz yıl önce 1989 yılında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültelerinde yaptığı elli yıllık hizmetinden ayrılırken yapılan toplantıda �İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültelerinde 50 yıl durmadan öğrendim ve öğrettim. Bence öğrenmek ve öğretmek ibadetlerin en büyüğüdür; onun en iyi olabilmesi için çalıştım, öğrenmeye ve öğretmeye doyamadım�demişti.
Hocam Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat�ın 1953 yılında talebesi oldum. Hepimizin şu veya bu kadar seneden beri hocası olan Prof. Dr. Unat, şimdi rahmet ve fatiha bekleyen yerde, aramızda ve içimizde bulunuyor... Kendisine Allah�tan rahmet, eşine, üç çocuğu ve üç torunu ile akrabalarına, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mensuplarıyla bütün tıp camiasına, binlerce öğrencisine... geride kalanlara sabırlar dilerim...
*
*
TIPİK
Hasankeyf boğulmasın!
Dr. Ayşe Mudun*
Hasankeyf kimdir, nerededir bilir misiniz? Doğrusu ben son zamanlara kadar pek bilmiyordum. Adı tanıdık geliyordu, ama neydi işte tam çıkaramıyordum. Ta ki Nisan �98�deki uzun bayram tatilinde yaptığımız, beni hep çekmiş olan Güneydoğu Anadolu gezisinin broşürünü görene kadar. Gezi bana en çok daha önce görmediğim Harran Ovası ve Mardin ve çevresindeki Süryani manastırlarını içerdiği için ilginç gelmişti. Hasankeyf de broşürde gezinin 1 gününü doldurmaktaydı. Gezi sırasında dağıtılan broşürlerden Hasankeyf hakkında bilgiler edinmeye başladım. Ama asıl şokum Hasankeyf�i gördükten sonra oldu.
Hasankeyf halen yeni illerimizden Batman�ın bir ilçesi konumunda. Adı, yekpare taştan meydana gelmiş kalesi nedeniyle �Kaya Hisarı� anlamına gelen Hısn Keyfa sözcüklerinden geliyor. Ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Ancak, uygarlığın beşiği diye tarih derslerinde ezberlediğimiz Mezopotamya�ya geldiğinizi hissettiriyor size. Yani yazının bulanmasından çok önce Hasankeyf oradaymış. Dolayısıyla �tarih yazıyla başlar�sözüyle dalga geçercesine Dicle nehrinin gürlediği kıyılara inen dağlara oturmuş izliyor bizleri. O dönemlere ait yazılı bilgi olmadığı için burada kimlerin hükümsürdüğü belli değil. Dicle�ye dimdik inen dağların içinde oyulmuş kaya-mağara evler adeta 4-5 katlı apartmanlar gibi. Gene Dicle kıyılarına dik şekilde derin bir kanyon oluşturarak yüksek kayalara oyulmuş birbirini seyreden çok katlı antik apartmanları görmek mümkün. İçinde hala insanların, üstelik koyun, keçi ve kuzularıyla birlikte yaşayan insanların olduğu antik, çok katlı kaya içi daireler. Kaleye çıkınca çevreyi ve Dicle�nin kıvrımlarını görüp, sonra kayaya oyulmuş, kıvrıla kıvrıla inen daracık ve çok dik merdivenlerle suyun kenarına iniyorsunuz.
Tarihin ilerleyen saatlerinde, özellikle İsa�dan sonra, önce Bizanslılar, Sasaniler, sonra Müslümanlardan Hz.Ömer ve ahalisi, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar konuk olmuşlar Hasankeyf�e. Tabii bu zengin geçmiş Hasankeyf�i kültürel açıdan daha da zenginleştirmiş, renklendirmiş. Dicle�deki köprüsü, kalesi, Ulu Camii, ayrıca medreseler, rasathaneler, darüşşifalar ve diğer eğitim kurumları ile bölgenin önemli bir bilim ve kültür merkezi olmuş yüzyıllar boyunca. Ayrıca yüzlerce başka cami, kilise,saray ve diğer şehir yapılarından günümüze büyük bir bölümünün kalıntısı kalmış. Yıllarca insanların ilgisizliği nedeniyle yağmalanmış ve pek çok kıymetli eşya ve sanat eserini kaybetmiş.
Şimdi size, bir baraj nedeniyle Kapadokya sular altında kalacak desem tepkiniz ne olurdu?Böylesine zengin bir tarihsel dokusu olan, yüzyılların mirasını nesilden nesile devreden bir yörenin baraj gölü altında kalması herhalde sadece bizleri değil tüm dünya ülkelerinden insanları da ayaıklandırırdı gibi geliyor bana. İşte şu anda Hasankeyf�i bekleyen kader de bu... GAPprojesinin bir uzantısı olarak Dicle nehri üzerinde kurulacak olan Ilısu barajı yapıldığında bu kültür hazinesi ve miras tamamen baraj gölü altında kalacak. Bundan sonra da su altı arkeologlarının ilgi alanına girecek herhalde...
Yöre halkı ve idaresi çelişkili duygular içerisinde. Yıllardır bu baraj projesi nedeniyle herhangi bir yatırım yapılmamış. Bu nedenle halk işsizlik ve yoksullukla boğuşuyor. İlçeden dışarıya işsizliğin getirdiği göç sürüyor. Öyle ki baraj nedeniyle inşaata bile izin verilmediğinden yeni bina ve inşaat yapımı çok sınırlı. Bu nedenle halk bir yandan işsizliği azaltacağı için yeni gösterilecek yerleşim ve yatırım alanlarına kaymayı umutla bekliyor. Ama öte yandan bütün kökleriyle bağlı olduğu yerini yurdunu bir daha hiç görmemecesine yitireceğinin hüznü yüzüne oturmuş. Daha önceden bilgilendiğimiz için, giderken yörenin çocuklarına vermek üzere giysiler, kitap, defter, kalem gibi kırtasiyelerle donanarak gittik. Otobüs kasabaya girdiğinde kasabanın tüm çocukları otobüsü ve bizim çevremizi sardılar. Özellikle giyecekleri, kitapve defterleri kaymakam sayın Veysel Tiryaki�ye teslim ettikten sonra bayram nedeniyle de şeker, bonbon, kalemtraş, silgi gibi yükte hafif şeyleri dağıtmak üzere yanımızda alıkoyarak yöreyi gezmeye başladık. Tüm çocuklar grubun etrafını sardılar. Zamanla da bir iki turiste 3-5 çocuk düşecek şekilde küçük gruplar oluşturarak geziyi sürdürdük. Bu tür bir geziyi ilk kez yapıyordum. Yani yöre halkı ile bütünleştirici demek istiyorum. On dakikada, kendimi çevremdeki çocuklarla adeta uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi sohbete kaptırdığımı gördüm. Yukarıdaki bilgilerin çoğunu onlardan öğrendim. Hepsi doğal, yerel rehberdi adeta. Hele bir tanesi lise son sınıf öğrencisi olan Feyzullah, beni çok etkiledi. Kendisi 6 çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olup babasını küçük yaşta kaybetmiş ve ortaokulu başarı ile tamamlayıp Diyarbakır�daki yabancı dille ğitim yapan özel Dicle Koleji�nde parasız okuma hakkını kazanmış. Bize takılmasının nedeni de yabancı turist zannedip İngilizce pratiği yapmakmış. Hacettepe Tıp Fakültesi�ne girmek en büyük amacı idi. Doktor olduğumuzu duyunca, biz de onun doktor olmak istediğini öğrenince artık o gün birbirimizden ayrılamadık. O bize Hasankeyf�i ve kendi yaşam macerasını, biz de ona kendi tıp ve doktorluk deneyimlerimizi anlattık. Kardeşleri de küçük grubumuzun bir parçası oldular. En ufak bir kalabalık, taciz ve rahatsızlık duymadan keyif içinde günü geçirdik. Öğlen yemeği için bir loktanta ararken bize yardımcı oldular ve hemen uzaklaştılar. Uzun ısrarımız sonucu sadece Feyzullah�ı bizimle yemeğe ikna edebildik. Diğerleri ağabeyleri tarafından eve yollanmıştı bile. Artık birbirimizi o kadar yakından tanıyorduk ki akşam otobüs ayrılırken hüzünlendim. Feyzullah ne olacaktı?Tıp fakültesine girecek mi?Burs bulur mu?Biz ona bir şekilde yardım edebilir miyiz?Çeşitli sorular kafamı kurcalayıp durdu. Sonunda adres ve telefonları değiş tokuş ederek nemli gözlerle ayrıldık Hasankeyf�ten.
Projesi tamamlanmış olan Ilısu barajının temeli henüz atılmamış. Yani durdurulabilecek veya çeşitli önlemler alınabilecek bir aşamada. Üstelik bu barajın sulama için değil de enerji amaçlı olduğunu duymak nedense içimi biraz daha buruklaştırdı. Neyse ki bu konuya duyarlı bir kaymakamı var Hasankeyf�in. Umarız gücü de yeter. Internette Hasankeyf sayfası açmaya kadar götürmüş işi. Bir fotoğraf yarışması düzenlemiş, broşürler bastırmış, yöreye gelen turlarla da yakın ilişki içinde. Elinden geldiğince Hasankeyf�in sorunlarını duyurmaya çalışıyor. Gezi dönüşü duyduk ki çocuklar için en yararlı kitap türü ansiklopediler olmuş. Bugün aynı şey Kapadokya�nın başına gelecek olsa dünya ayaklanırdı. Hasankeyf�in durumunun da hiç farkı yok. Ancak kimse bilmiyor. Görüp, bilip de isyan etmemek mümkün değil. Ben de bunun duyulması için bir katkıda bulunmak ve duygularımı paylaşmak istedim bu köşede. Halen gönüllülerle yürütülen bir takım kampanyalar var. Sizler de katılabilirsiniz. Çocuklarınızın önceki yıllara ait ders kitaplarını, ansiklopedileri ve benzeri kırtasiye malzemelerini gönderebilirsiniz. Kaymakamlık telefon ve faks numaraları aşağıda yazılıdır. Tepkilerinizi bekliyoruz. Son sözü Hasankeyf Kaymakamı Sayın Veysel Tiryaki�ye bırakıyorum:
�Binlerce yılın ihtişamını, binlerce mağarasıyla anıt ve eserleriyle bugüne taşıyan antik belde Hasankeyf�in feryadına kulak verelim. Herşeyini beraber paylaştığı Dicle�nin kendisini yutacağını duymak onu kahrediyor. Dicle onu yutmadan o intiharı düşlüyor bu ölüm sessizliğinde. Şimdi bize düşen bu koca şehri tümhatıraları ile yaşatmak. Zaman sorumluluklarımızı kuşanma zamanı, Barajdan vazgeçemediğimiz gibi, Hasankeyf�den de vazgeçmeden.�
Hasankeyf Kaymakamlığı, Tel:(0 488)381 22 15, Faks:(0 448)381 22 26...
* İstanbul Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası