" KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM AMA YAPACAK BİRŞEY YOK" SENDROMU

Mutlu Tönbekici


 “Kim olduğunu biliyorum ama yapacak bir şey yok” sendromu

Dört beş gün önce, “nedir bu tüccar doktorlardan çektiğimiz” temalı bir yazı yazmıştım hatırlarsanız. (“Bizi Dr. Öleceksiaan’lardan kim koruyacak?”)

Mevzu şu idi: Arkadaşıma reflü teşhisi konmuş, kanserle tehdit edilmiş ve acil ameliyat olması gerektiği söylenmişti. Ama arkadaşım iki başka doktora daha gitti ve her ikisi de değil ameliyat olmak, reflü bile olmadığını söylediler. Turp gibisin diye yolladılar. Yazının sonunda Tabipler Odasında atmıştım topu.

***


Geçtiğimiz Salı, İstanbul Tabipler Odası Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan aradı beni. Uzun uzun konuştuk. Böyle durumlara karşı çok hassas olduklarını, eğer arkadaşım bir dilekçe ile kendilerine başvurursa muhakkak surette konuyu değerlendireceklerini ve söz konusu doktoru soruşturacaklarını söyledi. Ve ne olup bittiği konusunda da beni bilgilendireceğini. Laf arasında söz konusu doktorun kim olduğunu da tahmin ettiğini söyledi. Arkadaşımın gittiği ikinci ve üçüncü doktor da aynı şekilde “reflü + ameliyat” ikilisinin kimden geldiğini hemen bilmişlerdi. Dahası ben yazdıktan sonra bir çok hekim de bana mail atıp “X hastanesindeki Dr.Y mi bu kişi?” diye sordular ki hepsi doğru tahmin etmişti.

Arkadaşım, olmayan reflüsünü kaldırmayı başarırsa, oturup Tabipler Odasına yazacak (inşallah). Ve ben de size ne olup bittiğini anlatacağım adım adım. (Dr. Özdemir Bey’e ilgilendiği için çok teşekkür ederim.)

Ne yapabilir Tabipler Odası demeyin, 6 aya kadar doktorluktan men cezası verebiliyorlar. Ceza vermeseler bile bir doktorun soruşturmaya uğramasının bile yeterince sinir bozucu olduğu söyleniyor. Ha bu arada şöyle bir gerçek de var: Hasta veya hasta yakınlarının, teşhis veya tedavi hatası yaptığı gerekçesiyle doktora veya hastaneye karşı açtığı davaların yüzde 75’i doktor veya hastane lehine sonuçlanıyor. Bu böyle diye vazgeçmek gerekmez. Kazanılan yüzde 25 de az buz bir oran değil.

***


Fakat benim takıldığım şey şu:

“Kim olduğunu biliyorum ama yapacak bir şey yok” cümlesi. Türkiye’nin içini kurt gibi oyan şey bu. Sadece tıpta değil, her meslekte bu böyle. Hatalı teşhis, hatalı tedavi, hatalı ameliyat yapan paragöz doktor meslektaşını bildiğin gibi...

Rüşvet alan memur meslektaşını bilmez misin?

Yalan yanlış öğreten, çocuklara kötü davranan öğretmen meslektaşını bilmez misin?

Eksik tartan pazarcı meslektaşını bilmez misin? Ha bire yalan yazan gazeteciyi bilmez misin?

Bilirsin. Bal gibi bilirsin.

Bizim meslekte ÜSTELİK bilmekle kalmazsın, bir de o süper yalancının “halk kahramanı”, “cumhuriyet ve laikliğin amansız savaşçısı”, “doğruların tek adresi” vs vs haline gelişini ve getirilişini de izlersin şaşkınlıklar (ve ürpertiler) içinde.

Bu daha da fecidir, “adam durmadan yalan söylüyor” dedin mi ideolojik düşmanı sayarlar seni, yine “O” haklı olur!

Bilir, herkes herkesi bilir ama kimse ne yapmaz?

Ses çıkarmaz. Aman beni “bulaştırma” der. Aman bilmesin benim dediğini der. Böyle gider.

Çünkü sonra sen kötü olursun. Kuvvetli, güçlü biriyse de üstelik, aleyhinde kulis yapmaya başlar. Diğer bütün “bilenler” de, arkanda duracaklarına, kulise dahil oluverirler.

“Bırak baba yaaa, o kim ki”lerle yiyici, yıkıcı veya yalancı beyler/hanımlar, işlerini tatlı tatlı yapmaya devam eder.

***


Almanlar gibi şikayet manyağı olmayalım tamam ama bu kadarı da iyi değil. Artık “bulaşalım” bir şeylere!

*Mutlu Tönbekici' nin yazısı Vatan Gazetesinden Alınmıştır.



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası