'Timsahın midesindeki adam' oyunu

Fransa'nın uluslararası prestije sahip yayını Le Figaro, KHK ile görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenlerin sahnelediği 'Timsahın midesindeki adam' oyununu sayfalarına taşıdı. Gökçe Algan tarafından Türkçe'ye çevirilen içeriği aşağıda paylaşıyoruz. Orjinal sayfa için buraya tıklayabilirsiniz.

Screen Shot 2017-08-15 at 15.09.00

Erdoğan tarafından uzaklaştırılanlar sahnede

Çoğunluğu Temmuz 2016'da meydana gelen darbe girişiminin ardından mesleklerinden uzaklaştırılan bir grup öğretim üyesi, son direniş yolu olarak sahneye çıkmayı seçti.

Hepsi siyahlara bürünmüş, sahnede birbirlerine sokulmuşlar. Ellerindeki metin kartlarını sımsıkı tutuyorlar, yüzlerini aydınlatan spotların altında, sahne korkusu olanlara özgü bir bakış dikkat çekiyor. Sayıları onun üzerinde olan bu öğretim üyeleri, Kadıköy'de yer alan Caddebostan Kültür Merkezi'nde bu geceki gösterinin oyuncuları. Sahne korkusu bu oyunda onlar için bir anekdottan ibaret. Zira onlar en kötüsüne aşinalar: Tasfiyeler, bitmek bilmeyen gözdağları, davalar ve hatta bazıları için hapis cezası. "Tiyatro bizim için aslında son kaçış noktası" diyor bir senedir zorunlu işsizliğe mahkum edilen profesör Özgür Müftüoğlu.

Tıka basa dolu salonda izleyiciler nefeslerini tutmuş. Bu akşam sergilenecek olan oyun Dostoyevski'nin Timsah isimli öyküsünün serbest bir uyarlaması. 19. yüzyıl Rusya'sında kaleme alınmış ve tamamlanmamış olan bu bu öykü bir timsah tarafından beklenmedik bir biçimde yutulan bir memurun başına gelenleri ve bu talihsiz olay sonucu onu kurtarma çalışmalarını konu alıyor. Öykünün bugünün Türkiye'siyle ve Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana devam eden tutuklamalarla benzerliği ise aşikar. Kırmızı kadife kaplı koltukların her birine bırakılan broşürlerde bu gösterinin ilk defa Haldun Taner tarafından 1960 yılında radyo için uyarlandığı belirtiliyor. O yıllarda başarılı dramaturg Haldun Taner, ordunun yönetimi ele geçirmesinin ardından kendisinin de içinde bulunduğu yüzlerce öğretim üyesine yönelik başlatılan uzaklaştırma hareketine karşı bu uyarlamayı gerçekleştirmiş. "Bu defa koşullar farklı, çünkü darbe girişimi başarısız oldu. Ama bizim içimde bulunduğumuz durum çok daha absürt. 50.000'den fazla önleyici gözaltı, görevden alınan 100.000'den fazla memur -ki bunların yaklaşık 5.000 kadarı öğretim üyesi" diyor perde arasında Özgür Müftüoğlu. "Bu uzaklaştırmalar adeta bir tiyatro. Kesinlikle mantıksız!".

Onun durumu örnek niteliğinde. 2016 yılının ders dönemi başlangıcında, Resmi Gazete aracılığıyla ekonomi dersleri verdiği Marmara Üniversitesi'ndeki görevinden alındığını öğreniyor. Ak düşmüş saçlarıyla yılların öğretim görevlisinin bir darbeci profiliyle uzaktan yakından bir alakası yok. Tıpkı diğer birçok öğretim üyesi gibi o da yalnızca 2016 yılının başında Türk güvenlik güçleri ile PKK arasındaki çatışmasının bitmesini ve barışın sağlanmasını talep eden bir dilekçeyi imzalamış. Erdoğan'ın muhafazakar İslam hükümetine göre ise bu teröre tehlikeli bir destek niteliğinde. Suçlama ciddi, hapis cezası ile sonuçlanma ihtimali de var. "Bir anda kendinizi işsiz, toplumdan dışlanmış, öğrencilerinizden koparılmış vaziyette bulunuyorsunuz. Tiyatro bir bağ kurmamıza yarıyor, zihnimizi meşgul ediyor. Öte yandan sanata sığınma, sahneye çıkma seçeneği önemsiz değil: Kültürün kendisi de tehlikedeyken kültür yoluyla bir direnme biçimi" cümleleriyle sözlerine devam ediyor ve bu sözlerde son zamanlarda öğretim programlarındaki islamileştirme hamlelerinden duyduğu kaygı hissediliyor.

Kulisten fırlayan bir kedi basamaklara doğru sığınıyor. Bir seyirciye yanaşıyor, daha sonra bir başkasının ayaklarına kıvrılarak adeta şevkat görmek için yalvarıyor. Türkiye'de kediler her hakka sahip - Bir insanın hayatının cehenneme dönmesi için tek bir tweet'in ya da "Hero" yazan bir t-shirt giymesinin yettiği bu ülkedeki sayısız paradokstan sadece biri - 

"Gündelik hayatımız sürreal" diyor Absürtlükler Ülkesi'ne bu yolculuğun bir diğer acemi oyuncusu olan Özdemir Aktan. Ünlü cerrah da görevinden uzaklaştırılmadan önce Marmara Üniversitesi'nde ders veriyormuş. Onun için tiyatro protestoyu sokaklara taşımanın polis bariyerlerine takıldığı günümüzde hayata geçirilebilecek son protesto biçimi.  Kendini demir parmaklıkların ardında bulmadan da diyebiliriz: Kısa süre önce, görevinden uzaklaştırılmış olan iki öğretim görevlisi Ankara'da bir meydanda başladıkları açlık grevinden ötürü tutuklanarak cezaevine gönderildi. Doktor, "Tiyatro, bizi suçlu yerine koydukları günümüzde yeni bir barışçıl  protesto biçimi" cümleleriyle sözlerine devam ediyor. Tiyatroya dair yegane tecrübesi öğrencilik yıllarına dayanıyor: "Kenimi bir aktör olarak nitelendiremem. Ama provalar hoşuma gitti." diyerek gülümsüyor. Ekibin tek profesyonel üyesi olan yönetmen Orhan Alkaya, hevesli oyuncularına uyum sağlamış: Provalar 15 gün sürmüş, tiradların canlandırılması yerine okunması tercih edilmiş, dekor ise basit tutulmuş. Sahnenin arkasında yer alan dev ekran ise oyuncuların görüntülerini yansıtmakla yetiniyor: İçinde bulundukları kafkaesk durumun geçici bir yansıması...

Aranın ardından gösteri devam ediyor. Sahnede, mikrofonun ardında timsah tarafından yutulan İvan Matveiç'in karısı coşku içinde. Süslü bir kadın olan Elena Ivanovna karakteri Şebnem Korur Fincancı tarafından canlandırılıyor. Doktor Korur Fincancı, gündelik hayatında bu karakterin tamamen zıttı bir görünüme sahip: Erkek kesim kısa, gri saçlar, makyajsız çehresinin tam ortasında gözlükler. Oyunun sonunda şunları söylüyor: "Bu zıtlık hoşuma gidiyor, beni gündelik hayatımdan koparıyor. Rolüme büründüğümde bir kurgu dünyasının içine giriyor ve repliklerime konsantre oluyorum. Ülkemin gaddarlıklarını unutuyorum. Bu rahatlatıcı, adeta bir terapi gibi." Kendisi görevinden uzaklaştırılmamış, üniversitede ders vermeyi sürdürüyor. Ancak Haziran 2016'da Kürt gazetesi Özgür Gündem'le dayanışması sonucu PKK propagandası yaptığı suçlamasıyla on gün hapis yatmış. Şartlı tahliye edilen doktorun davası devam ediyor. İnsan hakları, Dostoyevski'nin metninde bulunan metaforla ilgisiz değil. "Aslında hepimiz, o ya da bu şekilde timsahın karnındayız. Öte yandan, hangisinin kendimiz için daha iyi olduğunu da pek bilemiyoruz: Dışarıda olmak mı, yoksa içerde mi?"  diyor ve usulca yüzünü buruşturuyor.

Salonda alkışların ardı arkası kesilmiyor. Karanlığa rağmen duygu yüklü yüzleri, şefkat dolu bakışları, kadınların yanaklarındaki rimel izlerini seçmek mümkün. Sahnedeki oyunculardan biri, bir el hareketiyle herkesi sahneye davet ediyor. Seyirciler sahneyi dolduruyor, ve kocaman bir pankartı arkadan tutuyorlar. Pankartta Türkçe "Akademi her yerde. Sanat her yerde. Barış her yerde" yazıyor. Bir ses yankılanıyor: "Timsahlar gidecek. Biz kalacağız!" Slogan, kısa süre içinde koro halinde tekrarlanıyor. Kalabalığın arasından birkaç el, zafer işareti yaparak kalkıyor.

"Böyle bir başarı beklemiyorduk. Dayanışma iş başında. Bu, tüm demokrasi savaşçılarına umut aşılayacak." diye fısıldıyor Şebnem. Şimdiden Ankara, İzmir ve Adana'dan davetler yağmaya başlamış. "Bu harika. Bir turne, barış mesajını yaymamıza yardımcı olacaktır." diyor heyecan içindeki Özdemir Aktan. Ama ihtiyatlı olmayı da ihmal etmiyor: "Eğer oyun en sonunda yasaklanırsa şaşırmam. Bugünün Türkiye'sinde rahatsız edici nitelikte her girişim suç olarak değerlendirilebiliyor."



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası