Hekim Forumu / Mart - Nisan 1999

YÖNETİM KURULU�NDAN
sınır tanımayan hekimler!
Médecines Sans Frontières, Avrupa çıkışlı bir hekim örgütü. Onları basından felaket haberleriyle birlikte izliyoruz. Son olarak Kosova dramında felakete uğrayan insanların yardımına koştular. Adana depreminde Türkiye�ye geldiler. Ama bu yazının konusu, başka türde �sınır tanımayan� doktorlar.
Bazı hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının reklam için akıl almaz yollara başvurduklarına tanık oluyoruz: Televizyon kanallarının anahaber bültenlerine çıkmak için dolar cinsi tarifeler ödeyenler... Televizyon haberlerinde kadın imgesini kullanarak etki yaratmaya çalışanlar... Basında gereksiz polemiklerin konusu olmak için fırsat yaratanlar... Kliniklerin açılışında her yolu deneyerek basında yer almayı mübah sayanlar.
Klinik açılışı ile barların açılışını birbirine karıştıran hekimler var. Ya da araba modellerinin tanıtımı ile tıbbi müdahalelerin tanıtımında aynı yolu kullanmanın uygun olduğunu sananlar. Hekimlik diplomalarını halkla ilişkiler firmalarının emrine vermiş olan bu kişiler tüm hekimlerin saygınlığına gölge düşürüyor. Üyelerimizin büyük çoğunluğu bu gelişmelerden şiddetli rahatsızlık duyuyor.
�Artık bu işin bir sınırı olmalı� diyen hekimlere yürekten katılıyoruz.
Etik Kurulumuz bu konuda uygulayacağımız kuralları bir kez daha belirgin hale getirdi. Son aylarda Hekim Forumu aracılığıyla üyelerimize bilgi vermeye çalıştık. 14 Mart Sağlık Haftası içinde hukukçular, basın mensupları ve reklamcıların da katılımıyla konuyu enine boyuna tartıştık. Elinizdeki Hekim Forumu, bu tanıtım ihlalleri konusunu çeşitli boyutlarıyla tekrar ele almaktadır.
Yönetim Kurulumuz, bilgilendirme ve uyarı döneminin ardından 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası ve 1219 sayılı Yasa�nın 24. maddesinin verdiği yetkileri sonuna kadar kullanmakta kararlıdır. Bunun da ötesinde, kendilerini tanıtmak için kural tanımayan hekimler ve sağlık kuruluşları ile ilgili dosyaları Tüketici Yasası�na göre kurulmuş olan Reklam Kurulu�na göndereceğimizi duyuruyoruz. Reklam Kurulu tarafından verilen ağır para cezalarının kurallara uyulmasında ayrı bir etkisi olabileceğine inanıyoruz.
Bir kez daha meslektaşlarımızı uyarıyoruz. Üyelerimizden meslek ahlak kurallarını ve hekim saygınlığını hiçe sayan bu tür davranışlardan uzak durmalarını, diğer hekimleri uyarmalarını, kural ihlali yapanları bir hekimlik ve üyelik görevi olarak Odamıza bildirmelerini bekliyoruz.
Hekim Forumu�nun bu sayısında yayınlanan �Hekimlik Mesleği Etik Kuralları�nı dikkatle okumanızı, hatta sürekli el altında bulundurmanızı öneriyoruz. TTB Büyük Kongresi�nde kabul edilen bu kurallar, artık hekimliğin denetiminde ana rehber olarak kullanılacak.
14 Mart Sağlık Haftası, katılan meslektaşlarımızın genellikle beğenisini kazandı. Basın Büromuzun çabasıyla birçok radyo ve televizyon kanalında sağlık ve hekimlikle ilgili konular kamuoyu gündemine getirildi. Girişimlerimizle �Siyaset Meydanı� programında sağlık konusu (belki de gereğinden de) uzun uzun ele alındı. Odamızın tarihini ele alan bir film, gösterildiği yerlerde olumlu izlenimler yarattı.
Aidat borçları konusunu üyelerle konuşmak bizim için gerçekten ızdırap verici. Ancak ülkemize ve hekimlere yakışan, kendi ayakları üzerinde durabilen bir Tabip Odası için en önemli dayanığımız üye aidatları. Yönetim Kurulumuz, ödenmemiş aidatlar konusunda yeterince hoşgörülü davranıldığı kanısındadır.
Aidat borcu olan üyeler bugünlerde yeni bir uyarı mektubu alacaklar. Bu konuda bir gelişme olmadığı takdirde Yasa�nın bize verdiği görevi yerine getirmek zorunda kalacağımızı üzülerek hatırlatıyoruz. Unutmayalım ki, şu an yıllık üye aidatı iki kişinin sinema parasını bile karşılamıyor.
Aidatlarını ödeyen üyelerimize ise bu yıl bir armağan vermek istedik. Odamızın kuruluşunun 70. yılı dolayısıyla hazırlanan CD paketleri, 2 ay süreyle ücretsiz internet erişimi olanağı sağıyor. Bugüne kadar üye olamamış hekimler de, üye oldukları ve bu yılın aidatını yatırdıkları anda internet armağanını alabilecekler.
Hekim Forumu da bundan böyle sadece görevini yerine getiren üyelere gönderilecek. Büyük Kongre kararlarına göre üyelerin Mart ayı sonuna kadar aidatlarının yarısını yatırmış olmaları gerek. Bu nedenle Mayıs ayından sonra çıkacak Hekim Forumu sayılarını, aidatını yatırmamış üyelere göndermeyeceğimizi üzülerek hatırlatıyoruz. Derginin her sayısının postalanmasının Oda�ya 1.5 milyar TL�ya malolduğunu belirtirsek bize hak vereceğinizi umuyoruz.
Göreve başlamamızın üzerinden bir yıl geçti. 9 Mayıs günü yapılacak Genel Kurul�da bu dönem yürütülen Oda çalışmalarını değerlendireceğiz. Odamızın Toplantı Salonu�na yapılacak Genel Kurul�a katılmanızı, görüş, eleştiri ve önerilerinizi yazılı olarak iletmenizi istiyoruz.
� İyi hekimlik ve sorunlarımızın çözümü için güçlü bir Tabip Odası,
� Sağlık sorunlarının çözümü için daha güçlü bir Tabip Odası,
� Daha güçlü bir Tabip Odası için hekim katılımı.
Bu basit denklemi elbirliğiyle, gönülbirliğiyle, güçbirliğiyle çözeceğiz.
Dostluk ve saygılarımızla.
*****
TEMSİLCİLER KURULU�NDAN
Kosovalı sığınmacılar için hekimlere çağrı:
İstanbul Tabip Odası Temsilciler Kurulu�nun Nisan toplantısının ana gündem maddesi, 18 Nisan seçimleri idi.
�Geçmişten Bugüne İstanbul Tabip Odası� başlıklı bir film gösterisiyle başlayan toplantıda üyeler seçimler, Oda�nın siyasi partilerle ilişkisi ve Oda yöneticilerinin bu konuda nasıl bir tavır içinde olması gerektiği konusunda görüşlerini açıkladılar.
Görüşmelerin sonunda hekimlere ve yurttaşlara siyasi partileri �Halkın nitelikli ve eşit bir sağlık hizmeti alabilmesini güvence altına almayı, koruyucu sağlık hizmetlerine önem ve öncelik vermeyi, sağlık çalışanlarının emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir çalışma düzeni getirmeyi� programlarına alıp almadıkları ve geçmişte bu hedeflerle ilgili samimi bir çaba gösterip göstermedikleri açısından değerlendirmeleri çağrısı yapılması kararlaştırıldı.
Temsilciler Kurulu aynı zamanda oy hakkını kullanarak sandığa gidilmesi ve sandıkta kullanılan oylara da sahip çıkılması çağrısında bulundu.
Gündemin diğer bir maddesi tıp fakülteleri için getirilmesi önerilen ara sınavlar oldu. Özellikle fakültelerden gelen temsilciler söz alarak uygulamanın yaratacağı sakıncaları dile getirdiler. Tıp eğitimini bir sınav maratonu haline getirerek iyi hekim yetiştirilemeyeceği, üzerinde birleşilen nokta oldu.
Temsilciler Kurulu son olarak Kosova�daki savaş nedeniyle yurtlarından göç etmek zorunda kalan insanlara yardım edilmesi ve sağlık hizmeti götürülmesi konusunda Sağlık Bakanlığı ve TTB ile eşgüdüm sağlanarak gönüllü yardım ve hizmet çağrısı yapılmasını kararlaştırdı.
Temsilciler Kurulu�nun Şubat toplantısına katılanlar, konuk konuşmacı Mümtaz Soysal�ın �Çürüyüşten dirilişe� başlıklı kitabıyla yayınlanmadan önce tanıştılar... Prof. Soysal, ilgiyle izlenen konuşmasında Cumhuriyet�in kuruluşundan sonra yaşanan en büyük kriz olarak değerlendirdiği ülke sorunları için çözüm ilkelerini anlattı.

*****
HEKİM FORUMU�NDAN
Hekimlik uygulamalarıyla ilgili olarak �İyi hekimlik� ilkesini zedeleyen sorunları geçen sayımızda �Forum Dosyası� sayfalarında tartışmaya açmıştık. Forum Dosyamız, aynı konu ve başlıkla bu sayımızda da devam ediyor. Ancak �ayın karanlık yüzü�ne tuttuğumuz aynaları bu sayımızda Dosyamıza da taşıyoruz.
Reklamlar, ya da daha �hafif�tanımıyla �sağlıkta tanıtım ihlalleri�bu sayımızın dosya konusunu oluşturuyor. Sağlıkta özel sektörün yaygınlığı arttıkça, dahası, sağlık alanında ticaret zihniyeti tüm alanlarda egemenliğini artırdıkça, reklam gibi sağlık hizmetinin özüne çok uzak bir olgu bile toplumun ve hatta hekimlerin gözünde giderek daha normal ve �meşru�görünmeye başlıyor.
Bu konuda hangi noktaya geldiğimizi ve hekim örgütleri olarak hangi yollarla mücadele edebileceğimizi ayrıntılarıyla tartışmaya açarken, �Hekim Forumu�olarak sesimizi yükseltmemiz gerektiğini ve hiç bir alanda susmayı seçmeyeceğimizi de bir kez daha vurgulamış oluyoruz.
Yine de olumsuzluklara yaptığımız vurguların bizim karamsarlığımızı gösterdiğini düşünmeyin lütfen. Karanlığı delmenin tek yolu, ışık tutmak değil mi?
Sağlıkta tanıtım ihlalleri, güncelliği son yıllarda özel hastane ve kliniklerin yaygınlaşmasıyla artan bir sorun olsa da, aslında o kadar yeni bir olgu değil!�Tozlu Sayfalar�a bir göz atın isterseniz.
Hekim Forumu�nun işlevlerinden biri de önemli belgeleri dikkatinize ve kullanımınıza sunmak. Yeni kabul edilen �Hekimlik Mesleği Etik Kuralları�nı bu sayımızda tam metin olarak yayımlıyoruz. Aklınızda, odanızda, masanızda bulunsun.
Bir 14 Mart haftası daha yoğun etkinliklerle yaşandı. Elinizdeki sayımızın biraz gecikmeyle elinizde olmasının nedenleri arasında da bulunan 14 Mart etkinliklerinin ayrıntılı haberlerini, her sene olduğu gibi bu sayfalarda bulabileceksiniz.
Dergi hazırlanırken son derece güncel olan, dergi elinize geçtiğinde de sonuçları nedeniyle güncelliğini koruyacağı şüphesiz olan 99 seçimleri, iki tartışma yazısıyla �Forum� gündemimizde yer alıyor.
Hekim Forumu�nun en eski ve kararlı elemanlarından Ali Serdar Fak arkadaşımızı bir eğitim programına katılması nedeniyle bir süre için yurtdışına gönderdik. Ali Serdar, katkılarını uzaktayken bile sürdürüyor olsa da, arkadaşımızın bir an önce aramıza dönmesini bekliyoruz.
Hekim Forumu çalışanları olarak dergiyle ilgili tepkilerinizi, beğeni ve eleştirilerinizi, özellikle de yeni köşelerimizle ilgili görüşlerinizi merakla beklediğimizi de hatırlatmak istiyoruz. Bize mektup, faks ya da internet yoluyla ulaşabilirsiniz. Bir sonraki sayımızda -tüm okurlarımızla ve her zaman- görüşmek üzere...
Açıklama:Dergimize yazan kişiler genelde görsel malzeme iletmediği için bu konuda Hekim Forumu özel arşivinden yararlanılmaktadır. Dr. Ali Haydar Yedek�in geçen sayımızda yer alan yazısında kullanılan karikatür için de durum böyledir.
*****
DOSYA
Sağlık sektöründe tanıtım ihlalleri
Dr. Özcan BARİPOĞLU
Reklamlar... Televizyon denilen kara kutunun evlerimizin en bakir köşelerini istila ettiği anlardan önce, sohbetlerimizin �tıp� oynar gibi kesilmeye başlamadığı, uzaktan kumanda adı verilen iktidar hapı icat edilmeden önce de vardı reklamlar.
Acaba biz farkında mı değildik ne?
Yine gazetelerde boy boy reklamlar, tek kanallı, siyah-beyaz devlet kanalında �Sağolasın İzocam�ya da �Banker Kastelli�li dönemler vardı elbette.
O zamanlar hayatlarımızın birerreklam kuşağı gibi seyrüsefere çıkacağını tahmin edebilmek oldukça güç görünüyordu.
Reklam dünyasının çılgın ve sınır tanımaz hoyratlığı belki de iletişim devrimi adı verilen bir dönemin izlerini taşısa gerek. Reklam olgusu politika-kültür-medya üçlüsünün odağında gibi görünüyor.
Sistemler çökmüş, pazar ve pazar çığırtkanları zafer çığlıkları atıyorlar:
�Her şey satılık
Her şey satılık�
Dedemizden miras kalan köşkler, anneannemizin en fazla okuyan torununa hediye ettiği ipek halı, annemizin düğününde yakasına taktığı broş.
Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar.
Her şey satılık...
Okuma hakkı, okuyup adam olma hakkı, genç kızlık, delikanlılık, �esirlik fiyatına hürriyet�
Ve sağlık, ve hastalık...
Ne alırsan al.
Ne satarsan sat.
Tıpkı salı pazarı.
Hayatımız pazarlamacı, işletmeci yeni bir toplumsal tipolojinin tekeline teslim edilmiş gidiyor. Etik ve sosyal değerler paracı bir hegamonik ilişki tarzının altında inliyor.
Ne düşünmemiz gerektiğine, ne söyleyip ne söylemeyeceğimize karar veren, ne alıp, kaça alıp kaç taksit yapabileceğimize karar veren uzmanlar dünyasındayız artık.
�Ey birey sen kafanı boşa yorma, uzmanlar var artık�
Her şeyimiz canlı yayında. Az sonra.
Evet her şey bir mal, bir ürün, bir meta ise alıcıların da seçimini kolaylaştıracak yöntemleri bulmalıyız. Her şeyin en iyisini alıcıya ulaştıracak tılsımlı bir anahtara ihtiyaç var elbette: �Rekabet�.
Eh, acımasız rekabet koşulları varsa malımızın alıcıya ulaşmasını sağlayacak yöntemlera bir tanımlama getirmek zorundayız. Bu tanımlamayı da herkesin anlayacağı bir kelime ile kodlamalıyız.
REKLAMLAR!
�Bir şeyi halka tanıtmak, beğendirmek ve böylelikle sürümünü sağlamak için denenen her türlü yol�(TDK-Sözlük).
Bu açıklamadaki �her türlü yol� için dikkatlerinizi çekmek isterim.
Hedefe varmak için denenen her türlü yol ile �her şey mübah� arasında ince, teğet muhabbete dikkat.
Uzun yıllar önce büyüdüğüm kasabadaki bir konfeksiyoncunun camlarında �bu mağazada doping var� yazısını okuduğumda ne anlatmak istediğini anlamamıştım. Yıllar sonra Ankara�ya üniversite okumaya gittiğimde Kızılay�daki mağazalarda �damping�yazısını okuyunca durum anlaşılmıştı. O konfeksiyoncu hiç kimseye zarar vermeyecek bir iletişim kazası yapmıştı, hepsi o...
Oysa şimdi vaziyet hiç de bu kadar masum görünmüyor.
Bir teknoloji ile karşı karşıyayız. Global bir teknoloji bu. Biz bu teknolojiyi kendi örf ve adetlerimizle karma yapabiliriz diye bir şansımız yok. Ya hep, ya hiç.
Hepimiz her gün gazetelerde, televizyonlarda, radyolarda, bill-board�larda, iki apartman arasına gerilmiş afişlerde yüzlerce reklam virusuyla karşı karşıyayız.
Çoğuna karşı üretilmiş anti-virus programımız olduğu için ya hiç farkına varmadan geçip gidiyoruz, ya da belleğimize kayıt edip fırsatçı bir reaksiyon için saklı tutuyoruz. Ya da virus, zaafiyet tanıdığımız noktadan girip kendi bildiğini okumaya başlıyor.
Günün birinde bir hastanenin şöyle bir reklam yaptığını görebiliriz.
�Çocuğunuzu bize sünnet ettirin
Mevlidi biz okutalım�
ya da bir �Safra kesesi ameliyatı yaptırana apandisit ameliyatı bedava!�
Televizyonlarda �sağlık�programı adı altında uzmanlar tıbbi teknoloji pazarlamada bilirkişi rolü üstleniyor. Haber-yorum-reklam birbirine giriyor.
Bazı hekimler hastalarının popülaritesinden faydalanarak, hasta-hastalık sırlarını yeni yetme-acar-hoyrat-kuralsız muhabirlere açıklamakta beis görmüyor.
Özel hastaneler arasındaki acımasız rekabet almış başını gidiyor.
Arçelik bayiinden bir beyaz eşya alana bir klinikte ücretsiz muayene olanağı sağlanıyor.
Gözlükçüler kendilerinden gözlük alınırsa göz muayenesini bedava sağlıyor.
Gazetelerde �her işi yaparız abi� türünden doktor, poliklinik, klinik, hastane reklamları almış başını gidiyor.
Uzmanlık dernekleri tarafından test edilip onaylandığı ifade edilen ürünler, necip Türk Milletinin kullanımına sunuluyor.
Açıkcası meydan boş bulunup pupa yelken gidiliyor.
Biz bu sayımızda şu soruya yanıt arayacağız:
Gerçekten meydan bu kadar boş mu?
*****
Serbest piyasa mantığı değil, ETİK!
Dr. Hakan GİRİTLİOĞLU*
Reklam olgusu, tüketimin özendirildiği tüm toplumlarda önem kazanmaktadır. Reklam, tanıtımın yanı sıra reklam verenin lehine bir abartı sanatını da içermektedir. Bu nedenle rekabetin öncelendiği bir ticari yaşamda reklam büyük önem taşımaktadır.
Özel radyo, televizyon ve gazetelerin en önemli gelir kaynağının reklam olması nedeniyle, reklamcılık sektöründe çok hızlı gelişmeler yaşanmıştır. Bu hızlı gelişim, sektörün kendisinde bile rahatsızlıklara yol açan bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sıkıntıları aşabilmek amacıyla, sektör kendi içinde özdenetim mekanizmaları oluşturmak zorunda kalmış, ancak bu bile yeterli olamamıştır.
Ticari yaşamın içinde reklamcılık sektörü için bir pazar olarak görülmüştür. Ticari kazancını artırmak, tanıtımını yapmak isteyen birçok özel sağlık kuruluşu da reklam olgusundan yararlanmak istemiştir. Bunun sonucunda, son 2-3 yıldır sağlık alanına ilişkin reklamlar, her türlü yayın organında görülmeye başlanmıştır.
Ancak bu gelişmeler yaşanırken, özel sağlık kuruluşlarının diğer ticari kuruluşlardan farklı olarak,sağlık mevzuatına göre davranması gerekliliği yer yer gözardı edildi. Kanımca, sağlık mevzuatının yeterince bilinmemesi, bu alandaki sıkıntıları daha da artırdı.
Sağlık alanını, diğer alanlardan ayıran en temel özellik; mevzuatın, rekabetin gelişimini önleyici biçimde düzenlenmiş olmasıdır. Hatta reklam ve ilanlara ilişkin özel maddeler konularak, bu alanda çok net kısaltmalar öngörülmüştür. Sağlık mevzuatının, hekimlerin ve özel sağlık kuruluşlarının yapabilecekleri reklamlara ilişkin maddeleri aşağıda sıralanmıştır:
1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun:
Madde 24:�Mesleklerini uygulayan hekimler, hasta kabul ettikleri yer ile muayene saatlerini ve uzmanlıklarını bildiren ilanlar verebilirler. Diğer biçimde ilan, reklam ve benzerlerini yapmaları yasaktır.�
6023 Sayılı TTB(Türk Tabipleri Birliği)Yasası:
Madde 64:�Ücret ve herhangi bir menfaat mukabilinde tabiplere iş getirenler veya delalet edenlere, üç aydan bir seneye kadar hapis cezası verilir...�
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi:
Madde 8:�Tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine, ticari bir vehçe verilemez.
Tabip ve diş tabibi yapacağı yayınlarda tababet mesleğinin şerefini üstün tutmaya mecbur olup, her ne suretle olursa olsun, yazılarında kendi reklamını yapamaz.
Tabipler ve diş tabipleri, gazetelerde ve diğer neşir vasıtalarında, reklam mahiyetinde teşekkür ilanları yazdıramaz.�
Madde 9:�Tabip ve diş tabibi gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilanlarda ve reçete kağıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesine göre kabul edilmiş olan ihtisas şubesini, akademik ünvanını ve muayene gün ve saatlerini yazabilir.
Muayenehane kapılarına veya binaların dışına asılacak tabelaların ebadı ve adedi, mahalli tabip odaları tarafından tespit edilebilir. Tabipler ve diş hekimleri tabip odalarının bu husustaki kararlarına riayet etmekle mükelleftirler...�
Madde 44:�Tabip ve diş tabipleri bu nizamname hükümlerine aykırı hareket ettikleri takdirde 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası�nın 30�ncu maddesine tevkifan mensup oldukları tabip odaları idari heyetleri tarafından Haysiyet Divanına sevkedilirler.
Tabip ve diş tabiplerinin inzibati ceza ile tecziye edilmeleri, haklarında ayrıca hukuki veya cezai takibat yapılmasına mani değildir...�
Yukarıda belirtilmiş olan hükümler, amir hükümler olup, özel mevzuat olduğu için, diğer ticari kuruluşların yapabilecekleri reklamları, sağlık kuruluşlarının belirlenen sınırlar haricinde yapmaları yasaklanmıştır. Aksine uygulamalar cezai işlem gerektirmektedir.
3984 sayılı RTÜKyasasında da sağlıkla ilgili reklamlara ilişkin özel kısıtlamalar getirilmiştir.
3984 sayılı Radyo Televizyon Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun:
Madde 21:�...her türlü yayında gizli reklam yapılması yasaktır.�
Madde 22:�...reçete ile satışına izin verilen ilaç ve tedavilerin reklamı yapılamaz.�
Madde 23:�...programlar yirmiikinci maddede yasaklanmış olan mal ve hizmetlerin üretimi veya satışıyla iştigal eden özel veya tüzel kişilerce desteklenemez.�
Reklamlarla ilgili olarak diğer bir hüküm de, yürürlükte olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun�un 16. Maddesinde tanımlanmıştır. Tüm ticari reklam ve ilanları kapsayan 16. madde aynen şöyledir:
�Ticari reklam ve ilanların yasalara ve genel ahlaka uygun, dürüst ve doğru olmaları esastır.�
Tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam ve ilanlar yapılamaz.�
Aynı yasanın 17. maddesine dayanarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde görev yapan Reklam Kurulu, 16. madde ve bu kapsamda çıkarmış olduğu tebliğlere göre inceleme yapmaktadır. El ilanından TV reklamına kadar tüm reklam ve ilanları inceleme yetkisindedir. Örtülü olarak reklam yapıldığı kanaatine varılan programları da inceleyebilmektedir.
Onsekiz üyeden oluşan Reklam Kurulu�nun üyelerinden birisi de TTB temsilcisidir. Reklam Kurulu�nca önerilen cezalar, reklamın ülke çapında yapılması halinde ellidört milyar (54.000.000.000.TL), yerel düzeyde yapılması halinde beş milyar dörtyüz milyon (5.400.000.000. TL)olup, ayrıca durdurma ve düzeltme cezaları da önerilebilmektedir.
Reklam Kurulu göreve başladığı tarihten bu yana (yaklaşık 3.5 yıl) sağlık alanında yapılmış çok sayıda başvuruyu titizlikle incelemiş ve bu alanda çok duyarlı davranmıştır. Örneğin; 1996 yılında, TTBMerkez Konseyi�nin başvurusu üzerine, Akis Gazetesi�nin �10 kupona bedava muayene�promosyonu incelemeye alınmış, 6023 sayılı Yasa�nın 64�üncü maddesine aykırılık oluşturması nedeniyle ceza önerilmiş ve iki (2)milyar TL ceza onaylanmıştır.
Antalya Tabip Odası�nın başvurusu üzerine, özel bir polikliniğin �Müjde... her dalda deneyimli kadrosu ile tam gün hizmet vermeye başlamıştır.� ilanları ile bir alışveriş merkezinin �10 milyon TL�lik alışveriş yapana bedava muayene�(alışveriş merkezi ve polikliniğin işbirliği ile)reklamları nedeniyle, hem poliklinik hem de firma hakkında ceza önerilmiş ve her ikisini de ellidörder (54�er) milyar TL�lık ceza onaylanmıştır.
Bir başka örnekte de; bir özel sağlık kuruluşu reklamında, �Lazer epilasyonla istenmeyen kıl sorununa kesin çözüm� denilerek, doktor ismi belirtilmeden, yalnızca bir telefon numarası verilmiştir. Sözkonusu telefon numarasının bir plastik cerrahın sağlık işletmesine ait olduğu belirlendikten sonra, ceza önerilmiş ve reklamın yayını durdurulmuştur.
Bir gazetede �Erkek cinsel sorunlarına anında çözüm ereksiyon ve erken boşalma� şeklinde bir doktor tarafından verilmiş olan ilan incelemeye alınmış ve 5.4 milyar TLpara cezası önerilmiştir.
Yukarıdaki örneklere bakıldığında, hekimler ve özel sağlık kuruluşlarının reklamlarının, Reklam Kurulu tarafından 4077 sayılı yasanın 16. Maddesinde yer alan �yasalara uygun olması�esasına göre değerlendirildiği ve sağlık mevzuatında belirlenmiş amir hükümlere göre karar verildiği görülmektedir.
Haklı veya haksız tanımı incelenmeksizin rekabet olgusunu sağlık alanında yasaklayan hükümler, hekimlere ve sağlık kuruluşlarına hasta yönelmesini sağlayacak her türlü yöntemi yasaklamaktadır. RTÜKyasasında belirtildiği gibi program sponsorluğu bile uygun görülmemiştir. Hekimleri, uzmanlık alanı ve akademik ünvanlarının belirtilmesi dışında, özelliği olan bir tıbbi işlemi yapıyor olsa dahi, reklamlarının içinde bunların belirtilmesi yasaklanmıştır.
Tabip odaları bu tür reklam ihlallerinde, ilgili hekim hakkında, ihlali yapan özel sağlık kuruluşu ise sorumlu hekimi hakkında soruşturma açmaktadır. TTBDisiplin ve Soruşturma Yönetmeliği�ne göre yapılan soruşturma sonunda genellikle mükerrer suçun işlenmediği görülmekle birlikte, yalnızca ticari kuruluş olduğunu sanan bazı sağlık kuruluşlarının reklam ihlallerinde ısrarcı oldukları görülmektedir. Bazı reklam ajansları ve yayın kuruluşlarının da bilgisizlik dışında yine ticari kazanç güderek, usulsüzlük yapmaya devam ettikleri görülmektedir. Bu tür reklam ajansları ve yayın kuruluşlarının reklamları yakın takipte tutulursa Reklam Kurulu�nun yaptırımları nedeniyle bu ihlalleri yapmaktan kaçınacakları görüşündeyim.
Hekimler içinse, Onur Kurulu kararları bile yeterince etkili olmakta iken, ayrıca Reklam Kurulu tarafından da cezalandırılabileceklerinin bilinmesi önemli bir caydırıcı faktör olacaktır.
Tabip odalarına düşen en önemli görev, hekimlere bu alana ilişkin mevzuatı yeterince anlatabilmek ve her türlü yayın kuruluşundaki reklamları yakın takipte tutmaktır.
Böylece, sağlık hizmetlerinin en azından reklam alanında serbest piyasa egemenliğine değil, etik kurallar çerçevesinde yürüyebileceğini umuyorum.n
* TTB Denetleme Kurulu üyesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu üyesi
*****
Hekimliğin çirkin yüzü
Prof. Dr. Orhan ARIOĞUL
Sağlık kuruluşlarının ve hekimlerin yazılı ve görsel basında yer alış biçimi öteden beri tartışılır.
Son yıllarda medyanın ve sağlık kuruluşlarının büyük sermaye gruplarının güdümüne girmesi bir taraftan ilkeli bağımsız yayıncılık geleneğini, diğer taraftan hekimliğin etik değerlerini tüketmeye başladı.
Bilinen tıp yöntemlerini kendi özgün buluşuymuş ve bunları kullanmak kendilerine has beceriymiş gibi sunanlar, yabancı sağlık kuruluşlarının adını �müşteri�çekmek için kullananlar, başka kurum ve kişileri kötüleyerek kendini pazarlamaya çalışanlar, şöhretli kişileri tedavi ettiklerini öne çıkararak �pazar payını�arttırmaya çabalayanlar, para karşılığında haber görünümünde reklam yaptıranlar, medyada her gün rastlanır hale geldi.
Bunlar hekimliğin çirkin yüzünü oluşturuyor. Hekimliğin evrensel değerlerinin bu denli aşağılanmasına dünyanın hiç bir yerinde göz yumulması mümkün değildir.
İstanbul Tabip Odası da bu konuda duyarlıdır.
Ancak elimizdeki mevzuatla caydırıcı olamadığımız bir gerçek. Soruşturma açılanlar sorumluluğun kendilerinde değil, kurumlarının halkla ilişkiler görevlilerinde olduğunu ifade ediyorlar, ya da yapılanların toplumu bilgilendirme olduğunu savunuyorlar. Araştırdık, her ülke hekim örgütü bu tarz tanıtım ihlalleriyle mücadele kendine özgü yöntem geliştirmiş. Örneğin Alman tabip odaları, bir hekimin diğer hekimler nezdinde kendine ticari üstünlük sağlamasıyla sonuçlanması olası her türlü tanıtımı bir reklam olarak kabul ediyor ve tüm belgeleri toparlayıp hekimi mahkemeye sevkediyor. Burada verilen para cezaları da gerçekten can yakıcı miktarlarda.
Etik değerlerimiz üzerinden yaptığımız soruşturmaların yetersiz kalması karşısında böylesi olumsuzluğu ısrarla sürdüren meslektaşlarımız için ciddi para cezalarını getirecek bir uygulamanın başlatılacağının müjdesini kendilerine vermek istiyorum.
*****
DUR diyebilmek!
Dr. Yıldırım GÜLHAN*
Kamu sağlık kuruluşlarının desteklenmemesi, geliştirilmemesi ve nüfusla orantılı olarak yaygınlaştırılmaması, yani çökertilmesine yönelik çalışmalar ile sağlık güvencesi olmayan kişi sayısının fazlalığı hastaları özel sağlık kuruluşlarına yöneltirken, kamuda çalışan hekim ücretlerinin azlığı ve çalışma koşullarının kötülüğü hekimleri de özelde çalışmaya yöneltmektedir.
1980�den sonraki hükümetlerin serbest piyasaya prim veren yaklaşımları ve her alanda özelleştirmeci politikaları ile plansız ve denetimsiz, nüfusla orantılı olmayan aşırı sayıda özel sağlık kurum ve kuruluşu ortaya çıkmaktadır. Hastanın müşteri, sağlığın satılan mal gibi görüldüğü bu piyasada sayının fazlalığı, hastayı kendine çekmek için etik ve yasal olmayan kıran kırana(!) bir rekabeti başlatmakta, bunun sonucunda tanıtım ihlalleri, asgari ücrete uymama, promosyonlar gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktayız. Bu haksız rekabet karşısında dürüst ve yasal çerçevede hareket eden kişi ve kuruluşlar da onurlu davranışları nedeniyle zarar görmekte; hastalar reklamlardan etkilenmekte, özgür iradeleri ile hekim seçme hakları ellerinden alınarak hasta hakları ihlal edilmektedir. Yasalarda belirtilen hükümlere aykırı davranan hekimler ile sağlık kuruluşlarının sorumlu hekimleri hakkında tabip odaları tarafından disiplin soruşturması açılması gerekmektedir. Aykırı davranan hekim ve sağlık kuruluşlarının tespiti ya tabip odalarına yapılan sözlü veya yazılı şikayetlerle ya da tabip odaları tarafından yazılı veya görsel yayınların taranması esnasında olmaktadır. Bunun dışında tabip odalarının bölgesindeki hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının bu tür ihlallerini denetleyecek ve kontrol edecek bir ekibi yok. Bu nedenle ve hekimlik onurunu ayaklar altına alan bu tip olayların hemen tabip odasına bildirilmesi bir hekimlik görevi olarak düşünülmelidir. Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından başlatılan disiplin soruşturması sonucu ilgili hekimler Onur Kurulu�na sevkedilmektedirler. Onur Kurulu 1219 sayılı yasanın 24. maddesi, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi�nin 8 ve 9. maddeleri ve etik kurallar çerçevesinde değerlendirmesini yapmakta ve kararını vermektedir. Reklam yaptığı sabit görülen kişi veya kuruluşun sorumlusuna verilecek ceza, TTB Soruşturma ve Yargılama Yönetmeliği�nin 5. maddesinin a, b, c, f bentlerine göre para cezasıdır. Bu para cezası güncelleştirilmiş olsa dahi çok komik bir seviyede olup, hiç bir caydırıcılığı yoktur. Ancak aynı ihlali yapmaya devam ederse bir üst ceza verilmekte, birkaç kez tekrarlarsa 6 ay geçici meslekten men cezasına kadar gidebilmektedir. Bu da çok uzun bir zaman süreci gerektirmektedir. Bu nedenle daha caydırıcı olacağını düşündüğümüz için İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu olarak tanıtım ihlali yapan 6 hekim için �Reklam Kurulu�na başvurulması için yönetim kuruluna bildirimde bulunduk. TTB geçtiğimiz yıl bağlı tabip odalarına gönderdiği genelgeyle, tanıtım ihlalinde bulunanların belgeleriyle birlikte Merkez Konseyi�ne bildirilmesi halinde, Reklam Kurulu�na başvurulacağını duyurmuştur.
Odamız Etik Kurulu da geçen Ekim ayı toplantısında yazılı ve görsel basındaki sağlıkta tanıtım ihlallerini gündemine aldı ve belli başlı tanıtım ihlali çeşitlerini belirledi. Belirlenen ihlallerin yasal dayanakları ile birlikte, yazılı ve görsel basın yöneticilerine gönderilerek, yönetimleri altındaki yayıncı ve yazarlara bunları duyurması, buna göre yayın yapılması için yardımlarının istenmesine karar verildi. (Bu metin, Hekim Forumu�nun önceki sayısında yayınlanmıştır.)
Onurlu ve iyi hekimlik yapabilmek için tanıtım ihlallerinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bunun içinde TTB ve bağlı tabip odalarının; konuya hassasiyet göstererek denetim mekanizması oluşturması, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği yasasının günümüz şartlarına göre düzeltilerek hiç bir kuruluşun yardımını istemeden kendi yasasının verdiği güçle iç bünyesinde engelleyici tedbirleri alması şarttır.
* İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu üyesi
*****
HAKSIZ rekabet
Dr. Nedim ŞENDAĞ*
Özel sektör yatırımının hızla artması hekimlikte tanıtım ihlallerinin süratle artmasına neden olmuştur. Özel hastane, poliklinik ve değişik alanlarda faaliyet gösteren (saç ekimi, zayıflama... vb)merkezler serbest piyasa ekonomisi gereği tanıtım faaliyetleri göstermektedirler. Ülkemizde hekimlerin tanıtım şeklinin nasıl olacağını Tıbbi Deontoloji Tüzüğü�nün 9. Maddesi belirlemektedir. Bu maddede �Tabip gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilanlarda ve reçete kağıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesine (Tababet Uzmanlık Tüzüğüne)göre kabul edilmiş olan ihtisas şubesini, akademik ünvanını ve muayene gün ve saatlerini yazabilir� denmektedir.
Günümüzde basılı ve görsel basında bu maddeye uygun tanıtım bulmak çok zordur. Bu yüzden Tabip Odaları tanıtım ihlalleri yapan üyeleri hakkında işlem yapsalar da mevzuatın eski olması nedeniyle caydırıcı olamamaktadırlar. Serbest piyasa ekonomisinin tanıtımlarda haksız rekabete neden olabileceği gerçeğinden dolayı 4077 sayılı Tüketiciyi Koruma Kanunu 1995 tarihinde yürürlüğe konulmuş olup, bu kanunla bir Reklam Kurulu kurulmuştur. Tanıtım ihlallerinde bu Komisyon caydırıcı yaptırımlar uygulayabilmektedir. Ayrıca tanıtımları hazırlayan ve bu tanıtımları halka ulaştıran medya kuruluşları bir araya gelerek Reklam Özdenetim Kurulu adı altında bir kurul oluşturmuştur. Bu kanun ve kurumların oluşturulması tanıtım ihlallerinin ne kadar çok yapıldığını ve sonuçlarının önemli olduğunu göstermektedir.
İstanbul Tabip Odası�nda tanıtım ihlalleriyle ilgili birçok başvuru olup, bu başvurular hızla değerlendirilip sonuçlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalar sırasında hekimlerden niye tanıtım ihlali yaptıkları sorulmakta ve görüşleri alınmaktadır.
Bu soruya verilen cevaplar genellikle;
* Yaptığımın yasak olduğunu bilmiyordum, bir daha tekrarlamayacağım.
* Herkes yapıyor (yapanlar şikayet ediliyor)ben de yaptım.
* (Soru sorumlu hekime yöneltildiğinden)Hastanemizin halkla veya basınla ilişkiler departmanı yapmış, benim haberim yok.
* Biz yönetimi yeni devir aldık, bizim olayla ilgimiz yok.
Yapılan haber şeklindeki gizli reklamlara ise;
* Ben böyle bir şey söylemedim, medya görevlisi benim ağzımdan çıkmış gibi yazdı.
* Benim reklama ihtiyacım yok. Ben zaten tanınan bir insanım.
* Ben ...... ülkelerinde .... sene çalıştım. ... yıllık hekimim diye başlayan bir cevabi yazı.
* Bunun neresi reklam, ben sadece genel bir konu hakkında bilgi verdim. şeklinde olmaktadır.
Verilen tanıtım örneklerine dikkat edilecek olursa, ortaya çıkan sonuç hekimler arasında vahim bir haksız rekabet olduğudur.
Ülkemizde hekimlerden bu konuda istenecek tek şey tanıtımlarını kurallara uygun olarak yapmaları, birbirlerinin haklarına tecavüz etmemeleri ve eldeki sağlık mevzuatını günümüz normlarına uygun hale getirebilmek için meslek odalarını ve Sağlık Bakanlığını sürekli olarak uyarmalarıdır.
* İstanbul Tabip Odası Hekimlik Uygulamaları Bürosu Sorumlusu
*****
Örtülü reklamlar
Meslektaşlarımızın kuşe kağıda basılmış dergilerde resimlerini ve yanında medyatik tarzda patlatılmış demeçlerini, TV kanallarında sunulan çekimlerini giderek daha sık görmeye başladık. Bazen hekimin başarısı, bazen yeni bir uygulama, bazen mevsim hastalıklarına karşı halka dönük öğüt ve uyarılar. Kimi zaman da ajans kanalıyla dağıtılan bir haber:�Filanca doktor filan hastalıklarda şuna buna dikkat edilmesi gerektiğini söyledi� diye harcıalem küçük bir yazı.
Bunları okuduğunuzda ne düşünüyorsunuz? �Bunda kötülük var, halkı aydınlatıyor� denebilir. �Bu da nereden çıktı?� diye düşünenler olabilir. �Yine reklamını yapıyor, işleri kötü galiba� diyen çıkar.
Ancak bilinen bir gerçek var, o da haber tarzında yapılan tanıtımların paralı ilanlardan daha etkili olduğu.
O halde iletişim araçlarını tamamen hekimlikle ilgisi olmayanların insafına mı bırakalım?Sağlık ve tıp alanındaki gelişmeleri sadece bilimsel kongre ve toplantılarda konuşup kendimize mi saklayalım?
Hayır. Ama, basınla ilişkiler konusunda uygulanabilecek birkaç ilke, hekimleri �örtülü reklam yapmak� şeklindeki ithamlardan koruyacaktır.
1- Haberde hekimin muayenehanesi veya çalıştığı özel hastaneden açık veya dolaylı olarak söz ediliyor mu?Adres ve ücret tarifesi belirtilmiş mi?
2- Bu konuyu özellikle o hekimin mi basına anlatması gerekli?Bu açıklamayı kurumsal kişiliği olan bir hekim, bir uzmanlık derneği, kurum veya kuruluş yöneticisi yapamaz mı?
3- Haberde öne çıkan konu tıp veya sağlıkla ilgili bir durum mu, yoksa hekimin özellikleri veya çalışmaları mı?Aynı konuda hizmet veren diğer hekim ve kuruluşlardan da söz edilmiş mi?
4- Haberin amacı ne? Bilgi ve eğitim mi? Herhangi bir özel sağlık kuruluşuna başvurmaya yönlendiriyor mu?
�Sağlık madem parayla alınıp satılıyor, reklam da ticaretin doğal bir parçası. Bu kadar katı ve kuralcı olmanın ne alemi var?� diyenler olabilir. Ama bu yola girilince nerede durulabileceğini bilen yok.
Ana haber bültenlerini kiralayan hekimler, reklam için yabancı tıp merkezleriyle işbirliği yapan sermaye odakları, sağlık programlarının sponsoru olan özel hastaneler, rekabette ve reklamda sınır tanırlar mı?Herkes bu reklam yarışına dayanabilir mi? Bütün bunların hekim çoğunluğu ve halka yararı nedir?
Yanıtınız?
*****
14 MART
Yüzyılın son 14 Mart�ı...
İstanbul Tabip Odası�nın düzenlediği geleneksel 14 Mart Sağlık Haftası Etkinlikleri bu yıl 13 Mart Cumartesi günü Pendik Kurtköy Sağlık Ormanı�ndaki �Ağaç dikme bayramı� ile başladı.
Aynı gün saat 16.00�da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti�ne ait Basın Müzesi�nde Sanatçı Hekimler Sergisi açıldı. Açılışı yapan Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul hekimlerin sanata yakın ilgi duymalarının güzelliğini vurguladı. Bu yıl da Dr. Hayri Davas�ın düzenlemesini yaptığı sergide 43 hekimin resim, fotoğraf, karikatür ve şiirlerinden oluşan zengin eserlerden oluşan serginin açılışına kalabalık bir hekim topluluğu yanında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli ve Genel Sekreteri Turgay Olcayto da katıldı. Eserleri sergilenen hekimler geçen yıllarda da olduğu gibi eserleri ile ilgili duygularını anlattılar, Dr. Ayşe Kaypmaz�ın söylediği türkü ve Dr. Olcay Canik�in şarkıları sergiye renk kattı. Açılış kokteylinin sonunda Dr. Gülden Hitit gitarla kendi bestelerini seslendirdi. Sanatçı Hekimler Sergisi 27 Mart akşamına kadar açık kaldı. Sergiye katılan her hekimin bir eserinin dia fotografı çekildi.
14 Mart Pazar sabahı 10.00�da Taksim Atatürk Anıtı�na çelenk konulması ile etkinliklere devam edildi. Son üç yıldır geleneksel hale gelen çelenk törenine İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Erzengin, Marmara Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nurdan Tözün, çeşitli hastanelerin başhekimleri ve hekimler katıldı. Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul burada yaptığı konuşmada iyi hekimlik ve sağlık hakkı için topluma �elbirliği, gönülbirliği, güçbirliği� çağrısı yaptı. İyi hekimlik için temel koşullardan birinin barış olduğunu vurgulayarak insanların yaşamlarını hedef alarak politika yapan anayışları şiddetle kınadıklarını belirtti. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu da konuşmasında teröre karşı barış ve sağduyu çağrısı yaparak iyi bir sağlık hizmeti için hekimlerin özlük hakları ve çalışma koşullarının düzeltilmesi gerektiğini açıkladı.
Çelenk töreninin ardından Cerrahpaşa Oditoryumu�nda saat 12.10�da 14 Mart Töreni başladı. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul açılış konuşmasında bu yıl aynı zamanda İstanbul Tabip Odası�nın 70. Kuruluş yılı olduğunu, Oda�nın sağlık hakkının herkes tarafından kullanılabilmesi için sürekli çaba gösterdiğini belirtti. 1961 Anayasası�nın sağlığı devletin temel görevleri arasında sayan maddesinin İstanbul Tabip Odası�nın önerisi üzerine şekillendiğini hatırlatan Prof. Arıoğul, Oda�nın güçlenmesi için hekimleri elele vermeye çağırdı.
Daha sonra kürsüye gelen İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Cumhuriyet Tarihi boyunca hekimlerin özverili çalışmalar yaptığını, önemli başarılar elde ettiğini, bugün sorunların çözümü için tıp eğitiminden başlayarak ciddi reformlar yapılması gerektiğini belirtti. İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Salman ise konuşmasında farklı kesimler arasında işbirliği yapılması ve temel sağlık hizmetlerine önem verilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Konuşmaların ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası bir konser verdi. Daha sonra da İstanbul Tabip Odası Tarihi�ni ve Oda çalışmalarını içeren 20 dakikalık bir film gösterisi yapıldı. Salonu dolduran hekimlerin ilgiyle izledikleri filmin ardından Tıp Bilim ve Hizmet ödülleri sahiplerine sunuldu. Jüri kararında her iki ödül için 12 adayın başvurduğu, adayların başarılı çalışmaları karşısında birden çok ödül verilmesinin zorunlu hale geldiği açıklandı.
Tıp Bilim Ödüllerinin ilki Prof. Dr. Cumhur Ertekin�e jüri Başkanı ve Klinik Gelişim Yayın Kurulu üyesi Prof. Dr. Orhan Ulutin tarafından sunuldu. Prof. Dr. Cumhur Ertekin, ödülü aldıktan sonra yaptığı konuşmada Türk bilimcilerinin ısrarlı ve ortak çalışma anlayışı içinde olmaları durumunda başarılı olmamaları için neden olmadığını vurguladı.
Diğer Tıp Bilim Ödülü�nü kazanan Prof. Dr. Nefise Barlas Ulusoy, ödülü İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul�un elinden aldı.
Tıp Hizmet Ödüllerinin ilki Talassemi Hastalığı�na karşı bölgede yaptıkları sürekli çalışmalar nedeniyle Muğla İl Sağlık Müdürlüğü Ekibi�ne verildi. Ödülü İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu Muğlalı Sağlık çalışanları adına İstanbul�a gelen Dr. Sema Yonguş�a sundu. Dr. Yonguş yaptığı konuşmada çalışmalarını özetledikten sonra daha iyi hizmet verebilmek için desteğe gereksinim duyduklarını vurguladı.
İkinci Tıp Hizmet ödülü Prof. Dr. Keriman Güler Gürsu�ya Prof. Dr. Halit Ziya Konuralp tarafından sunuldu. Toplantıya katılan en kıdemli hekim olan Prof. Dr. Halit Ziya Konuralp eğitiminin birçok aşamasında bulunduğu Prof. Gürsu�ya bu ödülü vermekten duyduğu memnuniyeti belirtti. Prof. Gürsu da konuşmasında �Estetik� değil �Plastik ve Rekonstrüktif cerrahi� ile ilgilendiğini vurguladıktan sonra çalışmalarını ve 32 yıllık hekimlik yaşamını özetledi.
Ödüllerin sunuluşunun ardından �Hocaların Hocası� 1924 mezunu Prof. Dr. Halit Ziya Konuralp�e hekimlerim şükran duygularını belirtmek üzere hazırlanan gümüş plaket Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul tarafından sunuldu.
Prof. Dr. Halit Ziya Konuralp bu sırada yaptığı konuşmada çıkar gözetmeksizin hekimlik yapmak, daha ileri gitmek için zaman zaman geçmişten dersler çıkarmak gerektiğini anlattı. 70 yılı aşan hekimlik yaşamı boyunca hastalara �Paran var mı?� diye sormaksızın hizmet etmeye çalıştığını vurgulayan Prof. Konuralp iyi hekimlik değerlerinin korunmasının önemine işaret etti.
Kahve arasının ardından 1948�de tıp fakültesini bitirerek meslekte 50 yılını doldurmuş hekimlere plaketleri Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul, önceki Sağlık Bakanlarından Dr. Mete Tan tarafından verildi. Dönem adına Dr. Tarık Minkari bir konuşma yaptı.
1958 mezunu 40 yıllık hekimlere plaketlerini Oda�nın önceki Başkanları Prof.Dr. Özdemir İlter ve Prof. Dr. Zeki Karagülle ile TTB Genel Sekreterlerinden Dr. Mücahit Atmanoğlu verdi. Dönem adına konuşmayı Dr. Adnan Artukoğlu yaptı.
1973 mezunu 25 yıllık hekimlere sertifikalarını Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul verdi. Dönem adına konuşmayı ise Dr. Kazım Sarı yaptı. Tören Oda Başkanının kapanış ve teşekkür konuşmasıyla son buldu.
14 Mart yemeği akşam Hilton Oteli Balo Salonu�nda yapıldı. Kalabalık bir davetli topluluğunun katıldığı yemekte Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul yaptığı konuşmada �Balo� dönemine dönmenin mümkün olmadığın, ama hekimlerin de eğlenmeye hakları olduğuna inandıklarını açıkladı. İlerleyen saatlerde Rektör Alemdaroğlu, İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Erzengin, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Nejat Özbal ve önceki dekanlardan Prof. Dr. Nurettin Sözen de yemeğe katıldılar. Yemeğe 40�ı davetli olmak üzere 250 kişi katıldı.
15 Mart Pazartesi günü Saat 15.00�te SSK İstanbul Hastanesi�nde �SSK Poliklinik hizmetlerinin çağdaşlaştırılması� konulu panel yapıldı. Dr. Selim Sarı�nın yönettiği panelin konuşmacıları SSK İstanbul Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Aslan Kaygusuz, İstanbul Sağlık İşleri Müdürü Dr. Hikmet Çevik, SSK Okmeydanı Hastanesi Başhekimi Dr. İrfan Gökçay ve Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Mithat Kıyak�tı. SSK Göztepe Hastanesi Başhekimim Doç. Dr. Reşit Tokuç ve basın mensuplarının da izlediği panelde Dr. Kaygusuz SSK İstanbul Hastanesi�ne günde 5000 hastanın başvurduğunu, bu sayının refakatçilerle birlikte 12000�i bulduğunu, hastanede 12 farklı türde 60 kuyruk saptadıklarını anlattı. SSK Bölge Müdürü Dr. Hikmet Çevik SSK Dispanserlerinde verilen hizmetin önemine değinerek konunun sadece hastane kuyrukları olarak ele alınmasının eksik olduğunu belirtti. Dr. İrfan Gökçay SSK Okmeydanı Hastanesi�nde yaptıkları yeni düzenlemeler hakkında bilgi verdi. İzleyiciler hastane polkliniklerinde iyi bir kayıt sistemi ile aynı hastanın birçok kez gidip gelmesinin önlenebileceğini dile getirdiler. Paneli 30 kişi izledi.
15 Mart akşamı Sevinç Özgüner Toplantı Salonu�nda İstanbul Tabip Odası Tarihi Sergisi açıldı. Oda�nın önceki yöneticilerinin de katıldığı açılış kokteylinin ardından Oda ile ilgili tanıtım filmi gösterilerek eleştiri ve öneriler alındı.
16 Mart Salı akşamı İstanbul Tabip Odası�nın Kadıköy'deki lokalinde �Bestekar Hekimler Reçete�de� gecesi yapıldı. Hekim bestekarların eserleri okundu. Geceye Oda Başkanı Dr. Arıoğul da katılarak davetlileri ve sanatçı hekimleri selamladı.
17 Mart Çarşamba günü Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi Salonu�nda �Sağlıkta tanıtım ihlalleri� konulu panel yapıldı. 17.30�da bir kokteyl ile başlayan panel sonrasında 14 Mart Sağlık Haftası nedeniyle verilen Basın Sağlık, Prof. Dr. Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet-Teşvik, Sevinç Özgüner Barış, Demokrasi ve İnsan Hakları ödülleri ile Dr. Nejat Yazıcıoğlu İşçi Sağlığı Ödülleri kazananlara verildi. Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul�un yönettiği panelin konuşmacıları basın hukuku konusunda uzman Prof. Dr. Kayıhan İçel, Reklamcılar Derneği Koordinatörü Çetin Ziylan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Orhan Erinç, İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu üyesi Dr. Yıldırım Gülhan, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu�ndaki TTB temsilcisi Dr. Hakan Giritlioğlu idi. Panelde tanıtım ihlalleri konusunda caydırıcı önlemler üzerinde yoğunlaşıldı. Toplantının başında İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu üyesi Dr. Yıldırım Gülhan tanıtım ihlallerinden örnekler vererek Onur Kurulu�nun yaklaşımını anlattı. Çetin Ziylan serbest piyasa ekonomisinde tanıtım yapılmasının doğal olduğunu, bu bakımdan 1219 sayılı yasanın yeniden düzenlenmesi gerektiğini, bununla beraber tanıtımlar konusunda kurallara uyulması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Kayıhan İçel Tıbbi Deontoloji Tüzüğü�ne aykırı hareket edenlerin TTB tarafından Sulh Ceza Mahkemesi�ne verilebileceğini, Reklam Kurulu�nun verdiği cezaların yasal dayanaklarının sağlam olmadığını öne sürdü. Prof. İçel eldeki mevzuatın yeterince caydırıcı hükümler taşıdığına, küçük para cezaları alan bir hekimin bundan çeşitli şekillerde etkilenebileceğine dikkat çekti. Dr. Hakan Giritlioğlu, Reklam Kurulu�nun çalışma yöntemini anlatarak tanıtım ihlali yapan hekimlerin çoğunun yeterince bilgi sahibi olmadığından hataya düştüklerini, genellikle aynı hatayı tekrarlamadıklarını belirtti. 1219 sayılı Yasa�ya ve Tıbbi Deontoloji Tüzüğü�ne aykırı hareket etmekte ısrar eden hekimlerin Reklam Kurulu�na verilmesini önerdi. Reklam Kurulu�nun yerel reklamlarda 5.4 milyar TL, ulusal yayınlarla yapılan reklamlarda 54 milyar TL�ya kadar ceza uyguladığını belirtti.
Panelin ardından ödül dağıtımı yapıldı. Bu yıl Sevinç Özgüner Barış, Demokrasi ve İnsan Hakları ödülüne layık görülen Dr. Cumhur Akpınar�a ödülü İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul, Dr. Nejat Yazıcıoğlu İşçi Sağlığı Ödüllerini alan Dr. Yurdanur Baykal�a Dr. Haldun Sirer, Dr. Levent Karasulu�ya Dr. Nejat Yazıcıoğlu�nun eşi Hatice Yazıcıoğlu, Prof. Dr. Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet-Teşvik ödüllerine layık görülen iki sağlık ocağına Doç. Dr. Faik Çelik ve Dr. Halim Dinç ödüllerini verdiler. Basın Sağlık ödüllerini Saadet Uslu (Cumhuriyet), Gülay Demirtaş (Radikal), Perihan Mağden (Radikal), Necati Doğru (Sabah), Bilim ve Ütopya Dergisi, Radyo Cumhuriyet aldı. Jüri özel ödülünü ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adına Başkan Yardımcısı Orhan Erinç�e İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul verdi.
Gece, ödül töreninin ardından verilen kokteylden sonra Üç Deniz Topluluğu�nun konseri ile son buldu.
18 Mart Perşembe günü İstanbul Tabip Odası İnternet Kütüphanesi açılışı yapıldı. Escort-Net firması tarafından sağlanan 5 bilgisayar ve bunlara ait Türk Telekom�a doğrudan bağlı hatlar aracılığıyla kulanılabilecek kütüphane, düzenlemenin ardından kullanıcılara açılacak. Kütüphanenin kurulduğu birinci kata bir de kahve makinesi konuldu.
19 Mart Cuma günü Dr. Cengiz Çetin anısına Basketbol ve Voleybol turnuvasının final karşılaşmaları yapıldı. Basketbol final maçında İstanbul Tıp Fakültesi takımını 71-66 yenen İstanbul Tabip Odası takımı birincilik kupasını İstanbul Üniversitesi Spor Birliği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kurdoğlu�nun elinden aldı. Çekişmeli geçen final maçının tek üzücü yanı, İstanbul Tabip Odası takımında oynayan Prof. Dr. Demir Tiryaki�nin bir ribaunt mücadelesi sırasında sakatlanması oldu. İkinci takımın kupasını ise İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul verdi. Voleybolda birinciliği İstanbul Tıp Fakültesi kazandı. Trunuvaya katılan kız basketbol takımına ise �Fairplay� kupası verildi.
19 Mart akşamı Lütfü Kırdar Sergi Salonu�nda verilen bir kokteylin ardından saat 21.00�de başlayan Nilüfer Konseri�ne 1200 davetli katıldı. Konser sırasında bazı ilaç firmaları ve bir otomobil firması stand açtı. Nilüfer sahneye çıkmadan önce İstanbul Tabip Odası�nın hazırladığı hekimlerin 99 bildirgesi sinevizyon gösteri ile ekrana yansıtıldı. Sonra İFSAK�ın 15 dakikalık bir slayt gösterisi izlendi. Daha sonra kürsüye çıkan İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul, konuşmasında konseri düzenleyenlere ve Nilüfer�e teşekkür etti. Hekimlerin eğlence ortamlarında da bir araya gelmelerinden, 14 Mart Program broşürü içinde güzel bir sanatçı yüzünün de yer almasından memnun olduğunu belirtti. Prof. Arıoğul�un konuşmasının ardından 9 dakikalık �İstanbul Tabip Odası 70 Yaşında� konulu film gösterisi yapıldı. Zamanında başlayan Nilüfer konseri saatler 23�e yaklaşırken bitti.
20 Mart Cumartesi saat 12.00�de Yerebatan Sarnıcı�ndaki Karikatürcüler Derneği�nde �Cumhuriyet�in 75. Yılında Sağlık� konulu Karikatür Yarışması�nda sergilenmeye değer bulunan eserler ziyarete açıldı. Ödül kazanan çizerlere ödülleri sunuldu. Birinci olan Hicabi Demirci, başarı ödüllerini alan Erdoğan Oğultekin, Akın Önder ve Cemalettin Güzeloğlu, TTB Özel Ödülü�nü alan Muhammet Şengöz, Karikatür Dergisi Özel Ödülü�nü alan Sait Oktay, ödüle hak kazandıkları eserleri önünde bilgi vererek görüşlerini açıkladılar. Açılış kokteyline Karikatürcüler Derneği önceki Başkanı Canol Kocagöz, şimdiki Genel Sekreteri Neşe Binark, çizerler ve sanatseverler katıldı.
Aynı gün saat 14.30�da Şişli Etfal Hastanesi Konferans Salonu�nda �İnternetin Toplumsal Yaşamımızdaki Yeri� konulu Panel yapıldı. Az sayıda izleyicinin katıldığı paneli Dr. Nihal Dizdar yönetti. İlk sözü aşan İskender Savaşır ekonominin gelişim evreleri içinde internetin ortaya çıkışını yorumladı. Mustafa Aslantunalı olumlu ve olumsuz işlevlerine dikkat çekti. Cem Tecimen ise tıp ve bilim ortamında daha etkili kullanılabilmesi için sivil toplum örgütlerinin rolü üzerinde durdu.
Panelin ardından haftanın son etkinliği Büyükçekmece Temsilcisi Dr. Erdinç Ünal tarafından düzenlenen panel için Kumburgaz�daki Marine Princess oteline gidildi. Gelenlerle yapılan sohbetlerin ardından saat 19.00�da Dr. Erdinç Ünal�ın açış konuşmasıyla başlayan toplantıda Genel Sekreter Oda�nın hekimlerden beklentileri üzerinde duran bir konuşma yaptı. Dr. Özcan Baripoğlu işyeri hekimliği çalışmaları hakkında bilgi verdi. Dr. Nihal Dizdar ise barkovizyon sunum içinde internet çalışmalarını anlattı. Son konuşmayı yapan Oda Başkanı Prof. Arıoğul tıbbın gelişmesi, etik değerler ve iyi hekimlik konusunu gündeme getirdi. İyi hekimlik ve sağlıklı yaşam hakkını esas alan bir hekimlik anlayışının benimsenmemesi durumunda hekimliği kötü bir geleceğin beklediğini vurgulayarak izleyenlere iyi hekimlik için güçbirliği çağrısı yaptı. Panelin ardından başlayan 14 Mart yemeğine Büyükçekmece, Silivri, Çatalca Bölgesinde görev yapan 200�e yakın hekim katıldı.
*****
14 Mart�ın tarihçesi
Dr. Şükrü GÜNER
14 Mart gününün tarihimizde önemli bir yeri vardır. Sultan II. Mahmut Osmanlı İmparatorluğunun varlığını sürdürebilmesi için tutucu güçlerden kurtulup, batılılaşmasının zorunlu olduğuna inanıyordu. Medrese ve Yeniçeri Ocağı, batılılaşma hareketine direnen iki önemli kurumdu. 1826�da Yeniçeri Ocağı�nı kaldırdı ve sonra istediği reformları gerçekleştirdi. İşte bu reformlardan en önemlilerinden biri de, Şehzadebaşı civarında, batılı anlamda modern bir tıp okulunun (Tıphane)14 Mart 1827�de açılmasıdır. Bu tarih daha sonra tıp bayramı olarak kutlanan günlere kaynak olmuştur. Ve ilk kez 1935 yılında 14 Mart, İstanbul Üniversitesi Tıp Talebe Birliği�nce, hekimlik eğitimimizin batıya yönelişinin ve çağdaş tıbbın başlangıcı sayılarak, Tıp Bayramı olarak kutlanmıştır.
Eskiden 14 Mart Tıp Bayramı denildiğinde tabip odalarının veya tıp fakültelerinin düzenlediği pahalı balolar veya festivaller akla gelirdi. Doğal olarak yorucu bir meslek olan hekimlikte her hekimin özellikle kendi bayramında eğlenmesi hakkıdır. Ancak eğer bu ülkede hasta yatağı, hekim sayısı, yardımcı sağlık personeli sayıları olması gerekenin çok altında ise ve eğer sağlık hizmetleri ülkenin halkına eşit olarak dağıtılamıyorsa, yani kısaca bu ülkede sağlık hizmetleri yeterli değilse, halkın sağlığının kendisine konu edinen tabip odalarının bu günde bayram yapmaları düşünülemezdi. Ülkemizde her doğan 1000 bebekten 153�ü yok yere ölüyorsa, her yıl 10.000 kadın gebelik, doğum ve doğum sonrasına bağlı nedenlerle hayatını kaybediyorsa, verem ve sıtma toplumu tehdit edici boyutlarını koruyorsa, çevre sağlığı koşulları kötü ise, kişi başına yılda yalnızca 12 kilo et düşüyorsa ve buna karşılık sağlık hizmetleri çarpık liberal hekimlik düzeninde bir ticaret metaı olarak kullanılıyorsa, artık böyle bir ortamda görev yapan tabip odaları ve hekimlerin sadece balo düzenlemeyle, mesleki sohbetler yapmaya, basit muayenehane sorunları ile uğraşmaya hiçbir haklı ve yeterli nedeni olamazdı.
Kanımızca bu hafta şimdiye kadar ki klasik 14 Mart Tıp Bayramı kutlamalarının ülkenin içinde bulunduğu sağlık koşullarına hiç yakışmadığını hisseden hekim ve öğrenci arkadaşlarımızın ortak düşünce ürünü olarak ortaya çıktı... 1975 yılı 14 Mart Tıp Bayramı�na �Tıp Eğitimi Sorunları� konulu açık oturum eklendi. Böylece 14 Mart Tıp Bayramı münasebetiyle tıp öğretiminin ve ülkenin sağlık sorunlarının ve hekimlerin sorunlarının tartışılmasının yapılabileceği ve bunun şimdiye kadar ki uygulamalardan çok daha yararlı olacağı fikri bir çok kişide doğdu.
8 Ocak 1976�da İzmir�de yapılan TTB İzmir Temsilciler Toplantısı�nda 14 Mart�ın sağlık sorunlarının ele alındığı ve çözüm yollarının arandığı çeşitli etkinliklerin düzenlendiği �Sağlık Haftası�olarak değerlendirilmesi kabul edilmiştir.
İstanbul Tabip Odası da 14 Mart�ı 1976�dan beri �Sağlık Haftası� olarak değerlendirmekte, hafta boyunca �toplumla bütünleşme isteğinin simgesi� olarak çeşitli etkinlikler düzenlemektedir.
*****
TEŞEKKÜR
14 Mart Sağlık Haftası Düzenleme Kurulu�nda görev alan TK üyeleri Dr. Oya İmamoğlu, Dr. Altan Acinan, Dr. Osman Öztürk, Dr. Erdinç Ünal ve Dr. Hayri Davas�a,
Çeşitli etkinlikleri düzenleyen Pendik temsilcimiz Dr. Yılmaz Müftahi, Şişli Etfal ve SSK İstanbul Hastanesi temsilcilerine, Dr. Halit Togay, Dr. Yılmaz Baş, Dr. Halis Dokgöz, Dr. Nihal Dizdar, Dr. Tunç Çelebi, Dr. Okan Falay ve Dr. Turgut Adatepe�ye,
17 radyo ve 4 televizyon kanalında hekimlerin sesini topluma duyuran meslektaşlarımıza,
Sağlık Haftası�nın hemen hemen tüm etkinliklerine katılarak güç veren SSK Bakırköy Doğumevi temsilcilerine,
Etkinlikleri birimlerinde tanıtarak destek olan, katkıda bulunan ve katılan diğer Temsilciler Kurulu üyelerine teşekkür ederiz.
İSTANBUL TABİP ODASI YÖNETİM KURULU
*****
Radyo ve televizyonda 14 Mart
14 Mart Sağlık Haftasında meslek örgütümüzün sesini, hekimlerin ve sağlık sisteminin sorunlarını duyurmak, bu haftada halkla iletişimi güçlendirmek amacıyla Basın Büromuz esas olarak radyolarla görüşerek aşağıdaki programı oluşturdu. Ve İstanbul Tabip Odası; bu dönem içinde 17 radyo ve 4 televizyon kanalında sesini topluma duyurdu.
3 Mart 1999, Çarşamba / Balins-Veys-Nehar FM / Saat: 11.00 / Katılımcı: Dr. Rıfat Yücel
12 Mart 1999, Cuma / Radio Contact / Saat: 12.30 / Katılımcı: Dr. Rıfat Yücel (Telefonla)
13 Mart 1999, Cumartesi / TRT FM / Saat: 12.45 / Katılımcı: Dr. Rıfat Yücel (Telefonla)
14 Mart 1999, Pazar / Radyo Cumhuriyet / Hekim Gözüyle / Saat: 11.00 / Katılımcı: Dr. Şükrü Güner
14 Mart 1999, Pazar / Best FM / Saat: 18.00 / Katılımcı: Dr. Süha Göksel
15 Mart 1999, Pazartesi / Cumhuriyet TV / Saat: 8.00 / Katılımcı: Dr. Kürşat Yıldız
15 Mart 1999, Pazartesi / Radyo Cumhuriyet / Sesli Gazete / Saat: 9.40 / Katılımcı: Dr. Orhan Arıoğul (Telefonla)
15 Mart 1999, Pazartesi / Yaşam Radyo / Saat: 11.00 / Katılımcı: Dr. Tunç Çelebi
15 Mart 1999, Pazartesi / TGRT FM / Saat: 13.00 / Katılımcı: Dr. Emin Menekşe
15 Mart 1999, Pazartesi / TRT 1 Radyo / Saat: 15.00 / Katılımcı: Dr. Hayri Davas
15 Mart 1999, Pazartesi / NTV / Gündemdekiler/Saat: 19.30 / Katılımcı: Dr. Orhan Arıoğul
15 Mart 1999, Pazartesi / Kanal 9 / Saat: 21.10 / Katılımcı: Dr. Orhan Arıoğul
16 Mart 1999, Salı / Radyo D / Saat: 10.00 / Katılımcı: Dr. Nihal Dizdar
16 Mart 1999, Salı / Yön FM / Merhaba Acil / Saat: 18.30 / Katılımcı: Dr. Özcan Baripoğlu (Telefonla)
16 Mart 1999, Salı / Kanal 8 / Saat: 19.30 / Katılımcı: Dr. Orhan Arıoğul
17 Mart 1999, Çarşamba / Açık Radyo / Saat: 10.00 / Katılımcı: Dr. Yıldırım Gülhan
17 Mart 1999, Çarşamba / Show Radyo / Saat: 12.00 / Katılımcı: Dr. Rıfat Yücel
18 Mart 1999, Perşembe / Radyo Cumhuriyet / Kadının Aynasından / Saat: 10.00 / Katılımcı: Dr. Orhan Arıoğul
18 Mart 1999, Perşembe / Yön FM / Saat: 18.15 / Katılımcı: Dr. Özcan Baripoğlu (Telefonla)
18 Mart 1999, Perşembe / Cem Radyo / Saat: 18.15 / Katılımcı: Dr. Erdinç Ünal
26 Mart 1999, Cuma / Yön FM / Saat: 9.15 / Katılımcı: Dr. Rıfat Yücel (Telefonla)
*****
HABERLER
Diyarbakır Tabip Odası Başkanı�na sürgün
Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Emin Uluğ, Olağanüstü Hal Valiliği�nin �Bölgede görev yapması sakıncalı�demesi üzerine SSKGenel Müdürlüğü tarafından Kütahya Tavşanlı ilçesine tayin edildi. 12 yıldır Diyarbakır�da çalışmakta olan Dr. Uluğ, şimdiye kadar herhangi bir soruşturma geçirmemiş, mesleki ve idari yönden olumsuz bir sicili söz konusu değil. Dr. Mehmet Uluğ iyi hekimlik açısından meslektaşları tarafından beğenilen, halk tarafından sevilen bir hekim.
TTB ve tabip odaları, genel hukuk kurallarına aykırı olan bu karara ilk günden tepki gösterdiler. Buna rağmen yapılan atama, aynı zamanda hekimlerin mesleki örgütlenmesine karşı bir baskı olarak da değerlendirildi. Doğu ve Güneydoğuillerinde hekim açığından yakınan yöneticilerin bu uygulama ile samimiyetlerine gölge düşürdüklerine dikkat çekildi. 9 Nisan günü Ankara�da biraraya gelen tabip odalarının temsilcileri, kararın geri alınması için sürekli çaba göstermeye karar verdiler.
*****
Prof. Dr. Oktay Yeğinsu�yu kaybettik
İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Dr. Yeğinsu�nun ölümü, tıp fakültesi topluluğu ve hekimler arasında büyük üzüntü yarattı.
Ani gelişen bir aort anevrizması kanaması sonucu yaşamını yitiren Prof. Dr. Yeğinsu�yu son yolculuğuna kalabalık bir hekim topluluğu ve sevenleri uğurladı. Genç yaşta yitirdiğimiz meslektaşımızın ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz.
*****
TTB ve İstanbul Tabip Odası�ndan ortak açıklama: Tıp eğitiminin düzeltilmesi için ilk adım sınav olmamalı
YÖK tarafından gündeme getirilen tıp fakültelerinin 2. ve 5. sınıflarında ara sınav yapılması önerisi yeni bir tartışma yarattı. Tıp öğrencileri bu konuya tepki gösterirken TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Füsun Sayek ve İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul İstanbul�da birlikte yaptıkları basın toplantısında tıp eğitimindeki sorunların çözümü için seçilen adımın yanlış olduğunu vurguladılar.
Açıklamada�Bu sınavlarla, eğitimin sınava endekslenmesi de düşünülmektedir, ya da kaçınılmaz biçimde böye olacaktır. Tıp eğitimini öğrencilerin başarısıyla değerlendirme isteği, müfredatların sınavla belirlenmesine de yol açacaktır. Eğitimcilerin �müfredatısınav belirler�görüşü Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS)için böyle olmuş, tıp fakültelerinde pratik, beceriye dayalı eğitim giderek terkedilmiştir. Dahası pek çok TUS dersanesi açılarak tıp eğitimi fakülteler dışına çıkmaya başlamıştır. Benzer bir durum milli sınavlarla daha hızlanacak ve lise eğitiminin dersanelere terkedilmesi gibi bir durum yerleşecektir� denildi.
Yeterli altyapı ve öğretim üyesi olmadan çok sayıda tıp fakültesi açmaya devam edilirken çözüm için işe sondan başlamak bize özgü bir yöntem olsa gerek.
*****
Sağlık ocağı çalışanlarına jandarma dayağı
Koruyucu sağlık hizmetlerine önem ve öncelik veriliyor! Hekimlere yönelik baskılar konusundaki çabalar sağlık ocaklarında yoğunlaşıyor. Bu alandaki son örnek, Bursa Kestel Sağlık Ocağı�nda görev yapan bir hekime silah çekilmesi ve bir hemşirenin jandarmalar tarafından yapılan saldırıda kolunun kırılması oldu.
İstanbul Tabip Odası, bu konuda Bursa Tabip Odası�na bir dayanışma mesajı gönderirken İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı�ndan duyarlılık göstermelerini istedi. TTB�den alınan bilgilere göre bir mahkum muayenesi sırasında ortaya çıkan olay sonunda Dr. Mehmet Çankaya hastaneye yatırılırken hemşirenin kolu tedaviye alındı.
*****
Kemik iliği vericisi için kampanya... Tabip Odası: Dr. Babuna�ya destek, ilkelere dikkat
Beyin Cerrahı Dr. Oktar Babuna�nın lösemi nedeniyle kemik iliği nakline gereksinim duyulması ve uygun bir verici bulunabilmesi amacıyla açılan kampanya uzun süredir toplumun gündeminde.
Verici adaylarına çağrı yapan gazete ilanlarıyla gündeme gelen konu, ülkemizde bir kemik iliği bankası kurulması için seferberliğe dönüştü. Belki de dünyada örneği görülmemiş bir şekilde spor salonlarında kuyruğa girerek kan örneği veren insanlar dayanışma örneği verirken İstanbul Tabip Odası kemik iliği ve organ nakli konusunda bazı açıklamalar yapma gereği duydu.
Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul ilk olarak Şişli Etfal Hastanesi Tabip Odası Temsilciliği�nin düzenlediği Nilüfer Konseri öncesinde yaptığı konuşmada hekimlere bir çağrı yaptı. �Maddi teşviklere gerek olmadan bu seferberliğin yürütülmesi�ve �Kısa süreli heyecanlardan sonra da sürekli bir çaba ile kemik iliği bankasının kurulması�önerisi yaptı.
23 Mart günü bu konuda yapılan basın toplantısına, Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği Başkanı ve İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mahmut Çarin de katılarak gelişmeler hakkında bilgi verdi. Oda Başkanı Prof. Dr Orhan Arıoğul hekimlere Dr. Babuna için açılan kampanyaya katılma çağrısında bulunurken �Ülkemizde HLAdoku tipi tayinini yapacak teknik donanım vardır ve insan gücü desteği ile örneğin İ.Ü. Kemik İliği Bilgi Bankası�nda bu sayı günde 80-100 hastaya çıkarılmıştır. Bir kez daha ifade etmek istiyoruz:Bu olay göstermiştir ki, doku ve organ nakillerinde ülkemizdeki temel sorun araç gereç eksikliğinden çok sürekli bir toplumsal duyarlılığın gündemde tutulamamasıdır�dedi.
*****
Onur Kurulu kararları onaylandı:
3 hekime meslekten men, reklamlara para cezası
İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu�nun daha önce verdiği bazı kararlar Yüksek Onur Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.
TTBYüksek Onur Kurulu hastanın kendisine duyduğu güveni bir başka hekime devretmek ve gerekli ihtimamı göstermemek nedeniyle İstanbul TabipOdası Onur Kurulu tarafından Dr. Fikri Alican�a verilen sanatının icrasından 15 gün geçici men cezası kararının onanmasına,
Dr. Faruk Aygün�e muayenehane açmak için müracaatta bulunduğu yerde hastalara hekim olmayan bir kişi tarafından müdahalede bulunulması, Türkiye�de tercüman olarak çalışma izni bulunan bir Azerinin çalışma iznine aykırı olarak çalışmasına ve tıp dışı uygulamalarda bulunmasına olanak sağlaması nedeniyle İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu tarafından verilen sanat icrasından 3 ay süreyle men cezası kararının onanmasına... karar verdi.
Uyarı cezalarından daha ağır olan Onur Kurulu kararları, itiraz olmasa bile Yüksek Onur Kurulu tarafından onaylandığı takdirde yürürlüğe giriyor. Uygulanmak üzere Sağlık Bakanlığı�na bildirilen cezalar, meslek örgütümüzün yayın organlarında hekimlere duyuruluyor.
*****
Özel polikliniklerin denetiminde yeni uygulama
Sağlık Bakanlığı, yayınladığı genelge ile özel sağlık kuruluşlarının açılışı, kayıt sistemi ve denetimi için yeni kurallar getirdi. Buna göre açılışta belli koşulların yerine getirilmesi gerekiyor. Denetiminde tabip odası temsilcilerinin de yer alacağı poliklinikler, adli raporlar ve denetimler için özel defterler tutacak. Denetimlerde olumlu görülen polikliniklere İl Sağlık Müdürlüğü ve Oda Başkanı tarafından imzalanan belgeler verilecek. Yeni koşullara uyum sağlamaları için İstanbul�daki polikliniklere 3 ay süre tanındı.
*****
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunları toplandı
1945 yılında kurulan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunları, 12 Şubat 1999 akşamı Bostancı Taç Spor Klübü Tesisleri�nde 120 mezunla birlikte toplandı.
Eşlerle beraber 210 kişinin katıldığı toplantıda en genç mezun 1995�li Dr. İclal Gürses (yanda) steteskopla, en kıdemli mezun 1954�lü Dr. Altan Erdemgümüş bir çerçeve ile ödüllendirildi.
41 yılın mezunlarının biraraya geldiği gece, 6 yıllık fakülte yaşantısının yıllar sonra 3-4 saatlik hesaplaşmasıyla ve fakülte yıllarına ait dia gösterisiyle son buldu.
*****
BAŞUCU KİTABINIZ:
Hekimler ve Tabip Odası Yöneticileri için MEVZUAT
TTB Merkez Konseyi�nin yayına hazırladığı kitap, sadece oda yöneticileri için değil, hemen her hekime bir başvuru kaynağı olabilecek çerçevede hazırlanmış. �Mevzuat� kitabını, 2.500.000 TL karşılığında Oda�dan temin edebilirsiniz. Kitapta sağlıkla ilgili kanun, tüzük ve yönetmeliklerin yanısıra işyeri hekimliği mevzuatı, TTB genelgeleri ve Kongre kararları da yer alıyor.
*****
İnternet erişimi armağanı
Bir süredir yürüttüğümüz aidat hatırlatma kamyanyasında yeni bir aşamaya gelindi. Geçmiş yıllara ait aidat borcu kalmamış ve 1999 yılı aidatını ödemiş her üyemize iki ay süreyle 30 saatlik internet erişimi armağan ediyoruz. Kampanya, yeni üye olacak hekimler için de geçerli. Üye olarak bu yılki aidatlarını yatıranlar internet armağanını elde edebilirler. 14 Mart Sağlık Haftası sırasında başlayan kampanyaya katılmak için acele ediniz.
Hekimlere�özel indirimli� internet
6 ay için 109, 1 yıl için 209 $ ödeyerek, hekimlere özel indirimli internet kampanyasından yararlanın. Ayda 100 saatlik kullanım hakkı tanınan hekimlere özel kampanya ve Hekimden Hekime İnternet Kursları hakkında ayrıntılı bilgi almak için Dr. Nihal Dizdar�ı arayabilirsiniz (0 532)662 63 50.
www.istabip.org.tr Web sayfamızı ziyaret edenler artıyor. Kasım 98�de 1242, Aralık�ta 1818, Ocak 99�da 1988, Şubat�ta 4895, Mart�ta 3771 kişinin ziyaret ettiği sayfamıza, 1-14 Nisan arasında 1681 kişi konuk oldu. Buna göre 5 aylık süre içinde ziyaretçi sayımız 16 bin�e ulaştı. Bu arada, Oda�da kurulan İnternet Kütüphanesi�nin, hekimler ve tıp öğrencilerinin ücretsiz kullanımına açık olduğunu hatırlatıyoruz.
****
Aidat borçları için son uyarı!
Bugüne kadar ödenmemiş aidatları olan üyelere bir kez daha önemle hatırlatıyoruz. Daha güçlü bir meslek örgütü için lütfen birikmiş aidatlarınızı yatırınız.
ELİNİZDEKİ SON HEKİM FORUMU OLABİLİR
Aidat ödeyen üyelerle ödemeyenler arasındaki adaletsiz durum, Yönetim Kurulu için her zaman bir sorun yarattı. Bu yıl başında, Hekim Forumu�nun sadece aidatını ödeyen üyelere gönderilmesi kararlaştırıldı. Dergi, üyelik görevini yerine getirmeyen hekimlere, Mayıs ayından sonra ancak aidatını yatırdıktan sonra gönderilecek.
Bundan böyle 1 Nisan tarihine kadar tüm üyelere gönderilecek dergi, bu tarihten sonra ödenmemiş aidatı olanlara ulaştırılmayacak.
65 YAŞINI DOLDURAN ÜYELERDEN AİDAT ALINMIYOR
Yönetim Kurulu�nun bu yıl başında aldığı kararla, 65 yaşını dolduran tüm üyeler aidat ödemekten muaf tutuluyor. Ancak Oda kayıtlarında doğum tarihi belirtilmemiş olan üyelere zaman zaman aidat ödeme uyarısı yapılabiliyor. 1934 ve daha önceki yıllarda doğmuş olan meslektaşlarımızın, Oda�ya başvurarak bu bilgileri kontrol ettirmeleri yerinde olacaktır.
ÖDENMEMİŞ AİDATLARA HER AY %10 GECİKME ZAMMI
Önceki yıllara ait ödenmemiş aidatlar her ay artıyor. Yönetim Kurulu�nun aldığı kararla bu yıl % 10 aylık basit gecikme zammı uygulanıyor.
Dileğimiz, bütün bunlara gerek kalmaksızın aidatların zamanında ödenmesi. Aidat ödenmesi, üyelik görevinin bir parçası. Aidat toplamak ise Yönetim Kurulu�na yasa ile verilmiş bir görev.
Meslektaşlarımızı bir kez daha bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.
AİDAT ÖDEMENİN 10 YOLU VAR
Aidat ödemenin güçlüğünden yakınan üyeler için son yıllarda yeni olanaklar sağlandı. Çok sayıda banka veya PTTkanalıyla, kredi kartıyla, temsilcileriniz aracılığıyla veya Oda�ya gelerek aidat ödeyebilirsiniz. Telefonla veya internetle kredi kartı bilgilerinizi vererek de yatırabilirsiniz. Önümüzdeki günlerde, internet aracılığıyla da ödeme yapabileceksiniz.
TAHSİLDAR UYGULAMASI KALKTI
Geçmişte yaşanan birçok olumsuz örnek nedeniyle tahsildar aracılığıyla aidat toplanmasına son verildi. Üye sayısının az ve muayenehanelerin toplu halde bulunduğu durumlarda yararlı olan bu yöntem, İstanbul�da önemli sakıncalar yarattı. Artık Oda�nın tahsildarı yok.
*****
Ara Genel Kurul 9 Mayıs�ta
3 Mayıs 1998 günü yapılan seçimlerden sonra ilk Genel Kurul, 9 Mayıs günü İstanbul TabipOdası�nda gerçekleştirilecek. Bir yıllık dönemde yapılan çalışmalar ve mesleki ortamımızdaki gelişmelerin ele alınacağı Genel Kurul�da seçim yapılmıyor. Yönetim Kurulu, Genel Kurul için hazırladığı �Çalışma Raporu�nu üyelerin eleştirisine sunacak. Denetleme Kurulu Raporu ve tahmini bütçe tartışılacak.
9 Mayıs günü Sevinç Özgüner Toplantı Salonu�nda yapılacak Genel Kurul�a katılımınızı bekliyoruz.
26 Nisan�dan itibaren internette ve birim temsilciliklerinde bulacağınız Çalışma Raporu hakkında görüşlerinizi bekliyoruz.
*****
İstanbul Tabip Odası YAZ SPOR OKULU
FUTBOL - VOLEYBOL - BASKETBOL - YÜZME
Birinci dönem: 14 Haziran - 9 Temmuz
İkinci dönem: 12 Temmuz - 6 Ağustos
Üçüncü dönem: 9 Ağustos - 3 Eylül
Kurs ücretleri:
Futbol ve basketbol: 10 milyon TL
Voleybol ve temel sporlar: 8 milyonTL
Yüzme: 18 milyon TL
Servis ücretleri:
5 km: 10 milyon
10 km: 12.5 milyon
15 km: 15 milyon
Yüzme kursu: Ataköy�deki Spor İl Müdürlüğü havuzu.
Antrenmanlar: Kağıthane Profilo Anadolu Meslek Lisesi Salonu.
Ayrıntılı bilgi ve başvuru:(09.00-12.00 arası) Selman Adıgüzel, Tel:514 02 92
*****
Sağlık Bakanlığı, Uzmanlık Tüzüğü�ndeki uzlaşmayı çiğnedi...
Bürokratlar ikili oynuyor!
Kızılcahamam�da 12-14 Şubat günlerinde yapılan toplantıya Sağlık Bakanlığı Müsteşar ve bürokratları, YÖK adına Prof. Dr. Aykut Erbengi ve Prof. Dr. Doğan Taner, TTB adına UDKKYürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Semih Baskan, TTB Tıp Eğitimi Kolu ve Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek ile Doç. Dr. Kürşat Yıldız katıldı. Sağlık Bakanlığı�na bağlı Dr. Zekai Tahir Burak Doğumevi ve Prof. Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi Başhekimleri, SSKAnkara Hastanesi İntaniye ve Dahiliye Kliniği Şefleri, Gazi ve Celal Bayar Tıp Fakültesi Dekanları diğer katılımcılardı.
Üç gün süren müzakereler sonunda varılan uzlaşma ortak bir metne dökülmüş, bu tasarının hızla yürürlüğe konması için çaba gösterilmesi noktasında anlaşma sağlanmıştı.
Ancak toplantının ardından Tüzüğün akıbeti hakkındaki soruları uun bir süre sessizlikle geçiştiren Sağlık Bakanlığı�nın Kızılcahamam görüşmelerinde geri çekmek zorunda kaldığı bir değişikliği tüzük tasarısına koyarak onay almak üzere diğer bakanlıklara yolladığı ortaya çıktı. Sağlık Bakanlığı dışındaki kaynaklardan TTB�ye ulaşan bu bilgi, özellikle bakanlık bürokratlarının tüzüğün oluşması sürecindeki kişisel müdahalelerinin boyutlarını ortaya koydu.
KIZILCAHAMAM�DA NASIL BİR ANLAŞMAYA VARILMIŞTI?
Kızılcahamam Toplantısı�na sunulan Tasarı metni, yapılan bazı değişikliklerle taraflarca kabul edilmişti:
a- Asistanlık giriş sınavının yılda bir kez ekim ayında yapılması,
b- Yeterlilik sınavının yılda üç kez yerine iki kez yapılması,
c- Eğitime başladıktan sonra dal değiştirmek üzere sınava giren asistanın mesleki bilgi puanının %5 azaltılması.
Ekli Çizelge�deki değişikliklerle,
�Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji�nin �Enfeksiyon Hastalıkları� adı alarak bir ana dal olarak korunması, aynı zamanda iç hastalıkları sonrası bir yan dal haline getirilmesi,
�Periferik Damar Cerrahisi� adıyla Genel Cerrahi ile Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanlığına yeni bir yan dal eklenmesi,
Kardiyoloji�nin �İç Hastalıkları�nın bir yan dalı haline getirilmesi
konularında uzlaşma olmadığı için mevcut durumun korunması, isteyen iç hastalıkları uzmanlarının üç yıllık bir eğitim yaparak Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanlığı alabilmeleri, aynı şekilde isteyen genel cerrahi uzmanlarının daha kısa sürede (3 yıl)kalp ve damar cerrahisi uzmanlığı alabilmeleri benimsendi.
BAKANLIK BÜROKRATLARI KURUL�A KATILMAKTA ISRARLI!
Bilindiği gibi Tıpta Uzmanlık Kurulu, uzmanlık eğitimi ile ilgili ana kararları veren bir heyet. Aynı zamanda kurumların, kliniklerin ve eğiticilerin uzmanlık eğitimi verme yetkisini verme ve geri alma yetkisine sahip. Danıştay�da yapılan daha önceki müzakereler sırasında bu Kurul�un 18 kişiden oluşması, kuvvetler eşitliği ilkesine uygun olarak 6 üyenin YÖK-GATA-tıp fakülteleri, 6 üyenin Sağlık Bakanlığı-SSK, 6 üyenin ise TTB-uzmanlık dernekleri tarafından belirlenmesi kararlaştırılmıştı. Daha sonra, Kurul�un toplantılarının düzenlenmesi ve alınan kararların yürütülmesi gerekçesiyle Sağlık Bakanlığı Müsteşarı da dahil edilerek üye sayısı 19�a çıkarılmıştı.
Sağlık Bakanlığı temsilcileri, Kızılcahamam görüşmelerinde Kurul�a Personel Genel Müdürü ve Hukuk Müşaviri gibi Bakanlık bürokratlarının da yer alması gerektiğinde ısrar ettiler. Gerekçeleri şunlardı:Personel Genel Müdürü uzmanlık eğitimi ile ilgili bilgilerin toplandığı kişi. Ayrıca Tıpta Uzmanlık Kurulu�nda alınan kararların uygulanması için bu Genel Müdür, Kurul�da yer almalı. Yeni Tüzük ile getirilen kurul ve komisyonların çalışmaları için yeni ve geniş bir örgütlenmeye gidilmesi gerekecek, bunun için Personel Genel Müdürü mutlaka Kurul�da bulunmalı.
Çalışma Grubu�nda bulunan YÖK ve TTB Temsilcileri bu öneriye karşı kesin bir tutum aldılar. Önerinin kuvvetler eşitliği ilkesini bozacağını, Kurul�da Bakanlık bürokrasisinin zaten Müsteşar ile temsil edildiğini, üstelik eğitim yetkisi verme ve alma kararına katılacak Kurul üyelerinde eğitici olma şartı arandığını dile getirdiler.
Tartışma bu noktada kilitlendi. Bakanlık bürokratlarının oylama niyetlerine karşı YÖK ve TTBtemsilcileri görüşmeleri bitirme önerisi getirince değişiklik önerilerini geri çektiklerini açıkladılar.
Ancak başta Personel Genel Müdürü Giray Şahin olmak üzere Bakanlık bürokrasisinin bu sonucu hazmedemediği ve uzlaşmayı çiğneyerek kendi istedikleri yönde değişiklik yaptıkları ortaya çıktı. Üstelik TTB ve YÖK�ten gizledikleri bir tasarıyı yürürlüğe koyma çabasına giriştikleri anlaşıldı.
BU TUTUM YENİ DEĞİL
Daha önce de üzerinde uzun müzakereler sonucunda tarafların uzlaşmaya vardıkları Tüzük Tasarısı�nın neden yürürlüğe giremediği de Kızılcahamam görüşmeleri sırasında ortaya çıktı.
Tababet Uzmanlık Tüzüğü, geçen Temmuz ayında Danıştay�dan da onay aldığı halde bir türlü yürürlüğe girememiş, bunun üzerine 30 uzmanlık derneği temsilcisi ile TTBheyeti Sağlık Bakanı Dr. Halil İbrahim Özsoy�u ziyaret etmiş, Bakan Özsoy, en geç iki hafta içinde gerekli işlemleri tamamlayacaklarını basın önünde açıklamıştı. Şimdi öğrenildiğine göre Bakanlık o sırada bırakın Tüzüğü yürürlüğe sokmayı, engellemek için kapsamlı ve sert bir eleştiri yazısı yazarak geri çekmiş. Uzmanlık eğitimi ile ilgili kuruluşlara karşı �oyalama taktiği� uygulamış.
UNUTULMAYACAK
TTB,bu centilmenlik dışı tutumu kınamakla beraber tüzüğün yürürlüğe girmesine engel olan bir duruma düşmek istemiyor. Sonuç ne olursa olsun Sağlık Bakanlığı ve Personel Genel Müdürü Giray Şahin, son olayla birlikte bir kez daha Bakanlığın güvenilirliği konusundaki endişeleri güçlendirmiş oldular.
Bu tutum zihinlerde sürekli bir iz bırakacak. Sonunda oluşturulabilirse her Tıpta Uzmanlık Kurulu toplantısında hatırlanacak, hatırlatılacak.
*****
GÜNDEM
RAPOR�dan
Dr. Erdinç ÜNAL
Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye Sağlık Harcamaları ve Finansmanı adlı bir çalışma yaptırılıyor. Çalışma 1992 ve 1996 yılları arasındaki 5 yılı kapsıyor. Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tokat başkanlığındaki 6 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilen çalışmanın sonucu, bir rapor olarak yayınlanıyor. Bu yazı, raporun önemli ve ilginç gelebileceğini düşündüğüm yanlarını içeren bir özetidir.
Rapor; 1- Sağlık güvencesinin nüfusun tamamını kapsamamasını, 2- Mevcut sağlık hizmetlerinin arzının nicelik ve nitelik olarak yetersizliğini, 3- Yataklı ve temel koruyucu sağlık hizmetlerinin halkı tatmin etmekten uzak olduğunu, başta gelen sorunların genel göstergeleri olarak saptamakta.
Sağlık Bakanlığı bütçesinin konsolide devlet bütçesine oranı 1992�de %4.71 iken 1996�da %2.76�ya düşüyor. Bakanlığın genel bütçe harcaması 1992�de %88�den 1996 yılında %75�e düşüyor. Buna karşın döner sermaye harcamaları %13�den %25�e yükselmiş durumda. Yani 5 yılın sonunda Sağlık Bakanlığı harcamaları içinde döner sermaye harcamalarının payı 2 katına çıkmış. Dönem başı itibariyle bütçesinin %11.6�lık kısmını yatırım harcamalarına ayıran bakanlık dönem sonunda %4�lük bir yatırım oranına sahip.
Sağlık Bakanlığı toplam harcamalarının koruyucu sağlık hizmetlerine giden kısmı 1992�de %7 iken 1996�da %3�e düşüyor. Hastane hizmetlerine giden kısmı ise 11 puan yükselerek %51�den %62�ye çıkıyor. Yalnızca bu dönem dikkate alındığında bile politika önceliğinin tedavi edici hizmetlere verildiği gözleniyor.
SSKsağlık harcamalarının %75�i kendi tesislerinde, %20�si hariçte, %5�iyse anlaşmalı hekimler nezdinde yapılan harcamalardan oluşuyor. Bu harcamalar içindeki en önemli payları oluşturan iki unsurdan genel yönetim giderlerinin (personel ve diğer)payı 12 puan düşerken (57�den 49�a), ilaç giderlerinin payı 6 puan yükseliyor (36�dan 42�ye). SSKsağlık prim gelirleri(94, 95 yılları hariç)giderlerinin üzerinde seyrediyor. Ancak dönem başında %24 olan gelir fazlalığı dönem sonunda %2�ye düşüyor. Bu açıdan gelir gider tablosunda önemli bir bozulma var.
Bağ-Kur harcamalarında ilginç olan nokta, reel harcama düzeyinin başlangıca göre çok hızlı artarak 3 katına çıkması, en yüksek reel artış hızı kaydeden sosyal güvenlik kuruluşu olması. Bu harcamalar içinde %61 olan hastane harcamaları payı %38�e düşüyor, %39 olan ilaç harcamalarının payı ise 23 puan artarak %62�ye yükseliyor. Doğal olarak 152 milyon dolar olan pozitif gelir-gider dengesi 39 milyon dolar negatif dengeye ulaşmıştır. Emekli Sandığı, harcamaları yine yüksek artış hızı gösteren ikinci kuruluş. Dönem başı için 100 kabul edilen endeks 198�e çıkıyor, yani harcamalar reel olarak yaklaşık iki katına yükselmiş.
Sağlık Bakanlığı ve SSK�dan sonra üçüncü büyük yataklı tedavi kuruluşlarına sahip üniversitelerin sağlık harcamalarında döner sermaye payı %37�den %66�ya yükselirken, genel bütçeden gelen pay %63�den %34�e düşmüş. Sağlık Bakanlığı harcamalarındaki döner sermaye payı artışı olgusu, üniversitelerin harcamalarında da kendini göstermektedir. Kamu sağlık harcamaları içinde Sağlık Bakanlığı ve SSK�nın payları düşerken üniversiteler, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur�un payları yükselme eğiliminde. Kamu kuruluşları, kişibaşı sağlık harcamaları açısından, aralarında önemli farklılıklar göstermektedirler. 1996 yılında SSKkişi başına 41 dolar, Emekli Sandığı 188 dolar, MSB-TSK216 dolar, diğer bakanlıklar 86 dolar, Bağ-Kur ise 46 dolar harcamıştır. 1996 yılı SSKkişi başına sağlık harcaması 100 kabul edildiğinde, Emekli Sandığı 457, MSB-TSK 525, Bakanlıklar 209, Bağ-Kur 111 birimlik kişi başı harcama yapmış demektir. Ya da Emekli Sandığı�ndaki bir kişi SSK�daki bir kişiden 4.57 kat daha fazla, TSK-MSB�deki bir kişi ise 5.25 kat daha fazla harcama yapmıştır.
Toplam kamu sağlık harcamaları dönem başında 4.0 milyar dolardan 4.8 milyar dolara yükseliyor. Bu harcamaların başlangıçta 917 milyon dolarını oluşturan ilaç harcamaları %58�lik reel artışla 1.4 milyar dolara ulaşmış. Dolayısıyla dönem sonu itibariyle sekizyüz milyon dolar olan kamu sağlık harcamalarındaki artışın beşyüz milyon doları tek başına ilaç harcamalarındaki artıştan kaynaklanıyor. Özel ilaç harcamalarında ise 100.0 olan endeks 24.9�a gerileyerek önemli bir düşüş göstermekte. Özel sektör sağlık harcamalarında%54 oranındaki reel artışa rağmen özel ilaç harcamalarındaki bu düşüş, sağlık hizmeti ve ilacın birbirini tamamlayıcı özelliği dolayısıyla, ilaç yükünün önemli ölçüde kamuya transfer edildiğini düşündürüyor. Toplam ilaç harcamalarında kamunun payı %47�den % 88�e yükselirken, özel ilaç harcamalarının payı %53�den %12�ye önemli bir düşüş göstermiştir. Böylelikle toplam ilaç harcamaları dönem boyunca 1 milyar 750 milyon dolar seviyesini korumuştur.
Özel hastane harcamaları 92 milyon dolardan 226 milyon dolara çıkmış. Özel hekim sağlık harcamaları %122 reel artışla 622 milyon dolardan 1 milyar 332 milyon dolara yükselmiş. Özel diş hekimi harcamaları ise düşüş gösteriyor.
Toplam (kamu ve özel)sağlık harcamalarının finansmanında vergilerin payı %46�dan %43�e düşerken, sigorta primlerinin ve kişisel ödemelerin payı bu düşmeyi telafi edici miktarda artmıştır.
Toplam olarak sağlık harcamaları 6.0 milyar dolardan 6.7 milyar dolara çıkmış. Özel sağlık harcamaları 2 milyar dolar civarında seyrederken kamu sağlık harcamaları 4 milyar dolardan 4.8 milyar dolara çıkmıştır. Toplam sağlık harcamaları içinde kamunun payı %67�den %71�e yükselmiş, özel sektörün payı ise %33�den %29�a inmiştir. Toplam sağlık harcamalarının GSMH�ya oranı ise %3.75 seviyesini korumuştur. Yine kişi başına yıllık sağlık harcama miktarı dönem boyunca 105 dolar civarında seyretmiştir.
*****
İşyeri hekimliğinde etik sorunlar (bir başlangıç yazısı)
Dr. Celal MESTÇİOĞLU*
Yasal düzenlemelerle garanti altına alınmış olmakla birlikte, çalışma hakkı, sağlıklı, iş güvencesi sorunu olmayan, mesleki gelişimi sağlayan işyerlerinde çalışmak her işçiye ve işyeri hekimine nasip olmuyor.
İşyeri hekimliği (İYH)uygulamalarında karşılaşılan etik sorunlar 3 grupta incelenebilir.
1- İYH-işçi
2- İYH-işveren
3- İYH-Oda ilişkileri
Yasalar, bilimsel gelişme ve üretim süreçlerinin değişken yapısı zaman zaman uygulama ve yaptırımlar açısından çelişkiler doğurabilmektedir. Bu gibi durumlarda güncel çözümler üretme eğilimleri ağır basmaktadır.
Ülkemiz eski ve geri bir çok teknolojinin hakim olduğu bir yelpaze ile yeni ancak know-how satan ülkeler açısından bakıldığında vazgeçilmiş teknolojilerin hakim olmaya başladığı bir başka yelpaze arasında bir üretim tarzı sergilemektedir. Bunun yanında kalite süreçleri ve toplam kalite yönetimi anlayışlarının bir çok işletme tarafından pratiğe geçirilmesi işyeri hekimlerine bilinenin üzerinde bir anlam ve işlev yüklemektedir.
İşyeri hekimi açısından iki temel problem mevcut. Tarafsızlık ve işçiye ait bilgilerin gizliliği.
Bir işyerinde işçilerin sağlık ve güvenliğinin sağlanması ile verimlilik kriteri olan minimum maliyet ve maksimum üretim arasındaki dengeyi sağlamak sorun oluşturabilir.
İşveren her çalışanı için �herhangi bir işçi�penceresinden bakabilir. Onun fiziksel, ruhsal ve sosyal durumu ikinci derecede ilgilendirir işvereni, sorun o işçinin üretime olan katkısıdır ve bu katkı işçinin iyi niyetine bırakılamayacak kadar, önemlidir.
Yani işçi, işverenin istediği ölçüde katkı sunmalıdır üretim sürecine, sonuçta işveren kriterleri açısından bakıldığında kapının önüne koyacak mekanizmalar da zaten mevcuttur.
İşyeri hekimi işveren açısından böyle bir ön tespitin yapıldığının farkındadır. Bu algılama işyeri hekiminin hekimsel özgürlüğünü oldukça kısıtlayan bir durumdur. Örneğin yeni işçi alımında yapılan işe giriş muayenesinde nasıl davranılmalıdır?
İşçi afişlerinde sembolize edilen güçlü, kudretli işçiyi mi tercih edecektir?
Yoksa hayattaki gerçek görüntülere tekabül eden göç etmiş, kavruk işçilere mi öncelik tanıyacaktır.
Ya da bazı işçiler için �uygun değildir�tanısı koyarken o işçiyi zamanımızın en kötü meslek hastalığı olan �işsizlik�le karşı karşıya bırakmış olmayacak mıdır?
İşyeri hekimi işçilere ait bilgileri işverenle ne ölçüde paylaşmalıdır?
Yapılan periyodik muayeneler sonucunda bazı işçilerin çalıştıkları �departman�dan ayrılmaları gerekmektedir. Çünkü çalışmaya devam ederlerse geri dönülmez risk almış olurlar.
Eğer işçilere İYH tarafından böyle bir rapor tutulur ve bu rapora dayanılarak işçinin çalışma koşullarının değiştirilmesi önerilirse o işçinin akibeti konusunda kimse garanti veremez. Çalışma yılı, performansı ve ikame edilebilme özellikleri dikkate alınarak işçinin sözleşmesi fesh edilirse bundan sonra yeni bir �uygun değildir�tanısında nasıl özgür ve tarafsız kalınacaktır.
Bir tarafta işsizlik diğer tarafta sağlıksızlık.
Bir başka örnek:
İşyerindeki bir üretim prosesi bir grup işçi açısından risk oluşturmaktadır. Bu risk için İYH rapor tutarak çözüm arayışındadır. Çözüm olarak en ideal olanı teknolojik yenilenmedir. Ancak bu durumda o birimde çalışan işçilerin yarısı işsiz kalacaktır.
Hatta daha ileri gidelim, böylece işçi sayısı 50�nin altına düşeceği için işyeri hekiminin sözleşmesi de sona erecektir.
İşyeri hekiminin çalıştığı işyeri çevresel etki olarak tolere edilemez sınırlarda üretim yapıyorsa bundan sadece işçiler değil, toplum zarar görüyorsa tavır ne olacak?
İYHile tabip odası ilişkisi ise başlı başına sorunlar yumağı oluşturmakta. Odadan yetki almadan çalışanlar, asgari ücret altında çalışanlar, işverenle İTO normlarına göre sözleşme imzalayıp odaya belgeleyen, hemen ardından işverenle, işveren koşullarında yeni ve gizli bir sözleşme yapanlar ve onların onur kurullarında cezalandırılma süreçleri.
Bu sorunun genel olarak meslek örgütlenmesi içinde değerlendirilmesi olası, ancak hak gaspı yaratarak mesleğimizin ve meslektaşlarımızın onurlu hekimlik çabalarını baltalayan kişilere de sessiz kalamayacağımız açıktır.
Hiç şüphesiz bu sorunları çoğaltmak mümkün. Yazının başında belirtildiği gibi bu bir başlangıç yazısıdır. Çocuk ve kadın işçiler bahsine hiç değinilmemiştir.
Amacımız bu konuda iletişim kanallarını sıcak tutmak, bir hekim tavrı oluşturmak ve bunu Odamız adına deklare etmektir.
Katkılarınızı bekliyoruz.
* İşyeri Hekimliği Komisyonu üyesi
*****
Hekimler ve viral hepatit
Korunma, taşıyıcıların uyması gerekli tıbbi ve etik kurallar
İstanbul Tabip Odası, üyelerinden gelen başvurular nedeniyle, viral hepatitli hekimlerin mesleklerini sürdürmeleri sırasında ortaya çıkan etik sorunları incelemiş, infeksiyon hastalıkları ve gastroenteroloji uzmanlarından elde edilen görüşler doğrultusunda aşağıdaki bilgileri ilgililere sunma gereğini duymuştur.
Hekimler ve sağlık personeli mesleki konumlarının sonucu olarak hastalardan viral hepatitleri almada ve bu infeksiyonları bulaştırmada risk grubunu oluşturmaktadırlar.
Sağlık çalışanları, HIVinfeksiyonunda olduğu gibi HBV ve HCV infeksiyonunda kendi durumlarını bilmek zorundadırlar.
Hastalara ait tıbbi bilgilerin gizli kalması ilkesinin, bu infeksiyonu taşıyan hekimler için de geçerli olduğu unutulmadan, bulaştırmayı kolaylaştırabilecek tıbbi cerrahi işlemler konusunda hekimler uzmanlar tarafından aydınlatılmış olmalı ve özellikle HBVtaşıyıcısı hekimlerin invaziv girişimleri yapmaları belli koşullara bağlanmalıdır.
Bulaştırma riski taşıyan girişimlere örnek olarak cerrahi girişimler; kalp kateterizasyonu ve anjiyografi; vaginal ya da abdominal yoldan doğumlar, kanamalı jinekolojik girişimler ve kanama eğilimli oral ya da perioral girişimler verilebilir. Bunlar genellikle, cerrahi girişim sırasında kontamine hasta kanından iğne ya da diğer kesici-delici aletlerle doğrudan inokülasyon yoluyla, kan serum ve plazmanın açık bir cilt bölümüne teması yoluyla, infekte kanın ağız ya da göze teması yoluyla, tükürük ya da peritonsıvısı gibi vücut sıvılarının mukozaya teması yoluyla doğrudan olmakta; ya da çevresel ortamdaki serum, kan, plazmayla indirekt temas ile olabilmektedir.
Hekimler ve diğer sağlık çalışanlarının HBV infeksiyonundan korunabilmeleri, tedavi edilebilmeleri ve hastalara yönelik bulaştırıcılıklarının asgariye indirilmesi için yapılması gerekenler şunlardır:
1- Hekimler ve tüm sağlık çalışanları HBV ve HCVdurumlarını öğrenmeye özendirilmelidir. Bunun için, HBsAg, anti-HBc, anti-HBs, anti-HCVile tarama testleri yapılmalıdır.
2- HBVtestlerinin tümü negatif veya sadece anti-HBc pozitif olanların HBV aşısı ile aşılanmaları (Hekim adaylarının, tıp fakültelerinde; hemşire adaylarının meslek okullarında) önerilir.
3- HBsAg pozitif olanlar, konuyla ilgili bir merkezde klinik, biyokimyasal ve daha ileri viral değerlendirmeye değerlendirmeye tabi tutulmalıdırlar.
4- HBsAg pozitif olanlardan HBeAg pozitif olanlar ve HBeAg negatif olanlardan HBV DNA pozitif olanlar, bulaştırma riski taşıyan girişimleri yapmaktan geçici olarak alıkonulmaladırlar.
5- HBeAg ve/veya HBVDNApozitif olan hekim ve sağlık çalışanları, konunun uzmanları tarafından etkili antiviral ilaçlar ve interferonlar ile tedavi edilmeli ve HbeAg ile HBV DNA negatifleşinceye kadar mesleki uygulamalarına ara vermelidirler.
HCV infeksiyonu için yapılması gerekenler:
Hekim, herkes gibi sağlığını koruma hakkına sahiptir. Bu nedenle hastasından kendine bulaşma riskini en aza indirecek koşulları talep etme hakkı vardır. Bu konuda hasta ve hekim arasında güven sağlanamadığı koşullarda hekimin tedaviyi üstlenmeme hakkı bulunmaktadır. O nedenle hekim gerek gördüğünde, girişimde bulunacağı hastasının HCV yönünden bulaştırıcılığını öğrenebilmeli, bunun için gerekli testleri istemelidir.
1- Hekimler ve sağlık çalışanları kendileri için anti-HCVtestini yaptırmalıdırlar.
2- Anti-HCV pozitif olanlardan biyokimyasal olarak hepatit varlığı/kuşkusu göstergelerine sahip olanlarda HCV RNAtesti yapılmalıdır. HCV RNApozitif olanlar, ilgili merkezlerde tedavi ve takibe alınmalı, negatif olanlar ise üçer aylık aralarla biyokimyasal olarak izlenmelidir.
3- Bu hekimler ve sağlık çalışanları infeksiyonu bulaştırma riski olan işlemlerden geçici olarak uzak tutulmalı veya belirli şartlarda (çift eldiven kullanma, sık eldiven değiştirme, riskli işlemleri yardımcısına yaptırma...)bu işlemleri yapmasına izin verilmelidir (HCV bulaşıcılığının göreceli olarak düşük olması nedeniyle).
4- Tedavi sonucu HCV RNA negatifleşenlerin bulaştırma olasılığı yok denecek kadar azdır. 6 ayda bir tekrarlanan testlerin negatif bulunması halinde mesleki uygulamalara devam edilebilir.
Kan yoluyla bulaşmadan korunulabilmesi için cerrahi girişimler sırasında uyulması gereken bir dizi teknik ayrıntı vardır. Hekimlerden, bunlara özen göstermeleri istenmelidir. Bunlardan bazıları; girişimlerde çift eldiven kullanma, tek kullanımlıkmalzemeleri yeğleme, mümkün olduğunca künt araç-gereç kullanma, dokuları parmaklar yerine aletlerle tutma, girişim için yeterli zaman ayırma, seçenek varsa invaziv olmayan girişimleri yeğleme vb.dir.
Sağlık kurumlarının yöneticileri hastalara olduğu kadar meslektaşlarına karşı da sorumluluk taşıdıklarından, ülkemiz için önemli bir sağlık sorunu olan hepatit konusunda duyarlı olmaları gerekir. Ayrıca yöneticilerin ve tüm sorumluların, hepatiti büyük bir olasılıkla hastalarından almış meslektaşlarının bu kez bulaştırıcı konumuna gelmemelerine özen göstermeleri gerekmektedir. Ana hatları yukarıda belirtilen ilkelere uyulmaması halinde, sağlık çalışanları tarafından infekte edildiğini iddia edenlerin, sağlık kurumlarına ve hekimlere karşı hak arama sürecini başlatabilecekleri olasılığını gözönünde tutmamız gerekmektedir.
Bulaştırıcı konumundaki meslektaşlarımızın bir hasta olarak hakları bulunduğu gibi, bir hekim olarak da hakları bulunmaktadır. Bunların diğer hastaların haklarıyla çelişmemesi için gerekli önlemlerin alınması zorunludur.
*****
FORUM
Meslek örgütleri ve seçimler
Dr. Mustafa SÜTLAŞ
Henüz hesaplaşması yapılmayan ve bir toplumun en iyi nasıl �depolitize� hatta toplum içindeki bir kesimin nasıl yokedileceğine ilişkin Alman Faşizmini bile rahmetle andıracak bir dönem olan, 12 Eylül rejiminin tahammül edemediği demokratik kitle ve meslek örgütlerine yönelik kısıtlama ve engellemelerinden birisi de 1982�de meslek örgütlerine getirilen �siyaset yapma ve siyasetçilerle ilişki�yasağıydı. 1988�de bu hükümler her zaman olduğu gibi bir geceyarısı kararıyla yürürlükten kaldırıldı.
Neden bazılarına göre �AB�ye uyum yasaları�ndan birisinin daha yürürlüğe girmesiydi. Bazıları ise bunu �Yeni Dünya�(yani ABD�nin dünyaya biçtiği) düzenin gereği olarak tanımladı. Buna göre bu uygulama devleti �antidemokratik devleti� yeniden ve başka bir düzeyde oluşturmayı sağlayacaktı. Adına eskiden �demokratik kitle örgütü� denen yapılar birer �Sivil Toplum Örgütü�ne dönüş(türül)ecekir. Böylelikle örgütler sözde/görüntüde iktidara ortak olacaklardı. Ancak aslında amaç güncel politikaya yeni bir müdahale yolunu açma olanağını tanımaktı. Haa, bu arada STKolmamaya direnen DKÖ�ler olursa onlara hadleri nasıl olsa kolayca bildirilebilirdi.
Nitekim de uygulama tuttu. Bu tarihten sonra gerek güncel politikyla ilgili olaylarda, gerekse son dönemde girilen seçim sürecinde bunun örnekleri yaşandı. �Antidemokratik nitelikteki gerçek iktidarın� politikalarına uygun konularda bu STK�lar çok önemli işler gördüler. Örneğin laikliğin yeniden devlete hakim olması adı altında taban/toplum öyle istiyor diye bir iktidarın görevine böyle son verildi. Ancak aynı STK�ların birçoğunun sürekli dillendirildiği �özelleştirme uygulamalarına karşı olma�tavrı ne yazık ki bir değişime yol açmadı. Yine aynı STK�ların şu anda talebi olan İncirlik üssünün bir devletin iktidarını değiştirme anlamındaki müdahalesine karşı tavırları, ABD�nin müdahalesi için kullanılmasına �son� veremedi, veremedi.
Döneme dikkatle bakılırsa örnekler çoğaltılabilir. Ancak görünen gerçek şudur:Eskiden DKÖ olan ve şimdi gönüllü bir şekilde STKolan kimi örgütler, aslında tabanlarının bu konudaki tavırlarının ne olduğu çok da sorgulanmadan, kimisi olayın heyecanına kapılarak, kimisi saflığından, kimisi politikasızlığından kullanılırken, çoğu örgüt de böylelikle �gerçek�iktidarla yapılan bilinçli bir uzlaşma ve paylaşma içinde bulunuyorlar.
Kendini artık bir �STK�olarak gören tutucu, bürokrat, elitist ve �gizli sağ�kesimlerin yönetimleri altında bulunan kimi meslek örgütleri �devleti birilerinin elinden kurtarma�adına artık ülkenin güncel siyasasına kendi konuları dışında da müdahale etmeye başladılar. Bu amaç doğrultusunda siyasete etki etme hatta belirleme gücünde olan devlet içi ve dışı kimi örgütlerle ilişki ve işbirliği kurabiliyorlar. Böyle bir davranışın bir anlamda örgütlerin sonunu getireceği öngörülmelidir.
Çünkü bu örgütler herşeyden önce başta kendi alanları olmak üzere denetim, devlet dışı etkileme ve kendi kurallarını koyarak bir anlamda �demokratik� bir düzenleme yapma göreviyle donatılmışlardır. Bu anlamda onlar sistemin sigortası niteliğindeki �toplumsal muhalefet odağı�olarak konumlanmışlardır. Onların bu nitelikleri kaybolduğunda ise devlet dışı örgüt olma vasıfları ortadan kalkar ve artık devlet organizasyonunun bir bürosu, unsuru olma noktasına getirir. Bu ise artık politikaya müdahale etmek değil, politika tarafından belirlenme yani örgütün sönmesi demektir.
Politika yapma ve içinde örgütlenen kesimlerin gücüyle politikayı belirleme işlevinin, bir hak olarak bulunması çok önemli ve çok anlamlıdır. Ancak burada öncelik örgütü yoketmemektir. Farkına varılsın ya da varılmasın, başta seçime ilişkin bazı müdahalelere yeltenen örgütlerin yaptıkları tam da bu noktada şekillnmektedir.
DOĞRU TAVIR NE OLMALI?
Bu ortamda özellikle meslek örgütlerinin yukarıda sözedilen �hakkı�ne oranda kullanacağı belirgin bir soru olarak karşımızda duruyor. Muhalif olmayı salt öyle söylendiği ya da kabul edildiği veya başkaları öyle nitelendirdiği için değil de, gerçekten �sol�dan doğru bir bakışı yeğlediği için �muhalif� olan örgütlerin, içinde bulunulan ortamı ve seçime girecek partileri en iyi bir şekilde değerlendirerek bir tavır ortaya koymalı, bu partilerin en azından kendi alanlarına ilişkin önerdiklerinden yola çıkarak, gerçek yüzlerini göstermeli, düşünce ve programlarına müdahale edebildikleri hatta belirleyebildikleri partilerde �aktif siyasete�soyunmaları önlerinde duran diğer görevler arasındadır. Bu noktada şu ana kadar tavırlarını deklare eden, �örgütleri içinde bitmiş� kimi örgüt insanları ve yöneticilerinin dar çıkarcı ve kendini kurtarma adına saf tutmalarını doğru olmayan bir tavır olarak belirtmek gerekir. Ancak böylelikle �toplumsal muhalefet�in ve bu örgütlerin benimsendiği düşüncelerin bu meclis içinde de vücut bulması ve kendini ifade edebilmesi söz konusu olabilir.
Bu noktada hekimler olarak, kendi örgütümüze bakacak olursak, �demokrat� ve �demokrasiden yana olma� niteliği halen önde gelen bir hekim topluluğunun ulaştığı 70 binlik sayı, eğer doğru yönlendirilir ve kafaları açılabilirse, etkileyebileceği diğer kesimlerle birlikte oldukça önemli etkide bulunabilir. Mimarı, mühendisi, avukatı, öğretim üyesi vb. �aydın� niteliği öne çıkmış kesimler birileri öyle istediği için değil de, ülke siyasetine gerçekten �böyle müdahale� edilmesi gerektiği noktasında buluşabilirler. Öte yandan bunun her birimizin üzerine düşen bir �aydın� sorumluluğu olduğu gözardı edilmemelidir. Bu konuda �hep birlikte ve hep beraber� olunması ortaya konulacak en doğru davranıştır. Böylelikle artık �aydın�latamayanların üzerine dökülmüş ölü toprağı da belki ani çıkan bir fırtınayla bir yana atılabilir.
Kimbilir belki özlenen günler o koşulda gerçek olur. Fiilen sahip oldukları �maddi�güç kaynak ve olanaklarıyla siyasete her zaman müdahalede bulunan �kuvvet�lerin sahnedeki �tek� oyuncu olmaları belki de bu yolla engellenebilir. Eh bunu sağlayabilmek hiç de azımsanacak bir amaç değildir. O zaman yüksek sesle söylenecek bir çağrı ortaya çıkıyor:�Haydi Herkes Politikaya!�
*****
Kriz ve seçim
Dr. Muhammet CAN
Toplumsal yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen ve günlük yaşamda ekmek-su gibi sürekli kullandığımız KRİZ sözcüğünün sözlükteki anlamı:�Bunalım, buhram; bir toplumun içinde bulunduğu güç durum�diye tanımlanmaktadır. Başka bir deyişle, ekonomik, siyasal ve toplumsal düzenin çok yönlü bir deprem geçirmesi, politikleşmeye dair her alanda, yeni filizlenmelere de apaçık bir yeniden yapılanma süreci olarak da açıklanabilir. Ülkemizdeki bu buhranı bir sacayağına benzetebiliriz.
Birincisi, sermayenin krizi:(Kriz kapitalizmin doğası gereğidir)Her ne sebeple olursa olsun tüm istikrarsızlığın ve kötü gidişatın faturasını ödeyecek olan geniş toplum kesimlerinin ikna edilmesi süreci. Özelleştirme yutturmacasında olduğu gibi. Egemenlere, ekonomik zor kullanımı için yeni araçlar gereklidir. Soğuk savaş dönemi dış düşmanlarının yerini, bugünün iç düşmanları almıştır. �İrtica ve bölücülük� makasına sıkıştırılan emek hareketi, Kürt sorunu vb gibi tüm toplumsal muhalefet hareketleri; 28 Şubat süreciyle başlatılan dönemde, tam olarak kontrole alınmış durumdadır(Cumartesi anaları eylemlerini bu süreçle noktalamışlardır). Ekonomik kriz feryatları 99 yılı için bir milyon işçiyi kapıya atmayı haklı göstermek ve kriz bahanesiyle teşvik ve kredileri koparmak içindi ve böyle gerçekleşti. Talanı ve yağması tamamlanmamış kamu özelleştirmeleri için, mafya-çete çevreleri IMF ve Dünya Bankası direktifleri doğrultusunda iştahla, �kontrole alınmış� bu dönemde yeni paylarını kapmak için sırada beklemektedir. Kimse ülkeyi yönetenlere şunu soramamaktadır:Bu ülkede, yılda onbinlerce kişiyi veremden öldüren kimdir? 0-1 yaş arası doğan her bin çocuktan 50�sini öldüren kimdir?Devletin kendi hastanelerinde insanlar niye rehin kalıyor?Soramıyor çünkü, kirli siyaset kirli savaşla örtüştürülüp, ölüm ve şiddetin üzerinden kendini varetmeyi seçmiş ve siyasi iktidarlar ülkeyi daha karanlık dönemlere ABDkontrolünde sokmaya dünden razılar.
İkincisi, parçalı toplumsal muhalefet hareketlerinin krizidir. Piyasada olan aynılaşmış devlet partileri topluma hiç bir yeni ufuk sunabilecek durumda değildir. Herkes öyle ya da böye, azgınlaşan şovenizm dalgasından, bitmeyen özelleştirme rüzgarından nasiplenmek için yarışa girmektedir. Geçen dönem dokunulmazlıkları kaldırılan ve haklarında soruşturmalar olanlar, bu dönem yine bin gizli operasyonlar için parlamentoya girmeyi becereceklerdir. Toplumsal muhalefetin diğer bileşenleri, ortak bir mücadele platformunda bir araya gelememenin sıkıntısını yaşamaktadır. Sermayenin ideolojik bir saldırısı olan özelleştirme, toplumun tüm ekonomik, sosyal ve ahlaki değerlerini öğütürken, bugüne kadar ciddi bir özelleştirme karşıtı cephe henüz yaratılamamıştır. Oluşturulan yerel girişimler ve Enerji Yapı Yol Sen�in çizgisi bu anlamda ipuçları vermektedir. Ancak oluşturulan bu inisiatiflerin genelleşmemesi ve yerel düzeyde kalması, sistem içine kanalize olmasına veya cılızlaşmasına neden olmaktadır. Demokratik kitle örgütlerinin işlevi, sistemin yüksek ve kirli siyasetinden bağımsız bir çizgi tutturamadığı sürece, kendi gündemini oluşturmak bir yana daha da etkisizleştirmektedir. (İTO�nun İtalyan Tabipler Birliği�ne yazdığı mektupta bahsettiği ülkemizdeki işkence söylentileri gibi).
Üçüncüsü, halkın yaşadığı durumdur. Çok ilginç gelebilir ancak, bu toplum istendiği gibi, kolay kolay birbirini kesecek duruma getirilememiştir. Sokaklarında portakal-mandalina çiğnenen, elbiseler kazaklar yakılan bir ülkede, oturdukları mahallelerde insanlar hiç de birbirlerine girmemişlerdir. Şovenist dalganın etkisi halkımızı galeyana getirememiş, TV�lerin ısrarla vatandaş dediği bir avuç kurtçuk kendi kendine sokaklarda tepinmişlerdir. Bu toplum, Maraşı, Çorumu, Sivası ve Otuzüç kurşunları unutmamıştır.
Ve tüm bu hengamenin içinde seçime gidilmektedir. Kimlerin seçime girmemesi gerektiği aleni tartışılarak, halkın iradesiyle dalga geçercesine seçime gidilmektedir. MGK tercihleri doğrultusunda gidilen seçimden, ortaya çıkacak tablo da, son onbeş yıldan beri yürütülen politikaların devamından başka bir şey olmayacaktır. Yani, özelleştirme söylemi eşliğinde kamusal alanların, yabancı ve özelleşmiş mafya-çete sermayesine peşkeş çekmek; iç düşman safsatasına dayalı askeri-güvenlik yatırımları, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma uygulamalarını hızlandırmak; başta sağlık ve eğitim olmak üzere halka karşı şiddet politikalarını (hasta ve cahil bir toplum olarak) sürdürmek...
Tercihler ortadadır:Halktan toplanan 24 katrilyonluk kaynağın yarısı iç ve dış borç faizlerine, batık bankalara, repoya, gecelik faizlere; kalan 12 katrilyonluk yarısı iç ve dış güvenlik tedbirlerine; geri kalan yaklaşık 5.5 katrilyonluk kaynak ise, milletvekili maaşlarına, kamu harcamalarına, kamu işçi ve memur maaşlarına, hastaneye, okul yaptırmaya, yol-su-elektrik hizmetlerine gidecektir. Yani, halkın vergileriyle oluşan 24 katrilyonluk bir bütçeden geriye hizmet olarak 1.5 katrilyonluk kaynak dönmektedir. Bunun çevirisi şudur:Yeni kamu hastanesi yok, yeni okul yok, yeni yatırımlar yok. Hastaneler, sağlık ocakları ve tüm okullar halktan toplanan bağışlarla ayakta duracaktır. Yani, �paran kadar sağlık ve paran kadar eğitim dönemi�ikibinli yıllara doğru acımasızca sürdürülecektir.
Bu seçimde oyumu, sandığa değil -sokağa- kendime atıyorum.
*****
BİZE GELENLER
Manisa mektubuna yanıt
Emrah Sait ERDA
Merhaba. Ben hekim değilim. Ancak derginize yazmak gereği duydum. Çünkü derginizin 1998 Aralık sayısında Dr. Ertuğrul Demirpehlivan�ın �Manisa mektubu�başlıklı yazısında bahsettiği ve onun rapor düzenlediği mağdurlardan biriyim. Yaşadığım onca olayın içerisinde sorumluluk payı olduğunu düşündüğüm insanlardan birine, üç yıl sonra da olsa, buradan ulaşabilmeyi umut ediyorum.
Herşeyden önce Dr. Demirpehlivan�ın, mektubunun girişinde söz ettiği unutulan olayın mağduru olarak şunu söylemek istiyorum. Her olayda olduğu gibi, herkes bu davayı unutabilir, ama bizler asla unutamayacağız ve umarım kendisi de.
Dr. Demirpehlivan 1995 sonralarında yaşanan olayın özetini yapmış. Ben de kendi payıma düşenlerden bahsetmek istiyorum. Ben ve diğer 15 arkadaşım, 26.12.1995 ile 05.01.1996 tarihleri arasında Manisa Emniyet Müdürlüğü�nde gözaltındaydık. Yılbaşı günü, yani gözaltına alındığımızın 5. günü ilk kez muayeneye götürüldük. Emniyet Müdürlüğü�nde başlayan ve arabada devam eden tehditler ve bunun yanı sıra yaşadıklarımızın öğreticiliğinden(!) sonra ağzımızı açmamız mümkün değildi. Üstelik Dr. Demirpehlivan�ın �önemli ölçüde� soyarak yaptığını iddia ettiği muayenede ben kendisine 2-3 metreden fazla yaklaşamadığım gibi, soyulmadım da. Bana oturduğu yerden �Bir şeyin var mı?� diye sordu, Ben �Yok� deyince de darp ve cebir izine rastlanmamış oldu. Yanımda polis varken ve tekrar Emniyet�e götürülecekken, işkence gördüğümü nasıl söyleyebilirdim? Yaşadıklarımızdan sonra ilk kez doktor karşısına çıkmak umut vericiydi, ona beni anlaması için ısrarla baktım. Ancak mektubunda da belirttiği ortamın genel olağan(!)havası benim bakışlarımdan daha etkili olmuş. Dr. Demirpehlivan o gün, �darp ve cebir izi yoktur�içerikli raporunu verdi.
Dr. Demirpehlivan açısından malum olan �sonra�da neler olduğuna gelince; tutuklandım, hapisaneye girdim, sanığım ve hala yargılanıyorum, henüz beraat edemedim. Ama bana işkence yapan polisler, Dr. Demirpehlivan ve diğer doktor arkadaşlarının sayesinde iki kez beraat ettiler. Mahkemenin her iki beraat kararı gerekçesini de bu raporlar oluşturuyor.
Ben hapisaneye girerken hayalarım şiş olduğu için yürüyemiyor, tuvalette zorlanıyordum. Sürekli olarak sağ ayağımda kasılmalar, kramplar oluyordu. Boynumda, omzumda ve belimde şiddetli ağrılar oluyordu. Aylar boyu gecelerimin bir kısmını bu ağrılarla diğer kısmını da kâbuslarla geçirdim. Bronşit oldum. Prostat iltihabı oldum. İki buçuk yılda üç ayrı hapisanede kaldım, Çanakkale�de kalırken ailem sık sık gelemiyordu ve ben bir keresinde sağ ayağım tutmadığı için günler sonra gelen ailemle görüşe çıkamadım. Annemin çok ağladığını söylediler. O gün, yaşadıklarımı tek tek hatırladım ve bu anılarda siz doktorlar da vardınız.
Dr. Demirpehlivan�ın yazısından anladığım kadarı ile, bu yazıyı TTBOnur Kurulu�nun kendisine verdiği ceza dolayısıyla yazmış ve o bu cezaya ulvi bir anlam yüklemiş. Oysa bu yazısında bile gerçekleri söylememekteısrar etmiştir. O bu yanı ile vicdanını rahatlatmak isteyebilir ve insanların ona inanabileceğini düşünebilir. Bunlar hiç önemli değil, çünkü o da, ben de gerçeğin ne olduğunu biliyoruz. Dr. Demirpehlivan kendisine verilen cezanın bu ülkede başka çocukların, insanların işkence görmelerini engelleyecek bir sürecin parçası olacaksa, bu cezayı çekmeye hazır olacağını belirtmektedir. Oysa kendisi gerek savcılık, gerekse mahkemedeki tanıklığı ile bu sürece olumsuz katkıda bulunmuştur. Maalesef bu ülkede işkence devam ediyor ve galiba ortamın genel olağan(!)havasının etkisiyle de devam edecek. 4.03.1999.
*****
MÜZİK-KİTAP VE DİĞERLERİ
hem nalına hem mıhına!
İki yıl aradan sonra Dr. Erdinç Köksal yeni kitabını yayınladı. �Ak gömleğin dili olsa�, �Ah şu doktorlar� gibi ilginç anılardan oluşuyor. Küçük öykülerin hekim kahramanları, hastalar gibi eleştiriden nasibini alıyor. Hekimlerin küçük çıkarlar için meslek kurallarını hiçe saymaları, hastaların yanlış alışkanlıkları. Dr. Köksal�ın yumuşak bir dille kaleme aldığı anekdotların ana konusunu oluşturuyor.
Kitabı bir çırpıda bitirmek mümkün. Akılda kalan, hekimlerin de halkın da hekimliğe gereken değeri vermediği. Özel hastanelerdeki gelişigüzel yaklaşımlar, kamu hastanelerindeki bürokrasi ak gömleğin diliyle yazılmış.
Araya serpiştirilmiş anılar, her hekimin yaşadığı öykülere benziyor. Dr. Köksal�ı hekimliğinin olgunluk çağında anılarını ve çıkardığı dersleri kalıcı hale getirmek için yürüttüğü sabırlı çabasından dolayı kutlamak gerek. Kitabın sonunda belirttiği üçüncü kitap hazırlığı için kolay gelsin diyoruz. Dr. Köksal kitabın adını da koymuş:�İşte Sizin Buketiniz�. Yeni kitabı hekimlerden topladığı öykülerle oluşturmaya karar vermiş. Bu bukette sizden de bir şeyler olmasını isterseniz adresini verelim:19 Mayıs Cad. 61/3, Pendik-İstanbul.�Ak gömleğin dili olsa�, Bilgi Yayınevi, Birinci Basım:Mart 1999, 201 sayfa.
Dr. Kürşat YILDIZ
*****
Yeni bir radyo programı: Merhaba acil
14 Ekim 1998�den bu yana yeni bir radyo programı yayınlanıyor. İstanbul ve Marmara bölgesine, FMbandı 96.6 üzerinden yayın yapan YÖNFMadlı radyoda her hafta salı akşamları saat 18.30�dan 21.00�e kadar süren bu yeni sağlık ve tıp programını Dr.Mustafa Sütlaş, Dr. Beyza Çelenligil, Ecz. Mustafa Turunç birlikte hazırlıyorlar.
Program yapımcıları amaçlarını şöyle belirtiyorlar:Çok önemli iletişim yollarından birisini oluşturan radyo aracılığıyla, başta sağlık konusunda çalışanları olmak üzere, tüm kamuoyuyla iletişim kurmak, sağlık ve tıp konusunda özellikle medyanın yer vermediği konuları işleyerek toplumun bilgilendirilmesini sağlamak, yazılı, sesli ve görüntülü medyada çok fazla sesi duyulmayan sağlıkla ilgili kişi ve kesimlerin, özellikle de örgütlerin seslerini ve etkinliklerini düzenli ve sürekli bir şekilde topluma ve üyelerine duyurmak üzere aracı olmak, başta sağlık çalışanları olmak üzere izleyenlere, hoşça ve keyifli bir kaç saat geçirmelerine yardımcı olmak.
Programa sağlık alanından konuklar katıldığı gibi, sağlık hizmeti veren nöbetçi sağlık kurumları ve buralarda görev yapan sağlık personeli ile kurulan canlı telefon bağlantılarına da yer veriliyor.
Yayın hazırlama ve çalışma grubu adına, Dr. Mustafa Sütlaş�la bağlantı kurulabilir:E-posta:sutlasm@doruk.com.tr. Tel:(0 212)572 61 22 - 570 10 26, Faks:(0212)583 00 86, Yön FM:(0 212)253 36 36.
Dr. Mustafa SÜTLAŞ
*****
Kayıplar
Bir ülke... / Neresi mi? / Ne fark eder? / Kayıplar; Alexis, Alonso, Hasan Fidel, Ömer, Yasemin, Sofia...
Ne fark eder? �Size bu öyküyü nasıl anlatacağımı bilemiyorum� diyor Fidelya oyunda...O kadar yakınında ve o kadar uzağındayız ki!
Kayıplar; Ariel Dorfman�ın yazdığı, Filiz Ofluoğlu�nun çevirdiği Rutkay Aziz�in yönettiği bir AST yapımı.
AST�a özgü ve elbette AST�a yakışır.
�Gecenin sessizliğinde, evlerinden gizli polislerce çekilip götürülen, bir daha haber alınamayan, sanki hiç yaşamamışlar gibi cenazeleri yakınlarına verilmeyen kadınlar ve erkekler.�
Sahne loş, oyun yarı karanlık bir �ışık� ortamında oynanıyor. Ne ümide davet eden bir aydınlık; ne de bir karanlık, ümidi bitiren.
Hiç gelmeyen ve her an gelecekmiş gibi beklenen. Baba, koca, oğul. Ve bekleyenler, kadınlar, dullar, �vadinin dulları�.
Bir ırmağın başında yakınlarını bekleyen, herhangi bir cesede kendi ölüsü gibi sahip çıkan, onu kucaklayan, sahip olma hakları ellerinden zorla alınan kadınlar.
Sahip olduklarında yeni bir soru sorulacağı biliniyordu elbette! Kim öldürdü?
Irmak başında bekleyen yaşlı kadın bir ses verdi dünyaya, herkesin anlayacağı bir �dil�di bu. Anlamak isteyen herkes anlayabilirdi. Dünyaya babasının, kocasının, oğlunun gözüyle bakan, onların diliyle konuşan ve düşmanlarına onların gözünden küçümseyerek, aşağılayarak bakan bir dil.
Ve katiller bu sorunun sorulacağını iyi biliyorlardı ve izin vermiyorlardı ölülere sahip çıkılmasına.
Ve AST 1963�den bu yana seyircisiyle buluşmak adına pek çok bedel ödemiş bir tiyatro olarak yurtsever, barışsever tavrını yerine getiriyordu. Turnike, çarkıfelek ve stand-up kültürüne mahkum olan topluma bir çığlık gönderiyordu.
�Heey, orada kimse var mı?�
(Kayıplar, İstanbul Tiyatro Festivali�ne tekrar geliyor.)
Dr. Özcan BARİPOĞLU
*****
FORUM DOSYASI
Acil vakayiname
Dr. Veysi ÜLGEN
Memlekette acil vaka dediğin nedir ki? Beş günde bir acil nöbet sisteminde çalışmaya başlamadan önce bu sorunun cevabını basitçe trafik kazaları, yürek, damar hastalıkları, zehirlenmeler olarak biliyordu. Bir kısım hekim arkadaşları gibi numaralı acil sistemde çalışmayı boş(!)zaman tasarrufu olarak düşlüyordu. Belki sosyal faaliyet, TUS alıştırmasına ek iş ve belki de idealler.
Narkoz teknisyeni yengesinden az buçuk endotrakeal entübasyonu öğrenmesi, hastane acillerinde geçici görevler yapması, belinde fıtık, siyatalji gibi rahatsızlıkların olmaması ve bekar oluşu gibi büyük avantajlara sahipti. Ve bu işin üstesinden alnının hakkıyla gelecekti. Ancak şans bir türlü yüzüne gülmüyordu. Bir keresinde Almanya�dan gelen bir şahsın hastasını taşırken, ambulansı, doktoru ve hemşireyi begenmeyen Alaman gurbetçi bildiği dövüş sanatlarını akrabalarıyla beraber doktor ve şoföre uygulaması sonucu sol parmağı kırılmıştı. Talihsizlik devam etmiş, hastane acil doktoru ve polisi rapor tutmamıştı. Bu yumruklu, steteskoplu, bol küfürlü itiş kakışların takımı hastane kapıcıları, asistan, hemşire acil kapısındaki her neferle genişleyecekti. Bütün her şey acı çeken yurdum insanına sadece bir yatak bulabilmek içindi.
Talihsizlikler bir türlü bitmek bilmiyordu. Polisin telsiz anonsu üzerine arabalar içinde slalom çizerek polisten erken vaka mahallindeydi. Orta yaşlı şahıs kendini asmıştı. Yanındaki genç adam onu indirmeye çalışmış, o da müdahale amaçlı yardım etmişti. Sonradan savcının onu sanık yapacağını nereden bilebilirdi ki. Yine de nöbet kıyafeti ile karakola gidivermişti. Savcıdır; sanık da yapar, tanık da yapar.
Özel klinik ve hastaneler acillerinde yapılan anonslar dizlerinin bağını çözüyor, sendeleye sendeleye gidebiliyordu. Özel bir klinik ölü bir hastayı 8 kişi ile beraber zorla ambulansa bindirmiş ve kliniğin kapısı kapanmıştı. Ne de olsa devletin ambulansında malzeme ve personel eksikti, doktor da yetersiz olunca hasta ambulansta ölecek, klinik kötü reklamdan kurtulacaktı. Tahminlerinden biraz fazla uyanık olduğu için hastayla ilgilenmiş canlandırmaya başlamış ve bir başka özel hastaneye nakletmişti. Bu hastane idarecisini ölü de olsa bir müşteri gördüğü için sevindirmişti.
Özel hastaneler acilindeki parasız hastaları almak için geldiğinde kapıda özel ambulansları gördüğünde morali bozuluyor ancak en fazla teselli tutanakları tutup üstüste arzuhalliye biliyordu. Devlet hastanesi ve sigorta acillerinde uğradığında mutlaka hastayı evden almış olması gerekiyordu. Şanssızlığı ya, iyi yalan beceremiyor olmasıydı. Hastane acilinde yerimiz yok ve niye haber vermediniz. TUS soruları alıştırmaları gibiydi.
Dayaklar, polisler, savcılar, uzman hekimler, hastane kapıcıları, her türlü trafik canavarları, kısmi özelciler, ambulans park yeri işgalcileri ve hastaları dar apartman koridorlarından indirirken yardım etmeyip bel fıtığına neden olanlara rağmen kas ve sinir hücreleri gelişen ambulans hekimi arzuhal yazmaya devam etti.
Moral aldığı durumlar da olmadı değil. Devletin zirvesine protokol etmesinden keyiflendi!. Her ne kadar oteller, hava alanları, kokteyl salonları, lojman kapılarında aç susuz ve uykusuz kaldıysa da önemli olan devlet büyüklerini beklemesiydi. Hatta yüzüne baksalar belki bir kartvizit kapabilirdi.
Hastanede hastayı acil doktoruna teslim eder etmez sedyeyi kaparken ilk düşündüğü bir an önce noktasına dönüp sağlık ocağı kapanmadan mutfak anahtarını kapmak, eğer su akıyorsa çay demlemekti. Tüm bu tesadüfler gerçekleşince de çayını içerken de acil vakayinameyi tamamlamaktı.
Bunun da başına bela olacağını bilmedi. Kavga anılarını, sedye taşıyıcılığı, çizdiği karikatür, şiir, tutanak gibi memleket için iyi ve zararlı! Ne varsa her şeyi arzuhallediği vakayinamesi sonunda yedinci kattan bir hastayı taşırken uçtu gitti. Aman kimselerin -ve medyanın- eline geçmesin diye gerilirken terledi, kalbi sıkıştı ve acil hastalandığını anladı.
*****
Doktorların özelleştirmeye katkıları
Dr. Şükrü ASLAN
Nice uygarlıkların yeşerip solduğu, kültürler mozaiği şu cennet vatan uğruna neler yapmıyoruz ki?Şairin dediği gibi, �kimimiz ölüyor, kimilerimiz nutuk atıyor�, kimilerimiz de son onbeş-yirmi yılın modasına uyarak �şu cennet vatanı� özelleştirerek güzelleştirmeye çalışıyoruz. Çeşitli hastanelerin güzelleştirme dernekleri, bilimum vakıflar ve onların fahri üyeleri sayın doktorlar ve diğer sağlık personeli de bu güzelleştirme faaliyetine ellerinden geldiğince yardımcı oluyorlar. Özelleştirmenin ve güzelleştirmenin doyumsuz hazzını ve sıcaklığını duyumsamayan ve bunun ızdırabını yüreklerinin en derinlerinde taşıyanların da olabileceğini düşündük. Çorbada tuzumuz olsun diyenler ve ızdırabını bir nebze dindirmek isteyenlere aşağıda bazı ipuçları verdik. Her düzeydeki şevk sahibi doktor bu ipuçlarından yararlanabilir.
Pratisyen iseniz ve özelleştirmeye katkıda bulunmak istiyorsanız, yapmanız gereken ilk şey İstanbul�a tayin yaptırmaktır. Gerçi vatan sathında özelleştirmeye katkıda bulunabilirsiniz ancak İstanbul gibi özel poliklinik sayısının, sağlık ocağı sayısının üç katı, özel hastane sayısının, tüm kamu hastanelerinin dört-beş katı olduğu, özelleştirmenin kalesi olan bir vatan parçasında daha az zamanda daha çok şeyleribaşarabalirsiniz. İstanbul�a tayin yaptırmayı başarabildiğiniz takdirde mesaiye günaşırı ya da daha seyrek gelme yöntemlerini geliştirmelisiniz. Sizin bulunamadığınız günlerde yüreğinde özelleştirme aşkı olan bir diğer meslektaşınız nöbet ateşini elinde dimdik tutacaktır. Eğer bu mümkün olmuyorsa, her gün mesaiye gidilmeden nöbet usulü çalışan �24 saat açık sağlık ocağı� doktorluğu ya da�112 Hızır Acil Ambulans�doktorluğu yapmalısınız. Bu arada hızla genişleyen kentin hastane girmemiş varoşlarına 32 kısım tekmili birden hizmet verebilen bir poliklinik açmalısınız. Fakat o kadar müteşebbis değilseniz bir polikliniğe ortak olmalı ya da belli bir yüzde ile çalışmalısınız. Hastalarınızın mutlaka bir defada iyileşmesi gerektiğinden hastayı fazla yormadan, kesin ve etkili tedaviler geliştirmelisiniz. Uygun olabileceğini düşündüğünüz hastalarda hastalığı ne olursa olsun küçük çaplı bir �mini check-up�yapmanız da kaçınılmaz olacaktır. Bendinize sığmıyor ve özelleştirme kapasitenizin daha da geniş olduğunu düşünüyorsanız bütün bunlara ek olarak çeşitli özel polikliniklerde gece nöbetleri de tutabilirsiniz. Bu gece nöbetlerini özel hastanelerde tutmanın sevabı daha büyüktür. Fakat asistanlardan size sıra gelmesi de o denli zordur.
Uzmanlık eğitimi gören bir asistansanız gündüzleri başka bir yerde çalışmanız mümkün olmaz. Üstelik sizinle itinayla ilgilenen şef ve uzmanlarınızın bu ilgisine mazhar olmak için hazırlayacağınız seminerlere ve okuyacağınız tıbbi makalelere ayıracağınız zaman da sizin özelleştirmeye katkılarınızı engelleyecektir. Fakat siz hizmet aşkıyla yanan bir doktor olarak, özelleştirmeye her ne koşulda olursa olsun katkıda bulunmak istiyorsanız, sizin yapabileceğiniz en iyi şey, şiddetle doktor ihtiyacı olan özel hastanelerde gece nöbeti tutmak olacaktır. Üstelik daha uzman olmadan hastalar tarafından uzman muamelesi görmek de hoşunuza gidecektir. Fakat asistanlığınızın ilk yıllarında kendi hastanenizde ayda sekiz-on nöbet tutmanız gerektiğinden özel hastanelerde tutabileceğiniz nöbet sayısı sınırlı kalacaktır. Bu durumda kliniğinizdeki kıdemli asistanınızın nöbet tuttuğu özel hastanede nöbete başlamanız en iyisidir. Böylece özel hastanedeki nöbetiniz asistan olduğunuz hastanedeki nöbetinizle de çakışmaz. Aslında bir kliniğin tüm asistanları olarak bir özel hastanenin kliniğinin gece nöbetlerini toptan alarak işletmek özelleştirmeye en iyi katkıyı sağlayacaktır. Bu birlikteliğe şef yardımcınızın ufak da olsa katkısını sağlamayı ihmal etmeyin. Başınız sıkıştığında cepten bir telefonla dahi size yardımcı olabilir. Belki tüm bu çabalarınız sayesinde, uzman olduktan sonra aynı hastanede dolgun bir ücretle staf kalmanız da mümkün olabilir.
Uzman oldunuz ve özelleştirmeye katkılarınızın devamını diliyorsunuz. İstanbul�da edindiğiniz görgü ve bilgiyi Anadolu�ya giderek diğer meslektaşlarınıza ve sevgili yurdumun güzel vatandaşlarına aktarabilirsiniz. Muayenehane açarak, hastane-muayenehane arasında mekik dokuyarak geçen bir meslek hayatı geleneksel bir hal almışsa da siz misyonerliğe de soyunabilir, şirin bir Anadolu kentinde özel bir poliklinik ya da hastane açabilirsiniz. Kimbilir ileride Albert Schwaitser Ödülü�ne de aday gösterilebilir, hatta bu ödülü alabilirsiniz de... Fakat siz görgü ve bilginizi daha da arttımak, daha fazla hastayı daha kısa zamanda iyi etmek, sağlığın özelleştirilme sürecini kaynağında görmek ve yaşamak istiyorsunuz. İstanbul�da özel bir hastanenin �staf�ı olmak nisbeten daha kolay gerçekleşebilen, ücreti daha iyi olan bir konum olmakla birlikte, ekmek paranızın aslanın ağzında değil de başhekimin ya da hastane patronunun iki dudağı arasında olması nedeniyle bu konum ilerisi için pek parlak görünmemektedir. Uzman olduktan sonrakamuda çalışmak isterseniz, üçer-beşer yıl Anadolu�nun çeşitli yerlerinde çalıştıktan sonra bir dilekçeyle İstanbul�a tayin edilmeniz çok kolay. Fakat siz özelleştirmeyle ilgili çabalarınızı ve atideki düşüncelerinizi sayın büyüklerinize münasip bir dille anlatabilirseniz hele hele Azerbaycan diyarından �TUS�u kuru� bir şekilde asistan olduğunuzu, daha asistanken özel bir tıp merkezi açtığınızı da belirtirseniz polikliniğinizin yakınındaki boğaz kıyısında bir hastaneye direkt tayininizin yapılması işten bile değildir. Kamu hastanesinin kötü yanı da sabah 8�den akşam 4�e kadar devamlı mesai nedeniyle bir yere ayrılamamak. Bu, özelleştirme aşkıyla yanan sizin için büyük bir kayıp tabii ki. Fakat muayenehane açmanız halinde mesaiden artakalan zamanlarda özelleştirmeye hizmet edebilirsiniz. Hastanenizin laboratuvar veya radyolojik hizmetlerini yetersiz görüyorsanız ya da bazı aletler hep bozuksa özel laboratuvar ya da radyoloji merkezlerini halkımızın hizmetine sunabilirsiniz. Yeteri kadar katkıda bulunamadığınızı düşünüyorsanız, özel hastanelerin 4-6 saatleri arasındaki muayenelerini üstlenerek özelleştirmeye bir nebze katkıda bulunabilirsiniz. Bunlarla yetinmezseniz özel hastanelerin gece nöbetlerini tutabilir, operatörseniz mesai saatinden sonra özel hastanelerde çeşitli ameliyatlar yapabilirsiniz. Yine de eğitim hastanesinde bir kliniğe uzman olarak atanmanız halinde cazibenizin çekim alanına kaç özel hastanenin girdiğini cep telefonunuzun kabzasındaki çentik sayısından çıkartabilirler ancak.
Bir eğitim hastanesine başhekim olarak atanırsanız hemen bir vakıf kurun, siz de yönetimkurulu başkanı olan. Vakıf adına makbuz bastırın ve bağış toplayın. Bazı ileri tetkikler hastanenizde yapılamıyorsa önemli değil, siz hastalara biz yaparız deyin. Hastanın kanını alıp vakıfa bağış makbuzu kesin. Sonra kanları alıp dışarıda iyi bir laboratuvara yollayın. Gelen sonuçları vakıf antetli kağıda geçirip hastaya verin. %10�dan fazla da komisyon almayın. Sonra bu paralarla vakıf hastanesi kurmak için arsa alırsınız. Bu arada vakıfta da hastanenizin kadrolu elemanlarını çalıştırın ki onların da özelleştirmeye katkısı olsun.
Siz en zorunu başardınız ve tıp doktorluğunda akademik kariyer yaptınız. Benim de çorbada tuzum olsun diyorsunuz. Eee, kolay değil, bunca yılın alışkanlığı. Dr�nin önünde daha ne ünvanlarınız var. Çalıştığınız özel hastanenin başında frenk ismi yoksa sakın orada çalışmayın. Nöbet tutmanızı da kimse isteyemez sizin. Asistanlarınız sizin yerinize tutarlar nasıl olsa. Boğaz�da dörtbaşı mamur yemek yerken masanızın üzerindeki cep telefonunuz çalarsa atlar gidersiniz Mersedesinize ve daha soğuklar tükenmeden yetişirsiniz buğusu üstünde tüten canım lüferinize. Bu arada aman maliyecilere yakalanmayın, üniversite hastanesinden aldığınız döner sermayeleri faiziyle geri vermek zorunda kalırsınız.
Anladım, siz bir girişimcisiniz ve tıp fakültesini hobi olarak bitirdiniz. Dişinizin kovuğuna bile yetmez, aslında işletmeydi hayaliniz. Özel hastaneniz pek güzel, saray yavrusu gibi maşallah. Eviniz de Yeşilköy�de, çift garajlı. Biz size ne desek ki? Sizin yaptıklarınıza bizim hayallerimiz yetmez.
*****
FENESTRA
Dr. Ali Serdar FAK
AKUT MİYOKARD İNFARKTÜSÜ GEÇİREN SİYAHLARDA TEDAVİ VE SAĞKALIM
ABD�de siyahların akut miyokard infarktüsü sırasındaki tedavilerinin beyazlardan farklı olup olmadığı konusu araştırılmış. Haziran 1994 ile Nisan 1996 arasında ulusal kayıtlar incelenmiş ve siyah ve beyaz hastaların hastaneye geliş semptomları, başvuru süreleri, acil trombolitik tedavi alıp almadıkları, sonraki tedavileri ve klinik gidiş değerlendirilmiş.
Bu amaçla 275.046 hastanın kayıtları gözden geçirilmiş. Bunların %86�sı (236.166) beyaz; %6�sı siyah (17.141)bulunmuş. Siyah hastalar arasında daha fazla oranda kadın hasta bulunuyormuş ve yaş olarak daha genç oldukları görülmüş. Siyah hastaların hastaneye beyazlardan anlamlı olarak daha geç ulaştıkları; daha atipik semptomlarının bulunduğu ve geliş EKG�lerinde nondiyagnostik bulguların daha fazla olduğu anlaşılmış. Bunun yanısıra siyah hastalara beyazlardan anlamlı olarak daha az oranda trombolitik verildiği; daha az oranda koroner anjiyografi yapıldığı; daha az oranda intrakoroner girişimsel tedavi uygulandığı ve yine daha az oranda koroner arter bypas cerrahisi yapıldığı saptanmış.
Tedavideki bu farklara karşın siyah hastaların hastane içi mortalitesi beyazlardan daha yüksek bulunmamış. Bu çalışmada hastane içi mortalitenin farklı olmamasının bir nedeninin hastaneye gelen siyahların düşük riskli bir grubu temsil ettiği; çünkü daha fazla siyahın kalp krizi sırasında hastaneye başvurmadan kaybedildiği ve hastaneye ulaşabilenlerin bir doğal ayıklamadan geçmiş olabileceği öne sürülmüş.
Nitekim önceki çalışmalardan hastane sonrası sağkalım oranının siyahlarda beyazlara göre daha düşük olduğu biliniyor. Araştırmacılar siyah nüfusta koroner arter hastalığı için daha fazla risklerin bulunduğunu ve siyah hastaların sağlık hizmetine daha güç ulaştığının önceden beri bilindiğinin altını çiziyorlar.
* Herman A Taylor, John G Canto, Bonnie Sanderson, William JRogers, Joseph Hilbe. Management and Outcomes for Black Patients with Acute Myocardial Infarction in the Reperfusion Era. Am J Cardiol 1998; 82:1019-1023.
*****
Dr. Eşref YAZICIOĞLU
NİHAYET BUNA DA CESARET ETTİLER! BİR İNEK OVOSİTİ BİR İNSAN HÜCRESİNİN NÜKLEUSU İLE DÖLLENDİRİLDİ.
Biyologların böyle bir şeye cesaret edebilecekleri tahmin edilmişordu, nihayet bunu da gerçekleştirdiler. Araştırmacılar Dolly�nin yaradılışı esnasındaki genetik kopyalama tekniğinden esinlenerek ileri hücre tekniğiyle, yetişktin bir insan hücresi çekirdeğiyle, bir ineğin önceden nükleusu boşaltılmış yani esas genetik, materyali alınmış bir hücresini emplante ettiklerini açıkladılar.
Bu Amerikalı araştırmacılar bir deri parçasından izole edilmiş insan hücreleri üzerinde çalıştılar ve bu hücrelerin çekirdeklerini aldıktan sonra bunları inekten alınmış önceden nükleusları çıkarılmış ovositlerin içine yerleştirdiler. Blastotist safhasına kadar gelişen bu yarı hayvan-yarı insan cenin vasıtasıyla hücreleri kültüre koymayı başarmışlar, böylece terapötik bir kullanım yapabilmeyi ümit etmişlerdir. Dr. Robl�a göre bu farklılaşmamış yani endiferansiye hücreler, sonradan insan dokularının bütün tiplerini gref formu altında verecek bize sınırsız miktarda laboratuvarda çoğaltılabilir hücre umudu sunmaktadırlar.
Atlantik ötesi biyoteknikler endüstrisi sorumluları bu gibi çalışmaların bir an önce kanuni uygunluğu için bir toplantı yapılabilmesi amacıyla, Bill Clinton etrafındaki ve bu gibi etik problemlerle görevli komiteyle derhal temasa geçileceğini açıkladılar. Çünkü geçtiğimiz Ocak ayında tamamen birbirinin aynı üç danayı kopyalama metoduyla yaratmayı başaran Michael West insan varlıklarını kopyalamak için bu tekniği kullanmadıklarını açıkladı.
* Med. p:2281, 28 Kasım 1998.
*****
BİLİMSEL TAKVİM
Ankara Tabip Odası Bilimsel Toplantılar Dizisi Yer:Ankara Hastanesi, Saat:12.30-13.30. 4 Mayıs 1999 Gebelik ve laktasyonda antimikrobiyal tedavi (Uz. Dr. Başak Dokuzoğuz); 11 Mayıs 1999 Kombine antibiyotik tedavisi (Doç. Dr. Tuncer Haznedaroğlu); 18 Mayıs 1999 Antimikrobakteriyel ilaçlar ve tüberküloz tedavisi (Doç. Dr. Şeref Özkara)
*
III. Psikosomatik-Psikoterapi Sempozyumu 6-7 Mayıs 1999, İstanbul. Yer: İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu, Düzenleyen:Türk Psikosomatik-Psikoterapi Derneği ve İ.Ü. CTF Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı, Tel:(0 212)251 11 52
*
Endoskopik Sinüs Cerrahisi Günleri (International Hospital KBBKliniği) 7-9 Mayıs 1999, İstanbul. Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, Tel:(0 212)224 89 28
*
Hipertansiyon ve Kalp Yetmezliği 8 Mayıs 1999, İstanbul. Düzenleyen:AIIKonseyi; İletişim:Dr. Fatoş Uluç Schneider, Tel:213 58 00�dan 214
35. Ulusal Diabet Kongresi 11-15 Mayıs 1999, İstanbul. Düzenleyen:Türk Diabet Cemiyeti, Başvuru:Doç Dr. Nevin Dinççağ, Tel:533 53 06, Faks:635 88 76 (29 TTB-STE Kredisi)
*
11. Uluslararası Yoğun Bakım Sempozyumu 14-15 Mayıs 1999, Polat Renaissance Otel-İstanbul. Düzenleyen:İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ABD, Bilimsel Sekreterlik:F.V. Vural,Tel:(0 212)631 87 67
*
4. Antimikrobik Kemoterapi Günleri 17-19 Mayıs 1999, Eresin Otel-İstanbul. Düzenleyen:TürkMikrobiyoloji Cemiyeti, İletişim:Doç. Dr. Çiğdem Bal, Tel:635 11 86
*
1. İstanbul Ürolithiasis Sempozyumu 28-29 Mayıs 1999, Askeri Müze ve Kültür Sitesi, Harbiye-İstanbul. Düzenleyen: İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı (14 TTB-STEKredisi), İletişim:Prof. Dr. Sedat Tellaloğlu, İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı
*
14. Antibiyotik ve Kemoterapi Kongresi 31 Mayıs-4 Haziran 1999. İletişim:Prof. Dr. Selim Badur, İTFMikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Tel-faks:(0 212)635 25 82 / Symcon Turizm, Tel:(0 216)478 40 40, Faks:(0 216)478 40 50
*
11. Türk-Alman Gastroenteroloji ve Hepatoloji Kongresi 1 Haziran 1999, Holiday Inn Crowne Plaza Oteli-İstanbul. Düzenleyen:İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı (7 TTB-STEKredisi), İletişim:Prof. Dr. Ertuğrul Göksoy, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
*
1. Ulusal Tıbbi Etik Kongresi 9-11 Haziran 1999, İzmit. Düzenleyen:Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
*
7th European GICD Forum on Spondylolisthesis & 5th International Congress of Spine Surgery 20-24 Haziran 1999, Swissotel-İstanbul. Düzenleyen:İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Omurga Cerrahisi Bilim Dalı (22 TTB-STEKredisi), İletişim:Mustafa Kartopu, Tel:(0 212)230 00 00
*
25. Ulusal Kongre 5-9 Haziran 1999, Çırağan Sarayı Oteli-İstanbul. Düzenleyen:Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği, Kongre Sekreterliği:Prof. Dr. Mustafa Yaman, Tel: 586 15 63, Faks:529 58 68
*
FEPS (Avrupa Fizyoloji Dernekleri Federasyonu)II. Kongresi 30 Haziran-4 Temmuz 1999, Prag. İletişim:Dr. Eva Sykova, Tel:(+420-2)4752682, Fax:(+420-2)4752783
*
3. Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Kongresi 31 Ağustos-4 Eylül 1999, Talya Otel-Antalya. Bilimsel Sekreterlik:Doç. Dr. Cemalettin Ertekin, Tel:531 12 46, Faks:533 18 82
*
25. Ulusal Otorinolarengoloji ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresi 18-22 Eylül 1999, Efes Oteli-İzmir. Düzenleyen:Türk Otorinolarengoloji ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği, İletişim:Prof. Dr. İrfan Devranoğlu, Tel:(0 212)233 11 26, Faks:233 11 27
*****
TOZLU SAYFALAR
ÜÇÜNÇÜ MINTAKA ETİBBA ODASI GAZETESİ�NDEN (1941 ve 1942 yılı sayıları)
Hazırlayanlar: Bediz SUNER, Ümit ŞAHİN
TAMİMLER:
Simsar kullanan Etibba hakkında Vekâletin tamimi
Sıhhat Vekaletinden alınan bir tamimde, son zamanlarda bazı yerlerde bir kısım hekimlerin hasta celbi maksadiyle simsar kullanmak suretiyle meslek haysiyet ve şerefini muhil hareketlerile hem meslektaşların ve hem de hastaların menfaatlerini ihlâl eylemeleri üzerine mensup oldukları Etibba Odasınca yaptırılan tetkikat ve tahkikat neticesinde İzmir�de üç doktorun İkinci Mıntaka Etibba Odası Haysiyet Divanı tarafından muvakkaten icrayı san�atten men suretile cezalandırılmış oldukları ve bu cezaların Etibba Odaları Yüksek Haysiyet Divanınca tetkik edilerek ikişer ay müddetle san�at icrasından menedilmelerinin karar altına alındığı bildirilmekte ve bu hususun Odamız âzasına tebliğiyile mesleğin haysiyetine aykırı ve halkın tabiblerimize karşı olan itimadlarını azaltacak mahiyette hareketlerin mevcut kanun ve nizamlara dayanarak inzibatı takibata uğrayacağının bildirilmesi ve mıntakamız dahilinde bu tarzda hareketi itiyad edinenler bulunup bulunmadığının dikkatle araştırılarak bunlar hakkında icabeden takibatın yapılması bildirilmektedir.
3 üncü Mıntaka Etibba Odası Reisliğine
İstanbulda intişar etmekte olan (En son Dakika)gazetesinde son hafta içerisinde (Siroz tedavi edilebilir mi?)başlığı altında bir anket açılarak muhtelif doktorların fikirleri alınmak suretile yevmî gazete sütunlarında tıbbî bir münakaşanın yer aldığı görülmüştür.
Tıbbî meselelerin bu suretle yevmî gazetelerde münakaşa mevzuu olması Tababet mesleğinin şeref ve otoritesini ihlal eder mahiyette bulunduğundan son zamanlarda tekerrür etmekte olan bu vaziyeti önlemek üzere Oda azasını münasip surette tenvir ederek böyle münakaşalar ancak ilmî mecmualarda ve nihayet tıbbî içtimalarda yapılacağından günlük gazeteler için bu şekilde mülâkat vermek taleplerinin red edilmesinin temin edilmesini ve neticenin Vekâletimize de bildirilmesini rica ederim.
Sıhhat ve İçtımaî Muavenet Vekili Yerine Müsteşar
MESLEĞE AİD BİLGİLER
İşçilerin vergisi
Serbest muayenehanesi olan etibba, yanında bulundurduğu ve istihdam eylediği alelumum hizmet erbabına ait vergilerin ödenmesinden mes�ul tutulurlar.
Etibba odası aidatı
Ayrı yerde veya evinde muayenehanesi olan tabibler senevî 12 lira. Muayenehanesiz icrayı san�at edenler senevî 6 lira. İcrayı san�at etmiyen âzâ senevî 3 lira. Distabibleri ve dişçiler senevî 12 lira.
İstanbuldan ayrılanlar
Mıntakamızdan ayrılarak başka vilâyetlere giden meslekdaşların Odaya malûmat vermemeleri yüzünden kayıtları karışmakta ve uzun müddet bu vaziyette kalarak Odaya fazla borçları toplanmış görünmektedir. Bu ihtilâtlara mahal kalmamak üzere sayın üyelerin mıntakamızdan ayrıldıkları anda Oda bürosunu haberdar etmleri rica olunur.
ODA HABERLERİ
Oda kütüphanesinin üç aylık faaliyet hülasası
Kütüphanede mevcut kitap sayısı: 7206
Kütüphane açıldığından bu güne kadar kitap okuyanların sayısı: 66201
Üç ay zarfında kitap okuyanların sayısı:2276
Kitap okuyanların günlük vasati sayısı:32
28/3/942 İKİNCİ UMUMİ HEY�ET FEVKALÂDE TOPLANTISI�nda okunan Dr. Taptas�ın mektubundan:
�Reis ve Muhterem Meslekdaş
Meslekdaşlık tesanüdü bize Atina Tıp âleminin hali hazırını size teşhir ve sizin insanî ve meslekdaş duygularınıza müracaat ederek Atina ve Pire�nin muzdarip Tıp âlemi menfaatına yardıma koşmanızı rica etmek cesaretini verdi.
Yunanistan�ın ecnebi orduları tarafından işgal devresinden itibaren Yunanlıların hayatı hiç şüphesiz sizin bildiğiniz gibi çok müşkülleşti. Atına Hekimleri siz muhterem Reisden benim vasıtamla kemali hararetle onların mukadderatiyle alâkadar olmak lütfunda bulunmanızı rica ediyorlar...�
*****
ETİK
HEKİMLİK MESLEĞİ ETİK KURALLARI
Kendilerini her zaman dünya hekimliğinin bir parçası olarak gören Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde ulusal, evrensel ve çağdaş bir sorumluluk ve hizmet anlayışına sahip bulunan, hekimlik mesleğinin içinde yer aldığı toplumsal ve kültürel koşullardan soyutlanamayacağının bilinci ile insanın sahip olduğu olanakları geliştirebilmesinin en temel koşulunun onun bedensel ve ruhsal sağlığı olduğunun bilincini taşıyan bu ülkenin hekimleri; dünyadaki ve Türkiye�deki toplumsal ve bilimsel değişimler gözönünde bulundurularak ve çeşitli platformlarda tartışılarak oluşturulan Hekimlik Mesleği Etik Kuralları�na bağlılıklarını bildirmekle, insana insan olarak hizmet etmenin yüce onurunu taşırlar.
*
BİRİNCİ BÖLÜM
(Amaç, Kapsam ve Tanımlar)
Amaç:
Madde 1-Bu kuralların amacı, hekimlerin mesleklerinin gereklerini yerine getirirken uymaları zorunlu olan hekimlik meslek etiği kurallarını belirlemektir.
Kapsam:
Madde 2-Türkiye�de hekimlik yapma hakkını kazanmış olup mesleğini uygulayan tüm hekimler bu kurallar kapsamındadır.
Dayanak:
Madde 3-Bu kurallar bütünü 6023 sayılı yasanın 59/g maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar:
Madde 4-Bu metinde geçen;
a)Bakanlık deyimi; Sağlık Bakanlığı�nı,
b)Hekim deyimi; tıp doktorlarını,
c)Hekim örgütü deyimi; Türk Tabipleri Birliği�ni ifade eder.
*
İKİNCİ BÖLÜM
(Genel Kural ve İlkeler)
Hekimin Görev ve Ödevleri:
Madde 5-Hekimin öncelikli görevi, hastalıkları önlemeye ve bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışarak insanın yaşamını ve sağlığını korumaktır. Meslek uygulaması sırasında insan onurunu gözetmesi de, hekimin öncelikli ödevidir. Hekim, bu yükümlülüklerini yerine getirebilmek için, gelişmeleri yakından izler.
Etik İlkeler
Madde 6-Görevlerini yerine getirirken, hekimin uyması gereken evrensel tıbbi etik ilkeleri yararlılık, zarar vermeme, adalet ve özerklik ilkeleridir.
Hekimin Yansızlığı:
Madde 7-Hekim görevlerini her durumda hastaları arasındaki siyasal görüş, sosyal durum, dini inanç, milliyet, etnik köken, ırk, cinsiyet, yaş, toplumsal ve ekonomik durum ve benzeri farklılıkları gözetmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
Vicdani ve Mesleki Kanı:
Madde 8-Hekim, mesleğini uygularken vicdani ve mesleki bilimsel kanaatine göre hareket eder.
Sır Saklama Yükümlülüğü:
Madde 9-Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir.
Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi de, meslek sırrının açıklanması anlamına gelmez.
Hekim, tanık ya da bilirkişi olarak mahkemeye çağrıldığında olayın meslek sırrı olduğunu ileri sürerek bu görevlerinden çekilebilir.
Acil Yardım:
Madde 10-Hekim, görevi ve uzmanlığı ne olursa olsun, gerekli tıbbi girişimlerin yapılmadığı acil durumlarda, ilk yardımda bulunur.
Ticari Amaç ve Reklam Yasağı:
Madde 11-Hekim, mesleğini uygularken reklam yapamaz, ticari reklamlara araç olamaz, çalışmalarına ticari bir görünüm veremez; insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamaz. Hekim, yayın araçlarıyla yapacağı duyurularda varsa, Tababet Uzmanlık Tüzüğü�ne göre kabul edilmiş olan uzmanlık alanını, çalışma gün ve saatlerini bildirebilir. Tabela ve benzeri tanıtım araçlarının biçim ve boyutları yerel tabip odası tarafından saptanır.
Meşru ve Yasak Yöntemler:
Madde 12-Hekim mesleğini yerine getirirken, bilimsel ve çağdaş tanı ve tedavi yöntemleriyle koruyucu hekimlik ilkelerini gözönünde bulundurur; hastalarının tanı ve tedavisinde bilimsel olmayan yöntemleri uygulayamaz. Hekim, gerekli bilimsel aşamalardan geçip ruhsatlandırılmamış kimyasal, farmakolojik, biyolojik maddeleri araç olarak kullanamaz.
Hekimliğin Kötü Uygulanması (Malpractice):
Madde 13-Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi �hekimliğin kötü uygulanması�anlamına gelir.
Aracılık Etme ve Aracıdan Yararlanma Yasağı:
Madde 14-Hekim, öteki hekimlere veya tetkik-tedavi kuruluşlarına maddi çıkar karşılığı hasta gönderemez. Hekim, hasta sağlamak amacıyla aracı kişilerden yararlanamaz.
Endüstri ile İlişkilerde Çıkar Sağlama Yasağı:
Madde 15-Hekimler, endüstri kuruluşları ile hiçbir çıkar ilişkisi kuramazlar. Bilimsel araştırmalar ve eğitime yönelik ilişkiler ise, şeffaf ve kurumsal olmalıdır. Bu ilişkilerde Türk Tabipleri Birliği�nin hazırladığı �Hekim ve İlaç Tanıtım İlkeleri�geçerlidir.
*
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
(Hekimler Arası İlişkiler)
Meslektaşlar Arasında Saygı:
Madde 16-Hekim, kendi meslektaşları ve insan sağlığı ile uğraşan öteki meslek mensupları ile iyi ilişkiler kurar, meslektaşlarına veya tedavi ekibinin bir başka üyesine karşı küçük düşürücü davranışlarda bulunamaz.
Mesleki Dayanışma:
Madde 17- Hekim, meslektaşlarını mesleki yönden onur kırıcı ve haksız saldırılara karşı korur.
Yetkinlik Dışı Faaliyet Yasağı:
Madde 18- Hekim tıbbi görevlerini yerine getirirken, gecikmenin hasta yaşamını tehdit edebileceği zorunlu durumlar dışında özel bilgi, beceri gerektiren bir girişimde bulunamaz.
Danışım (Konsültasyon)ve Ekip Çalışması:
Madde 19-Danışım ve ekip çalışması sürecinin düzenli işleyebilmesi ve bir hekim hakkı olarak yaşama geçirilebilmesi için;
a)Hasta izlemi sırasında, değişik uzmanlık alanlarının görüş ve uygulamalarına gereksinim doğduğunda, tedaviyi yürüten hekim durumu hasta ve/veya yakınlarına bildirmelidir. Konsültasyonu, hastanın tedaviyi yürüten hekimi yazılı olarak ister. Yazılı istemde hastanın özellikleri, konsültasyon isteğinin nedenleri açık ve anlaşılır biçimde belirtilir.
b)Konsültan sürecinde konsültan hekim de, hastanın sürekli hekimi gibi hastadan sorumludur.
c)Konsültan hekim, alanında bilimsel ve teknik bilgiye sahip olmalıdır.
d)Konsültasyon sonucunda, konsültasyonun gerekçesi ve sonuçları, açık ve anlaşılır biçimde bir tutanak ile belgelenir.
e)Konsültasyonun sonuçlarından hastalar da yeterli ölçüde bilgilendirilir.
f)Konsültasyonun sonucunda hastanın tedaviyi yürüten hekimi ile konsültan hekimin görüş ve kanaatleri arasında fark olur ve hasta konsültan hekimin önerilerini kabul ederse, hastanın tedaviyi yürüten hekimi tedaviyi bırakabilir.
g)Konsültasyon istenen hekim davete uymak zorundadır.
Oda�ya Bildirme Yükümlülüğü:
Madde 20-Hekim meslaktaşları ile meslek uygulaması konusunda uzlaşmaz bir anlaşmazlığa düştüğünde ya da tıp etiği açısından yanlış davranan bir meslektaşının bu davranışını kasıtlı bir biçimde sürdürmesi durumunda yerel tabip odasına konuyla ilgili bildirimde bulunur.
*
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
(Hekim-Hasta İlişkileri)
Hasta Haklarına Saygı:
Madde 21-Hekim, hastasının sağlığı ile ilgili kararlar alırken; bilgilenme hakkı, aydınlatılmış onam hakkı, tedaviyi kabul ya da red hakkı, vb hasta haklarına saygı göstermek zorundadır.
Hekim Seçme Özgürlüğü:
Madde 22-Hasta, mevzuatın belirlediği kurallara, tıbbi uygulamanın özelliklerine ve kurumun koşullarına göre hekimini seçmekte özgürdür.
Muayenesiz Tedavi Yasağı:
Madde 23-Hekim, acil vakalar gibi zorunlu durumlar dışında, hastasını bizzat muayene etmeden tedavisine başlayamaz.
Hasta Üzerinde Etkinin Kullanımı:
Madde 24-Hekim, hasta üzerindeki etkisini tıbbi amaçlar dışında kullanamaz.
Tedaviyi Üstlenmeme veya Yarıda Bırakma:
Madde 25-Hekim, ancak tıbbi bilgisini gerektiği gibi uygulayamayacağına karar verdiğinde ve hastasının başvurabileceği başka bir hekim bulunduğu durumlarda, hastanın bakımını ve tedavisini üstlenmeyebilir veya tedaviyi yarım bırakabilir. Yukarıdaki koşullarda tedaviyi bırakacak hekim, bu durumu ve hastanın sağlığının tehlikeye düşmeyeceğini hastaya veya hasta yakınlarına anlatır ve onları tıbbi yardımla iglili başka olanaklar konusunda bilgilendirir. İkinci hekim bulunmadan hekim hastasını bırakamaz. Hekim, tedaviyi üstlenen meslektaşına hasta hakkındaki tüm bilgileri aktarmakla yükümlüdür.
Aydınlatılmış Onam:
Madde 26-Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konusunda aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.
Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar verelemeyeceği durumlarda yasal temsilcinin izni alınır. Hekim, temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi yapılır.
Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı dilediği zaman geri alabilir.
Bilgilendirilmeme Hakkı:
Madde 27-Hasta,hastalığı konusunda bilgilendirilmek istemediğini belirtmişse, hekimin bilgi vermesi gerekmez. Ailenin haberdar edilmesi hastayla görüş birliğine varılarak yapılmalıdır. Bilinçsiz durumdaki hastalar için, yakınlarının bilgilendirilip bilgilendirilmemesine hekim karar verir.
Terminal Hastalara Yardım:
Madde 28-Hekim, terminal dönemdeki hastalara her türlü insani yardımı yapmaya, insan onuruna yaraşır koşulları sağlamaya ve çekilen acıyı olabildiğince azaltmaya çalışır.
Ücret:
Madde 29-Hasta, ücret konusunda önceden hekiminden bilgi alabilir. Hekim, tüm muayene, tetkik, tıbbi ve cerrahi girişimlerde meslek örgütünün belirlediği taban ücretin altında bir ücret alamaz. Hekimin meslektaşları ile meslektaşlarının eşleri ve bakmakla yükümlü olduklarından muayene ve tedavi için -masraflar dışında- ücret almaması uygundur.
Gereksiz Harcama Yaptırma Yasağı:
Madde 30-Hekim, pastasının parasal durumu ne olursa olsun, kesin zorunluluk olmadıkça pahalı ilaçlar ve yöntemler öneremez, hastaya gereksiz harcamalar yaptıramaz ve yararı olmayacağını bildiği bir tedaviyi veremez.
Hastayla İlgili Bilgilerin Hastaya Verilmesi ve Kullanımı:
Madde 31-Hasta dosyalarındaki bilgilerin geniş bir özeti ile bilgi ve belgelerin örnekleri, isteği durumunda hastaya verilir. Hekim, yasal zorunluluk olmadıkça, bu bilgileri başkasına veremez. Hekim, hastanın kimlik bilgilerini saklı tutmak koşuluyla, bu bilgileri dosya üzerinden yapacağı araştırmalarda kullanabilir.
Rapor Düzenleme:
Madde 32-Hekim, bizzat muayene ve tedavi ettiği hastasına gerekli gördüğünde hastalıkla ilgili rapor verir. Bu raporda tıbbi gerekçelere bağlı olarak istirahat, tedavi şekli, diyet, çalışma koşulları gibi hasta için gerekli geçici ya da kalıcı bilgiler ve hekimin önerileri bulunur.
*
BEŞİNCİ BÖLÜM
(Hekim ve İnsan Hakları)
Uluslararası Sözleşmelere Uyma Zorunluluğu:
Madde 33-Her hekim, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere tüm insan hakları belgelerine ve hekimlikle ilgili ortak kurallara uymakla yükümlüdür.
İşkenceye Yardım Yasağı:
Madde 34-Hekim, tıbbi bilgi ve becerisiyle, işkence ve benzeri uygulamalara katılamaz, yardımcı olamaz, gerçeğe aykırı rapor düzenleyemez. İşkence iddiası olan olgularla karşılaşan hekim, mesleki bilgi ve becerilerini gerçeğin ortaya çıkarılması için kullanır.
Tutuklu ve Hükümlülere Verilecek Tıbbi Yardım:
Madde 35-Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de, öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılır ve onların gizlilik hakları korunur. Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Muayene sonucu düzenlenecek belge veya roparlarda hekimin adı, soyadı, diploma numarası ve imzası mutlaka bulunur. Belge ve raporun bir örneği kişiye verilir. Belge ve rapor baskı altında yazılmış ise, hekim bu durumu en kısa zamanda meslek örgütüne bildirir.
Tutuklu ve Hükümlülerin Tıbbi Yardımı Reddetmesi:
Madde 36-Hekim, muayene ve tedavi olanaklarını bilinçli olarak reddeden tutuklu ve hükümlülere bu davranışlarının sonuçlarının neler olabileceğini açıklar. Zorla muayene ve tedavi yolunu deneyemez, öneremez.
Ölüm Cezasına Etkin Katılım Yasağı:
Madde 37-Hekim, hiç bir zaman ölüm cezasının infazında bulunamaz, infaza yardımcı olamaz, ölüm cezası uygulanmasında tıbbi hizmet veremez.
Olağanüstü Durumlar ve Savaş:
Madde 38-Hekim, olağanüstü durumlar ve savaşta, evrensel nitelikteki tıbbi etik kurallarını yansızlıkla uygular. Hasta ve yaralı sayısının çokluğu nedeniyle, herkese gerekli tıbbi yardımın verilemediği koşullarda hekim, tedavi olasılığı yüksek olan ağır vakalara öncelik verir.
Cinsel İlişki Muayeneleri:
Madde 39-Hekim, savcılıklar ve mahkemeler dışında kalan kişi ve kurumlardan gelen cinsel ilişki muayene istemlerini dikkate alamaz. Hekim ilgilinin veya ilgili reşit değilse, veli veya vasisinin aydınlatılmış onamı olmadıkça cinsel ilişki muayenesi yapamaz.
*
ALTINCI BÖLÜM
(Tıbbi Araştırmalar ve Yayın Etiği)
İnsan Üzerinde Araştırma:
Madde 40-İnsan üzerinde yapılacak klinik, deneysel ya da epidemiyolojik araştırmalar, gerek ilaç, gerek cerrahi yöntem araştırmaları olsun, bilimsel bilgi birikimine katkıda bulunabilmek amacıyla yerel etik kurullardan geçmek koşuluyla yapılır. İnsan üzerinde yapılan tüm araştırmalar, bilimsel ve mesleki yönden yeterli ve yetkin kişiler tarafından yürütülür. Araştırmanın sorumluluğu tümüyle araştırmacıya aittir.
Deneğin Bilgilenmesi ve Aydınlatılmış Onam:
Madde 41-İnsan üzerinde yapılan araştırmalarda her deneğe araştırmanın amacı, yöntemleri, beklenen yarar ve olası yan etkileri hakkında, deneğin anlayabileceği dilde ve biçimde yeterli bilgi verilmesi zorunludur. Deneğe, çalışma başladıktan sonra isterse araştırmaya katılmaktan vazgeçebileceği ve onamını geri alabileceği, ancak bu nedenle daha sonraki tedavisinin ve takibinin aksamayacağı anlatılır. Bilgilendirme sonrasında deneğin konuyu yeterince anlayıp anlamadığı değerlendirilir.
Araştırma hakkında yeterli bilgilendirme sağlandıktan sonra, deneğin yazılı onamı alınır. Bu onam, deneğin özgür iradesine dayanmalıdır.
Reşit ve Mümeyyiz Olmayanların Durumu:
Madde 42-Reşit ve/veya mümeyyiz olmayan kişiler yönünden veli veya vasisinin aydınlatılmış onamı gerekir.
Deneğin Korunması:
Madde 43- İnsan üzerinde yapılan tıbbi araştırmalarda deneğin yaşamı, bedensel ve zihinsel bütünlüğü ile sağlığı her zaman toplumsal ve bilimsel çıkarların üzerinde tutulur.
Deneğin özel yaşamına saygı gösterilmesi ve kişisel bilgilerin gizliliği sağlanır. Bilimsel araştırma ve yayınlar ile akademik-bilimsel amaçlı sunuşlarda deneğin kimliği gizli tutulur.
Bir tıbbi araştırmada, beklenen katkı ne olursa olsun, denek için ciddi bir tehlike şüphesi doğduğunda araştırma durdurulur.
Araştırmanın giderleri deneğe, yakınlarına ya da sosyal güvenlik kurumuna yansıtılamaz.
Yayın Etiği:
Madde 44-Hekim, araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel gerçekleri yansıtmalıdır. Çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adları o yayında yer alamaz. Kaynak göstermeden ve izin almadan başkalarına ait veriler, olgular ve yazılı eserler kullanılamaz.
*
YEDİNCİ BÖLÜM
(Çeşitli Hükümler)
Hüküm Bulunmayan Durumlar:
Madde 45-Bu kurallarda yer almayan durumlarla karşılaşıldığında, hekim, genel etik ilkelere, ulusal düzenlemelere, uluslararası düzeydeki bildirge ve sözleşme hükümlerine uyar.
Disiplin Kovuşturması:
Madde 46-Hekimler, bu kurallar bütünü hükümlerine aykırı davranışlarda bulunduklarında, 6023 Sayılı Türk Tabipleri Yasası�na göre tabip odaları yönetim kurulları tarafından onur kurullarına sevk edilirler.
Hekimlerin disiplin soruşturmasına uğraması, haklarında ayrıca hukuki ve cezai takibat yapılmasına engel değildir.
Yürürlük:
Madde 47-Bu kurallar bütünü Türk Tabipleri Birliği Büyük Kongresi�nde kabul edilip, Türk Tabipleri Birliği yayın organlarından birinde yayımlandıktan bir ay sonra yürürlüğe girer ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve tabip odaları tarafından yürütülür.
*****
TIPİK
Fırtına Deresi ve Çamlıhemşin Dilek Güroluk Hidroelektrik Santrali ikilemi
Dr. Erhun MERDANOĞULLARI
Artık öyle oldu ki doğaya biraz önem veren her insanın bu başlığı görünce yüreği cız ediyor. Bölge ve santral hakkında bir sürü yazılar yazıldı. Ben farklı birşeyler yapayım orada çekmiş olduğum slaytların bir kısmını buraya basayımda saklar ileride çocuklarınıza gösterirsiniz diye düşünmüştüm. Hey hat bu kalem bu kafa bu el duramıyor işte. Yüreğim yanıyor, miğdem bulanıyor... Bu ülke 360 megavata mı muhtaç (Ülke enerjisinin %04�ü).
Aşağıdakilerden hangi birine üzüleceğinize siz karar verin:
Dünyanın korunma altına alınmasını kabul ettiği 200 bölgeden biri
Milli park-SİTalanı
56.000 m2 alan içinde onbinlerce ağaç kesilecek (Bu ağaçlar 150-200 yaş ortalamasında)
2460 bitki türü barındırıyor (Türkiye florasının %28�i)
ÇED (çevre etki değerlendirme) raporları dikkate alınmıyor
Bölge heyelan alanı, 535 ton dinamit patlatılacak, tüneller açılacak, bundan çıkan atıkların taşınması için en az 5 km yol yapılacak (tabi yine ağaçlar kesilecek)
Avlanma yasağı olan ve Dünyada eşi sadece Kanada�nın güneyinde bazı derelerde bulunan �Deniz alası� adlı alabalık yok olacak
Tarihi köprüler ve güzelim konaklar yıkılacak
Daha yan etkisini kestiremeyeceğimiz bir yığın ekolojik problem.
Yöre halkının %99�unun karşı olduğu bir proje. Ne için, kimler için sürdürülecek... Şu an turizm yatırımı yapılmamış haliyle ilçe, turizmden yılda 150.000$gelir elde ederken ne isteniyor şu güzelim doğa parçasından.
Siz yine de bana pek aldırmayın ben doğa konusunda aşırı hassasım. Mum ışığında kitap okur, yine de 200 yaşında bir ağaca el sürdürtmem.
Gelin birlikte şu güzelliklere göz atalım, içimiz açılsın.
*****
SÖYLEŞİ
Dr. Reyhan Turan:�Rekor kırdıysam bunun için kendimi hiç zorlamadım�
Dr. Şahin Erol ERGÜÇ
Reyhan Turan 1959 Balıkesir, Manyas doğumludur. 1967 yılından bu yana İstanbul Kocamustafapaşa�da yaşamaktadır. 1983�de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi�ni bitirerek 30 Eylül 1983 tarihinde Beykoz Merkez Sağlık Ocağı�nda doktor olarak göreve başlamıştır ve o tarihten beri aynı görevi sürdürmektedir.
1983�den bu yana tam 17 yıldır aynı sağlık ocağında, aynı görevi yapıyorsunuz. Son 10-15 yılı gözönüne alırsak sizin konumunuzdaki pek çok doktor ya kendi ya da idarenin isteği doğrultusunda sık sık yer ve konum değiştirdiler, hatta bunu kanıksadılar. Sanıyorum sizin durumunuz kendi alanında bir rekor. Siz ne diyorsunuz bu işe?
Buraya tayin yaptırabilmek için herhangi bir çabam olmadı. Mecburi hizmet kurasıyla geldim. Burada kalmak ya da gitmek adına bir çabam olmadı. Eğer bir rekor kırdıysam bunun için kendimi hiç zorlamadım.
Oturduğunuz yer Kocamustafapaşa�da, işyeriniz Beykoz�da. Aradaki mesafe oldukça fazla. Buna bir de İstanbul�un yoğun trafiğini de eklerseniz, 17 yıldır her gün işe gidip gelmek zor olmuyor mu?Çalıştığınız işyerini ya da oturduğunuz semti değiştirmeyi hiç düşünmediniz mi?Zannediyorum ki iki kıta arasında en çok seyahat eden insan olarak, resmi olmayan bir dünya rekorunun da sahibisiniz...
Beykoz�a ilk geldiğimde burası hoşuma gitti. Üstelik sağlık ocağında çalışma koşullarımız, çalışma arkadaşlarım çok iyiydi. Uzmanlık için 5-6 yıl çalıştım. İstanbul�dan ayrılmak istemiyordum. Uzmanlık dalı olarak da dahiliye ya da çocuk istiyordum. Bu arada, buraya da alıştım. Bu arada, uzmanlık da olmadı. Benimle mezun olan bir çok arkadaşım, çektikleri kura sonucu doğuya gittiler, ben İstanbul�da kaldım. Bu da bana yeterli geldi. Bana hep torpille İstanbul�u çektiğim söylendi ya da ima edildi. Ama böyle bir şey olmadı. Yerleşik düzenim, annem, babam ve bunca yıllık komşularımız da karşıda oturduğundan, oturduğum semtten de oradaki yaşamımdan da memnundum. Onu da değiştirmeyi düşünmedim. Yola katlanmayı uygun buldum. Sabah ve akşam, trafik yoğunluğunun aksi yönünde hareket etmem de işimi kolaylaştırdı. Önceleri, Eminönü-Üsküdar-Beykoz güzergahını kullanıyorken, ikinci köprünün yapılmasındansonra Mecidiyeköy-Levent-Beykoz güzergahını kullanmaya başladım. Ben İstanbul Boğazı boyunca gidip gelmekten hiç sıkılmadım. Bu güzergah, benim hala çok hoşuma gidiyor. Gerçi ikinci köprü yapıldıktan sonra Beykoz�un yeşilliği çok azaldı. Kavacık�a ıssızlığı yüzünden gitmeye korkardık. Kavacık yemyeşil ormanken, birden pıtırak gibi binaların yapılması yüzünden şimdi beton yığınına döndü.
Maaşınız dışında doktorluktan para kazandınız mı? Muayenehane ya da işyeri hekimliği yaptınız mı?
1994 ile 1998 yılları arasında muayenehanem oldu. Fakat kötü bir muayenehane doktoru olduğumdan, yürütemedim ve kapattım. Bu sürede de bu işten düzenli ve iyi bir gelir de elde edemedim. İşyeri hekimliği yapmadım, zaten sertifikam da yok. Maaşım dışında başka bir gelirim olmadı.
Bunca yıllık doktorsunuz. Aldığınız maaşları ne yaptınız?Eviniz, arabanız, bankada yüklüce bir hesabınız var mı?Repo, faiz, borsa ile ilgileniyor musunuz?
1996 yılında, 94 model ikinci el bir Broadway aldım, halen kullanıyorum. Bunun dışında evim, yüklüce bir param yok, borsa, repo, faiz ile bir ilgim yok. Ailemle oturduğum için kira parası vermiyorum. Benzin parasına gücüm yetmediği için işe belediye otobüsü ile gidip geliyorum. Yol parası bugün ayda 25 milyon lira tutuyor. Masraflı biri olmamama rağmen maaşımdan pek birşey artmıyor. Şimdiye kadar maaşımdan biriktirdiğim paralarla, yıllık izinlerimde yurtdışına gezmeye gittim. Orta ve Güney Avrupa�yı epey dolaştım. Almanya, Avusturya, İtalya, İspanya, Fransa, İngiltere,Portekiz, Andora, Yugoslavya, Macaristan ve Kıbrıs�a gittim. Tam Benelüks ülkelerine gitmek için hazırlık yapıyordum ki, 5 Nisan Kararları�na çarpıldım, gidemedim.
Mesleğe başladığınız günden neredeyse emekliliğinize kadar olan bu sürede, hep aynı yerde aynı işi yapmışsınız. Aynı süre içinde, toplum da hızla değişti. Doktorlar bu değişimden olumsuz yönde etkilendiler. Keşke doktor olmasaydım da şu işi yapsaydım, dediğiniz oldu mu?Mesleğinizden hiç pişmanlık duydunuz mu?Kısacası, bütün renkler hızla kirlenirken, birinciliği beyaza mı verdiler?
İsteyerek doktor oldum. Mesleğimden hiç pişmanlık duymadım. Hala çok seviyorum. Fakat toplumun doktorlara layık gördüğü yeri beğenmiyorum. Doktorlara reva görülen maaşı da beğenmiyorum. Kadıköy Belediyesi�nin çöpçüsünün bordrosunu gördüm, maaşı benden çok fazlaydı. Herhalde bu yüzden, yeni mezun arkadaşlar görevlerine son derece bıkkın ve isteksiz başlıyorlar. Bizim o zamanlarımıza göre, oldukça bilgi eksikleri de var. Nasıl az çalışır da çok para kazanırız diye düşünüyorlar. Bu tutumları nedeniyle, sağlık ocağında çıkan sorunlarla uğraşmak zorunda kaldığım da oluyor ve bu da çok keyifli olmuyor.
Emekliliğinizin dolmasına kısa bir süre var. Emekli olmayı da yaşamımızda büyük değişiklikler yapmayı düşünüyor muzunuz?Sizin de bir �U dönüşü�nüz olacak mı?Bundan sonraki planlarınız nedir?
Emekliliği düşünmüyorum. Bu mesleği layık olduğu yere gelene kadar yaparak, o günleri görmek istiyorum. Bundan sonraki izinlerimde Uzakdoğu�ya, ABD ve diğer Amerika kıtasındaki ülkelere gitmek istiyorum. Başka bir planım yok.
*****
DÜNYA FORUMU
Afganistan�da kadın sağlığı ve hakları
Son 20 yılda yaşanan sosyal karışıklıkların Afganistan�da günlük yaşamı fazlasıyla etkilediği biliniyor. Ancak Eylül 1996�da Kabil�in kontrolünü ele geçiren radikal islamcı hareket Taliban�ın özellikle kadın haklarına ve kadın sağlığına etkisi diğer dönemlerdekinden çok daha fazla oldu.
Taliban yönetiminde kadınların sağlığına ve kadın haklarına yönelik olumsuz uygulamaların etkisini araştırmak amacıyla bir kesitsel gözlem çalışması yapılmış. Çalışmaya halen Kabil�de yaşamakta olan 80 ve yakın zamanda Pakistan�a iltica etmiş olan 80 olmak üzere rastlantısal seçilmiş 160 kadın denek alınmış. Kadınlara uygulanan kapsamlı ankette fiziksel ve ruhsal sağlık durumları değerlendirilmiş; sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik; savaş travması ve insan hakları ihlalleri sorgulanmış. Katılımcıların ortalama yaşı 32 (17-70 yaş arası); ortalama eğitim süreleri 12 yıl bulunmuş ve %85�i Kabil�de en az 19 yıl yaşamışlar. Taliban yönetimi öncesi kadınların %62�si (99/180) bir işte çalışırken Taliban sonrası bu oran %20�ye düşmüş (32/160). Sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik oranı son iki yıl içinde %62 azalmış. Kadınların %71�inde fiziksel, %81�inde ruhsal sağlık sorunları saptanmış. Kadınların çoğu posttravmatik stres bozukluğu gösterirken %97�sinde (155/160)major depresyon ve %86�sında anksiyete semptomlarına rastlanmış. Ayrıca %84�ünün (134/160) en az bir aile üyesi savaşta ölmüş. Yine 69�u kendilerinin ya da bir aile üyesinin Taliban milislerince gözaltına alındığı ve işkence gördüğü belirtilmiş. Yine %68�i baskılar nedeniyle toplumsal ilişkilerinin son derece kısıtlandığını ifade ederken, %96�sı kadın haklarının korunması için destek istemiş. Çalışma sonucunda savaş travması ve Taliban uygulamaları nedeniyle Afganistan�da kadın sağlığı ve kadın haklarının ciddi zarar gördüğü saptanmış. Ancak çalışma az sayıda ve bir kısmı mülteci konumunda olan kadın üzerinde yapıldığından araştırmacılar sonucu genelleştirmenin sağlıklı olmayacağına dukkat çekiyorlar.
1994�te Pakistan�daki dini okullardan köken alan radikal islami hareket Taliban önce güney Afganistan�da yayılarak güçlendi ve bugün ülkenin üçte ikisini kontrolünde tutuyor. Taliban öncesi Kabil�de hizmet sektöründe çalışanların %50�sini kadınlar oluşturuyordu ve hekimlerin de %40�ı kadındı. Kabil�i ele geçirmesinin hemen ardından Taliban yönetimi sağlık alanı hariç kadınların ev dışında çalışmalarını yasakladı. Ayrıca kız çocuklarının okula devam etmeleri, kadınların yanlarında erkek kardeşleri, babaları, oğulları ya da kocaları olmadan sokağa çıkmaları yasaklandı. Taliban yönetimi Ocak 1997�de Kabil�de kadınların ve erkeklerin başvurabileceği hastaneleri ayırdı. Bir süre sonra da Sağlık Bakanlığı biri hariç diğer tüm hastanelerin kadınlara hizmet vermesini yasakladı. Son derece yetersiz ve donanımsız olan bu hastane bir süre Kabil�deki 500.000 kadına hizmet veren tek kurumoldu. Sonunda Kızılhaç�ın devreye girmesiyle bu uygulamadan vazgeçildi ancak bir dizi kısıtlama nedeniyle kadınlar halen eskiye göre çok daha az oranda sağlık hizmeti alabiliyor.
* Zohra Rasekh, Heldi Bauer, Michele Manos, Vincent Iacopino. Women�s Health and Human Rights in Afghanistan. JAMA1998; 280:449-455.
*****
Avusturalya nükleer test denemeleri inceleniyor
İngiliz ve Avusturalya hükümetleri tarafından Avusturalya ve Noel Adaları�nda 1952-62 yılları arasında yapılan nükleer testler sırasında radyasyona maruz kalmış yaklaşık 22.000 İngiliz ve 15.000 Avusturalyalı görevli ile ilgili araştırmaların gözden geçirilmesi için ayrı ayrı incelemeler yapılıyor.
Güney Avusturalya�da Maralinga, Batı Avusturalya�da Monte Bello ve Hint Okyanusu�nda Noel Adaları�nda yürütülmüş olan denemeleri inceleyen İngiliz ve Avusturalya soruşturmaları, Pasifik denemelerinin Yeni Zelanda ve İngiliz görevlilerin sağlığına olan etkilerini konu alan �İngiliz Nükleer Deneme Gazileri Birliği�tarafından yaptırılan araştırmanın ayrıntılandırıldığı 1997 Roff raporunu temel alacak. Araştırma; patlamalara maruz kalmış görevlilerde normal popülasyona göre �multipl myelom� insidansının 10 kez daha fazla olduğunu gösteriyor.
İngiliz Savunma Bakanlığı, 46 atom bombası patlaması ile kemik kanseri arasındaki bağlantıyı inkar etmeyi sürdürmesine rağmen, geçen Aralık ayındaki karşı görüşte medya raporlarından sonra; �İnsanları hastalığın denemelerle ilişkisi olmadığı konusunda ikna�etmek için yeni incelemeler başlattı. Avusturalya hükümeti ise radyasyon ve kanser arasındaki ilişkinin kesin olarak kanıtlanamadığını söylemekle birlikte; üyelerine savaş gazileri ile aynı hakları vermesi konusunda 1000�den fazla deneme görevlisi ve 3000 kadar dul eşlerini temsil eden �Eski Nükleer Görevliler Birliği�nin baskısı altında.
Birlik, spinal ve dental problemleri ve düşükleri içeren yüksek oranlarda fiziksel anormallikleri olan görevlilere, çocukları ve torunlarını da etkileyecek bir �ölüm cümlesi�verildiğini söylüyor. Savunma Bakanının yardımcısı ve Avusturalya savaş gazileri ile ilgili federal bakan Mr. Bruce Scott�a göre; Roff raporunun, metodoloji, bilimsel standart ve Avusturalyalı görevlilere uygulanabilirlik açısından bir epidemiyolog tarafından değerlendirilmesinden sonra Avusturalya soruşturmasının Mayıs ayına dek bitmesi bekleniyor. İskoçya-Dundee Üniversitesi Tıp Fakültesi�nde geliştirilmekte olan radyasyona maruz kalmanın sağlık problemleri ile olan ilişkisini irdeleyen bir klinik değerlendirme programı da daha sonra ele alınacak.
Melbourne�daki Ryan Carlisle Thomas hukuk firması, Avusturalya hükümetine karşı; mağdurlara ücretsiz tıbbi bakımı da içeren tam gazilik olanakları verilmesi konusundaki ilgisizliği için 400 kişilik bir hareket başlattı. Avukatlardan birine göre; Roff raporu; gazilerin yalnızca bir kısmı tarafından yanıtlanıp gönderildiği soru formlarına dayandığı için çok güvenilir değil. Avusturalya muhalefet partisi, Güney Avustralyalı yerlilere yeni yerleşim alanları verilmesini öneriyor.
Çeviri: Dr. Lale SAY, BMJ 1999; 318:284 (20 Ocak)



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası