Hekim Forumu -/ Haziran- Temmuz 1997

Yönetim Kurulu�ndan
Hafıza-i beşer, nisyan ile malûl olmamalı!
Sıcak bir İstanbul yazında, bir yıl öncesinin, baharla başlayıp yaz ortasında 12 insanın ölümüne uzanan bir sürecin yoğunluğu, acıların keskinliği hâlâ belleklerde. Hükümet değişikliği ile düze çıkıldığı yanılgısından, ardı ardına atılan tokatlarla uyanılan bir yaz gecesi rüyasında mısınız, yoksa bu yaz sıcaklarında zaten gözünüze uyku girmiyor mu?
Bu sıcak günlerde sizi yormayacak, terletmeyecek, hatta soğuk duş etkisi yapacak bir etkinlik öneriyoruz. Hep birlikte bellek alıştırmaları yapalım mı, ne dersiniz?
İşte bellek alıştırmanız; açlık grevi ile başlamıştık, ilk soru da bu konuda:
1- Cezaevlerine gönderdiği talimatla siyasi tutuklulara 1 Ağustos genelgesi hükümlerinin uygulanmasını ve açık görüşün yasaklanmasını emreden, Eskişehir Cezaevi�ni lüks otel olarak kamuoyuna tanıtan ve idam cezalarına karşı olmayan eski Adalet Bakanı kimdi?
a- Oltan Sungurlu            
b- Şevket Kazan
c- Mehmet Moğultay      
d- Seyfi Oktay
e- Hepsi
2- Yeni Sağlık Yasa Tasarısı ile reform yaparak tüccar hekim-müşteri hasta formülünü geliştirmeye çalışan, hastane kapısı kırdıran ve sonraki balyoz harekatlarının neferi olan, sonra da Refahyol hükümetinden kurtulmamız için cansiperane çalışan Sağlık Bakanı kimdi?
a- Yıldırım Aktuna    
b- Halil Şıvgın
c- Necmi Ayanoğlu   d- Nihat Kitapçı
e- Hepsi
3- Gencecik insanların idam cezalarının kararı altında imzası bulunan, en fazla İmam Hatip Lisesi açıldığı dönemlerin Başbakanı kimdi?
a- Süleyman Demirel   
b- Turgut Özal
c- Necmettin Erbakan 
d- Bülent Ecevit
e- Hepsi
Yanıtlarınız AAA!mı? EEE, öyleyse...
Böylesi bir süreçte örgütümüzün Büyük Kongresi gerçekleşti. Haziran ayı sonunda, 28-29 Haziran�da, Ankara�da yapılan tartışmalarla 16 maddelik bir sonuç bildirgesi hazırlandı. �Sağlık, parası olanın hakkıdır!�söyleminde ifadesini bulan tutumun utancına ortak olmayacağını duyuran Türk Tabipleri Birliği, hükümetleri temel sağlık hizmetlerini öncelikli kılan, birinci basamak çalışanlarına değer veren politikalarla sevk zincirini derhal kurmaya, sağlığa kaynak aktarmaya ve çalışanların ücretlerinde ve yaşam koşullarında iyileştirme yapmaya çağırdı, bir kez daha. Keyfi biçimde yapılan, kişilerin yaşantısını altüst eden, hizmete bir katkısının olmadığı bilinen rotasyon uygulamalarının derhal durdurulmasını talep ettiğini bildirdi. Ülkemizde yaşanan sağlık sorunlarının çözümünün; kamu sağlık hizmetlerinin geliştirilerek savunulması olduğunu vurguladı. Hekimler dahil tüm sağlık çalışanlarının ve genel olarak çalışanların ekonomik kazanımlarının ancak sendikal mücadele ile olanaklı olduğunu ve bir sağlık çalışanı olarak bu duygu ve bilinçle süreçte yer almanın gerekliliğini dile getirdi.
Unutmamak gerektiğini de... Yaşadığımız şu günlerde önceki günlerden artakalanlarla geldiğimizi, artakalanlar yeterince değerlendirilmeden, anımsanmadan yaşamımızı sürdürmemizin güçlüğünü... Bellek alıştırmaları ile süren bir iki gün yaşandı Ankara�da. Belleklerin zayıf olduğu bir kentte, ülkede, hekimler belleklerini diri tutmaya çalıştı.
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu olarak biz de; Sivas�ta yakılanları, açlık grevlerinde ölenleri, �ölü�ele geçirilenleri, prehistorik çağın bitmediğinin kanıtı olan cezaevlerindeki yazarları, işkencenin var olup da devlet politikası (!)olmayışını, devlet için çalıştığı söylenenleri sıcak bir yaz gününde, bir kez daha anımsayalım istedik.
�Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür�* deyişi yerine �Hafıza-i beşer hatır ile techiz ve mes�ul eylenmiştir�** deyişi ile sesleneceğimiz güzel günler dileği ile.
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Genel Sekreter
* İnsan belleği unutma illetlidir (Eski bir özdeyiş).
** İnsan belleği anımsamaktan sorumlu ve donanımlıdır (Eski özdeyişi dönüştüren bir benzetme).
*
*
55. Hükümet�in programında SOSYAL GÜVENLİK VE SAĞLIK
Sosyal güvenlik sistemimiz ile sosyal güvenlik kuruluşlarının içinde bulunduğu durum, ülkemizin ivedilikle çözüm gerektiren en önemli sorunudur.
Açıkları katrilyon seviyesine ulaşarak iflas düzeyine sürüklenmiş ve hizmet veremez hale gelmiş bulunan sosyal güvenlik kuruluşları sağlıklı bir yapıya kavuşturulacak, bu kurumların kamu kesimi borçlanma gereği içerisindeki payları tedricen azaltılacaktır.
Sosyal güvenlik sisteminde norm ve standart birliği sağlamak için gerekli çalışmalar yapılacaktır.
Sağlık sigortası ile emeklilik sigortasının birbirinden ayrılması ile tüm yurttaşlarımızın sağlık sigortasına kavuşturulması ile işsizlik sigortasının bir program dahilinde gerçekleştirilmesine bu bağlamda çaba gösterilecektir.
Sağlık sistemi; finansman, yönetim ve organizasyon, insan gücü, hizmet arzı ve mevzuat boyutlarıyla yeniden düzenlenecek, özel sektör ve yerel yönetimlerin sağlık sektörüne yatırımları teşvik edilecektir.
Devlet bütün vatandaşlar için sağlık evi, sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı merkezleri ve verem savaş dispanserlerinin vermekte olduğu temel sağlık hizmetlerini daha geniş vatandaş kitlesine ulaştırılarak bedelsiz olarak sunulmasını yaygınlaştıracaktır.
*
*
Haberler
TTB�den üç yeni yayın
Türk Tabipleri Birliği, Büyük Kongresi�nin hemen öncesinde yeni yayınlar çıkardı. �Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitimi Raporu� geniş bir hekim grubunun katkısıyla TTB Tıp Eğiticileri Kolu tarafından hazırlandı. Editörlüğünü İskender Sayek ve Bülent Kılıç�ın yaptığı broşürde ülkemizdeki tıp fakültelerinin durumu ele alınırken yurtdışındaki bazı ülke deneyimlerine de yer verildi.
�TTB Kredilendirme Çalışmaları�sürekli tıp eğitimi etkinliklerini 1994 yılından bu yana kredilendiren TTB�nin çalışmalarının bir dökümü. Kredilendirmede kullanılan yöntemler, ilkeler ve sonuçların yer aldığı broşür, İskender Sayek, Cem Terzi ve Emin Zümrütdal tarafından hazırlanmış. Üç yılda kredilendirilen etkinlik sayısı 650�yi bulmuş. Sadece 1997 yılında kredilendirilen etkinlik sayısı 267.
�Sağlık Hizmetleri Sunumunda Hastaneler�, Sağlık Bakanlığı verilerine dayanarak 1991-1995 yılları arasında yataklı tedavi kurumlarının altyapıları, gelir giderleri ve etkinlikleri ile ilgili bir dökümü içeriyor. Dr. Ata Soyer tarafından hazırlanan broşürde, Sağlık Bakanlığı, SSK, üniversite, vakıf ve özel hastanelerin hizmetleri karşılaştırılıyor. Her üç yayın TTB veya İstanbul Tabip Odası�ndan istenebilir.
*
TTB Kongresi yapıldı
Türk Tabipleri Birliği 45. Büyük Kongresi, 28-29 Haziran günlerinde yapıldı. TTBBaşkanı Dr. Füsun Sayek�in açış konuşmasıyla başlayan Kongre�ye Türk-İş Başkanı Bayram Meral, Türk Eczacılar Birliği Başkanı Mehmet Domaç, ÖDP Başkanı Ufuk Uras, EMEP Başkanı Levent Tüzel, İP Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın, hekim millevekilleri Dr. Bekir Kumbul, Dr. Salih Yıldırım, Dr. Sema Pişkinsüt ve çeşitli kuruluş temsilcileri katıldı.
Seçimsiz Kongre�ye delegelerin büyük kısmının gelmediği görüldü. Niğde Tabip Odası�nın kurulmasının onaylandığı Kongre�nin ikinci gününde ise �TTB�nin geleceği�başlıklı bir tartışma yapıldı. Son bir yıllık TTB bütçesi 109 milyar TL olarak onaylandı.
*
TTBYasası�nda değişiklik
Daha önce Anayasa�da yapılan değişiklikler nedeniyle çeşitli kuruluşların yanısıra TTBYasası�nda da değişiklik yapıldı. Buna göre TTB�nin siyaset yapma, sendikalar, dernekler ve siyasi partilerle işbirliği yapması, ortak etkinlikler düzenlemesi önündeki engeller kaldırıldı. Yine TTByöneticilerinin seçimlerde siyasi partilerden aday olmaları, seçimlerde aday veya grupları desteklemeleri yasağı kaldırıldı. Böylece TTB�ye yöneltilen �Siyaset yapmayın�eleştirisinin hukuki dayanağı kaldırılmış oldu.
*
Asgari ücret katsayısı belirlendi
Özel hekimlikte uygulanan asgari ücrete ilişkin katsayı TTB tarafından belirleniyor. İstanbul�da 1 Temmuz-30 Eylül arasında uygulanacak katsayı 130.000 oldu. Bu rakam 1 Ekim-31 Aralık tarihleri arasında 150.000 olarak uygulanacak. Asgari ücretler, söz konusu işlem ve tetkik için daha önce belirlenmiş birim rakamlarla katsayının çarpımı ile elde ediliyor. Çıkan rakama KDV ekleniyor. Halen İstanbul için katsayı 100.000 olarak uygulanıyordu.
*
Kadıköy Lokali �Reçete� yaz sezonunu açtı
Odamızın Kadıköy Lokali �Reçete�, bahçesindeki yeni düzenleme ile yaz sezonunu açtı. Fiyatların da yeniden belirlendiği Reçete�de, hafta sonları restoranda fasıl, barda canlı müzik var. Çeşitli sosyal toplantılar için yararlanabileceğiniz Reçete�nin arka bahçesi kullanıma girdi.
Reçete�nin telefonu 345 47 45. Önümüzdeki günlerde sürekli bir görevli ile aidat toplama, üyelik belgesi çıkarma vb. konularda bir temsilcilik haline getirilmesi düşünülen bu lokal ile ilgili öneri ve düşüncelerinizi Oda�ya iletiniz.
*
Aidat borçları için uyarı
1996 yılına kadar olan aidat borçlarına 1 Nisan�dan bu yana %10 gecikme faizi uygulanıyor. Zamanında aidat ödeyen üyeleri korumak amacıyla başlatılan bu uygulama nedeniyle zor durumda kalınmaması için üyelerimizi aidat borçlarını ödemeye çağırıyoruz.
Bildiğiniz gibi bu yıl aidatlar sadece kamuda çalışanlar için 2 milyon TL, diğer üyeler için 4.800.000 TL. Yapı Kredi Bankası�ndan maaş alan üyelerimiz talimat vererek aylık taksitler halinde aidatlarını ödeyebiliyor.
Ayrıca kredi kartı numarasını telefonla bildirerek de aidat ödenmesi mümkün.
Bu konudaki diğer bir uyarımız, daha önce tahsildarlık yapan Hüseyin Topaç�ın Oda ile ilişkisinin kalmadığı. Herhangi bir şekilde Oda adına aidat toplayan tahsildarımız olmadığını lütfen üyelere hatırlatınız.
*
Adres değişikliklerini bildiriniz
Hekim Forumu dağıtımı sırasında üyelerimizin büyük kısmının adres değişikliklerini zamanında bildirmemesi nedeniyle büyük sayıda iade ile karşılaşıyoruz. Bu durum, üyelerimize ulaşmamızı zorlaştırdığı gibi, Oda için mali kayba yol açmaktadır. Lütfen adres değişikliklerini Oda�ya bildirmeleri konusunda meslektaşlarımızı uyaralım.
Aynı evde birden çok üyenin bulunması nedeniyle fazla gelen dergilerin iptalini isteyen üyelerimizin de Üyelik İşleri Bürosu�na başvurmalarını bekliyoruz.
*
Hemşirelik Bülteni
Marmara Üniversitesi Hastanesi Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü yoğun bir sosyal ve bilimsel tempo yakalamış durumda. Hastane içerisinde iletişimi arttırmak amacıyla �Hemşirelik Bülteni� çıkarılıyor.
Ayrıca hastane hemşirelerinin bilimsel çalışmaları ve mesleki eğitim kitapçıkları yayımlanmakta. Bu çalışmalar, sağlık hizmetinin düzeyini yükseltmesi açısından olumlu karşılanıyor.
Yayınlardan edinmek için M.Ü. Hastanesi Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Öğr. Gör. Gülfer Baktaş�a başvurulabilir (Tel:0 216 - 327 10 10).
*
AMERİKA�DAN İNSAN HAKLARI ZOKASI
Dr. Rıfat Yücel
10 Temmuz günü İstanbul Tabip Odası�nın, alışık olmadığı bir konuğu vardı: Amerikan Hükümeti Dışişleri Bakanlığı adına Türkiye�de bulunan Guss Recinos. Toplantıya Yönetim Kurulu ve İnsan Hakları Komisyonu üyeleri ile İnsan Hakları Vakfı temsilcileri katıldılar.
Ziyarette Amerikalı diplomat, Türkiye�de insan hakları, din özgürlüğü ve basın özgürlüğü ihlalleri ile ilgili raporlar hazırladığını, bunları Bakanlığının Amerikan Kongresi�ne ileteceğini belirterek özel olarak işkence ve adli tıp ile ilgili hekimlerin karşılaştığı sorunları merak ettiklerini, çözümler konusunda yardımcı olmak istediklerini belirtti.
Oda adına yapılan konuşmalarda ABD�nin geçmişte özellikle Güney Amerika ülkelerinde insan hakları ihlalleri ile birlikte anıldığı hatırlatıldı. Sağlıklı yaşam ve sağlık hakkının da önemli bir insan hakkı olduğu, ülkemizde IMF ve Dünya Bankası gibi dış kuruluşların raporları doğrultusunda hekimlere de işsizlikten başka bir şey getirmeyecek olan sağlıkta özelleştirme politikalarının uygulanmaya çalışıldığı belirtildi.
Amerikalı konuk; konusunun işkence, din ve basın özgürlüğü olduğunu vurguladı, insan hakları ihlallerinin çözümü konusunda öneriler olup olmadığını, bu alanlarla ilgili olarak ne gibi yardımları olabileceğini sordu. Yardımların içeriği sorulduğunda, konuk diplomat, eğer olursa taleplerimizi ABD�deki NGO�lara aktarabileceğini, onlarla temas sağlayabileceğini, hükümetten olamasa da bu NGO�lardan projelerimize mali katkı sağlayabileceklerini belirtti. Amerika�da insan hakları ihlalı olup olmadığı sorusuna karşılık, Amerika�da da cezaevlerinde şiddet, polisin davranışı gibi konularda sorunlar olduğunu vurguladı.
Toplantının sonunda, Türkiye�de binlerce hekimin imzaladığı �97 Bildirgesi�ndeki ilk maddeye atıf yaparak, hekimlerin insan haklarına ve hukuka saygılı, bağımsız-demokratik-laik bir ülkede, barış içinde hekimlik yapmak istedikleri vurgulandı.
Yorum ve sonuç:Cumhuriyet�in ilk yıllarında tüm alanlar gibi sağlık alanında da büyük sorunları özgüven ve bağımsızlıkçı politikalarla çözmüş bir birikimimiz var. Çözümü Amerika/Avrupa�dan beklemeyen, inançlı, azimli ve mücadeleci bir tarihi miras bu.
Ulusal Kurtuluş Savaşı�nda bir sınıfını Çanakkale�de bağımsızlık mücadelesinde kaybeden bir mesleğin temsilcileri olarak, bu zokayı yutmayacağız..
Amerikalı/Avrupalı yetkililere insan hakları konusunda, çözümü batıdan bekleyen mandacılara, karşılıklı bağımlılık teorisyenlerine, ikinci cumhuriyetçilere, NGO�culara, yeni dünya düzeninin neoliberal insan hakları mücadelesi şampiyonlarına ve yeni tanzimatçılara önemle duyurulur.
Sorunlar, Türkiye�nin sorunudur. Çözüm de Türkiye�den gelecektir. Gölge etmeyin, başka ihsan istemiyoruz...
*
İşyeri Hekimliği C Tipi Kursundan İZLENİMLER
Dr. Selma Okkaoğlu*
Tekstil endüstrisinde işçi sağlığı ve iş güvenliği C tipi sertifika kursu 6-7-8 Haziran�da İstanbul Eresin Otel�de gerçekleştirildi.
52 işyeri hekiminin katıldığı kurs 3 gün sürdü. İşçi sağlığını etkileyen fiziksel ve kimyasal faktörleri anlatan iş hijyenisti Muteber Güvendi işyerlerindeki risklerden korunmanın en önemli yönteminin kaynakta yalıtım sağlanması olduğu, kişisel koruyucuların son çare olarak düşünülmesi gerektiğine değindi.
Tekstil iş kolundaki meslek hastalıkları Turan Akbulut tarafından sunuldu. Toz, gürültü, boya gibi risklere bağlı gelişen hastalıkların yanında çalışma koşullarının ağırlığı dolayısıyla kalp ve dolaşım bozukluğu vb. hastalıkların arttığı hatta maruz kalınan gürültü dolayısıyla ruhsal bozukluklar ve iş kazalarının da sık görüldüğü üzerinde durdu. Vardiyalı çalışmanın insan psikolojisi üzerindeki olumsuz etkilerine değindi.
İş güvenliği dersinde �iş kazalarının yönetsel bir hata olduğunu� söyleyen Yüksek Mühendis Mustafa Taşyürek kaza riskleri ve buna yönelik önlemlerin alınması gerektiğini örnekleriyle anlattı. Taşyürek tekstil iş kazalarında 1. sırada %30-40 ile el yaralanmalarının yer aldığını belirtti.
Kursun 2. günü Altınyıldız, Uniteks ve Akkanat konfeksiyon işyerleri gezilerek (Dr. Haldun Sirer eşliğinde)iş akım şeması oluşturularak anlatıldı.
Tıbbi-teknik koruma dersinde Dr. Özcan Baripoğlu işyerinde durum saptaması yapıldıktan sonra bu plan çıkartılarak uygulanması ve period kontrollerin yapılması, gerekli önlemlerin alınması gerekliliği üzerinde durdu.
* Tekstil işkolunda işçi değişiminin çok sık olduğu bunun meslek hastalıklarının takip ve kontrolünde sorunlar yarattığı,
* Solunum fonksiyon testleri vb. periodik kontrollerin ve işyerindeki gürültü, toz ölçümlerinin gerekliliğinin işverene kabul ettirmede zorluk çektikleri,
* İşçi sağlığı ve iş güvenliği kurulları işlemediği için yukardaki talepleri işverene karşı savunmada tek başına kaldıkları,
* İş kolundaki meslek hastalıklarının kapsamının genişletilmesi gerektiği dile getirildi.
3 günlük kurs sonucunda benim gördüklerimden çıkardığım sonuç, işyeri hekimliğinin maddi anlamda ek bir kazanç olarak görülmesi, part-time çalışmadan dolayı işyerlerinde yeterli gözlem eğitim ve araştırmanın yapılmaması, işyerindeki işçi sağlığı ve iş güvenliği kurullarının işlememesi, işyerinden SSKmeslek hastalıkları hastanesine kadar uzanan sevk zincirinin her kademesinde yaşanan sorunların olması bütün bunların karşısında hekimin kendini yalnız hissetmesi ve işini kaybetme korkusuyla susar hale gelmesi.
En kısa sürede yapılması gereken Türk Tabipleri Birliği çatısı altında işyerleri hekimlerinin profilini çizerek daha organize planlı ve programlı çalışmayı saptayacak örgütleşme modelinin oluşturulmasıdır.
* İstanbul Tabip Odası / İşyeri Hekimliği Komisyonu
*
DOSYA
Tatilde nereye gidiyorsunuz?
HAYDİ AKKUYU�YA, BERGAMA�YA, SİNOP�A...
Dr. Ali Serdar Fak
Belki tatilden yeni döndünüz, ya da henüz çıkmak üzeresiniz. Elinize tatil haritanızı alıp baktınız. Kıyılar, koylar, tarihi yapıtlar... Masmavi Akdeniz...
İyi bakın. Bu haritaları iyi saklayın. İleride gerekebilir.
Şimdi denize girdiğiniz, tatil yaptığınız koyların bazılarında bacalar tütüyor, yakında yeni bacalar da yükselecek!
Bazı kıyılarda nükleer santrallerin projeleri onaylanıyor.
Bergama�da siyanürlü altın işletmeciliği yapılacak.
Bu konuların uzmanı değiliz elbette, ancak korkumuz şimdi turizm haritalarında yer alan kıyılarımızın, topraklarımızın ileride insan ve çevre sağlığı için uyarı haritalarında, bültenlerinde yer alması.
Aklımıza takılan bazı soruları birlikte düşünelim mi?
Neden nükleer teknolojiyi üreten ülkeler bu enerjiyi kendileri kullanmaktan vazgeçip, Türkiye ve diğer üçüncü dünya ülkelerine ihraç ediyorlar?
Neden İskandinav ülkeleri 2010 yılına dek tüm nükleer santralleri kapatma kararı alıyor da, biz yaklaşık 22 yeni nükleer santral için davetiye çıkarıyoruz?
Neden ülkemizin alternatif enerji kaynaklarını etüd etmiyoruz, örneğin hidroelektrik potansiyel açısından Avrupa�nın üçüncü ülkesi olduğumuz söylenmesine karşın?
Neden çevre sağlığı, nükleer kirlilik gibi tartışmalar başladığında elektrik kesintileri başlıyor?
Nükleer santrallerde birilerine komisyon veriliyor mu, söylendiği gibi gerçekten %10�luk bir pay var mı?
Neden Bergama�da yöre haknının �...istemiyoruz kardeşim�demesine karşın siyanürlü altında ısrar ediliyor?
Altını neden çıkarıp satacağız da, işleyip satmayacağız?Sonra işlenmiş altını neden daha fazla para vererek geri alacağız?Yabancılar kaç para kazanacak, biz ne kazanacağız?
Siyanürlü altını kullanan işletmeyi nasıl, hangi mevzuatla denetleyeceğiz?
Biz ülkemizi seviyor muyuz?
Haydi Sinop�a, Bergama�ya, Akkuyu�ya gidin. Gene gidin.
Gidin ve �...buraları bizim!�deyin.
*
YOLUNUZ BERGAMA�YA DÜŞERSE...
Altından sözetmeyin!
Derleyen:Dr. Ali Serdar Fak
Hani çocukluğumuzda bir masal vardı:Altını çok seven bir kral tanrıya yalvarmış, yakarmış; her tuttuğunun altınolmasını istemiş. Sonunda tanrı da kabul etmiş isteğini. Kral çok mutlu olmuş önce, ama içmek için tuttuğu su, yemek için tuttuğu ekmek hep altın oluvermiş. Ve kral açlıktan susuzluktan ölmüş altın dolu sarayında.
Son aylarda Bergama ve civarı yörelerde yaşananlar bize bu masalı anımsattı.
Baştan başlayalım. Nedir bu siyanürlü altın?
Bergama neden ayakta?
Hadi diyelim ki (değil ama), siyanür bizden uzakta, çevreye zararı da biraz abartılıyor, konunun başka yönleri de var mı acaba hepimizi içine alan?
Şu siyanürlü altın meselesi:
Siyanür, altının arıtılması için kullanılmakta. Bugün altın 3 şekilde çıkarılıyor. Birinci şekilde iri tanecikli altın dere ve su yataklarında bulunup, fizikselyöntemlerle ayrıştırılabiliyor. Daha çok uzak batı filmlerinden tanık olduğumuz bu yöntem iri tanecikli yüzeyel cevher yataklarının artık neredeyse yok olmasından dolayı pek kullanılmıyor. İkinci yol, silisli kayalarda veya diğer metallerle kompleks halinde olan altının kimyasal yöntemlerle ayrıştırılması. Ülkemizdeki altın rezervlerinin hemen tamamının bu gruba girdiği biliniyor. Bunun için önceleri civayla amalgamasyon uygulanmış, ancak civanın doğada kalıcı tahribata neden olması yüzünden bu yöntemden vazgeçilmiş. Şimdilerde siyanür kullanılıyor. Üçüncü yolda yine siyanür var, ancak siyanür öncesinde altın madeni biyo-oksidatif işlemden geçiriliyor. Siyanür geçen yüzyılın sonlarında madencilikte kullanılmaya başlanmış, altın kazanımı yöntemi ilk kez yine aynı dönemde Güney Afrika�da Alfred James tarafından uygulanmış. Yılda 2000 tonu geçen dünya üretiminin %80�inin siyanürle özütleme yöntemiyle elde edildiği belirtiliyor. Ülkemizde ise siyanür uzun süredir madencilikte kullanılmakta. Yılda ithal edilen 1400 ton siyanürün yaklaşık %40�ının Etibank tarafından gümüş işletmelerinde kullanıldığı belirtiliyor. Siyanür, bilindiği gibi son derece toksik bir madde. Altın madenciliğinde siyanürün altın arıtıldıktan sonra depolanması ve etkisiz hale getirilmesi esas sorun. Siyanür, havuzlarda biriktirilmekte ve detoksifikasyonu için ya kimyasal katkı maddeleri kullanılmakta ya da doğal bozundurma yöntemleri uygulanmakta. Bu iki yöntemden birinin seçimi bölgenin coğrafyasına ve özellikle iklim koşullarına göre değişiyor. Doğal arıtma, kimyasal arıtmadan daha uygun ancak daha pahalı bir yöntem. Altın madenlerinde olası felaket senaryoları ise 3 grupta ele alınıyor:1- Sel ve aşırı yağış nedeniyle atık barajlarının taşması, 2- Kaplamada bir sızıntı olması, 3- Sismik olaylar (depremler)nedeniyle havuzun kaplama sisteminin tahrip olması.
Siyanür güvenle kullanılabilir mi?
Altın işletmeciliğine talip olan şirket gereken önlemlerin alındığı, bölgenin coğrafik yapısına ve iklim koşullarına dikkat edildiği takdirde siyanürün çevre sağlığı için bir tehdit olmayacağını savunuyor. Şirket, dünyada şimdiye kadar madencilikte kullanılan siyanüre doğrudan bağlı olarak ölüm görülmediği ve uzun etkili çevre sorunu yaşanmadığını söylüyor. Ülkemizde siyanürün zaten kullanılmakta olduğu, üstelik önemli miktarda siyanürün çok sayıda küçük işletmede tüketildiğinin gözardı edildiğine ve bunun kontrol edilemediğine dikkat çekiliyor. Diğer yandan altın madenciliğinin ülke ekonosine katkı getireceği, yeni istihdamalanları yaratacağı, yeni teknoloji ve yabancı sermaye akışı sağlayacağı belirtiliyor.
Ancak konuya başka türlü yaklaşanlar da var.
Türkiye, altın işletmeciliğinde dünya beşincisi
Öncelikle ülkeye yeni bir teknolojinin gelmesinin söz konusu olmadığı, aynı yöntemin yılardır Etibank tarafından Kütahya Gümüşköy tesislerinde kullanılmakta olduğu belirtiliyor. İstihdamın ise altın madenciliğinde bir madende yaklaşık 200 kişi gibi çok az miktarda ve üstelik geçici olduğuna dikkat çekiliyor. Konuyla ilgili kişiler asıl olarak kaynaklarımızı işletmeye talip olan şirketlerin ülkemize ne kazandırıp ülkemizden ne götüreceğinin tartışılmasını istiyor. Rakamlar konuyu belki biraz daha aydınlatabilir.
Dünyada 2000 ton yıllık altın üretiminin %8�ini Türkiyetek başına işliyor. Yılda 150-160 ton altını işleyen ülkemiz Ortadoğu�da birinci, Avrupa�da ikinci, dünyada ise beşinci durumda. Dünyanın en büyük altın üreticisi olan Güney Afrika, dünya altın üretiminin %30�unu tek başına gerçekleştirmesine karşın, sadece hammadde üreticisi durumunda olduğundan ciddi bir kazanç sağlayamıyor. Yani ülkemizde daha fazla altın üretilmesi, bundan büyük gelirler sağlayacağımız anlamına gelmiyor. Güney Afrika, bu durumun en iyi örneği. Çünkü altın fiyatlarını altını üretenler değil Londra ve New York borsaları belirlemekte. Bu nedenlerle altın üretmekten çok altını işlemenin daha kazançlı olacağı; daha idealinin ise üretip, işleyip, satmak olduğu belirtiliyor. Bu nedenle hükümetin, altının ülkemizde işlenmesi ve işlenen altının yurtiçinde piyasaya sunulması yönünde tutum alması öneriliyor. Çünkü ülkemiz yılda 163 ton altın ithal ediyor!
Yabancı sermayenin işleteceği altın madeni:Kime kaz, kime tavuk?
Ülkemizde ciddi altın rezervlerinin bulunmasına karşın henüz altın rafinerisi olmadığından madenler işletildiğinde çıkarılacak altın ve gümüş külçelerinin %2 gibi küçük bir oranda başka madenleri de içerir şekilde yurtdışına götürüleceğine ve uluslararası piyasada satılacağına dikkat çekiliyor. Cevher ihracınınsa ülkeye önemli fayda getirmeyeceği biliniyor. Üstelik yurtdışına giden cevherden ne kadar altın ve gümüş çıkacağı şirketin beyanına göre belirlenecek. Uzmanlar, şirketin beyanlarından yola çıkarak bir kereye mahsus 478 milyar TL(4.6 milyon dolar)öz sermaye koyan şirketin yılda en az 758 milyar TL, 8 yıllı üretim süresinceyse yaklaşık 6 trilyon TLnet kar edeceğini hesaplıyorlar. Ülkemizin elde edeceği gelir vergisi, devlet hakkı, maden fonu vb. fonlar da dahil edildiğinde şirketin elde edeceği gelirin çok altında kalmakta. Yine uzmanlar, bu paylaşmaya karşılık devletin ortaya altın madenlerini ve diğer imkanlarını koyduğuna ve tüm çevre riskini göze aldığına dikkat çekiyorlar. Üstelik şirket, doğru düzgün mevzuatı olmayan bir ülkede çalışmanın avantajına sahip olacak. Tam bu noktada esas sorun belki de yasal düzenlemelerin bulunmayışı.
Yasa çıkararak uluslararası sermayeyi ülkemize davet eden devlet, acaba bununla ilgili çevresel altyapıyı oluşturmuş mudur?
Uzmanlar, ülkemizde yerüstü ve yeraltı zenginliklerin kullanımı ve korunmasıyla ilgili mevzuatın çok yetersiz olduğuna dikkat çekiyorlar. Örneğin 1988 tarihli Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği�nde siyanürlü atıkların depolanması ile ilgili hiç bir standart bulunmuyor. Yeraltı Suları Kanunu ise, 1960 tarihli ve yine siyanürle ilgili tanımlar yok. Dahası, arazi kullanım esaslarını düzenleyen hiç bir ciddi yasa bulunmamakta ve otlaklar hala 1858 tarihli Osmanlı Nizamnamesi ile yönetilmekte. Bu zihniyet sonucunda çok değil birkaç yıl önce ülkemizin en verimli tarım arazisi üzerinde otomobil fabrikası kurulabiliyor!
�...ben istemiyorum� diyebilmek!
Bütün bunlardan öte bir şey daha var ki, bunu paraya, ekonomik faydayla tartmak olanaksız. Altın madenciliğinin yapılacağı yerde yaşayan halkın isteği ve kararı. Türkiye, 1990 yılında imzaladığı �Sanayi tesislerinin kuruluşunda yöre halkının onayını öngören�Bergen Anlaşması�na uymak durumunda. Kar, fayda bir yana, şimdi ne olacak?
Herhalde, bu topraklarda yaşayan insanların mutluluğunu biricik hedef gözeterek tüm ulusal zenginliklerimize sahip çıkmamız, ulusal çıkarlarımızı gözetmemiz gerekiyor.
Hükümetlerin ve özellikle ilgili bakanlıkların konuya bilimsel, bağımsız ve tarafsız zeminlerde yaklaşmaları ve gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce yapmaları gerekli görünüyor. Böyle bir anlayış henüz yakın gelecekte görünmüyor. Çernobil nükleer felaketi sırasında devletin radyasyonlu çay hakkındaki tutumu anılarımızda oldukça taze!Dolayısıyla ülkemizin tüm zenginliklerine, doğasına ve kendi geleceğimize daha faza sahip çıkmamız, herşeyi akılcı bir şüpheyle sorgulamamız ve en önemlisi gerektiğinde �hayır�diyebilmeyi ve diretebilmeyi bilmemiz çok önemli, belki de yaşamsal.
Kaynakça
Çevre ve Mühendis�teki yazılardan yararlanılmıştır:
Tayfun Görgün. Altın Madenciliği ve Çevre /Nejat Utkuncu. Altın Madenciliği Tasarımında Çevresel Etkenler /TMMOBMaden Mühendisleri Odası. Altın Madenciliği ve Çevre /Nizamettin Sırrı Kazancı. Tartışılmayan Altın Madenciliği /Doç. Dr. Erdal İnal. Madencilik ve Çevre Dengesinin Kurulmasına Yönelik Değerlendirmeler /TMMOBÇevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu. Bergama /Ovacık Altın Madeni Projesi Üzerine Değerlendirme Raporu.
*
DANIŞTAY DA EUROGOLD�A GİT DİYOR!
Bilindiği gibi Eurogold firması gerekli izinlerin alındığı ve Çevresel Etki Değerlendirme raporunun çevreye zararsız yani olumlu olduğunu bildirmesine karşılık, yöre halkı Çevre Bakanlığı�nın Eurogold şirketine verdiği iznin iptali için dava açtı. Dava sürecinde özetle şu noktalar dile getirilmekteydi:
* İşletmenin insan ve çevre sağlığını bozacağı,
* Bitki örtüsünü yok edeceği, ürün kayıplarına yol açacağı,
* Yer seçiminin yanlış olduğu ve yöre halkının izninin alınmadığı,
* Uluslararası sözleşmelere uyulmadığı ve
* Bölgenin deprem kuşağında olduğu.
Bergama / Ovacık köylüleri, yerel yönetimler, demokratik kitle örgütleri ve bazı meslek odaları siyanürlü altın işletmesine karşı toplumsal mücadele başlattılar. Protestolar gerçekleşti. Köylüler kadın erkek, çoluk çocuk maden alanlarında toplantılar yaparak, sabahlayarak tepkilerini dile getirdiler.
İzmir 1. İdare Mahkemesi, hakim üye Esin Tanrı�nın muhalefet şerhine karşın Çevre Bakanlığı aleyhine açılan davayı reddetti. Bunun üzerine yöre halkı Danıştay�a başvurdu. Ve Danıştay 6. Dairesi �Siyanürün çevreye ve insan sağlığına zarar vereceği� gerekçesi ile, işletme iznini iptaletti. Ancak şirketin faaliyetleri devam ediyor.
*
MUĞLA�DA TERMİK, BANDIRMA�DA ARSENİK!
Muğla�da bulunan Yatağan, Yeniköy ve Gökova (Kemerköy)termik santrallaarını Marmaris-Fethiye tarafına gidenler bilirler. Özellikle de Gökova körfezinde, Ören�de denize sıfır mesafede kurulan Gökova termik santralını bilmeyenimiz yoktur. Bu üç santral bölge idare mahkemesi tarafından defalarca kapatıldığı halde, hükümet, yargı kararını uygulamamakta direniyor ve arasıra göstermelik olarak kapatılan santrallar İzmir çevresinde yapılan bir günlük elektrik kesintilerinin ardından �ülke yararı�gerekçesiyle yeniden açılıyor ve çevrecilerle halka gözdağı veriliyor. Bu santrallar özellikle Yatağan�da doğayı bitme noktasına getirmiş durumda.
Bandırma-Edincik yakınında bulunan gübre fabrikası (BAGFAŞ)ise çevreyi SO2, nitrat ve arsenik, flor ve fosfat atıklarıyla kirleterek İstanbul�un en yakın doğal güzelliklerinden ve tatil yerlerinden birini yaşanmaz hale getirmeye devam ediyor. Yöre halkı ve SOSİstanbul gibi çevreci kuruluşların fabrikanın kapatılması için verdikleri mücadele sürüyor.
*
NÜKLEER ENERJİNİN MALİYETLERİ
1- İnşaat,
2- Araştırma,
3- Uranyum satın alımı,
4- Medyalarda beyin yıkama ve şartlandırma (televizyon, okul),
5- Nakliye (Yeniden işleme ve son depolama için nakliye dahil),
6- Radyasyona karşı özel koruma önlemleri,
7- Son depolama,
8- İşçilerin ve halkın tıbbi denetimi (radyasyon),
9- Daha büyük polis teşkilatı. Kuşaklar boyunca ülke içinde sabotaja ve terörizme karşı koruma,
10- Dışarıya karşı koruma. Ülke savunmasının güçlendirilmesi. Nükleer enerjinin barışçıl kullanımı atom silahlarından ayrılamaz. Bunlar aynı madalyonun iki yüzüdür,
11- Deprem gözlemi (denetim, bakım, onarım),
12- Büyük kazalar için tatbikatlar (boşaltma tatbikatı),
13- Radyoaktif tesislerin 30 yıl sonra sökülmesi ve bertaraf edilmesi,
14- Büyük kazalardaki mesuliyet,
15- Zarar maliyetlerini devlet üstlenmek zorunda (şimdiye dek, hiçbir sigorta şirketi, dev zararları üstlenmeyi kabul etmedi).
Eğer nükleer enerji bu denli güvenliyse, neden zararlarına karşı sigorta yaptırılamıyor?
16- Şu anki hastalıklar (kazalar, kanser),
17- Sonraki kuşaklarda ortaya çıkan hastalıklar (genetik bozukluklar, kanser),
18- Hayvanlar ve bitkilerdeki hastalıklar (mutasyonlar, zehirler),
19- Komşu devletlere tazminat, yardım ve rüşvet ödenmesi,
20- Otomasyon yüzünden işyeri kaybı,
21- Aşılmış bir sistemde üretilmesi. Başka türlü düşünmenin dışlanması.
Tüketim toplumu, her ne pahasına olursa olsun büyüme, enerji israfı, kullan ve at toplumunun ölümsüzleştirilmesi,
22- Yeni tür kölelik sayesinde, insan onurunun yitirilmesi, teknokrasi ve bağımlılık,
23- Elektrik şebekesine elektrik aktarımında ortaya çıkan enerji kaybının maliyetleri,
24- Dev boyutlarda enerji kaybı; enerjinin üçte ikisi soğutma esnasında kayboluyor,
25- Arızalarda, işin durması ve onarım yüzünden çifte maliyet,
26- Özel izinler için daha büyük bir yönetim aygıtı (örneğin nükleer atıkların taşınmasında),
27- Nehirlerin termik (ısıl)yüklenmesi ve bunun hayvanlar ve insanlar için maliyetleri,
28- Herşeye kadir canavar karşısındaki acizlik yüzünden, kalıcı ruhsal zarar,
29- Gelecek ufkunun karartılması. Gençlik, süper teknolojik bir gelecekte bir anlam ve amaç görmüyor. Bu bir umut hırsızlığıdır.
Kuşaklar boyunca herşey zehirlenmiş olduğu için insan artık yaşama sevinci duymuyor,
30- Güvensizlik. Vatandaşların korkularına kulak verilmezse, aileler içinde de parçalanmalar ortaya çıkar. Bu, iç savaşın yolunu açmaktadır,
31- Yeniden işleme maliyetleri.
Friedensreich Hundertwasser
Çeviren:Mustafa Tüzel
*
YOLUNUZ AKKUYU�YA DÜŞERSE...
Dr. Ümit Şahin
Silifke�den gelirken yolun üzerindeki ilk kahveye girin. Tam karşınızda deniz tarafına ayrılan dar bir asfalt ve bu yolun bir nükleer santral inşaat alanına gitmekte olduğunu farketmenizi sağlayacak bir tabela göreceksiniz.
Burası Büyükeceli köyü. Mersin-Silifke�den Anamur-Antalya yönüne doğru deniz kenarından, geniş tarım alanlarının ve tatil sitelerinin arasından ilerlerken; Taşucu�nu ve Yeşilovacık köyünü geçince ilk köy. Köy çevresi kilometreler boyunca seralarla dolu. Halkı tarım sayesinde kendine yeten bildik Akdeniz halklarından, ama bir farkla; başlangıcı bundan 20-30 yıl öncesine dayanan, kronikleşmiş ama giderek daha korkutucu bir hal alan bir tehditle, nükleer santral tehdidiyle birlikte yaşıyor bu köyün halkı.
Bu köyde ve çevresindeki köylerde, Silifke�de, Mersin�de yaşayan insanlar yörelerine nükleer santral yaptırmamak için ülkenin çeşitli yörelerindeki nükleer karşıtlarının da desteğiyle yıllardır ayaktalar. Ankara�da, hatta çok daha uzaklarda birileri öyle karar verdi diye kendi sağlıklarının, kendi yaşamlarının enerji üretmekten daha önemsiz olduğunu kabul etmiyorlar. Bu sayfada alıntıladığımız yazılarda halkın tepkilerini göreceksiniz.
Eğer yolunuz Büyükeceli�ye, Akkuyu�ya düşerse köylülerin neler dediğini bir de siz dinleyin. Dilerseniz köyün girişindeki kumsalda bulunan motelde kalabilir ya da çadırınızı kurabilir, birkaç gününüzü onlarla geçirebilirsiniz. Hatta kendinizi onların yerine koyabilirsiniz. Bu yöntemin, nükleer santral yapılsın mı yapılmasın mı sorusunun yanıtını vermek için sayfalarca teknik yazı, ya da ekonomik analiz okumaktan çok daha pratik olduğunu göreceksiniz.
AKKUYU KÖYLÜLERİ SESLENİYOR:
Mersin-Akkuyu�da, nükleer santral yapılması planlanan yörede yaşayan köylüler, karara karşı çıkıyor ve direnmeye kararlı olduklarını belirtiyorlar. Akkuyu�nun sınırları içerisinde olduğu Büyükeceli�de yaşayan Mustafa Yılmaz, tepkisini �Atom santralı illa yapılacaksa Ankara�nın göbeğine, milletvekili lojmanlarının tam karşısına yapılsın. Madem zararsızmış, İstanbul�da da Topkapı�ya yapılsın� diyerek gösteriyor.
Büyükeceli�de görüştüğümüz köylüler, devletin kendilerine kulak vermediğini, fakat 20 yıldır olduğu gibi bundan sonra da direnmeye devam edeceklerini söylediler. Büyükeceli köyünde yaşayan 66 yaşındaki Ahmet Kaya, görüşlerini dile getirirken şunları söylüyor:�Bu memleket gibi, Akdeniz sahili gibi dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Cennetten farkı yoktur bu toprağın. Buranın adamının tümünü, kale halinde hepsini öldürsünler, kessinler, buraya santralı ondan sonra yapsınlar. Biz engellemek için elimizden gelen herşeyi yapmaya devam edeceğiz. Yapılmaması için kanımızın son damlasına kadar uğraşacağız.�
Büyükeceli köyünden olan ve Gülnar TEK�te çalışan Halit Şahin de şunları söylüyor:�Bizler Çernobil�in hatırasını bütün insanlık olarak özümüze gömdük. Oralarda yaşayan çocukların ölüp gittiklerini, gelenlerin 23 Nisan�ları ölümü bile bile kutladıklarını gördük. Bizim çocuklarımız yarının 23 Nisan�larını nasıl kutlayacaklar. Ukrayna�dan, Rusya�dan gelen çocuklar gibi ölümü bekleyerek mi kutlasınlar?� Halit Şahin, Türkiye�nin enerji politikasının birilerinin cebini doldurma politikası olduğunu söylerken, güneş enerjisine yönelmek gerektiğini, akarsularımızın ise daha %25�ini bile kullanmadığımızı ekliyor. Şahin, sözlerini şöyle noktalıyor:�Nükleer enerji ne enerji politikasıdır,ne de insanlığa hizmet. Nükleer enerji bir tehdit aracıdır.�
Büyükeceli köylüleri daha önce birkaç kez atom santralı yapımından vazgeçildiğini, 1970�li yıllarda Demirel�in köylerine gelip atom santralı yapmayacakları sözünü verdiğini, en son Tansu Çiller�in kendilerine söz verdiği halde hükümet politikasının hala atom santralında ısrar ettiğini söylüyor ve artık devlete güvenlerinin kalmadığını vurguluyorlar. Köylülerden Ahmet Şahin �Devletimiz çayı bile önce gömdü de sonra çıkarıp bize içirdi�diyerek bu güvensizliği sergiliyor ve ekliyor:�Biz atom santraline hayır diyoruz ve hayır diyeceğiz.�
*
Anti NÜKLEER test
1- Hacettepe Üniversitesi Nükleer Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Osman Kemal Kadiroğlu aşağıdaki sözleri ne zaman söyledi?
�...bütün bunları gözönüne aldığınızda, bugün çevreyi bir kaza anında bile en az etkileyecek, en iyi enerji kaynağı nükleer reaktörlerdir. Bugün onun dışında başka birşey, ne bileyim aklınıza ne geliyorsa, güneşti, jeotermikti, hepsinin zararı, riski vardır. Her şeyin riski vardır. Ama risk olarak baktığınızda nükleer santraller en azdır. Bugün rahatlıkla şunu diyebilirim ki, insanoğlunun yaptığı en güvenilir, en sağlam makina nükleer santrallerdir. Ben ömrümü kontrol odasında memnunlukla geçiririm, sizden daha az radyasyon alırım.�
a- 1985 (Çernobil kazasından bir yıl önce bir panelde)
b- 1986 (Kazadan hemen sonra bir panelde)
c- 1996 (Akkuyu köylüleri ile yapılan bir panelde)
2- Dünya Sağlık Örgütü�nün açıkladığı verilere göre kazadan sonra çocukluk çağı tiroid kanserlerindeki artış bazı bölgelerde kaç kattır?
a- Artma görülmemiştir, çünkü radyasyon kanser yapmaz.
b- Yapsa bile fazla yapmaz.
c- Fazla yapsa bile çok fazla yapmaz.
d- 100 kat fazla.
3- Aşağıdaki ülkelerden hangisi/hangileri nükleer enerjiden vazgeçmiştir?
a- Norveç b- İsviçre  c- Avustralya d- Hollanda
4- Dünyada kişi başına en çok nükleer enerji üreten İsveç, bu konuda ne karar almıştır?
a- 24 adet yeni santral sipariş vermeyi.
b- Halen çalışan santrallerin kapasitesini arttırmayı.
c- Bir süre yeni sipariş vermemeyi.
d- 2010 yılına dek tüm nükleer santralleri kapatmayı.
5- Şu anki borcu 39 milyarı geçerek dünyanın en borçlu kurumu ünvanını elinde tutan Fransa Elektrik Kurumu (EDF)�nin temel enerji üretim politikası nedir?
a- Rüzgar tribünleri    b- Güneş enerjisi
c- Hidroelektrik santraller   d- Nükleer santraller
6- Radyum�un mucidi Madam Curi ve kızının ölüm nedeni nedir?
a- Trafik kazası      b- Eceliyle
c- Greenpeace�in bir baskını sırasında kazayla d- Lösemiden
7- Dünyadaki nükleer santrallerde görülen en son kaza ne zaman meydana gelmiştir?
a- 1979�da b- 1986�da  c- 1988�de  d- 1996�da
8- Dünyanın en büyük ikinci nükleer santral kazasının meydana geldiği Harrisburg (TMI)nükleer santrali hangi ülkede yeralmaktadır?
a- Rusya b- Irak  c- Hindistan d- ABD
YANITLAR:
1-a, 2-d, 3-hepsi, 4-d, 5-d, 6-d, 7-d, 8-d.
*
ELEKTRİK SANTRALLERİ ÖZELLEŞTİRİLİRSE...
Dr. Kürşat Yıldız
KİGEM İstanbul Grubu�nun son toplantılarından birinin konusu enerji sektöründeki özelleştirme idi. Elektrik Mühendisleri Odası yöneticisi Aleattin Anahtarcı�nın verdiği bilgiler nükleer santrallerin kullanımı ve mevcut santrallerimizin satışı noktasında yoğunlaşıyordu.
Anahtarcı�nın verdiği bilgilere göre Türkiye�de yılda 21.500 megavat enerji üretiliyor. Bunun %53�ü termik, %47�si hidrolik santrallerden elde ediliyor. Enerji üretiminde Türkiye sahip olduğu kaynakların ancak %30�unu kullanıyor.
Dörtte biri yolda kayboluyor!
Türkiye�nin önemli sorunlarından biri, üretilen enerjinin iletim sırasında kaybı. Ülkemizde kayıp oranı %16-25 arasında hesaplanıyor. Bu oran Avrupa�da %6, dünya ülkeleri için %8. Enerji kaybını azaltmakiçin düşük gerilimli iletim hatları kullanmak ve iletim sistemini azaltmak gerekiyor. İletim hatlarını iyileştirmenin maliyeti ise, yeni santral kurmaktan %75 daha ucuz.
Çernobil faciasından sonra bütün dünyada artan tepki nedeniyle nükleer santral piyasası durgun. Nükleer santrallerin tanıtımı için ayrılan para 5 milyar dolar. Bunun sadece dergi ve gazetelere ilan vermek için ayrılmadığını söylemeye gerek yok. Nükleer enerjinin bu kadar tepkiyle karşılandığı bir zamanda ateşli savunucuları olmasının en güzel açıklaması ise burada yatıyor olmalı.
En verimlileri özelleştiriliyor
En yoğun nükleer enerji üreten ülke Fransa. Ancak Fransa�nın diğer enerji kaynaklarını tamamen kullandığı belirtiliyor.
Kilovat başına enerji maliyeti hidrolik santrallerde 2, termik santrallerde 3 sent iken nükleer santrallerde 8 sent.
Bugün Türkiye bir yandan nükleer santral yapımı için uluslararası firmalara kucak açarken öte yandan elindeki termik santralleri özelleştirmeye çalışıyor. Satışı planlanan santrallerin özellikleri incelendiği zaman çok ilginç bir durum ortaya çıkıyor:
Türkiye�deki santrallerin %33�ü satışa çıkarılmış. Bunların 12�si termik, 19�u hidrolik santral. Bunlar diğerlerine göre daha oturmuş, daha sorunsuz santraller. Üstelik daha uzun ömürlüler.
12 termik santral için saptanan 10 yıllık bedel 1.6 milyar dolar. Oysa bu santrallerin maliyeti 7.5 milyar dolar.
40 bin kişi işsiz kalacak
Özelleştirmenin sonucu ne olabilir?Elektrik gibi kritik bir sektörün yerli yabancı özel firmaların eline geçmesi bir yana, 40 bin kişinin işsiz kalacağı hesaplanıyor. Özel sektör için büyük kârlar vadeden bu konu siyasi pazarlıkların eksenini oluşturuyor. Sadece dağıtım sistemini ele geçiren Aktaş�ın ve Çukurova Elektrik�i çeşitli numaralarla ele geçiren Uzanlar�ın bu alandan büyük kârlar elde ettiği ortada. 8000 TL�ye satılan elektriğin kilovatı 1500-2000 TL�ye mal oluyor.
Sonuçta; hidrolik ve termik santrallere ağırlık veren bir enerji politikası gerekli. Üretim, iletim ve dağıtım birlikte planlanmalı ve bütün kamu sektöründe olduğu gibi modernizasyon için yatırım yapılmalı. Yok pahasına satış, yılların birikiminin çıkar gruplarına peşkeş çekilmesinden başka bir anlam taşımıyor.
Özelleştirme mahkemeden döndü; devlet, kendi malına sahip çıkmıyor
Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) İstanbul Grubu�nun son toplantısında özelleştirme saldırısının yarattığı tahribat ve buna karşı KİGEM�in yürüttüğü çalışmalar gözden geçirildi. Zonguldak Milletvekili KİGEMKurucusu Prof. Mümtaz Soysal�ın da katıldığı toplantıda özelleştirme işlemlerinin önce bir kısmını sonra da tamamını iptal eden mahkeme kararları ele alındı.
Çimento ve uçak taşımacılığındaki özelleştirmeler, usulsüzlükler nedeniyle iptal edilmişti. Ancak kamu mallarını koruması gereken devlet, bir kısmı yabancı firmalara satılan çimento fabrikalarını geri almaya yanaşmıyor. Son olarak özelleştirme idaresinin yaptığı bütün satış işlemleri KİGEM�in başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Toplantıya katılan sendika, meslek örgütleri temsilcileri ve öğretim üyeleri, özelleştirmenin sonuçlarının kamuoyuna anlatılarak kamu mallarının geri alınması için güçbirliği yapılmasını kararlaştırdı.
*
*
Gündem
ÖZEL SAĞLIK KURUMLARINA UZMANLIK EĞİTİMİ YETKİSİ VERİLMEMELİ
Dr. Kürşat Yıldız
Türkiye�de uzman hekim açığı yoktur. Aksine birçok branşta uzman hekim fazlası varken kamu yararı açısından yeni kurumlara eğitim yetkisi verilmesinin kabul edilebilir gerekçesi yoktur.
Uzmanlık eğitim kurumlarının standartlarını denetleyen bir sistem henüz kurulamamıştır. Mevcut çok sayıda eğitim kurumu denetlenemezken tamamen kendine özgü yöntemlerle çalışan özel sağlık kurumlarını eğitim yönünden kontrol etmek şu an imkansızdır.
Özel sağlık kuruluşlarına alınan asistanlar, daha önce Florance Nightingale Hastanesi örneğinde yaşandığı gibi ciddi özlük hakları sorunları ile karşılaşmaktadır.
Bu kurumlar, bu denetimsiz ortamda yetkilerini kötüye kullanarak uzmanlık öğrencilerini uzman gibi göstererek çalıştırabilir. Örneğin nöbetçi hekim açığını böylece kapatmak isteyebilir.
5Özel sağlık kurumlarına başvuran hastalar, uzman hekimlerden hizmet almak için burayı tercih etmektedir. Bu durumda asistanın fiilen tıp uygulaması yapması olanağı çok azalmaktadır. Belli bir süre içinde yeterli pratik yapması zor olacaktır.
Özel sağlık kurumlarının bir kısmı siyasal amaçlı, şeriatçı politikalara tıbbı alet eden bir anlayışla çalışmaktadır. Bunlara bir de eğitim yetkisi verilmesi daha da büyük sakıncalar doğuracaktır.
Uzmanlık eğitimi yetkisi, mali olanaklar ve idari esneklik açısından özel sektörle rekabet edemeyecek kamu kuruluşlarından kaçışı hızlandıracaktır. Kamu kesimindeki nitelikli eğiticiler burada geliştirdikleri yetenek ve birikimlerini daha küçük bir grup için kullanmak üzere özel sektöre geçebilecektir.
Kamu sektörünün rekabet içinde daha nitelikli bir eğitime kavuşacağı iddia edilebilirse de, böyle bir gelişme için şimdiye dek gerekli önlemleri almayan merkezi ve yerel kamu yöneticilerinin aynı ihmali sürdürecekleri hesaba katılmalıdır. Kamu sağlık kurumlarında gerekli yatırımları yapmayan, idari tasarruflarıyla kamu sağlık kurumlarını son derece kötü yöneten bir anlayış hakimdir. Rekabet, buralarda eğitim gören asistanlar, hizmet alan hastalar ve bu kurumlardan yetişen uzman hekimlerin hastalarının aleyhine işleyecektir.
Böyle bir yetki verilmesi, önemli ölçüde kamu kaynaklarını kullanarak sağlıktan kar elde eden sermaye sahiplerine, bir azınlık hekim grubuna ve aslında kamu olanaklarını kullanarak yaratılan bir hizmetten parasını ödeyerek yararlanabilen küçük bir hasta kesimine yarar getirebilir.
Sonuç olarak; kamu yararı ve ülkemizdeki uzmanlık eğitimi sisteminin çıkarları açısından özel sağlık kuruluşlarına uzmanlık eğitimi yetkisi verilmesinin kabul edilebilir hiçbir gerekçesi yoktur.
Florance Nightingale�in tartışmalı eğitim yetkisi
Florance Nightingale Hastanesi bir vakıf hastanesi olarak çalıştığı sırada kardiyoloji, kardiyovasküler cerrahi ve radyoloji dallarında ihtisas verme yetkisini almıştı. �Cerrahları en çok kazanan hastane�olarak ünlenen Florance Nightingale, bir başka şöhretini ise sendikalaşmak isteyen hemşirelerini işten çıkarmakla yapmıştı.
Sonra da asistanlarının özlük hakları konusunda çıkardığı sorunlar baş ağrıttı... Bu gelişmenin ardından ihtisas verme yetkisi iptal edildi. Daha sonra Bakanlık tarafından oluşturulan jüri, özellikle tam gün çalışan eğiticilerin olmamasından dolayı eğitim yetkisini uygun görmedi. Bakanlığın sunduğu çözüm yeni bir jüri atamak oldu. İkinci jüri, birincisinin göremediğini gördü, ihtisas yetkisine onay verdi.
Aslında sorun, Tababet Uzmanlık Tüzüğü�nde başlıyordu. Uzmanlık eğitimi ancak �Sağlık Bakanlığı�nın uygun gördüğü resmi kuruluşlarda�verilebilirdi. Şimdi bu maddenin çiğnenmesinin ardından ihtisas yetkisi alma yolunda olan başka hastaneler de var. Kurulan jürilerin önemi yok. İşi Ankara�dan halletmek gerekiyor.
İhtisas yetkisi, prestij yanında ucuza asistan çalıştırma olanağı sağlıyor. Eğitim görecek asistanlardan para istenmesinin yolu hazırlanıyor.
By passlıların yürüyüşünde ölüm
Daha önce koroner by pass ameliyatı olmuş kişilerin katılımıyla yapılan yürüyüş, üzücü bir olayla son buldu. Dr. Bingür Sönmez�in düzenlediği yürüyüşün Boğaz Köprüsü�nde öğle sıcağında yapılması eleştirilere yol açtı. Dr. Sönmez ise, yürüyüşü hastalarının rehabilitasyonu amacıyla düzenlediğini, trafik koşulları nedeniyle ancak o saat izin verildiğini belirterek kendini savundu.
Yürüyüşün reklam amacıyla Boğaz Köprüsü�nde yapıldığı, böyle bir olayın beklenmesi gerektiği eleştirileri karşısında İstanbul Tabip Odası, konuyu bilirkişilerden görüş alarak araştırmaya karar verdi.
*
*
EĞİTİM HASTANELERİNDEKİ GELİŞMELER
22 Haziran�da yayınlanan eğitim hastanelerinin şeflik sınavları ile ilgili yönetmelik değişikliği, Şişli Etfal Hastanesi�nde yapılan toplantıda tartışıldı. Basına açık toplantıya çeşitli hastanelerin EPK Kurulu üyeleri, hastane temsilcileri ve klinik şefleri ile Şişli Etfal Hastanesi hekimleri katıldı.
Toplantıda, gerçekleşen Yabancı Dil Sınavı ile yapılması beklenen Merkezi Mesleki Bilgi Sınavı ana tartışma noktaları oldu. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından sunulan metinde şu görüşlere yer verildi:
Refahyol Hükümetinin son günlerinde yapılan yeni bir yönetmelik değişikliği ile eğitim hastanelerindeki eğiticilerin durumu tam bir bilmeceye dönüştü.
Belirsizlik, keyfiyet ve adaletsizliğin hakim olduğu eğitim hastaneleri, sadece eğitim değil, hizmet ve kaynak kullanımı yönünden de açmaz içinde.
Sağlık Bakanlığı bürokrasisi on yıldır kullandıkları idari yetkilerle bu durumun başlıca sorumlusudur. Yatay geçişler, sınav yolsuzlukları, keyfi atamalar bu dönemin marifetleridir.
Çözüm; eğitim hastaneleriyle ilgili kararların, EPK Kurulu üyeleri, uzmanlık dernekleri ve Türk Tabipleri Birliği�nin de katılımıyla oluşan özerk organlarca verilmesidir.
* Belirsizlik bitmeli, üç aşamalı sınav takvimi uygulanmalıdır.
* Başasistan kıyımına yol açacak uygulamalar iptal edilmelidir.
Neden yeni sınav sistemi?
Sınav jürilerinin oluşumunda, Sağlık Bakanlığı�nın kendisine tanınmış yetkiyi kötüye kullanarak �adaya göre jüri�oluşturduğu hemen her sınavda örnekleri hekimlerce bilinen bir uygulama olmuştur.
Sınavın nesnel ölçülerden uzak, fazlaca yoruma açık oluşu, sınavın güvenilirliğine gölge düşürmüştür.
Sınavların ilan edildiği gazeteler, yöntem, başvuru süresinin kısalığı ve herşeyden önce sınavı ilan edip etmeme konusunda yaşanan belirsizlik ve keyfiyet, bir başka eleştiri konusudur.
Bakanlık bürokratları, varılan anlaşmayı uygulamadı
Bu amaçla, 1996 Eylül ayında TTBile dönemin Sağlık Bakanı arasında yapılan görüşmelerde varılan anlaşma sonrasında bir yönetmelik önerisi hazırlanmıştır. Bu teklifin şeflik sınavları ile ilgili kısmı önemli ölçüde benimsenerek 20 Şubat 1997 günü yürürlüğe girmiştir.
Üç aşamalı sınavın ilki olan Yabancı Dil Sınavı, 1 Haziran günü 2142 adayın katılımıyla yapılmış, bu görüşmede bulunan müsteşar ve bürokratlar Dr. Yıldırım Aktuna�nın bakanlıktan istifasının ardından ÖSYMile imzalanması kararlaştırılmış ikinci aşama sınav protokolü görüşmesini iptal etmişlerdir. Refahyol Hükümeti�nin son anlarında, 22 Haziran günü Resmi Gazete�de yayınlanan yönetmelik değişikliği ile sınavın ikinci aşaması �bir defalığına�iptal edilmiş, sınav süreci ve başasistanların durumu yeniden belirsizliğe terkedilmiştir.
Adaletli ve bilimsel bir sınav için ısrar ediyoruz
Halen sadece İstanbul�da 100 şef, 191 şef yardımcısı kadrosu (toplam kadroların %30�dan fazlası)boştur. Birçoğu vekaleten yürütülen kadro açıkları, eğitim ve diğer çalışmaların aksamasına yol açmaktadır. Sağlık Bakanlığı, yönetmelik ve tüzüklere aykırı olarak bu birimlere asistan ataması yapmaya devam etmektedir.
Merkezi Mesleki Bilgi Sınavı�ndan beklentilerimiz
20 Şubat Yönetmeliği ile getirilen ikinci aşama olan Merkezi Mesleki Bilgi Sınavı yukarıdaki amaçları gerçekleştirmek için en uygun yoldur. Bu sınavla ilgili eğitim hastanelerinin EPK Kurulu üyeleri ile yaptığımız toplantılarda şu görüşler ortaya çıkmıştır:
* Bu sınav kadroya bağlı bir sınav olmamalıdır. Sınavı başaranlar beş yıl içinde açılabilecek herhangi bir kadroya girebilmeli, üçüncü aşamada kadroya giremeseler bile eğitim hastanelerindeki görevlerini sürdürebilmelidir.
* Bu durumda boş kadroların ikinci aşama sınav öncesinde ilan edilmesi şart değildir. Yönetmelik bu uygulama için elverişlidir.
* Sınavda teorik bilginin yanısıra bu bilgiyi pratikte uygulayabilme yeteneği ölçülmelidir.
* Eğitim hastaneleri şefleri de soru bankası için soru hazırlayabilmelidir.
* Bu sınav bir eğiticide olması beklenen asgari bilgi düzeyini ölçmeyi hedeflemelidir.
Başasistan kıyımına dikkat
Bu gelişmeler içinde önemli bir nokta da eğitim hastanelerinde başasistanların bu hastaneler dışına atanmaları için getirilen zorlama hükümlerdir. Dört yıla yakın süredir başasistanların girebilecekleri bir sınav sürecini gerçekleştirmeyi beceremeyen Sağlık Bakanlığı, hastanelerde uzman yığılması olduğu gerekçesiyle başasistan kıyımını gündeme getirmiştir.
Oysa eğitim hastanelerinin sadece eğitim değil, hizmet görevlerini de büyük ölçüde sırtlamış olan bu genç uzman grubu, bilimsel yayınlar ve etkinliklerin çoğunu yapmaktadır. Birçoğu doçentlik ve çeşitli özel uzmanlık belgelerine sahiptir.
Eğitim ve hizmetin değerlendirme ve denetim mekanizmalarının bulunmadığı veya çalıştırılmadığı eğitim hastanelerinde belirli süreyi dolduran uzmanların başka bir ölçüye bakılmaksızın yerlerinden uzaklaştırılmaları, hastanelere ve buralardan hizmet alan hastalara zarar verecektir.
* Başasistanlarla ilgili uygulamalarda günübirlik değişikliklere son verilmelidir.
* Genç uzmanların bilgi ve birikimine değer verilmelidir.
* Başasistanlık statüsü, adaletli ve bilimsel ölçütlere göre yeniden düzenlenmelidir.
* Son dönemde çıkarılan bu konu ile ilgili bütün yönetmelikler iptal edilmelidir.
* Konu ile ilgili tarafların katılımıyla uzun vadeli yeni bir düzenleme gereklidir.
*
*
*
Eğitim hastanelerinde boş şef ve şef yardımcılığı kadroları
BAKIRKÖY RUH VE SİNİR HAS. HAST.
Ruh Sağlığı ve Hast.  (Şef)
Ruh Sağlığı ve Hast. (4 Şef Yardımcısı)
Nöroloji   (4 Şef Yardımcısı)
Nöroşirürji   (3 Şef Yardımcısı)
BEYOĞLU  DEVLET HASTANESİ
Üroloji  (Şef)
Göz Hastalıkları  (Şef)
Patoloji  (Şef)
Anesteziyoloji  (Şef)
Enfeks. Hast. ve Kl. Mikr.  (Şef)
Patoloji  (Şef Yardımcısı)
Anesteziyoloji (Şef Yardımcısı)
Enfeks. Hast. ve Kl. Mikr. (Şef Yardımcısı)
HASEKİ HASTANESİ
Nöroloji   (Şef)
Biyokimya  (Şef)
İç Hastalıkları  (Şef)
Genel Cerrahi  (Şef)
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (2 Şef)
Göz Hastalıkları  (Şef)
Nöroloji   (Şef Yardımcısı)
Biyokimya  (Şef Yardımcısı)
İç Hastalıkları (Şef Yardımcısı)
Çocuk Sağlığı ve Hast. (2 Şef Yardımcısı)
Enfeks. Hast. ve Kl. Mikr.  (2 Şef Yardımcısı)
Patoloji   (Şef Yardımcısı)
Anesteziyoloji  (2 Şef Yardımcısı)
Ortopedi ve Travmatoloji  (Şef Yardımcısı)
HAYDARPAŞA NUMUNE HASTANESİ
Üroloji    (Şef)
Genel Cerrahi   (Şef)
Patoloji   (Şef)
Göz Hastalıkları (Şef)
Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji* (Şef)
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi* (Şef)
Genel Cerrahi  (2 Şef Yardımcısı)
Patoloji   (Şef Yardımcısı)
Dahiliye   (6 Şef Yardımcısı)
Anestezi   (2 Şef Yardımcısı)
Nöroloji   (3 Şef Yardımcısı)
Radyoloji    (Şef Yardımcısı)
FTR   (Şef Yardımcısı)
KBB   (Şef Yardımcısı)
Kadın Doğum  (Şef Yardımcısı)
Gastroenteroloji  (Şef Yardımcısı)
Mikrobiyoloji  (Şef Yardımcısı)
HEYBELİADA GÖĞÜS HAST. HASTANESİ
Göğüs Hastalıkları  (4 Şef)
Göğüs Cerrahisi   (Şef)
Göğüs Hastalıkları (4 Şef Yardımcısı)
Göğüs Cerrahisi  (4 Şef Yardımcısı)
KOŞUYOLU KALP-DAMAR CERRAHISI M.
Kalp-Damar Cerrahisi (3 Şef)
Kardiyoloji (3 Şef)
Kalp-Damar Cerrahisi (7 Şef Yardımcısı)
Anesteziyoloji (1 Şef Yardımcısı)
Kardiyoloji (3 Şef Yardımcısı)
SSK BAKIRKÖY DOĞUMEVİ
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (4 Şef)
Kadın Hast. ve Doğum (2 Şef Yardımcısı)
SSK İSTANBUL HASTANESİ
KBB   (Şef)
Anestezi   (Şef)
Cerrahi   (3 Şef)
Deri ve Zührevi Hastalıklar  (Şef)
Enfeks. Hst. ve Kl. Mikrobi. (Şef)
Dahiliye   (2 Şef Yardımcısı)
Enfeks. Hst. ve Kl. Mikrobi. (Şef Yardımcısı)
PROF.DR.S.ERSEKGÖĞÜS KALP-DAMAR C.M.
Kalp-Damar Cerrahisi (Şef)
Göğüs Cerrahisi  (Şef)
Radyoloji  (Şef)
Kalp-Damar Cerrahisi (4 Şef Yardımcısı)
Göğüs Cerrahisi (2 Şef Yardımcısı)
Anesteziyoloji (2 Şef Yardımcısı)
Kardiyoloji (4 Şef Yardımcısı)
ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HAST.
Kadın Hast. ve Doğum (2 Şef)
Kadın Hast. ve Doğum (7 Şef Yardımcısı)
Çocuk Sağlığı ve Hast. (2 Şef)
Çocuk Sağlığı ve Hast. (3 Şef Yardımcısı)
KARTAL EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HAST.
Çocuk Kliniği   (Şef)
İç Hastalıkları Kliniği   (Şef)
Nöroloji Kliniği  (Şef)
Plastik Cerrahi Kliniği   (Şef)
Kadın Hast. ve Doğum Kl.   (Şef)
Biyokimya  (Şef)
Radyasyon Onkolojisi   (Şef)
Radyodiagnostik  (Şef)
Çocuk Cerrahisi**  (Şef)
Genel Cerrahi  (Şef Yardımcısı)
Göz Kliniği  (3 Şef Yardımcısı)
Çocuk Kliniği  (2 Şef Yardımcısı)
Üroloji Kliniği  (Şef Yardımcısı)
İntaniye Kliniği  (Şef Yardımcısı)
İç Hastalıkları Kliniği  (2 Şef Yardımcısı)
Nöroloji Kliniği  (Şef Yardımcısı)
Plastik Cerrahi Kliniği  (Şef Yardımcısı)
2. Ortopedi Kliniği  (Şef Yardımcısı)
Anestezi Kliniği  (4 Şef Yardımcısı)
Kadın Hast. ve Doğum Kl.  (3 Şef Yardımcısı)
Patoloji  (Şef Yardımcısı)
Biyokimya   (Şef Yardımcısı)
Radyasyon Onkolojisi  (2 Şef Yardımcısı)
ŞİŞLİ ETFAL HASTANESİ
Bakteriyoloji Lab.  (Şef)
1. Anestezi ve Rean. Kl.  (Şef)
Fizik Tedavi ve Reh. Kl.  (Şef)
Ortopedi ve Trv. Kl.   (Şef)
1. ve 3. Dahiliye Kl.   (2 Şef)
1. Genel Cerrahi Kl.  (Şef)
KBB Kliniği  (Şef)
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (Şef)
Radyoloji  (Şef)
Deri ve Zührevi Hastalıklar (Şef Yardımcısı)
Bakteriyoloji Lab.  (Şef Yardımcısı)
Patoloji Lab.   (Şef Yardımcısı)
Enfeksiyon ve Klinik Mikr.  (Şef Yardımcısı)
Radyasyon Onkolojisi Kl.  (2 Şef Yardımcısı)
Beyin Cerrahi Kl.  (Şef Yardımcısı)
Nöroloji Kl.   (Şef Yardımcısı)
2. Anestezi ve Rean. Kl.  (Şef Yardımcısı)
Radyoloji (2 Şef Yardımcısı)
Plastik Cerrahi  (2 Şef Yardımcısı)
Çocuk Cerrahi  (Şef Yardımcısı)
Ortopedi ve Travmatoloji (2 Şef Yardımcısı)
1. Dahiliye  (Şef Yardımcısı)
1. Genel Cerrahi Kl.  (2 Şef Yardımcısı)
KBB Kliniği  (3 Şef Yardımcısı)
2. Kadın Doğum Kl.  (Şef Yardımcısı)
Çocuk Sağlığı ve Hast. (4 Şef Yardımcısı)
Üroloji Kl.   (2 Şef Yardımcısı)
YEDİKULE GÖĞÜS HASTALIKLARI HAST.
Göğüs Hastalıkları  (Şef)
Göğüs Hastalıkları (6 Şef Yardımcısı)
Göğüs Cerrahi  (2 Şef Yardımcısı)
TAKSİM HASTANESİ
Nöroşirürji   (Şef)
Üroloji   (Şef)
Genel Cerrahi (1. ve 2.)  (2 Şef)
Nöroşirürji   (Şef Yardımcısı)
Ortopedive Travmatoloji (Şef Yardımcısı)
Patoloji   (Şef Yardımcısı)
Biyokimya  (Şef Yardımcısı)
Dahiliye  (2 Şef Yardımcısı)
KBB  (Şef Yardımcısı)
Anesteziyoloji  (Şef Yardımcısı)
Genel Cerrahi (Şef Yardımcısı)
Radyodiagnostik (Şef Yardımcısı)
SÜLEYMANİYE DOĞUMEVİ
Kadın Hast. ve Doğum (2 Şef)
Kadın Hast. ve Doğum (4 Şef Yardımcısı)
SSK GÖZTEPE EĞİTİM HASTANESİ
Kadın Hast. ve Doğum Kl. (Şef)
Nöroloji Kliniği (Şef)
Çocuk Sağlığı ve Hast. Kl.  (3 Şef)
Radyoloji Kliniği (Şef)
Genel Cerrahi (Şef)
Kadın Hast. ve Doğum Kl. (Şef Yardımcısı)
Radyoloji Kliniği (Şef Yardımcısı)
Genel Cerrahi (Şef Yardımcısı)
Deri ve Zührevi Hastalıklar (Şef Yardımcısı)
Dahiliye   (Şef Yardımcısı)
Göz Kliniği  (Şef Yardımcısı)
SSK OKMEYDANI EĞİTİM HASTANESİ
KBB   (Şef)
Biyokimya   (Şef)
EnfeksiyonHast. ve Kli. Mik. (Şef)
Deri ve Zührevi Hastalıklar  (Şef)
Genel Cerrahi  (Şef)
Çocuk Sağlığı  (Şef)
Genel Cerrahi  (Şef Yardımcısı)
Üroloji   (Şef Yardımcısı)
Göz Hastalıkları  (Şef Yardımcısı)
Patoloji   (Şef Yardımcısı)
Ortopedi-Travmatoloji  (Şef Yardımcısı)
SSK SÜREYYAPAŞA GÖĞÜS KALP DAMAR HAST
Göğüs Hastalıkları (5 Şef)
Kalp ve Damar Cerrahisi (1 Şef)
Göğüs Hastalıkları  (2 Şef Yardımcısı)
Kalp-Damar Cerrahisi (2 Şef Yardımcısı)
VAKIF GUREBA HASTANESİ
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon  (Şef)
Patoloji   (Şef)
Bakteriyoloji    (Şef)
Radyoloji   (Şef Yardımcısı)
Radyasyon Onkolojisi  (Şef Yardımcısı)
Nöroloji  (Şef Yardımcısı)
Göz Hast.   (2 Şef Yardımcısı)
Çocuk Sağlığı ve Hast.  (Şef Yardımcısı)
Nöroşirürji   (Şef Yardımcısı)
Patoloji  (Şef Yardımcısı)
Bakteriyoloji  (Şef Yardımcısı)
PTT SANATORYUMU VE HASTANESİ
Göz Hastalıkları (Şef)
Anesteziyoloji (Şef)
Biyokimya (Şef)
Enfeks. Hast. ve Kl. Mikr. (Şef)
Radyoloji (Şef Yardımcısı)
KBB (Şef Yardımcısı)
Nöroloji (Şef Yardımcısı)
Göğüs Hastalıkları (Şef Yardımcısı)
Enfeks. Hast. ve Kl. Mikr. (Şef Yardımcısı)
*Kısa sürede boşalması beklenmektedir.
**Yeni açılması istenmektedir.
*
*
*
USENET�TE TIP ve ELEKTRONİK YAYINCILIK
Dr. Nevit Dilmaghanian
Internet geçen yüzyılda bilgi alışverişi alanında en büyük gelişmedir. Hemen hemen herkes internet üzerinde mevcut olan bilgilere ulaşabilir. İnternet konusu, hekimler arasında en az anlaşılmış ve en çok yanlış anlaşılmış konuların başında gelir. Bilgi alışverişi artık tek ve büyük bir bilgisayar sayılabilen bir süper sistem üzerinden, düşük bir maliyetle yapılabilmektedir. Bilgi aktarımı bu bilgisayarın değişik işlevleri sayılabilen e-posta, Dosya aktarma protokolu (FTP), Usenet, WWW, Telnet ve IRCaracılığı ile yapılabilmektedir. e-posta normal posta gibi çalışmakta, mesaj bir saat gibi kısa bir sürede alıcısına ulaşmaktadır. FTPbüyük bilgi paketlerini aktarmada kullanılan kurallar dizisine verilen addır. Bu yolla yazılımlar ve diğer büyük nesne paketleri alıcısına ulaştırılmaktadır. FTP�de hangi dosyanın nerede olduğunu archie adlı araçla öğrenmek mümkün. Usenet uluslararası beyaz tahtalar sistemidir. Buraya yazılan mesajlar kısa bir süre sonra sistemdeki tahtalara yazılır. Bu yazılar herkes tarafından okunabilir, cevapları yine usenet�e veya e-posta aracılığı ile yazılabilir. Süresi dolan yazılar birkaç büyük arşiv dışında silinmektedir. Son zamanlarda usenet�te küçük resimler ve nesneleri görebilen yazılımlar geliştirildi. En çok tanınan WWW sistemi önceden hazırlanmış sayfaları, ses ve görüntü dosyalarını istemci adını alan başkaları tarafından görülmesini sağlayan bir ağdan oluşmaktadır. Sayfanın ve sayfanın bulunduğu bilgisayar sisteminin bakım maliyeti sayfa sahibi tarafından karşılanır. Telnet aracı uzaktaki bir bilgisayarda kendi bilgisayarınıza işlem yapar gibi çalışma olanağı sağlamaktadır. IRCdenen internet aracılığı ile sohbet sisteminde belli konu başlıkları etrafında dünya üzerinde kullanıcılar bir araya gelirler. Aynı anda binlerce sohbet odasında onbinlerce kişinin bulunması olası.
Uzun yıllar boyunca çok sayıda kişi ile iletişim kurmak için bir yayıncıya gereksinim vardı. Yayıncı baskı makinesi ve bunu işleten elemanlara sahip kişiye verilen addır. Kuşkusuz bu yayıncılara büyük bir güç kazandırıyordu. Bugün bir bilgisayar, bir modem ve kendisini İnternet�e bağlayan bir hat sahibi olan herkes yayıncı olabilir. Hepimiz bulunduğumuz yerden bakıp gelecekte gideceğimiz yolu seçmeliyiz. Ayrıca hekimlik dışında dünya insanlarını birbirine yakınlaştıran bir gelişme ile karşı karşıyayız. Bir birine uzak ve tahammülsüzlükle ünlü grupların aynı ortamda bulunmaları internet�e ayrı bir renk katıyor.
Tıpta elektronik yayıncılığın mümkün olabileceğini gösteren ilk işaret yaklaşık 19 yıl önce fizik alanından geldi. Teorik fizikçiler o zamanlar birbiri ile elektronik yollardan iletişim kurup, makalelerini yayına gitmeden önce bilgi şeklinde paylaşma yoluna gidiyorlardı. Yaklaşık dört sene sonra Paul Ginsberg adında bir fizikçi bu ön makaleleri Los-Alamos araştırma laboratuarında toplamaya başladı. Bu bilgisayar günümüzde fizik literatürünün toplandığı büyük bir bilgi kaynağı haline gelmiştir. Her gün 60 ülkeden birlerce fizikçiye Los-Alamos�tan e-posta gönderilmektedir. Ayrıca bu fizikçiler Los-Alamos�da oluşan veritabanından kendi bilgisayarlarına dosya aktarımı yapabilmektedirler. Günümüzde bu sistem usenet adı altında binlerce bilgisayardan oluşan bir ağ ile devam etmekte.
İlk ortaya çıkışından sonra usenet�te diğer ilgi alanlarını kapsayan alt gruplar oluşmaya başladı. Grupların sayısı Nisan 97 ayı itibari ile 15000 civarında olup her gün artmaktadır. Bir grup oluşturmak için beş aşamadan oluşan bir başvuru prosedürü vardır. Bunun için öncelikle başvurup news:news.group adlı grupta ön tartışma başlatmak gerek. Tartışma sonunda yapılan oylamada grubun oluşturulması kabul edilirse yeni grup oluşturulduğu ilan edilir. Yeni başlayanlar için olan grupların adı news:news.announce.newusers, news:newusers.questions, news:news.answers olarak sıralanabilir. Bu sistemin kullanımı gelecekte tıp literatüründe yaygınlaşabilir, ancak tıp�ta durum fizikten biraz farklıdır. Çoğu zaman konu çoğunluğun oyuna bırakılmayacak kadar ciddidir. Yanlış bir fikre kapılıp benzer uygulamalara kalkışan bir kişi bile tolere edilemez. Ön baskılar ve sonuca varmamış deneylerin meslektaşlar ve hatta meslekten olmayan meraklı kişiler tarafından okunup değerlendirilmeye çalışılması, bazı özel riskleri yanında getirir. Araştırmacıların çoğu kendi yaptığı işe pembe gözlüklerle bakar. Çıkarımları kendi iddialarının doğruluğunu ispatlamak için yaparlar. Bu nedenle bir çok saygın tıp dergisi reviewer adını verdiği kılı kırk yarmada ustalaşmış kişilere araştırmanın özgünlüğünü, doğruluğunu ve zamanlı olup olmadığını sorarak yayına girip girmemesine karar verir. Ancak usenet�te yayınlanan bir yazının hiç bir denetimden geçmediğini düşünmek de yanlıştır. Ayrıca bu Usenet�te klasik dergilerin aksine çoğu yazıya çok daha fazla eleştiri yöneltilir. Ayrıca bu eleştiriler şahsa gönderilebileceği gibi çoğunlukla açıkça yapılır. Bu klasik dergilerde var olduğu uzun zamandan beri fısıldanan �reviewer bias�tan bir anlamda kurtulmak anlamına gelmektedir. Bazı dergilerin editörlerinin orijinal makalelerin geliş ülkesinden etkilendikleri çift kör deneylerle ispatlanmıştır. Reviewerlerin benzer konuda çalışan kimseler olmaları, ve üçüncü dünya ülkelerinden makale gönderen kişilerin hak arama yollarının pahalı ve zor olması fikir çalma söylentilerini yanında getirmektedir. Düşük bir �signal to noise� oranını kabul edenler için bir çok tıp dergisinde uzun zamandan beri örneklerini çokça gördüğümüz olan �reviewer bias�tan kurtulmak var. Hekimler usenet�i kullanma konusunda öncü olan kimseler değiller, ancak tıpta iletişimin olanaklarını daha iyi kullananlar bir adım önde olacaklar. Amacınız meslektaşlar ile paylaşmak ise deneyim ve düşüncelerinizi kimseye sormadan ağ üzerinde yayınlayabilirsiniz. Yazınız ilgi çekerse benzer ilgili alanlarını paylaştığınız meslektaşlarınızdan mektuplar alırsınız. Meslektaşlar arası iletişim dışında internetin hasta eğitimi ve hasta hekim arasında bir iletişim ortamı oluşturma açısından kısa sürede verimli olacağı düşünülmektedir. Yazılarınız Dejanews adlı rehberde indekslenecektir. Tepki doğuran yazılar yazdığınızda sizi ellerinden gelse kızgın yağda kızartmak isteyen meslektaşlarınız veya sivillerin e-cevap yığını ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Elektronik yayınlar ülkeler arasındaki yayın sayısı uçurumunu kapatmaya yetecek mi? Görünen birinci nokta şu ki, gelişmiş ülkelerde internet bel kemiğine bağlı çok daha fazla sayıda bilgisayar var. Bu gelişmiş ülkelerde çok daha fazla kişinin bu hizmetten yararlandığının bir göstergesi olduğu gibi elektronik yayıncılıkta mevcut farkın devam edeceği şeklinde yorumlanabilir. İkinci önemli nokta yayın yapmanın kolaylaştığı bir dönemde doğru yayına ulaşma zorluğundan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde elinde daha iyi arşiv ve tarama araçları bulunduranlar en iyi yayınlara ulaşır, verimsiz tarama araçları ve küçük arşivler ile çalışanların bilgilere ulaşması zorlaşır.
Tıp ve sağlık ile ilgili mevcut olan bazı Usenet tartışma gruplarından bir kaçı şöyle:
news:alt.men.with.high.sperm.counts, news:alt.psychoactives, news:alt.psycholog.(10 alt grup), news:alt.recovery.addition, news:alt.student.exchange �Öğrenci değişimi ile ilgili grup), news:alt.suicide, news:altsupport.cancer news:alt.support.(115 alt grup, burada kanser, astım, artrit, kolit, Crohn gibi değişik hastalıklara ait destek gruplarını bulabilirsiniz.), news:alt.resumes, news:misc.jobs.resumes, (iş bulma ve CV yayınlama için iki grup) news:misc.education. medicine (Tıp eğitimi ile ilgili tartışma grubu), news:misc.health.(Sağlık ile ilgili değişik 8 alt grup), news:misc.kids.pregnancy, news:sci.medicine, news:sci.med.(Radyoloji, Ortopedi, kardiyoloji gibi tıbbın değişik alanları ile ilgili 31 farklı alt grup), news:talk.euthanasia, news:talk.politics.medicine (tartışmalı iki konu ile ilgili gruplar)
Genellikle en sık sorulan soru, �İnternet benim işime yarar mı?� benzeri bir sorudur. Bu sorunun cevabı �belki� ve �evet� arasında değişebilir.

Mulligan M.Media Features: Speeding up the appliance of Science-Martin Mulligan looks at the electronic exchange of research information. Financial Times, March 13.1995:13
Le Porte RE., Merler E., Akazawa S., ve ark. The death of biomedical Journals. BMJ1995;310 1387-90
Angell M., Kassirer J.P.The Ingelfinger rule revisited. N.Engl.J.Med. 1991;325:1371-3
Kassirer JP, The Next Transformation in the Delivery of Health Care, N Engl. J Med 1995;332:52-54
Kassirer JP, Angell MThe Internet and the Journal; N.Engl. J. Med. 1995;332:1709-10
Fisk NM, Vaughan JI, Wogtton R, ve ark. Intercontinental Fetal Surgical Consultation with Image transmission via Internet [letter] Lancet (England)Jun 19,1993, 341(8860)1601-2
Browning J, Europeans On-Line, Scientific American May 1995;23
Sarıhan T.D, Internet; System yayıncılık, 1995
*
*
*
FORUM
SAĞLIK HİZMETLERİNDE KÜRESEL REKABET
Amerikan �sağlık yönetimi�şirketleri uluslararası pazarlara açılıyor
Richard Smith*
Bilgisayarınız Singapur�dan, kullandığınız programlar Amerika�dan, arabanız Almanya�dan ya da Japonya�dan ve şarabınız Şili�den gelebilir. Ancak bu yazıyı nerede okuyor olursanız olun, sağlık hizmetleriniz muhtemelen kendi ülkeniz tarafından verilmektedir. İşte bu gerçek de değişmek üzere; özellikle de gelişmekte olan ülkelerde yaşıyorsanız.
Amerika Birleşik Devletleri�nde sağlık yönetim planları ile uğraşan şirketlerin önde gelenleri, Meksika�da yapılan bir toplantıda biraraya geldiler ve uluslararası alanda iş yapma fırsatları üzerinde durdular. Toplantı, American Association of Health Plans and Academy for International Health Studies tarafından düzenlendi. Delegelerden birisinin ifadesine göre toplantının görünürdeki konusu, diğer ülkelerden neler öğrenilebileceği olmakla birlikte, toplantıdaki bir çok Amerikalı �satış�ile ilgiliydi. Workshop�larda İsrail, Kore, Venezuela, Kanada, Meksika, Rusya, Fransa, Singapur, Brezilya, Yeni Zelanda, Porto Riko, Avustralya, Güney Afrika ve Arjantin�in �pazar değerlendirmeleri�ele alındı. İngiltere�nin listede bulunmayışı muhtemelen, sağlık bakım hizmetlerinin finansal kısıtlamalar nedeniyle çok karlı olmayışı ve sağlık yönetimi ile ilgili bir çok yöntemi halen kullanıyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Toplantı genel ekonomik trendlerin incelenmesiyle başladı. 20. yüzyılın sonlarındaki en temel gelişme, küresel rekabetin bir çok sektör için artık bir norm haline gelmesi. New York Times�dan Pulitzer ödüllü dış ilişkiler yazarı Thomas Friedman, ülkelerin ekonomilerini küresel rekabete açmak zorunda olduklarını söyledi. Bu rekabet ortamını arttırmakta ve çeşitli sonuçları da beraberinde getirmektedir. İlk olarak uluslararası finans pazarları, hükümetlerin ekonomik konulardaki esnekliğini kısıtlamaktadır. İkincisi, bu nedenle bir ülkedeki farklı politik partiler, izledikleri politikalarda birbirlerine daha çok yaklaşmaktadırlar. Üçüncü olarak ülkede olup biten her şey giderek artan oranda, iş dünyası için önemli olan konular tarafından yönlendirilmektedir:Amerika Birleşik Devletleri, Çin�deki insan hakları konusunda katı bir tavır almamıştır, çünkü Amerikan işdünyası pazar kaybetmek istemiyordu; ama entellektüel telif hakları konusunda sert önlemler aldı, çünkü bu iş dünyası için önemliydi. Microsoft�un başkanı Bill Gates, Çin Başbakanı�nı Bill Clinton�dan daha çok ziyaret etti. Dördüncü olarak zengin ve yoksul kesim arasındaki farklılık giderek büyümektedir; zenginler daha iyi durumda çünkü küresel pazarlardaki başarılarının sonucundaki ödülleri büyük, yoksul kesim ise tamamen sahne dışına itilmiş durumda.
Amerika Birleşik Devletleri�nde kar etmeye yönelik sağlık hizmeti veren işadamları, diğer işkollarındaki meslektaşlarının tuttukları yoldan gitmemek ve küresel rekabete girmemek konusunda hiç bir neden görmemektedirler. Aslında böyle yapmak zorunda olabilirler de. Wall Street onların büyümelerini sürdürecekleri beklentisi içinde; bu da daha fazla kişinin bu hizmetlerden yararlanması anlamına geliyor. Bu şirketlerden birinin yöneticisi şöyle diyor; �Amerika�da yakında insan bulmakta sıkıntı çekeceğiz.�Bu türlü şirketler halen 100 milyon Amerikalıyı kapsıyor.
Sağlık yönetim planlama şirketi ne satabilir?Aslında bu bir, daha azı için daha fazlasını alabilme becerisi. Yönlendirilmiş bakım, anlaşılması zor ve hızla değişen bir kavram. Washington�daki Brookings Institute�dan Joe White�e göre yapılabilecek tanımlardan birisi, maliyetleri azaltmak ve muhtemelen kaliteyi arttırmak üzere bireysel bakım dönemlerinin yönetimi. Yönlendirilmiş bakım üç genel yapı içinde sunuluyor. Birincisi üçüncü şahısların yönlendirildiği bakım; burada ücret ödeyen kişiler, sağlık hizmeti verecek kişilerin uygulayacakları tedavi konusunda kurallar koyuyorlar. İkinci olarak, daha önceden parası ödenmiş planlar çerçevesinde kişiler bir organizasyon çatısı altında toplanıyorlar ve maliyetler bu organizasyon tarafından kontrol ediliyor. Kaiser Permanente tarafından örnek olarak verilen sağlığın devamı organizasyonları bu türden. Üçüncü olarak �risk taşıyan bekçiler� tarafından yönetilen planlar var. Bunlar genellikle doktorlardan oluşuyor ve bu doktorlar hangi hastaların daha ileri bakıma ihtiyacı olduğunu ve bununla beraber tedavi için gereğinden az ya da fazla sayıda yere sevkedilmelerinin getireceği finansal ya da yasal yükümlülüklere uymaları gerektiğine karar veriyorlar. Bu, yönlendirilmiş bakımın daha ucuz ve daha esnek bir formu ve en hızla gelişen şekli. Bu türün, İngiltere�deki genel pratisyenlik fonları ile benzeşen yönleri var. Yönlendirilmiş bakımın bütün bu formları, maliyetleri azaltmak için çok sayıda farklı yönetim tekniği kullanmaktadır. İhraç edilebilirliği en fazla muhtemel olanlar, işte bu teknikler.
Bu şemaları maliyetleri azalttığı ve kaliteyi yükselttiğine ilişkin somut kanıtlar bulunmamakta ve sağlık planları üzerinde akademik çalışmalar yapmak çok zor, çünkü hızlı değişiyorlar. Ancak Amerika Birleşik Devletleri�ndeki varsayımlar, yönlendirilmiş sağlık planlarının, Amerika�daki sağlık bakım harcamalarındaki artışı 20 yıldır ilk kez durdurduğu yönünde(1).
Dünya acaba, bu birçok bakım planının sunduğu hizmetlere ihtiyaç duyuyor mu?Dünya Bankası İnsan Geliştirme Bölümü Başkan Yardımcısı Armeane Choksi açıkça �ihtiyaç duyduğu�ve fırsatların en çok gelişmekte olan ülkelerde olduğu görüşünde. Choksi, son 10-15 yıldaki gelişmelerin hükümetlerden ziyade özel sektör tarafından başarıldığını; sağlığın ise gelişmenin kilit unsuru olduğunu söylüyor. Çoğu gelişmekte olan ülkenin ekonomisi, gelişmiş ülkelerinkinden daha hızla büyüyor; bunun da temel nedeni özel yatırımlar. Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda özel sağlık sektörü, oransal olarak gelişmiş ülkelerdekinden daha büyük. Ayrıca bu ülkelerin çoğunda, örneğin Malezya, Endonezya, ve Bangladeş, özel sektör genişlemekte. Özel sağlık hizmetleri yerine kamu sağlık hizmetlerin seçmeyi gerektiren �eski neden�, Choksi�ye göre �eşitli� kavramı. Ancak bir çok kamu sistemlerinde eşitsizliğin boyutları hayli yüksek ve özellikle sağlık harcamaları şehirlerdeki hastaneler için yoğunlaştırıldığı için yoksul kırsal yöre halkı, zengin şehirlileri finanse etmekte. Dünya Bankası şimdilerde yoksulların, kamu tarafından sağlanacak primer bakım hizmetleri üzerinde çalışıyor. Banka, kamu kaynaklarının yoksullara kalması ve özel sektörde yararlılık ve kalite arttırılması amacıyla, zenginlerin daha fazla özel hizmet almaları gerektiğine inanıyor. Choksi sonuç olarak fırsatların büyük olduğunu söylüyor; �Yönlendirilmiş bakım, gelişmekte olan ülkelerde sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi konusunda en büyük umudu taşımaktadır.�
Öyle görülüyor ki, dünyadaki en mantıksız sağlık bakım sistemlerinden birine sahip bir ülkeden kaynaklanan, yönlendirilmiş sağlık bakımı, sonuçta bütün dünyaya ihraç edilecek. Nasıl ki giderek daha fazla sayıda insan Amerikan �fast food� lokanta zincirlerinde besleniyor ise, çoğumuz sağlık hizmetlerimizi bir şekilde Amerikalıların yönlendirilmiş bakım planlarından karşılayacağız.
(1) Ginsburg PB, Pickreign JD. Tracking health care costs. Health Affairs 1996; Fall:140-9
Br Med J referansıyla yayınlanmaktadır (sayı 1, 1997, sayfa 10).
* Editor, BMJ
*
*
Patolojik karasevda sendromu*
Freud, aşık olma eyleminde egonun libidinal enerjisinin tamamen ortadan kalktığını ve bu enerjinin, ego idealinin yerini alan �aşık olunan kimse�ye harcandığını iddia etmişti.
Chasseguet Smirgel ise, Freud�un aksine, aşık kimsenin benliğinin libidinal enerji ile zenginleştiğini düşünüyordu.
Normal aşık olma eyleminde, yani aşkın karşılıklı olduğu durumlarda, aşkına karşılık alan her iki kişinin de özgüvenleri yükselir. Patolojik aşık olma eyleminin normal aşık olma eyleminden farkı ise, mazohistik kişiliğe sahip kişilerin, neredeyse karşı duramayacakları bir biçimde, kendilerine karşılık vermeyen ya da veremeyecek durumda olan kişilere karşı aşırı bir çekim duymalarıdır. Gerçekten de, aşklarına karşılık almayan ya da alamayan kişilerin bilinçdışı seçimi, mazohistik aşkın en belirgin özelliğidir.
Bu tür imkansız aşk ilişkilerini, aşk nesnesinin cinsel hazzı, fiziksel acı ve aşağılanma ile sağladığı mazohistik cinsel sapkınlıklardan ayırmak oldukça önemlidir. Her iki durum bazen yanyana görülmekle birlikte, bu çok ender karşılaşılan bir durumdur.
Bir insanın kendini ve tüm ilgilerini karşılık alamadığı biri için feda etmesi depresif-mazohistik kişilik bozukluğuna işaret edebilir. Bu son derece trajik kendini feda etme eylemi ve karasevdaya tutulmuş kişinin yüceltilmiş, erişilemeyen aşk nesnesi için kolayca tüm hayatını bir kenara atıvermesi (sevilen nesne dışında herkesin ihmal edilmesi, kişinin tüm benliğiyle kendini aşkına vermesi)ve erişilmez aşkına karşı kendini köleleştirmesinde bir tür narsistik doyum vardır. �Büyük günahkar�ya da �en zavallı mazlum�olmaktan alınan narsistik doyuma bağlı olarak, patolojik aşka tutulmuş kişilerin kendilerini dünyanın en çok acı çeken insanı şeklinde görmekten son derece gurur duydukları da kuşku götürmez bir gerçektir.
Bu tip patolojik aşk ilişkilerinde, erişilemeyen nesne için duyulan aşk, nesneye yansıtılmış süperegonun ego idealini oluşturan yönlerine boyun eğmeyi temsil eder. Acı dolu ve tatmin edilemeyen aşk, kişiyi gururun yanısıra başka yoğun duygularla doldurur.
Erişilemeyen aşk nesnesiyle meşgul olma eylemleri histerik kişilik yapısında da görülebilir. (Sadece kendilerine kötü davranan erkeklere aşık olan kadınlarda olduğu gibi). Diğer vakalarda ise, erişilemeyen aşk nesnesi yerini sadistik nesne seçimine bırakabilir. Bu kez, erişilemeyen aşk nesnesi yerine kendisine sadistik bir şekilde davranan kişileri seçmektedir.
Patolojik aşkın daha ağır düzeylerinde tam tersi bir durumun ortaya çıktığı görülür. Hasta imkansız aşk ilişkisini mazohistik bir şekilde yürütmeye devam ederken, diğer tüm nesnelerle olan ilişkileri narsistik özellikler taşır.
Örneğin, bir vakada, fiziksel anlamda oldukça güzel bir kadın olan hasta, sosyal prestije sahip, zengin veya güçlü erkek tiplerine ilgi duymakta ve bu standartların dışında kalan diğer erkekleri aşağılamakta ve küçük görmekteydi. İlgilendiği erkeklerde aradığı özelliklerin aslında kendisinin sahip olmak istediği özellikler olduğu çağrışımlarında meydana çıkmıştı. Hastanın, ilgilendiği erkekler tarafından red edilmesi depresyona, intihar girişimlerine ve/veya red edildiğinin tümden inkarına yol açıyordu. Erkeklerden biri kadının aşkına karşılık verecek olsa, hasta birkaç hafta gibi çok kısa bir sürede adamı hayatındaki diğer kişiler gibi aşağılıyor ve paradoksik bir biçimde daha da ulaşılmaz erkeklerin peşinden koşmaya başlıyordu. Özetle hasta �ideal erkek�kavramının devam etmesi için adeta bilinçdışı bir şekilde red edilmesi kesin olan ilişkilere giriyordu.
Yukarıdaki vakada, tipik olarak, erişilemeyen nesneye patolojik grandiyoz benliğin yansıtıldığını görüyoruz. Bu tür vakalarda, idealize aşk nesnesi ile ilişki, tipik olarak ödipal ve pre-ödipal konuların içiçe geçmesini, yani idealize edilmiş pozitif ödipal aşk nesnesi ve bunun üstüne binmiş sadistik fakat gereksinim duyulan pre-ödipal aşk nesnesini yansıtır.
Tüm bu bilgilerin ışığında, Patolojik Karasevda Sendromu�nun mazohistik ve narsistik yönlerinin çok iyi incelenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
* (Popüler Psikiyatri dergisinden kısaltılarak alınmıştır).
*
*
SEZARYEN Mİ NORMAL Mİ?
Son yıllarda sezaryen oranlarında özellikle özel hastanelerde gözlenen hızlı artış hem kadın hem hekim olarak ilgimizi çekti:Bu yüzden bir araya gelip kişisel öykülerimizi mesleki bilgi ve deneyimlerimizle birleştirerek bu konuyu tartıştık.
SEVİM (Biyokimya Uzm.): Kendim için sezaryen tercih ettim. Çünkü kadın doğum kliniklerini tıp fakültesinden biliyordum ve nefret ediyordum. İlk gördüğüm normal doğumda kadının aşağılanması beni normal doğumun vahşi bir şey olduğuna inandırdı.
Eğitimim boyunca bu psikolojik parçalanma sonucu şefkat ve ilgiden çok uzak olan bu normal doğum tablosu benim doğumu reddetmeme yol açtı. Kendim doğurursam sezaryen olmaya karar verdim. Medikal endikasyonum da vardı ve doğumumu bir özel hastanede sezaryenle yaptım.
GÜLNİHAL(Kadın Doğum Uzm.): Anne adayı kulaktan dolma bilgilerle, ürkmüş ve tedirgin oluyor doğumdan önce. Hamile takibinde gördüğüm kadınların eğitimlisi, az eğitimlisi gebelik ve doğum hakkında çok bilgisiz oluyor. 20-30 kg alarak herşeyi yiyerek, dengesiz beslenerek gelen kadın çok. Bu kadar kilo almış bir kadın ağırlaşır. Ağrı geldiğinde nasıl davranacağını bilmemesinin yanısıra, gücü de çabuk tükeniyor.
SEVİM:Kadın içinde bulunduğu konumdan hemen, en kısa yoldan kurtulmak istiyor tabii. Bir an önce bu işi bitireyim istiyor. Sezaryen böyle bir kestirme gibi görünüyor.
GÜLNİHAL:Bunun yanısıra bizde hamile eğitim merkezi çok az. Belki normal doğum için de sezaryen için sağlanan maddi manevi destek sağlansa sezaryenler bu kadar artmazdı:Daha geleneksel topluluklarda ise sezaryen hiç istenmiyor. Çünkü kadının en az 4-5 çocuk doğurması isteniyor. Anadolu�da sezaryen olmuş kadına biraz sakat gibi bakıyorlar.
HÜYLA (Çocuk Hast. Uzm.):İngiltere�de ebeler doğum yaptırıyor. En kabul gören şekil; iyi eğitimli bir ebenin yardımcı olduğu normal doğum. Bizde de üst sosyoekonomik düzeyde, iyi eğitimli bazı kadınların (Amerika�da, İngiltere�de, Hollanda�da ve Almanya�da doğum odalarını ev odası gibi döşüyorlar)normal doğum yapmaya yurtdışına gittiklerini görüyoruz! Buralardaki hastanelerde evde doğum yapar gibi, yakınlarından bir ya da ikisinin desteğini de alabiliyor kadın. Bizde ise travayda kadının yanına hekim dışı birinin girmesi çok zordur. Hekim bir arkadaş eşinin içeri girmesini çok istedi. Üniversite hastanesinde kesin olmaz denildi. Eşin-dostun annenin yanına girmesi özel sağlık kurumlarında biraz daha esnek galiba.
Doğumun güzelliği
ÖZLEM(Halk Sağlığı Doktora Öğrencisi):Ben özel hastanede vaginal doğum yaptım. Anne ve eş indüksiyon ve travayda girebiliyor. Epizyo sırasındaki lokal anestezi dışında ağrı kesici, anestezisiz, bilinçli yaşadığım bu doğum eylemi beni çok tatmin etti. Kadın doğumu sırasında uyanık olup, ne olup bittiğini izleyebildiğinde ve bebeği üstüne yatırıldığında müthiş bir zevk alıyor. Mesela bir arkadaşım baştan kendisini sezaryenin daha kolay olacağına koşullandırdığı için doğumun zevkini çıkaramadı, çok huzursuzdu. Ancak doğum ilerleyip sezaryeni unutunca o da rahatladı.
GÜLNİHAL:Benim bir hastam vardı. Ağrı geldikçe gülümsüyordu. Her şeye hakim bir duruşu vardı. Kendine güvenini unutamıyorum. Ben bu işi yapıyorum diyordu ve çok mutluydu. Ağrı geldikçe gülümsüyordu.
Tabi bütün kadınlar bu kadar şanslı olmuyor. Bazen çok isteseler de tıbbi nedenlerle normal doğuramayan kadınlar oluyor. Aslında her kadın bu aşamayı hissetmeyi, doğumu yaşamayı isteyebilir. Ben şahsen bunu yaşamış olmayı tercih ederdim. Ama sezaryen olmam gerekti. Ben istediğim halde doğuramadım, sezaryen oldum.
HÜLYA:Ben de bu konuda normal doğum isteyip de sezaryen olduğu için çok öfkelenen, mutsuz olan kadınlar, doğumu yaşamak keyif ve başarısının elinden alındığına inanan insanlar biliyorum.
GÜLNİHAL:Ama illa normal doğum diye ısrar edilince çok travmatik sonuçlar olabiliyor. Çok kötü yırtıklar olabiliyor. Sfinkter zedeleniyor vb... Bence çok ısrarlı olmamak gerek. Acele ve gereksiz nokta yok vakum çok riskli olabiliyor bebek için. Özel hekimlikte komplikasyona tahammül hiç yok. Bu da sezaryen oranlarını arttırıyor ama yine de %70-80�lik oranlar zorlama.
Tabii sezaryenle doğum sonrası da farklı oluyor. Mesela ben devlet hastanesinde sezaryen oldum, 48 saat sonrasında bile sütüm yetersizdi. Bebek iki üç gün aç kaldı. Mama ve beslenme organize değildi.
HÜLYA:Sezaryen-vaginal doğum dengesi gibi, mama-anne sütü dengesi de çok iyi kurulmalı. Yani her uygulama hastaya göre seçilmeli. Bu matematik değil. Vakaya göre değişmeli.
Anneye ille süt vereceksin diye diretmenin de anlamı yok. Benim bebekler için tercihim anne sütü ama, mama ile besleyecekler ise anne sütü daha da desteklenmeli. Yani bilgiyi doğru verip seçimi anneye bırakmak en iyisi. Baştan mamayı verip sütü azaltabilirsin.
Bence bilgi aktarımında ciddi bir eksiklik var. Kadının gebelikte ve doğum sonrası ciddi bir desteğe ihtiyacı var. Kadının o sıradaki dengesi zaten çok hassas. Her olaya kendi bakışaçısı ile bakarken, en bilgililer bile dengeyi zor sağlarken duyarsız bir ifadeyle yeni doğurmuş kadına yüklenince denge bozuluyor. Psikolojik ve fiziksel olarak doğum sonrası çok eksik yani.
GÜLNİHAL: Cumhuriyet gatezesinde �normal doğum mu, sezaryen mı?�diye bir tefrika vardı. Onda iyi tartışılmıştı bu konu. Sezaryen olmak isteyen olsun, istemeyen olmasın.
HÜLYA:Ama bunu derken anneye sezaryenli bebeğin risksiz olduğunu söylemek çok yanlış. Sezaryen bebeği hipokalsemi, hiperbilirubinemi vb... riski daha yüksek bebek. Seçimin doğru seçim olması için bilgilerin tam olması gerekmiyor.
EBRU (Anestezi ve Reanimasyon Uzm.): Bu konuda bir eğitim politikası belirlemek üniversitenin işi değil mi?Önce tıp fakültesinde hekimleri bu konuda eğitmeli, ne dersiniz?
ÖZLEM:Prenatal eğitim devletin vermesi gereken birinci basamak hizmeti aslında. Ama ihmal ediliyor.
GÜLNİHAL:Geleneksel beslenme biçimimizde kilo almak olumlu görülüyor. Bu birçok kadının aşırı beslenmesine ve aşırı kilo almasına neden oluyor. Kadını bu geleneksel çemberin içinden çıkarmak çok zor.
Bir kadın doğumcu olarak sezaryen tercih nedenlerinden biri de 12 saat her bir doğumu bekleyecek olsam kendime hayat hakkı tanıyamam. İnsanlarda parasıyla alınan herşeyi satın alma, doğumuna girmesini istediği doktoru bağlama anlayışına karşı (hasta-doktor ilişkisi piyasada belirleniyor) doktor da kendi çıkarlarını koruyor. Yani rekabet koşulları, hastanın bilgisizliği sezaryeni arttırıyor.
NURİYE (Kadın Doğum Uzm.):Ama böyle bir tutumu haklı göremeyiz. Kendi çalışma düzenimiz yüzünden insanları yanlış bilgilendirmek hekimliğe uymaz. Normal doğuma hazırlanan bir arkadaşımın doğumuna çeyrek kala ortada hiç bir tıbbi neden yokken kadın doğumcusu �Sezaryen olmazsan çocuğun geri zekalı olur�diyebiliyor. Ve sonuçta anne ya geri zekalı olursa korkusuyla, bu yükü taşıyamayıp sezaryene gidiyor. İstanbul�da daha ilk antenatal vizitte sezaryen randevusu veren birçok kadın doğumcu var.
Biz doktor da olsak bakıma ilişkin şeyleri bilmiyoruz. Gebelikte, lohusalıkta jimnastik yapmıyoruz. Beslenmemize dikkat etmiyoruz. Bunları bilmiyoruz, hastalarımıza da öğretemiyoruz.
Bunları biz öğrensek, öğretsek doğum öncesi eğitimler olsa gebeler için yazılı resimli materyal olsa. Ben inanıyorum ki eğer elektif sezaryen için harcanan paranın %1�i ile antenatal eğitim grubu oluşturulsa bu insanların çoğu sağlıklı ve keyifli bir doğum yaşayabilirler.
Alternatifin ne olduğunu bilmeden sezaryen oluyor insanlar.
Ben normal doğurmak isteyen bir gebeyi takip ederken özel hastane personeli bana enayi muamelesi yapıyor, gebeye de �Sen deli misin, doğuracak mısın?�diyorlar.
İşin vahim tarafı iki yıl önce bile sezaryen oranları bu kadar yüksek değildi. Artık 2-3 doğuma 80-90 sezaryen düşüyor. Bizim yaptığımız bir araştırmada kadın hekimlerin %30 �u sezaryen oluyordu. Bunların yarısı da isteğe bağlı sezaryen. Bu oran 1970-90 yıllarına ait. Bugün sectio oranı katlanarak artıyor. Durum vahim.
VİLDAN (Pratisyen Hekim): Normal vaginal doğum veya sezaryen tercihinde endikasyonu yerinde koymak önemli. sezaryene tepki akıldışılığa varmadan, endikasyon konulduğunda gerçekleştirilmeli.
NURİYE:Ama burada kadın doğumcunun 1- Ben aptal mıyım, 6-12 saat doğum takip edeyim, eziyet çekeyim? 2- Hiç bir şekilde risk göze almak istemiyorum, yaklaşımı ile normal doğuracak kişiyi sezaryene yönlendirmesinden yana değilim. İşin ilginci yalnızca bunu söylemem bile sezaryene karşıymışım gibi algılanmama neden oluyor.
VİLDAN:Baştan beri benim aklıma sezaryen olmak gelmemişti. Ama öğrencilik yılları, deneyim ve gözlemlerimle normal doğumdan çok korkuyordum. Son haftada ayak sarkması nedeniyle sectio oldum. Ama girerken anestezi riskini düşünüyordum hep. Baygınlık, o çocuk benim mi?Sahiplenme duygusu eksik kalıyor gibi geliyor bana.
EBRU:Kadın doğumcu arkadaşlara başka açılardan sormak istediğim şeyler var benim?1- Seksüel ilişkide doğurmamış olmak avantaj mı?2- Çocuğa doğum kanalından geçmemiş olmak ne kazandırıyor?3- Azalan müdahaleli doğum sonucu forseps veya vakum bilmeyen bir kadın doğumcu nesli yetişmiyor mu?
NURİYE:İlk sorunun cevabı:Vajen elastik bir doku ve eski haline dönebiliyor. Birden çok doğum yaptığı halde vajeninin şekli bozulmayan birçok kadın var. Kaldı ki cinsel zevkle vajenin darlığı genişliği arasında bir ilişki yok. Önemli olan kadının vajen etrafındaki kasları kullanabilmesi.
Kadının doğumdan zevk alması doğumun seyrettiği ortama bağlı. Doğum sırasında çıkış anında acının yanısıra bir haz da var biolojik ve psikolojik. İngiltere�de izlediğim doğumlarda anneyi travmatize edecek herşey elimine edilmişti.
GÜLNİHAL:Bir hastam sezaryene gitmek zorunda kalınca yaşadığı hayal kırıklığını anlattı. Ben de yaşadım aynını. �Başaramadım�duygusu olabiliyor.
EBRU:Anestezi olması hem anne hem bebek açısından ihmal edilen bir risk. Bebekte hipokalsemi hiperbilirubinemi hiperglisemi riski artabiliyor. Antibiotik devreye giriyor, risk her yapılan ilaçla artıyor bence. Sonra bebeğin çıkım zamanı konusunda anestezist ile kadın doğumcunun kooperasyonu kalıyor genellikle yarı ömrü 15 dakika, ama bebek beşinci dakikada çıkıyor vb...
NURİYE:Sezaryende hiç risk yokmuş gibi sunulması hatalı. Birkaç komplikasyon olabiliyor:Bebeğin kolu bacağı kırılabilir, uterin arter, üreter, mesane zedelenmesine kadar birçok problem olabilir.
Sonuçta her koşulda normal doğum, her koşulda sezaryen dememeli, ikisinin de gerekli ve iyi olduğu durumlar var.
*
*
Bize gelenler
Kısır dağın bereketi
Dr. Muammer Gül
29 yıl önce, 01.06.1968�de İstanbul Tabip Odası öncülüğünde Anadolu Sigorta ile �Hekimler grup sigortasına�, yüzlerce hekim bir arada katıldık.
Ogünlerin parası ile ayda 200 TL ödüyorduk. Ortalama vizit 20 TLolduğuna göre 10 hastadan alınan para ödemelerimizi karşılıyordu. (Şimdi ortalama vizit 4 milyon TLolduğuna göre 40 milyon TLyatırdığımızı lütfen unutmayınız).
Vaat edilenlere göre 29 yıl sonra:
a)Toptan ödeme olarak, en az üç apartman dairesi alabilecek bir miktar elimize geçecekti.
b)Maaş istersek Emekli Sandığı�nın çok üstünde maaşa bağlanacaktık. (Tabii bunlar yazılı bir anlaşma değil, katılımı arttırma yönündeki vaatlerdi. Ama bizler gene de mutlu idik. En azından, bu söylenenlere yakın rakamları hayal ediyorduk.)
01.06.1997�de 29 yıllık ödemelerimiz bitince, hesabı bildirdiler:
a)Toptan ödeme olarak 390 milyon TL.
b)Maaş istiyor isek, ayda 1.800.000 TL(Yazı ile:Birmilyonsekizyüzbin TL) almağa hak kazanmıştık. (Tıpkı Ömer Seyfettin�in Yüz Akı Hikayesi gibi.)
Umduğumuz dağlara kar bile yağmamış, ortalığı çamur götürmüştü. Dağ, fareden vazgeçtik, pire bile doğurmamıştı. Anlaşılan, biz dağın kısırına toslamıştık.
Oturduğumuz binanın kapısını 450 milyona yaptırabildiğimizi düşündüm. Teklif edilen para ile bina almak bir yana kapı bile taktıramayacaktık. Hele 1.800.000 TLmaaşa gelince, �Bu para ile banka mı alsam, yoksa sigorta şirketi mi kursam?�diye epey tereddüt ettikten sonra posta pulu alıp, bu mektubu Tabipler Odası�na göndermeye karar verdim. Biraz da cepten gitmesine rağmen hiç olmazsa durumu yönetici kardeşlerime ve meslektaşlarıma duyurmuş olacaktım.
ÖZET:
Yönetici ve Hekim Kardeşlerim,
1- Uzun vadeli sigortaya katılırken en son ne verileceğini hesaplatıp yazılı olarak poliçeye kaydettiriniz.
2- Firmanın ciddiyet ve sağlamlığını inceleyiniz. Öncelikle kısır mı, verimkar mı olduğunu araştırınız.
3- Gene de sigortaya katılanlar olursa, sonunda uğrayacağınız düş kırıklığını duyurabilmek için pul parasını hazır bulundurunuz.
SONSÖZ:
Anadolu Sigorta yöneticilerine soruyorum:
a)1968�in 200 lirasını bugünün 200 lirası gibi hesaplamakta mantık hatası olabileceğini düşünmüyor musunuz?
b)Ticari yönden sigortalılarınızı bu derece mağdur etmeyi sigorta mefhumu ile bağdaştırabiliyor musunuz?
c)29 yıl aralıksız para ödemiş bir sigortalınıza aylık olarak iki karpuz parası vermek sizleri mutlu ediyor mu?
Son soru, Anadolu Sigortaüst düzey yöneticileri:
Siz böyle bir sigortaya girmeyi düşünür müsünüz?
Saygılarımla.
*
*
*
MÜZİK-KİTAP ve DİĞERLERİ
Hazırlayan: Ümit Şahin
Bu sıcakta konser olmaz! Gidin denize girin, yürüyün, teybinizi açın, kitap okuyun... İyi yazlar.
"Çıkın ışığa buluşabilenler, sevindirilebilenler, değişebilenler..."
B. Brecht
Thomas Bernhard�ın anlatıları
Mitos Yayınları, Avustralyalı yazar Thomas Bernhard�ın otobiyografik anlatılarından oluşan dizinin son üç kitabı olarak Soluk-Bir Karar; Soğukluk-Bir Dışlanma ve Bir Çocuk adlı kitapları da yayımlayarak diziyi tamamladı. Çağdaş Almanca yazının özgün bir kişisi olan Thomas Bernhard(1931-1989), yapıtlarında bireyin özgürce gelişimini engelleyen kurumları, kendi yaşamından da yola çıkarak acımasızca eleştirmiş ve bu eleştiriyi, eşsiz bir yazınsal üslupla gerçekleştirmiştir.
Tam bir otobiyografi olarak kabul edilemeyecek, ayrı ayrı da okunabilecek bölümlerin oluşturduğu bir nehir romana benzetilebilecek bu dizinin ilk kitabı olan Neden�de Bernhard, yurtta kalan bir öğrencinin gözünden, İkinci Dünya Savaşı atmosferini ve bir ülkenin Nasyonal Sosyalist yönetimden koyu Katolik bir yönetime bir gecede geçebileceğini ve ülkede hiç bir şeyin (duvarların rengi dışında) değişmeyebileceğini gösterir. Mahzen�de ise şehrin kenar mahallesinde çıraklık yapan bir gencin, marjinal denen insanların samimiyetini görüp, toplumsal bir kişilik kazanması anlatılır. Bu genç bir kış günü patates çuvalları taşırken üşütünce, hastane kurumlarının gerçeğişle karşılaşır. Soluk-Bir Karar adlı kitapta, umutsuz vakaların ölmek üzere bırakıldığı odada bulur kendini; son duası bile okunmuştur, ama, o, yaşamla ölümün sınırının bir soluktan oluştuğu, ikide bir ölülerin çıkarıldığı odada seçimini yaşamdan yana yapar. Ponksiyonlar, otopsiciler, ziyaretçiler, oda arkadaşları, hemşireler, doktorlar. Soluk Thomas Bernhard�ın herhangi bir kurama yaslanmadan, salt kendi yaşantılarını, gözlemlerini düşünerek yaptığı bir tıp eleştirisi olarak da okunabilir, bir yaşama bağlılık, bir yaşama sevinci destanı olarak da. Soğukluk-Bir Dışlanma�da ise bu öykü trajik boyutlara ulaşır. Kahramanımızın, iyileştikten sonra dinlenmek üzere gönderildiğini sandığı yer, aslında bir sanatoryumdur, ve orada kendisinin hasta olması, pozitif çıkması beklenmektedir. Bu yapıtta da adeta bir işkence yöntemi gibi uygulanan pnömatikler, en az hastalar kadar çaresiz, kendilerine yazılan rolü oynayan doktorlar, hemşireler, acımasızca değil ama soğukkanlılıkla betimlenir; Bernhard�ın tüm bunları göstermesindeki asıl neden, içinde bir yeraltı ırmağı gibi akan insanlık sevgisidir. Bernhard�ın sorunu insanlarla değil, kurumlarladır. Dizinin son kitabı olar Bir Çocuk�ta ise başa döner yazar. Avusturya taşrasında, büyükanne-babasının yanında yaşanmış bir çocukluğun izlenimleri. Bisikletle uzak kasabalara gitme denemeleri, çiftlik yaşantısı, büyükbabanın sanatçı dostlarıyla sohbetler... bir cennette gibi yaşanan çocukluğun üzerine, Avusturya�nın, Hitler Almanyası�na katılmasının gölgesi düşer. Böylece çember tamamlanır. Bir Çocuk bu ilginç dizinin son yazılan ve yayımlanan kitabı olduğu kadar, ilk kitap Neden�den önce de okunabilir, bu cennet çocukluktan, savaşın cehennemine geçişin belirtilerini taşır.
Thomas Bernhard�ın yapıtları ülkesinde büyük yankı uyandırmış, örneğin Neden�in bazı paragrafları sansürlenmiştir. Bernhard�ın dili de bir kurum olarak düşünmüş olsa gerek ki, alışılageldik tümceler kurmaz. Onun bir tümcesi kimi zaman sayfalar boyunca sürebilir, ama yine de bir solukta okunabilir. Anılarla, bugün düşünülenler, gözlemlerle değerlendirmeler iç içe geçer. Bernhard�ı okumak yazınsal ve düşünsel bir şölene dönüşür.
BİR ALBÜM
Bir süredir, sınırlı bir dinleyici kitlesi tarafından dinlenen ilginç albümler yayınlanıyor. Bu albümlerin ortak özelliği tür bakımından net olmamaları ve popüler tarzlara bulaşmamaları. Bunlardan biri de Kumdan Kaleler grubunun ilk albümü �Denize Doğru�. Genç bir ekipten oluşan grup akustik gitar, flüt, mandolin gibi aletlerin ağırlıkta olduğu kendine özgü bir ses rengini yakalamaya çalışıyor.
Şarkılarda sözler ve besteler genellikle ortak üretim. Melodiler çok sıcak, ancak sözleri yok sayacak bir melodik zenginlikten de kaçınılmış. Düzenlemelerin temelinde temiz bir rock duygusu var, ancak genellikle akustik düzenlemeler yapılarak Unkapanı rockçularının düştüğü komik durumlara düşülmemiş.
Hiçbir zaman çok satmayacak ancak bir kez sevildi mi kolay bıkılmayacak, acemiliklerini gizlememiş, hatta biraz da �punk�bir albüm. Kaçıranlardan olmayın.
YAZ YİTİKLERİ
AzizNesin
Sivas yangınından kurtulan Aziz Nesin, bir başka Temmuz gecesi yaşama veda etti. Arkasında yüzden çok kitap, şiirler, oyun, öykü ve romanlar bıraktı.
Aydınlanma mücadelemizin unutulmaz isimlerinden, dünyaca tanınmış usta mizah yazarımızı, ölümünün ikinci yılında anıyoruz.
SİVAS ACISI*
Ben tanırım / Bu bulut bizim oranın bulutu
Hemşeriyiz ne de olsa
Benim için kalkmış ta Sivas�tan gelmiş
Yurdumun bulutu / Başımın üstünde yeri var
Ben bilirim / Bu rüzgar bizim oranın rüzgarı
Hemşerimiz ne de olsa
Benim için kopup gelmiş yayladan
Yurdumun rüzgarı / Kurutsun diye akan kanlarımı
Ben anlarım / Bu acı bizim ora işi hançer acısı
Bir ülkedeniz ne de olsa
Aynı dili konuşsak da
Anlamayız birbirimizi
Hançerin nakışı / Tanıdım acısından Sivas işi
Ben duyarım duyumsarım / Bizim oranın sızısı bu
Binip kara bir buluta Sivas ilinden
Sivas rüzgarında uçup gelmiş / Helallik dilemeye
Ey yüreğimin onmaz acıları
Ey yüreğimin dinmez sancıları
Suç ne bende ne de sende
Suç beni karanlıklara gömenlerde
Ne de olsa yurttaşımsın
Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne
Bilmelisin bir yerin var canevimde
* Aziz Nesin�in yayınlanan son şiiri - Temmuz �95
*
*
Rıfat Ilgaz
KÖRÜZ BİZ
Ne varsa otu ot çiçeği çicek yapan
Tanyerinden söken umut ışığı
Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim
Aydınlıklar sizin olsun körüz biz.
Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara
Göremeyiz ateşböceklerini biz körüz
Çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda
Bir bulut ne zamandır üstümüzde
Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında
Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz
Dolanır ayaklarımıza boğum boğum
Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır
Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz
Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner
Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden
Yeni körler peydahlarız uyur uyanır
Ayak altında ezile dursun karınca sürüleri
Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel
Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi
Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı
Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan
Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta
Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan
Körüz göz bebeklerimize mil çekilmiş mil
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk
Tetikte kendi parmağımız yabancının değil.
Rıfat Ilgaz, �Karakılçık� adlı kitabındaki şiirinden adeta bugünlere sesleniyor... Madımak Oteli�ndeki şeriatçı saldırıdan kısa bir süre sonra bu utanca dayanamayarak aramızdan ayrılmıştı. Rıfat Ilgaz�ı sadece �Hababam Sınıfı� yazarı olarak değil, bütün yaşamını emeğin zaferi için değerlendirmiş gerçek bir aydın olarak anıyoruz.
*
*
Cahit Külebi
HAZİRAN
Her akşam bulutlar
Bilmez telaşımı,
Her akşam bulutlar.
Belki de haziran
Bulacak naaşımı,
Belki de haziran.
Bir gün geleceğim
Alıp şu başımı,
Bir gün geleceğim.
Haziran ayında yitirdiklerimize bu yıl Cahit Külebi de eklendi.
Asıl adı Mahmut Cahit Erencan olan ozan Cahit Külebi, 1917 yılında Tokat�ın Zile ilçesinin Çeltek Köyü�nde doğdu. 1936�da Sıvas Lisesi�ni, 1940�ta İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu, Edebiyat Fakültesi Türk Dili-Edebiyatı bölümünü bitirdi.
Edebiyat öğretmenliği, Milli Eğitim Müfettişi, Kültür Müsteşar Yardımcılığı yaptı. 1976 yılında Türk Dil Kurumu Genel Yazmanlığı�na seçildi.
�Yeşeren Otlar�adlı kitabıyla 1955 yılında Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü�nü kazandı. �Yangın�adlı kitabı ile 1981�de Yeditepe Şiir Ödülü�nü kazanan Külebi�nin eserleri şunlardır:Adamın Biri (1946), Atatürk Kurtuluş Savaşı�nda (1952), Yeşeren Otlar(1954), Süt (1965), Türk Mavisi (1973), Yangın (1980), Güz Türküleri (1991), İçi Sevda Dolu Yolculuk (Anılar).



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası