Hekim Forumu / Temmuz 1998

YÖNETİM KURULU�NDAN
Enflasyona ezdirmemek..!
Temmuz ayı, adı olan, kendisi asla hissedilmeyen maaş zamlarının alındığı ay olacak. Hekimler ve tüm çalışanlar asgari yaşamsal ihtiyaçlara tekabül eden rakamlarla buluşamayan bir maaş almak zorunda kalacaklar.
Geçtiğimiz ay içinde Oda�nın sendikalı personelinin toplusözleşmeleri bağıtlandı ve çalışanlarımızı mutlu edecek artış oranları sağlandı. Yönetim Kurulu, ücret artışlarında İstanbul�da geçtiğimiz yıl gerçekleşen enflasyonu temel aldı.
Bakanlar Kurulu�nun da hayali enflasyon beklentilerine göre değil, yaşadığımız gerçeklere uygun bir ücret artışını kararlaştırmasını bekliyoruz. Kamuda çalışan hekimlerin de diğer memurlar gibi, emeklerinin karşılığını alabilmeleri için toplusözleşmeli bir düzenleme hedefiyle sendikalaşmasını esas çözüm olarak hatırlatmak istiyoruz.
Önümüzdeki dönem, üyelerimizden çok önem verdiğimiz iki beklentimiz var. Bunlardan biri tüm hekimlerin Oda�ya üye olmalarını sağlamak için propaganda ve destek çalışması. İkincisi ise bulundukları birimlerde kendilerini temsil edebilecek insanları temsilci seçerek Temsilciler Kurulu�na göndermek. Meslektaşlarımızı özellikle bu iki konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.
Yönetim Kurulu üyelerimiz İstanbul Valisi Kutlu Aktaş ile görüştüler. Vali�den temel sağlık hizmetleri, sağlık ocakları ve kamu hastaneleri konusunda destek talep edildi ve özellikle Haydarpaşa Numune Hastanesi�nin arazi işgali konusu dile getirildi.
Altı ay içinde ele almayı düşündüğümüz çalışmaların ana başlıklarını bu sayfada sunuyoruz. Bütün meslektaşlarımızı bu alanlardan bir ya da birkaçında bize destek olmaya çağırıyoruz.
Her düzeyde hekimlerin bilgi, birikim ve projelerinden yararlanmak ve üretilen her türlü değeri hekim kamuoyunun paylaşımına sunmak istiyoruz.
Tüm bu faaliyetleri gerçekleştirmek için maddi desteğe de ihtiyacımız var. Lütfen aidatlarınızı ödemeyi unutmayınız. Kredi kartı ile yapacağınız ödemelerde bu Hekim Forumu�nun 26. sayfasında yer alan formu kullanabileceğiniz gibi, kredi kartı bilgilerinizi telefonla-faksla Üyelik İşleri Bürosu�na bildirme yolunu da seçebilirsiniz.
Büyük bir olasılıkla bu sayımız elinize geçtiğinde Temmuz ayına girmiş olacağız. Doğal olarak tatil dönemi de başlamış olacak. Şimdiden tüm arkadaşlarımıza iyi tatiller diliyoruz.
Her gün daha iyi hekimlik, her gün daha sağlıklı toplum dileğiyle...
*
YÖNETİM KURULU�NUN 6 AYLIKÇALIŞMA PROGRAMI
A- ODA MERKEZİNDEKİ ÇALIŞMALAR
1- Onur Kurulu çalışmaları
Hekimlik uygulamaları
Tabela standartları
İyi hekimlik kuralları
Reklam-ilan standartları
Etik Kurul�un yeniden oluşturulması
Komisyon çalışmaları
Pratisyen Hekimlik
Uzmanlık Eğitimi Çalışma Grubu
SSK
İnsan Hakları
İşyeri Hekimliği
Özel Hekimlik
Kadın
2- İstanbul Tabip Odası Tarihi
Eski karar defterlerinin arşivlenmesi
Eski fotoğrafların arşivlenmesi
3- Oda�nın mekan düzenlemesi

B-ÜYELERE DÖNÜK ÇALIŞMALAR
1- Üye kampanyası
2- Temsilciler Kurulu çalışmaları
Yeni temsilcilerin seçimi
Temsilcilik odaları, panolar
Birimlerle internet bağlantısı
Oda rehberi hazırlanması
3- Hekim anketi
4- İnternet-BBSprojesi
5- Kültürel etkinlikler
6- Bilgisayar, satranç, internet kursları
7- �99 Tıp Kataloğu hazırlanması
8- Yeni bir sosyal tesis açılması, spor kulübü projesi
9- Yurtdışı ve yurtiçi geziler

C-HEKİM GRUPLARIYLA  DÜZENLİ TOPLANTI
1- Birim ziyaretleri
2- Başhekim toplantıları
3- EPKKtoplantıları
4- Sağlık Grup Başkanlıkları toplantıları
5- Uzmanlık dernekleri
6- Etik Kurul toplantıları

D-ÇEŞİTLİ ALANLARDAKİ ÇALIŞMALAR
1- Kamu sağlık hizmetleri
Tam gün çalışma
Kamu hastaneleri yöneticilerine dönük sempozyum, kurs
Acil sağlık hizmetlerinin organizasyonu
Kamu sağlık sisteminde sevk zinciri
Yataklı Tedavi Kurumları Yönetmeliği�nin güncelleştirilmesi
Hekim ücretleri, sosyal haklar
2- Eğitim hastaneleri, uzmanlık eğitimi
Asistanların çalışma koşulları
Asistan ara sınavları
Asistan karnesi uygulaması
Tezlerin arşivlenmesi
Asistan Hekim Komisyonu kurulması
3- Temel sağlık hizmetleri
Sürekli tıp eğitimi organizasyonu
Temel sağlık hizmetleri tazminatı
Temel Sağlık Hizmetleri ve Çevre Komisyonu kurulması
4- Emekli hekimlerle ilgili çalışmalar
5- Özel hekimlik
Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin sorunları
Sağlık hizmetlerinin standardizasyonu ve denetimi
Özel sağlık sigortacılığının izlenmesi ve denetimi
Asgari ücret ve birimlerin belirlenmesi
6- İşyeri hekimliği
A, B, C Kursları
Yetkilendirme ve denetim
7- TTB Yasası�ndaki değişiklikler

E- TOPLUM SAĞLIĞINA  DÖNÜK DİĞER ÇALIŞMALAR
1- 14 yaşına kadar kesintisiz sağlık güvencesi
2- Temel ilaç listesi, temel tıbbi malzeme listesi
3- Sigara zararları ile mücadele
4- Uyuşturucu ile mücadele
5- Hasta hakları afişlerinin dağıtımı
6- SSKsağlık hizmetlerinin geliştirilmesi
7- Cumhuriyet�in 75. yılında sağlık
*
*
*
DOSYA
Hastane arazileri yeni rant kapısı mı?
Dr. Mustafa Sütlaş
Doğanın kuralları hep �yaşam� ve �yaşatma�üzerinedir. Ancak yaşam bittiğinde doğa öleni, yeniden yaşatmak üzere bir çevrime sokar ve dönüştürür. Örneğin bir hayvan ölür, ölenin artıkları, kuşundan böceğine başka yaşamlar adına besin olurken, kalıntıları toprağa karışır. Çünkü o toprak yeni yaşamlar üretecektir.
Doğanın yasası bu süreçte hep �gelişme�den yana işler.
Toplumda da sürekli bir değişim/dönüşüm yaşanır. Ancak dönüşüm her zaman �gelişme�den yana işlemez.
Adına �globalleşme�denen, yeni bir çehreye bürünmüş, eski, çirkin ve kokuşmuş bu düzen; kendini yeniden üretebilmek uğruna, toplumun tüm değerlerini ve temel prensiplerini bir çırpıda ortadan kaldırıyor, yokediyor.
Bu �yokediş süreci�nin sağlık alanındaki örneklerini toplumun sağlığı için hizmet veren sağlık kurumları yaşıyor. Saldırılar çeşit çeşit:Bazen doğrudan oluyor. Bir kamu sağlık kuruluşu kapatılıyor. Bazen �özelleştirme�adı altında birilerine sunuluyor. Bazen de bulundukları yöredeki konumları nedeniyle, tek değer haline gelen �para�adına, yani rant için kıyısından köşesinden parçalanıyor.
Önceki Hekim Forumlarından birinde �Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesi�örneğini sunmuştuk. Bu ay İstanbul�un iki köklü sağlık kurumuna, Haydarpaşa Numune ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanelerine yönelik saldırıları ele alıyoruz.
Bu örneklerden çıkarılması gereken iki sonuç var:
1- Her sağlık kurumu benzer tehditler altında olabilir. 2- Bu kurumlara sahip çıkılırsa, saldırılar boşa çıkarılabilir.
Bizim görevimiz en azından doğanın yasalarına uygun olarak şekillenmelidir. Dönüşümlerde �gelişme�den yana tavır alınmlalıdır. �Yoketme�nin sorumluluğu yalnız yokedenlere ait değildir. Sessiz çoğunluk �sessiz�liğini bozmazsa o �yokediş�eortak olabilir... Hem de hiç istemediği halde...
Bu da bir çeşit �Susurluk�
Haydarpaşa Numune Hastanesi�nin arazisine kimler el koydu? Tabip Odası, Savcılığa başvurdu.
Haydarpaşa Numune Hastanesi bahçesi içinde hastanenin kullanımına tahsis edilmiş ve 1. derece SİTalanı niteliğinde olan hazine arazisi, halen üçüncü kişiler tarafından benzin istasyonu, otopark, eczane, tıbbi malzeme satış birimi ve tıbbi görüntüleme merkezi kurularak işgal edilmiş durumda.
Uzun yıllardır Sağlık Bakanlığı ve birçok yerel yöneticinin bilip de gözardı ettiği söylenen, bu önemli sorunla ilgili olarak İstanbul Tabip Odası Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı�na suç duyurusunda bulundu.
Savcılığa yapılan başvuruda durum açıklandıktan sonra; �Halen aynı arazide bir inşaat yapımı daha devam etmektedir. Pekçok kamu kurumu tarafından hizmet verilen bu bölgedeki mevcut durum ve keyfi uygulamalar hizmeti olumsuz etkilemekte, bunun yanında işgal nedeniyle keyfilikler devam etmektedir.� denilerek Savcılığın konuyu araştırması, keyfi ve yasadışı uygulamaların durdurulması, idari ve hukuki sorumlulukların gereğini yerine getirmeyen kamu yöneticileri hakkında gerekli işlemin yapılması istendi.
Müze kurulurken gerçekler ortaya çıktı
Haydarpaşa Numune Hastanesi�nin bu yılki hizmet içi eğitimi için bastırdığı Eğitim Programı Kitapçığı�nın kapağında bu durumu gösteren bir harita yeralıyor. Kitapçığın giriş bölümünde yeralan Dahiliye Klinik Şeflerinden Doç. Dr. Yıldırım Çınar�ın �Haydarpaşa Numune Hastanesi Müzesi ve Tıp Eğitimi�başlıklı uzun yazısında da 1889 yılından bu yana yaşanan gerçekler teker teker ortaya konuluyor.
Yazıyı hazırlayan Doç. Dr. Çınar yaptığı arşiv çalışmaları sırasında, orjinali şimdi hastane müzesinin duvarında asılı bulunan ve 1889 yılında yapılan tahsise ilişkin belgelerle bunu gösteren bir haritayı da gün ışığına da çıkardı.
21 Temmuz 1889 tarihli, 1/5000 ölçekli bu harita �Hazine-i Hassa-i Şahane, Nu.307�başlıklı bir arazi kamulaştırma kararnamesinin eki olarak hazırlanmış. Kararname ve haritaya göre, bugün üçüncü kişiler tarafından işgal edilmiş olan yaklaşık 1000 dönümlük arazi, bir askeri tedavihane ve talimhane yapılmak üzere o zamanki Genel Kurmay Başkanlığı�na tahsis edilmiş. Daha sonra 1894 yılında bu alanda �Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane�yani askeri tıp fakültesi olarak bir inşaat başlatılmış.
1912 yılında yapılan Hastane binasına, 1949 yılında Vakıflar Kadıköy Müdürlüğü sahip çıkmış ve bu binanın 1928-1931 yılları arasında vakıflar tarafından yaptırıldığı, dolayısıyla arazinin ve vakıflara ait olduğu iddia etmiş.
Bunun üzerine karşılıklı bir belge ve zaman zaman da bir hukuk savaşı yaşanmış. Eldeki haritalar ve deliller birçok kez Vakıflar Genel Müdürlüğü�ne gönderilmiş. Ancak herşey ortadayken, olay bir türlü tam anlamıyla bir sonuca bağlanmamış ve Vakfın sahibi olmadığı bir araziyi, 49 yıllığına kiraladığı kiracıların işgali bir türlü kaldırılmamış.
Kayıp dosyalar
Hastanenin 1927 yılında çıkarılan tapu haritasında da benzer şekilde işlenmiş bulunan hazine arazisinin, bir kere daha Üsküder Tapu Kadastro Müdürlüğü�nden resmi olarak belgelenmesi istenmiş.
Ancak yapılan araştırmada hastaneye ait kayıtların bulunduğu bir dosyanın hem de kayıtların istendiği gün Kadıköy Vakıf Müdürlüğü elemanlarınca çoğaltmak amacıyla alındığı saptanır.
Alınan bu dosya geri gelmez ve yerine konulmaz, yani kaybedilir. Dosyanın kaybedilmesinden sonra içindeki belgelerin bir bölümü tam üç yıllık bir çalışmayla ve çok değişik kurumlardan yeniden toplanır.
Mahkeme hükmü de kayıp
Hastanenin eski eser ve kamu alanı bölümü içinde yer alan 296 ada 7 no�lu parseli, 1949 yılında, burayı Vakıflar�dan kiraladığını ifade eden kişilerle hastane idaresinin karşılıklı davalaşmaları sonucu karara bağlanmış ve arazinin hastaneye dolayısıyla kamuya ait olduğu kesin olarak tescil edilmiş.
Ancak bu kez de söz konusu karara ilişkin dava hükmü hem Tapu Müdürlüğü�nden, hem Milli Emlak Müdürlüğü�nden, hem de davanın görüldüğü mahkemede bulunan dosyasından kaybolmuş.
Sonu belirsiz mahkeme
Hastanenin işgal edilen bahçesinin bir bölümüyle ilgili bir dava da İl İdare Kurulu�nun haksız ihale göz yummak iddiasıyla ilgili olarak, 1994 yılında verdiği bir karar üzerine, bazı kamu görevlileri için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi�nde açılmış.
Bu davada iddia edildiği üzere; bazı kamu görevlileri, hastane arazisiyle ilgili kimi belgeler ve yazışmalar üzerinde tahrifat yaparak gerçek dışı tapu ve veri kayıtları düzenlemişler. Ancak bu görevlileri suça teşvik edenlerle ilgili olarak hastaneye de herhangi bir bilgi ve veri sağlanamadığı gibi, söz konusu davanın sonucuyla ilgili olarak hastaneye de herhangi bir bilgi verilmemiş, ilgilenen olmadığı için muhtemelen bu dava da ortadan kaldırılmış.
Tuhaf fotoğraflar
Sağlık Müdürlüğü�nün isteği üzerine 1996 yılında Selimiye�de bulunan 1. Ordu Komutanlığı�ndan gönderilen 1960 yılında iki hava fotoğrafı hastanenin o zamanki topografik durumunu gösteriyor. Bugün hastane başhekim ve müdürünün odasında bulunan ve en az 15 yıldır asılı duran alüminyum üzerine kabartma iki fotoğrafla, bu gelen fotoğraflar, bakanları şaşırtacak kadar tıpatıp aynı. Ancak Dr. Yıldırım Çınar�a göre bu fotoğraflar; dikkatle incelendiğinde bunların gerçek dışı ve üzerinde oynanmış olduğu kolaylıkla anlaşılıyor. Bununla birlikte birbiriyle doğrudan ilişkisi olmayan iki ayrı kurumda aynı şekilde �sahte�iki fotoğrafın olması daha da şaşırtıcı bir durum. Bugün bilinmeyen ya da tam olarak anlaşılamayan şey, bunun neden, kim tarafından ve nasıl yapıldığıdır. Dr. Çınar�a göre; sanki birileri geçmişi silmek istenmekte, bu sahtekarlığa ilişkin verileri de değişik yer ve ortamlara yerleştirmektedir.
Hastane�nin genişletilmesi de engellendi
İlk kez 1960�lı yıllarda gündeme gelen hastane bahçesine yeni ve ek bina yaparak 1000 yataklı modern bir hastane oluşturma düşüncesi de her gündeme geldiğinde değişik neden ve gerekçelerle sürekli olarak gündem dışına itilmiş.
Doç. Çınar�ın yazısında bu konuyla ilgili şu düşünceler yer alıyor:�1960�lı yıllarda 5 yıllık kalkınma planlarına dahi giren, fakat yeterli belgeler Ankara�ya tam ulaşmadığı için proje yarışması açılamadığı görülen 1000 yataklı yeni hastane, ya kimse yeterince yönelmemiş olduğundan ya da yönelenlerin başına beklenmedik işler açılıverdiğinden gerçekleşmemişti. Kimilerinin ise görevle ilişiği kesildikten sonra hangi yasa veya yazılı işlem ile görev mahallini yıllarca terketmediği bilinemiyordu.�
1970 yılında tekrar proje yarışması aşamasına gelen 1000 yataklı yeni hastane inşaatı ile ilgili olarak Sağlık Bakınlığı ile yapılan yazışmaların örnekleri ise hastane arşivinden yokedilmiş.
Benzin istasyonu kanunsuz
Hastanenin işgal edilen bahçesinde yeralan ve Sedat Peker�e ait olduğu iddia edilen benzin istasyonunun çevreye ve yasalara uygun olmadığı konusunda yazışma ve kayıtlar var. Buna karşın bugün hala varolan benzin istasyonu, çevresinde yeni yapılan sağlıkla ilgili çok kazanç getiren diğer özel sağlık kuruluşlarının varlığı bu araziyi sahiplenmek isteyen çıkar çevrelerinin kimler olabileceği konusunda yeterli ipucu veriyor.
Konuyla ilgilenenlerin deyişiyle �olayın arkasında Susurluk�var düşüncesi ister istemez düşünenin aklını kurcalıyor. Çünkü devletin kayıt ve resmi evrakıyla oynayabilen, devletin çalışmalarına bu kadar müdahale edebilen ve istediğince at oynatabilenler yalnız Susurluk Çeteleri ya da onlara yakın çevreler olabilir diye düşünüyoruz.
İşte bu noktada bazılarının belirttiği; İstanbul�daki bir kesim mafyanın da bu işten çıkarı olduğu iddiası, bunları öğrendikten sonra bize de gerçekmiş gibi geliyor.
Belki de tüm gerçekleri ve bilinmeyenleri Üsküdar Cumhuriyet Savcısı bu kez ortaya koyabilecek. Hep birlikte bekleyip göreceğiz...
Haydarpaşa Numune�nin tarihçesi
1889:Padişaha ait arazinin Seraskerliğe (Genel Kurmay�a)tahsisi.
1894:Hastanenin temeli 2. Sultan Abdülhamit�in kararıyla atılır.
1901:Bugünkü Numune Hastanesi bölümlerinin inşaatına Mimar D�ranco tarafından başlanır.
1903 (6 Kasım Cuma):Abdülhamid�in doğum gününe gelen bu tarihte büyük bir törenle hizmete açılır.
1909:Bulaşıcı hastalıklarla ilgili pavyonlar tamamlanarak tam olarak çalışmaya başlard.
1931-32:Hastane fonksiyonel yetersizlikler ve ulaşım zorlukları nedeniyle kapanır.
1934:Tıp Fakültesi Milli Eğitim Bakanlığı�na, Hastane binası da Sağlık Bakanlığı�na devredilir. Bu tarihte bina hastane yapılmak üzere onarıma alınır.
1936 (1 Şubat):Tıp Fakültesinin Bulaşıcı Hastalıklar bölümü �Haydarpaşa Numune Hastanesi�adı altında ikinci kere açılır. İlk Başhekimi Bulaşıcı Hastalıklar (İntaniye)Uzmanı Dr. Kazım Lakay�dır.
1946 (1 Nisan):Sağlık Bakanlığı tarafından okul kısmında bir Hemşire ve Laborant Okulu açılır. İlk Müderrisi olarak Esma Deniz atanır.
1957:Arkadaki 4 katlı yapı 5. pavyon olarak eklenir. Dr. Ali Rıza Tezel başhekim olur. Dr. Tezel hastanenin yardım derneğini kurar.
Bu tarihten günümüze kadar hastanede büyük ek inşaat yapılmaz. Yalnız eski binaların bazı yerleri onarılarak yeni bölümler eklenir. Bunlar arasında 50. yıl pavyonu, reanimasyon pavyonu, İntaniye bloğu, Abide Ünver Pavyonu yeralmaktadır.
*
*
5 pafta, 296 ada, 9 parsel!
Sultan II. Abdülhamit, güçlü bir söylentiye göre Bab-ı Ali�deki iktidarını tehdit eden tıbbiyelileri etkisizleştirmek için boğazın ötesine göndermeyi düşünmüş. Bugün Marmara Tıp Fakültesi�nin bulunduğu Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane�nin inşasına böyle karar verilmiş.
21 Temmuz 1889�da yayınlandığı bir kararnameyle 1000 dönümlük bir hazine arazisini bu amaçla kamulaştırdığını irad eylemiş.
Bugün neredeyse Acıbadem köprüsünden denize, Selimiye Polis Karakolu�ndan Haydarpaşa Garı�na kadar olan bir alan. İnşaatlara beş yıl sonra 1894�te başlanmış. O zamanki Genel Kurmay Başkanlığı olan �Seraskerlik�tasarrufuna verilen bu arazide Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (Askeri Tıp Fakültesi)�nin hemen karşısında da fakülte hastanesi olarak bugünkü Haydarpaşa Numune Hastanesi inşa edilmiş.
Hazinede para bol, Macar mimarlar planları çizmiş, binalar için İtalya�dan taşlar getirilmiş. Haydarpaşa Numune Hastanesi�nin inşaatı 1912�de tamamlanmış.
Sayılan bütün binalar birinci derecede korunması gerekli tarihi eser, bütün bu alanlar ise kamu arazisi iken, zaman içinde tırtıklanmaya başlamış.
Hastane arazi arıyor, kendi malı işgal altında
Haydarpaşa Numune Hastanesi, Anadolu�yu İstanbul�a bağlayan yolun sonunda. Üstelik asfaltın hemen yanıbaşında. Belki de en kolay ulaşılabilen sağlık kurumlarından biri.
Erzurum�da hastalanan bir kişiye şöyle tarif ediliyor:�Otobüse bin, yolun sonunda in, hastaneye varırsın�. Sadece Anadolu yakasından değil, neredeyse tüm Anadolu�dan hasta geliyor.
Anadolu yakasında acil hastaları taksi şoförleri ilk olarak Haydarpaşa�ya getirir. �Paran var mı?�diye sorulmaz. İyi kötü bütün tetkikler yapılır, her branştan hekim bulunur.
Bu nedenle bir zamanlar sadece bugünkü idare binası ve birkaç pavyon ile sınırlı iken hastaneye ek binalar yapılmış, bazı binalar birbirine koridorlarla bağlanmıştır.
Ama artık Numune 800 yataklı bir hastane olarak çoktandır kabına sığamaz olmuştur. 1700 personel çalışır. Polikliniklerine günde 2000 kişi başvurur. Sadece acil servise her gün 400 kişi gelir. Helikopter pisti olarak düzenlenmiş avlusunda hastane çalışanları ve hasta yakınlarının otomobilleri nedeniyle yayalar bile yürüyemez olmuştur. Zaten hastane bahçesi, Üsküdar�dan Kadıköy�e inen yolu Ankara Asfaltı�na bağlayan en kestirme trafik güzergahı olarak kullanılmaktadır.
Sözün kısası, hastanenin bir metrekare bile araziye ihtiyacı büyüktür.
Buna karşın hastanenin hemen yanıbaşında kendi arazisinin birtakım firmalar tarafından ele geçirilmiş olması, büyük bir çelişkidir.
Hastanenin çok katlı monoblok bir bina yapılarak taşınması herkesin ortak fikri. Oysa hemen her yıl hastanede onarımlar yapılıyor, ek binalar tam bir gecekondu mantığıyla hastanenin tarihi binasına çirkin bir tren gibi ekleniyor.
İmar planı onaylandı
Bu amaçla Haydarpaşa Numune Hastanesi�nin talebi üzerine İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi 12 Ağustos 1996 günü verdiği kararla �5 pafta, 296 ada, 9 parsel�olarak ifade edilen ve bugün bir benzin istasyonunun işgali altında olan alanın bir kısmının hastane alanına katılmasını uygun gördü. Bu bölgede yeni bir düzenleme yapılması kararlaştırıldı.
Üsküdar Kaymakamlığı da imar planında hastaneye ilave edilen bu alanın Harem-Ankara asfaltına olan cephesinin kapatılarak güvenlik altına alınması gerektiğini resmi yazılarda dile getirdi.
Hastane bahçesinde ruhsatsız benzinlik
Kamuya ait olan bu kadar geniş bir alan varken hastanenin sıkışıp kalmış olmasının bir nedeni de, 100 yıl önce kamu yararına kullanım için ayrılmış, üzerinde tarihi eser niteliğinde binalar inşa edilmiş bir alanın zaman içinde özelleştirilmiş olması.
Bunların başında da hemen hastanenin bitişiğindeki benzinlik geliyor. 296 ada, 9 nolu parsel üzerinde bulunan benzinlik, üstelik ruhsatsız. Gayrı Sıhhi Müesseseler İnceleme Kurulu�nun 28.3.1995 gün ve 5341 sayılı kararıyla, ruhsatsız olduğu ve çevreye zarar verdiği için faaliyetten men edilmiş. Buna karşılık bazılarında Belediye�ye ait araçların da kullanıldığı inşaat çalışmalarının devam ettiği, benzinlik üzerine ikinci bir kat çıkıldığı görülmüş.
Mahkeme yıkımına karar verdiği halde, karar uzun süre uygulanmamış. Bunun üzerine Üsküdar Belediye Başkanı hakkında açılan soruşturmada İl İdare Kurulu, ruhsatsız ilave edilen katın �geç de olsa yıktırıldığı�için mahkemeye sevkine gerek olmadığı kararı verilmiş.
Yeni kaçak inşaatlar
Benzinlik yanında yıllardır faaliyette bulunan eczane, otopark, oto yıkama merkezine son bir yıl içinde yeni kaçak inşaatlar eklenmiş durumda. Her kamu hastanesinin çevresine üşüşen yan sektör temsilcilerinin bu kadar yıldır dava konusu olan bir alana yatırım yapmakta hiç çekince duymadıkları anlaşılıyor.
Eczane sayısı bir anda üçe çıkmış, görüntüleme merkezi, 24 saat açık bir tıbbi malzeme firması açılmış.
Yeni firmaların bir kısmının son yılların yaygın felsefesini dayanak yaptıkları anlaşılıyor:�Yapanın yanına kâr kalıyor.�
Hastane çalışanlarının bu benzinliğin devamlı müşterileri olması, eczaneden alışveriş yapmaları şimdiye kadar belki de farkında olmadıkları bir çelişki oluşturuyor.
Mahkemeler sürüyor
Hazinenin, kendisine ait alanları geri almak için açtığı dava sürüyor. Davaların biri asliye hukuk, üçü idare mahkemesinde.
Bir asırlık geçmişi olan anlaşmazlıkların gün ışığına çıkması, belki bazılarını rahatsız ediyor. Ama Haydarpaşa Numuneliler, bir an önce eğitim hastanesine yakışır bir mekanda, monoblok hastanede hizmet verme hayallerini koruyorlar.
Tarihi binanın restore edilerek bilimsel toplantılar için kullanılması, Cumhuriyet dönemi sağlık hizmetlerinde önemli bir yeri olan Haydarpaşa Numune�nin geleneksel değerlerine sahip çıkılması herkesin özlemi.
Konu, Valilik ve Baro�ya da iletildi
İstanbul Tabip Odası, Şubat ayında işgalin kaldırılması ve sorumlular hakkında işlem yapılması için Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı�na suç duyurusunda bulundu. Konu ile ilgili hukuki süreçleri takip etmeyi kararlaştırdı.
Kamu sağlık hizmetlerinin korunması açısından önem verilen bu konu Oda�nın sürekli gündeminde. Son olarak İstanbul Valisi�ni ziyaret sırasında da gündeme getirildi. Vali Kutlu Aktaş, sorunla ilgilenileceğini, araziyi yerinde görmek istediğini belirtti.
İstanbul Barosu ve Mimarlar Odası ile birlikte girişimde bulunulması da verilen kararlar arasında...
Okur mektubu
Balıklar gibi deryada yaşayıp deryayı bilmeyen ben on bir yıldır Haydarpaşa Numune Hastanesi�nde olmama karşın Doç. Dr. Yıldırım Çınar�ın araştırmaları ve �Bizim Gazete�nin �Bu da bir çeşit Susurluk� adlı yazıları olmasa idi, ne Haydarpaşa Numune�nin olağanüstü görkemli tarihinden ne de kamuya ait olduğu halde talan edilen ve rant sağlanan �arka bahçe�mizin gerçeklerinden haberdar olamayacaktım.
Şu aşamada bilmek istediğim topladığımız imzaların ve Cumhuriyet Savcılığı�nın yanıtının ne olduğu?
Basından izlediğim kadarıyla Bakırköy Hastanesi�nin bahçesinin istimlak ile daha farklı düzeyde de olsa devlette yine �sağlık en son yatırıma değen metadır� anlayışı baskınlığını gösteriyor. Sağlık kurumlarının, çalışanlarının , hizmetten yararlananların gereksinimleri yine en sona, ve de dona kalıyor.
Camdan bakıyorum da fiilen bizim hastanenin arka bahçesi �özelleşmiş� durumda. Bakırköy�deki arkadaşlar Haydarpaşa Numunelilerle dayanışma içinde olyalım. Ve diğer tüm hastanelerdeki hekimleri konuya duyarlı olmaya çağırıyorum.
�Susmayın. Sustukça sıra size gelecek!�diyorum.   (Dr. Ebru Taştan)
*
*
Hastanenin duvarını yıktılar
Dr. Mustafa Sütlaş
Bakırköy�de yeni yapılan E-5 yolunun sahil yoluna bağlanması çalışması sırasında Belediye; izin almadan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi�nin bahçe duvarını yıktı. Ardından Hastane�nin bu bölümündeki koruya girilerek orada bulunan korunun kenarındaki boş alana birkaç yıl önce dikilen çam fidanları da söküldü.
Hastaneye yönelik bu girişimi bir �haksıztecavüz�olarak niteleyen, başta hastane çalışanları olmak üzere çevrede oturan yurttaşlar ve özellikle yeşilin tahribatına karşı olan bazı çevre örgütleri ve siyası parti ilçe temsilcileri, önceki hafta cuma günü yıkım yerine kadar bir sessiz yürüyüş yaptıktan sonra hazırladıkları basın açıklamasını okudular.
Amaç �rant�mı?
Daha önce de uygulanmak istenen, ancak onay alınamadığı için yaşama geçmeyen projeye bu dönemde de Büyükşehir Belediyesi�nin izin vermediği ifade ediliyor. Hastane yöneticilerinin sessiz kalması nedeniyle başlatıldığı belirtilen inşaat çalışmaları, duyarlı çevrelerin tepkileriyle şimdilik durmuş görünse de bölgedeki hazırlıklar, projenin gerçekleştirilme olasılığının yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Projeye karşı çıkan çevreler, yolun genişletilmesinin bir bahane olduğunu söyleyerek; asıl amacın hastane bahçesindeki çam korusunun önce hastaneden ayrılmaya çalışıldığını, ardından da ağaçların kesilerek, bu arazinin rant elde etmeye yönelik olarak kullanılacağını iddia ettiler.
Başhekim eyleme karşı
Geçtiğimiz yıl 70. kuruluş yılını kutlayan ve bu nedenle hastanesi için çeşitli etkinlikler yaparak, kamuoyunda adından sıkça söz ettiren Hastane Başhekimi Dr. Arif Verimli�nin konuyla ilgili olarak hastane personeline bir bildiri yayınladığı öğrenildi. Bildiride; yapılmakta olan yol çalışmasına başhekimliğin izin vermeme şeklinde bin yetkisi olmadığı belirtilirken, yapılan işleme karşı Kaymakamlık ve Valiliğe hassas olunduğu ifade edildiği, yapılan eylemlerin izinsiz olduğu ve hastane yönetiminin personel kadar hassas olunduğu ve kararın ise hükümete ait olduğunun söylendiği belirtildi.
Diğer yandan bazı hastane çalışanları; başhekimliğinin bu duruma karşı çıkan hastane personeli için, �kurum içinde huzur bozucueylem ve davranışlarda bulundukları için�soruşturma açtığını ileri sürdüler.
Nitekim de bu sav birkaç gün sonra gerçek oldu. Özel ulakla Bakanlığa gönderilen �bilgi�üzerine hastaneye bir müfettiş geldi. Aralarında klinik şeflerinin de bulunduğu 20�yi aşkın personelin Ankara�dan gelen bu Bakanlık müfettişince günler boyu süren ifadeleri alındı. Başhekimin iddialarının gerçek olup olmadığı irdelendi. Sonuç şimdilik belirsiz.
Destek imzası toplanıyor
Duyarlı hekim ve çevre halkı, bu arada bölgede ve İstanbul bütününde imza toplama kampanyasına başladı. Kampanyada, çevre kıyımına yol açan bu uygulamaya karşı duran hastane çalışanları;
�Son olarak, Mart ayının son günlerinde Bakırköy Belediyesi�ne ait yıkım kazım araçları, hastanemiz duvarını yıkmış, bahçemize girerek, var olan ağaçlarımızı yok ederek, temel çukuru kazmıştır. Bu kazının, E-5�i Ataköy�e bağlamak üzere hastane bahçesine paralel giden Karabal Caddesi�nin genişletilmesi gerekçesiyle yapıldığı öğrenilmiştir. Ancak bu caddenin genişletilmesiyle yetinilmeyecek ve planın 2. aşaması olmak üzere yol hastanemiz içindeki koruluktan devam ettirilecektir.
Ancak, amaç ne olursa olsun bizler bu hastanede çalışan ya da yaşayan kişiler olarak hastanemizin bahçesinin, yani son yeşil alanımızın hiç bir bölümünün, hiç bir şekilde yok edilmesine izin vermeme kararlılığındayız. Bizim için, hastalarımız için, çevre halkı için, hepsinden önemlisi geleceğimiz için bize yardım edin.� diyerek halktan yardım istediler.
Bine yakın imza toplandı. Bu arada çevre halkı, demokratik kitle örgütleri, çevre dernekleri ve durumdan haberdar edilen siyasi partilerden yalnız ÖDP�nin Bakırköy İlçe örgütü, başkanından aktif üyelerine kadar elbirliği ederek bu uygulamaya karşı durdular.
Dozerin önünde bir çam fidanı, arada �halk�
Bir cumartesi günü ÖDP�liler geniş bir duyuru yaparak, yıkılan bahçe duvarının çevrelediği hastane içindeki koşu parkurunda sabah sporuna çıktılar. Bu arada orda koşan insanlara da durumu anlattılar. Bir basın açıklaması yapılacaktı. Ancak duvar yıkımın tüm hızıyla ilerlediği haberi geldi. Bakırköy Belediye Başkanı�nın geldiği de... Oraya ulaşıldı. Uzun pazarlıklara karşın, Başkan başlattığı uygulamadan halkın yararına olduğuna inandığı için dönmeyeceğini belirtti.
Tepkisini gösterenler hazırlıklıydılar. Çoluk çocuk toplandılar. Duyarlık gösterecek herkese ulaştılar ve oraya topladılar. Dozerin çalıştığı yere çadırlarını kurdular. Pankartlarını açtılar. Süresiz olarak bir engelleme eylemine başladılar. Yeşilin katledilmesine ve bir sağlık kurumuna yönelik saldırıya bedenlerini siper edeceklerdi. Gazetecilere, tv�lere haber verdiler. Ev ev gezerek yapılan işteki çıkar hesaplarını ve yasaya aykırı yanları anlattılar. Eylem tıpkı Beykoz Gögüs Hastalıkları Hastanesi�nin kapatılmasına karşı durma eylemi gibiydi. Tıpkı ikinci bir Bergama eylemi gibiydi.
Çok sürmedi, kolluk kuvvetlerinin robocopların gelmesi. Ancak eylemde şiddet olmadığı için onlara yapacak bir iş yoktu. Bekleyip bekleyip gittiler. Akşama kadar dozerle bir avuç insanın �karşılıklı kesişmesi�sürdü. İnsan sayısı giderek arttı.
Apartmanların camlarından balkonlarından bakan insanlar aşağı indiler. Anneler, amcalar, teyzeler, hatta dedeler çocuklarla bir oldular. Yaşamlarında belki de ilk kez �hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için� dediler. Bu sesin yanıtının gelmesi uzun sürmedi. Halkı karşısına alamayacağını anlayan Belediye Başkanı akşama doğru yeniden yıkılan duvarın önüne geldi. Yeniden bir pazarlık başladı.
Kararı �halk�versin
Mahallede yaşayanlar kuşkusuz evlerinin önünden geçen bu trafik yoğunluğundan rahatsızdı. E-5�in altından geçen Bahçelievler ile Bakırköy�ü birbirine bağlayan alt geçit neden olmuştu bu yoğunluğa. Şimdi sıkışıklık gündeme gelince, yolu genişletmek bir çare gibi sunulmak istenmişti. Ama halk bu gerekçeyi yetersiz buldu ve duvarın yıkılmasına ve yeşilin tahrip edilmesine karşı durdu. Çünkü az ilerde binalar nedeniyle yol yine daralıyordu.
Başkan bu kez başka bir gerekçe ileri sürdü. Her hafta salı günü bu caddeye bir pazar kuruluyordu. Zaten sıkışık olan trafik böylece içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Pazarı kaldırmak bir çözümdü ama mahalleli pazarın kaldırılmasına karşıydı. Başkan da bunu biliyordu. Ne var ki mahalleli şunu biliyordu:Onlardan önce pazardaki her tezgahın işgaliye bedelini ihaleyle alan ve pazarcılara kiralayan bazı çevreler kendilerinden daha çok rahatsızdı. Hele hele partiye yakın olan bazıları.
Geriye bir tek çare kalıyordu. Akıl Hastanesi�nin bahçe duvarını biraz geri çekerek buradan kazanılacak alana pazarın kurulması. Bu gerekçe de pek akla yakın gelmemişti halka. Çünkü pazara açılan bölüme kaydırılsa bile birkaç hafta geçmeden pazar yine yola doğru genişleyebilirdi.
Bu arada bir söylenti de şuydu. Bakırköy�de arazi çok değerlenmişti. Her karış toprak milyonlar, milyarlar ediyordu. Bu şekilde �pazar� kurulacak diye ayrılacak alanın bir süre sonra ranta yönelik değerlendirilmesi halinde sağlanacak kazanç ancak yabancı para değerleriyle telaffuz edilebiliyordu.
Anket değil, �tuzak�
Tüm bunları gerçek kılacak bir olanak vardı. Ortalığı gürültüye vermeden bu işi sessiz sedasız çözümlemek. En çok ses çıkaran, tepkisini ortaya koyanlarla anlaşmaya varıldı. Halkın vereceği karar bunu sağlayabilirdi. Bir tuzak daha kuruldu. Mahalleliye şöyle bir soru soruldu:�Pazarın kalkmasını istemiyorsunuz. Trafikten de rahatsızsınız. Hastane bahçesinin duvarını biraz geri alarak pazarı oradan sağlanacak alana çekmemize ne dersiniz?�Anket formları Belediye görevlilerince ev ev gezilerek dağıtıldı. Bir hafta sonra yanıtlar toplandı. Yanıt istenildiği gibi çıkmamıştı. Halk duvarın yıkılmasına da pazarın kaldırılmasına da �hayır� demişti.
�Böyle olmaz�dedi, başkan. Görevliler yeniden dolaşacak ve yanıtları o sırada işaretleyecek. Ancak iş bu noktaya gelmeden yeni bir emre kadar durdu. Bakırköy Devlet Hastanesi�nin bahçesine bir kadın ve çocuk bölümü yaptıran belediyenin çalışmasını yerinde görmek isteyen Sağlık Bakanı partidaşı Belediye Başkanına yaptığırdığı hastane için teşekkür ederken, şimdilik bahçe duvarıyla ilgili projeyi durdurmasını istemişti.
Son dakika...
Yukarıdaki yazımız şöyle bitiyordu:
İşte son durum böyle. Halkın bir �hayır� oyuna bile tahammül edemeyenler, emir yoluyla yasa dışı uygulamalarını durdurdular. Ancak �durma�eylemi, eskiye dönüş şeklinde değil. Bir �mola verme�gibi görünüyor. Çünkü o cam fidanına kadar olan yıkımın bıraktığı geniş çukur öylece duruyor. Bundan şimdilik en çok araçlar rahatsız. Çünkü hepsi �arazi�ye uygun değil. Ama belediye her ortam ve koşulda �arazi�ye uyabiliyor. Raif Ertem�ce söylersek; �Teneke uygarlığını yollar almıyor.�
Yazımız bittikten sonra bir pazartesi sabahı yıkılan duvarın olduğu yerde hummalı bir çalışmaya tanık olduk. Duvarı yıkmakla görevli taşaron şirket, yıktığı duvarı yeniden yapmaya koyulmuştu. Rüzgar bu yandan esse de onun için farketmiyor hep kazanıyordu. �Yık�denilince yıkıyor ve bundan para kazanıyor, �yap�deyince yapıyor yine para kazanıyordu. Peki ama kimin parasını?
Bu öyküde bir toplu karşı çıkışın, tıpkı �Bergama�gibi bazı örneklerde olduğu gibi, bir rant kapısını en azından şimdilik kapatabildiğini söyleyebiliriz. İşte birgün birileri yanlış yapılan her işin hesabını sormaya başlayınca, �demos�un yani halkın yönetimi demek olan �demokrasi�gerçekten bu ülkeye gelmiş olacak.
O zamana kadar mı..?Bunu herkes kendine sormalı. Toplumun çıkarlarına aykırı ve elbirliği ile engellenebilecek o kadar çok haksızlık ve yanlışlık var ki..!
Yine Ertem�ce söyleyelim:�Teneke uygarlığını yollar almıyor�...

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği ve Bakırköy Belediye Başkanlığı�ndan hastanenin bahçe duvarının yıkılarak yola katılması konusunda yazılı bilgi ve görüş istedik. Başhekimlik herhangi bir yanıt vermedi.
Belediye Başkanlığı ise bize bir �Haber Bülteni�gönderdi. İşte gelen yanıt:
Bakırköy Belediyesi tarafından bir süre önce Karabal Caddesi�nde başlatılan yol genişletme çalışması vatandaşlardan gelen talep üzerine durduruldu.
E-5�den Devlet Hastanesi�ne giriş verilmesi amacıyla yapılan yolun devamında Karabal Caddesi�nde de bir çalışma başlattıklarını ifade eden Bakırköy Belediye Başkanı Dr. Ahmet Bahadırlı �Bakırköy�ümüzde yaşayan ve vatandaşlarımızın şikayetçi olduğu belki de tek konu trafiktir. Biz de belediye olarak bu sorunun ortadan kaldırılması için çeşitli çalışmaların içindeyiz.
Bu bağlamda E-5�den Devlet Hastanesi�ne giriş verilmesi amacıyla bir yol çalışması açıyoruz. Karayolları ile yaptığımız görüşmeler sonuçlanma aşamasında olup en kısa zamanda bu yolu açacağız ve bu yolla önemli bir çalışmayı gerçekleştireceğiz. Zaman kaybı yüzünden ölecek bir hastamızın hayatı herşeyden önemlidir. Açılacak bu yolun devamında da Karabal Caddesi�nde de yolu genişletip İncirli�den Zuhuratbaba ve Ataköy istikametine olan trafiği ortadan kaldırmak istedik. Fakat siyasi partilerin bunu spekülasyon aracı olarak kullanmasından ötürü tepkiler aldık ve yaptığımız çalışmayı durdurduk.
Oysa bu cadde üzerinde çok geniş bir cep yaparak salı günleri bu cadde üzerinde kurulan pazarı da buraya taşıyacaktık ve kimse pazardan şikayetçi olmayacaktı.
Çevre elden gidiyor isyan edenler bilmiyor pazarın kalkmasıyla çevreye en büyük iyilik yapılacaktır. Bundan sonra yolu biz eski haline getireceğiz� şeklinde açıklamada bulundu.
Raif Ertem�den*
Teneke uygarlığını yollar almıyor. Yeşil alanlar gün gün azalıyor. Bağ kalmadı İstanbul�da. Dozerler bahçelere dayanmaya başladı. Geçen cumartesi günü de Bakırköy�de. Zuhuratbaba�da!
Bakırköy Belediyesi. Teneke uygarlığına yenik düştü. Otobüs, minübüsle yolcu, kamyonlarla yük taşımacılığı. Yeşil tanımıyor. Yol, yol!
Dozer Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi�nin bahçesine dayandı. Bahçe duvarını yıkmaya başladı. Doktorlar üzgün. Hastane yönetimi suskun. Dozer gümbür gümbür. Fidanlar, çimenler yola katılıyor. Haber alan ÖDP�liler. İlçe Örgütü. Başta ilçe başkanları. Olay yerine attılar kendilerini. Dozerin önüne çadır kurdular. Oturdular. Dövizlerini açtılar:
�Bu yol değil, yolsuzluktur. Zuhuratbaba�yı otobana ezdirmeyiz. Bakırköy halkı yeşiline sahip çık. Ulaşımda öncelik insan olmalı. Teneke ve beton egemenliğine son. Bahadırlı şaşırla, sabrımızı taşırma. Bahçemizin gölgesi yeter, sizin gölgeniz eksik olsun.�
ÖDP�lilerin örnek çabası. Hepimizi çevrelerine topladı. Dozer durdu. Bakırköy Belediye Başkanı Ahmet Bahadırlı geldi. �Yıkımı, talanı durduracağına�söz verdi.
Söze inanmak gerekli. Yörenin belediye başkanı. İnanmak istedik. İnandık. İnandılar. Bir basın açıklaması yaparak dağıldılar. Açıklamada:�... Bugüne kadar hastane içerisinde kalması nedeniyle varlığını koruyabilen yeşil alan, rant çetelerinin talanına karşı korumasız hale gelecektir. Yolun yapılmasıyla 0-1 Karayolu Ataköy ve Zuhuratbaba arasındaki trafik yoğunluğu 4-5 kat artacaktır.�
Doğru. Örnek mi istiyorsunuz. Hem de Bakırköy�de.
Yücetarla sokak, Yücetarla Caddesi olunca. Trafik yüz kat arttı. Yolun iki yanındaki eski taş evler yıkıldı. Evler, evler. Üstüste bindiler. Apartman oldular. Arabalar doldu. Teneke uygarlığı insanları kaçırdı. Apartmanların üst katları boş. Beyoğlu gibi.
Yörenin adı Çamlık! Çamlar kesildi, kurudu. Çamlar yok artık. Yalnızca adı kaldı. Çamlık. Çamsız Çamlık... Zuhuratbaba yöresi ne olur acaba?Başta ünlü türbesiyle... Bahçe duvarı yıkılsa. Ağaçlar kesilse. Yol dört şerit haline getirilse.
Yolun iki ucu kapalı. Ya Zuhuratbaba Türbesi yıkılarak yol açılacak, ya da hastane bahçesi ikiye bölünecek. Yolun Bahçelievler girişi de kapalı. Yoksa yol adı altında rant gelirine mi adandı? Lepra Hastanesi�nden sonra sıra Akıl Hastanesi�ne mi geldi?
Duyduğumuza göre. Doktorlar karşı çıkmasın diye. Hastane bahçesine. Yüzme havuzu, spor tesisleri öneriliyormuş... Doktorlar istemiyor. Biliniyor. Hastalar hiç. Yöneticiler ne der acaba? İzleyeceğiz. Yıkılan yerlere yeniden duvar mı örülecek?Yoksa eski yıkılan yerler gibi beton mu dökülecek? Sayın başkanımızın verdiği söz de belirlenecek...
Bakırköy�e ne oluyor. Ayamama Deresi�nin çevresi doluyor. Maden bölgesi de imara açıldı. Bir tek hastanenin bahçesi kaldı. Yeşil alan. Bakırköylük olmak istemiyorsan Bakırköylüyüm. Rasgele...
* Rasgele, �İstanbul�da Bakırköy, Bakırköy�de Bakırköylüler� (Cumhuriyet, 14.5.1998)
*
*
*
HABERLER
Sağlık Bakanlığı Şef ve Şef Yardımcılığı Sınavları:hedef, daha iyisi
17 Mayıs�ta yapılan sınavların ardından başlayan tartışmalar sonuçların açıklanmasından sonra daha da şiddetlendi. Sınavda genel başarı oranı % 30 olarak belirlendi. Ancak başarının iç hastalıklarında %5.8, kadın hastalıkları ve doğum, göğüs hastalıkları, kalp-damar çerrahisi gibi dallarda % 10�un altında iken enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji için %85, patoloji için %69 olarak gerçekleşmesi yadırgandı.
Sağlık Bakanlığı�nın verdiği bilgilere göre, barajı geçen 435 uzmanın 60�ı şef veya şef yardımcısı olmak için gerekli kıdeme sahip değil. Bu durumda bazı kadroların boş kalması kaçınılmaz.
Soruların zorluk katsayısının büyük farklılıklar gösterdiği anlaşılan sınavın sorularının ve doğru varsayılan yanıtların henüz açıklanmamış olması da endişeleri güçlendiriyor.
İstanbul TabipOdası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi�ne bir kez daha başvurarak sınav sorularının ve doğru yanıtlarının ilan edilmesini, daha önce yapılan itirazların ne şekilde değerlendirildiğinin açıklanmasını istedi.
Geçen sayıda yer aldığı gibi, İstanbul Tabip Odası, tartışmalı yanıtları olan soruların değerlendirme dışı bırakılması talebiyle sınavdan beş gün sonra ÖSYM�ye başvurmuştu.
Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi�nde sınavın ele alındığı toplantıda konuşan Genel Sekreter Dr. Kürşat Yıldız, Oda�nın girişimleri hakkında bilgi verdi. Barajın altında kalan hekimlerin bazı basın organlarında yer aldığı gibi �Bilgisiz�sayılamayacağını, sınav sonuçlarının daha çok sınavı hazırlayanların başarısızlığını gösterdiğini belirtti. Tabip Odası�nın tavrını bir kez daha vurguladı:
a- Soruların doğru yanıtları ve dayandığı kaynakların ilan edilmesi,
b- Yanıtı tartışmalı veya birden çok olan soruların bir komisyon tarafından saptanarak değerlendirme dışı bırakılması,
c- Bundan sonra yapılacak sınavlarda daha özenli davranılması.
Sınava evet, ama böylesi bir daha olmasın... Sınava girsin girmesin, eğitim hastanelerindeki hekimlerin üzerinde birleştiği nokta, merkezi sınav sisteminin savunulmaya devam edilmesi, ama bu haliyle sınavın iyi bir ölçüt olmadığı. Herkesin önerisi aynı:Sınav ıslah edilmeli...
Bir görüş: sınav nasıl yapılmalı?
Asistan eğitimi veren hastanelerde eğitici(şef ve şef yardımcısı)kadroları belirlemek amacı ile Sağlık Bakanlığı�nca belli aralıklarla sınav yapılmaktadır. İhtisas eğitimi veren bu hastanelerin bir kısmı Sağlık Bakanlığı�na bir kısmı SSK�ya az bir kısmı da diğer bakanlıklara (Ulaştırma Bakanlığı�na bağlı PTTHastanesi gibi)bağlıdır. Ancak tüm hastaneler için eğitici kadroların sınavını Sağlık Bakanlığı yapmaktadır. Eğitim yanında bu hastaneler önemli birer hizmet hastaneleridir de.
Tıpta her dalda uzman hekim yetiştirecek bu eğitici kadrolarınseçimi, görevin ağırlığı gereği hep çok önemli ve tartışmalı olmuştur. Sınavların nasıl yapılması gerektiği ile ilgili tartışmalar nedeni ile 4 yıldır sınav yapılamıyordu.
Bu sınavlarda amaç;
1- Yabancı dil bilen,
2- Belirli bir teorik bilgi düzeyinin üstünde olan,
3- Eğitici ve yönetici vasfı bulunan,
4- Ülkedeki sağlık sorunlarına çözüm arayan araştırıcı nitelikleri olan hekimleri seçmek olmalıdır.
Bu özelliklere başka birçok şeyi ekleyebilirsiniz:Meslek ve insan sevgisi, hoşgörülü ve aydınlanmacı olmak, Cumhuriyet ilkelerine bağlılık vb.
Daha önceleri her branştan Sağlık Bakanlığı�nın belirlediği jürilerce tek aşamalı (sözlü ve uygulamalı)sınavlar yapılmaktaydı. Siyasi baskıların ve subjektif değerlendirmelerin sözlü sınavlarda etken olacağı kaygısı ve pratikte bu kaygıları haklı kılan pekçok uygulama nedeni ile başta Tabip Odaları olmak üzere birçok hekim örgütünün sınavlar konusunda haklı itirazları olmuştu. Bilindiği gibi bu itirazları dikkate alan Sağlık Bakanlığı da geçtiğimiz yıl sınav yönetmeliğini değiştirmişti.
Şimdiki yönetmelik 3 aşamalı sınav öngörmektedir.
Birinci aşama:ÖSYMtarafından yapılan merkezi yabancı dilsınavı.
İkinci aşama:Dil sınavını aşanlar ilgili branştan yine ÖSYMtarafından yapılan mesleki bilgisınavı.
Üçüncü aşama:İkinci sınavı geçenlerin girebildikleri Sağlık Bakanlığı�nın oluşturacağı sınav jürilerin yapacağı sözlü-pratiksınavdır.
Yabancı dil sınavından sonra Mayıs ayı içinde de teorik sınav yapıldı. Ancak bu sınavda kimi soruların iki yanıtlı olması, bu şekilde sınavın ilk yapılması ve barajın yüksek tutulması nedeni ile mevcut boş kadrolardan daha az sayıda hekim başarılı olabilmiştir. Elimizde kesin sayılar olmamasına rağmen bu yüksek barajı geçenlerin boş kadroların toplam olarak %70�ini bile karşılayamadığını söyleyebiliriz. Hele Genel Dahiliye ve Göz gibi kimi branşlarda bu oran %20�lerin bile altında kalmaktadır.
Bu durum yeni bir haksızlığa yol açabilir. Üçüncü aşama sınava mevcut boş kadrolardan daha fazla sayıda adayın girmesini hedefleyen yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Bunun için;
1- Amerikan Board sınavlarında olduğu gibi �Çan eğrisi�yapılarak genel başarı oranı daha sağlıklı ortaya konabilir.
2- Mayıs ayında KPDSsınavını geçenlerin de katılabileceği yeni bir sınav yapılabilir.
Bu önlemlerle deneyimi olmayan, eğitici ve yönetici nitelikleri bulunmayan adayların seçeneksiz bırakılması önlenebilir. Bunlar yapılmazsa bir yanlıştan kaçarken başka bir yanlışa düşüleceği endişesindeyiz...
Op. Dr. Yusuf Günerhan
�98 TEMSİLCİLER KURULU SEÇİMLERİ
İSTANBUL TABİP ODASI�nın Genel Kurul�dan sonra en yetkili karar organı olan Temsilciler Kurulu için seçimler başlıyor. İlk etapta Temmuz başına kadar hastaneler, temel sağlık hizmetleri birimleri ve fakültelerin büyük kısmında, Eylül�de ise diğer birimlerde temsilcilerin seçilmesi kararlaştırıldı.
1990 yılında oluşturulan Temsilciler Kurulu, Tabip Odası�nın ana politikalarını belirliyor. Birimlerin talep ve görüşlerini gündeme getirirken Oda çalışmalarıyla ilgili bilgiyi yaygınlaştırıyor. Böylece sadece iki yılda bir seçimle göreve getirilen yöneticilerle sınırlı olmayan bir katılım tarzı gerçekleştirilmeye çalışılıyor.
Temsilciler Kurulu, birim ve bölgelerden hekim sayısına oranla seçilmiş temsilcilerin yanısıra Yönetim, Onur, Denetleme Kurulu üyeleri, TTBDelegeleri ile Oda�nın Komisyon Başkanlarından oluşuyor.
TEMSİLCİLER KURULU ŞİMDİYE KADAR NELERYAPTI?
İşyeri hekimliği ile ilgili kararlar, Körfez Savaşı�nda zorunlu rotasyonlar, yatay geçişler, nöbet ücretleri, toplu nöbetler, şeflik sınavları, 14 Mart Taksim Bildirgesi, başasistan atamaları, geçici görevlendirmeler, Temsilciler Kurulu�nun kararlarıyla gündeme gelen uygulamalar oldu.
SEÇİM NASILYAPILIYOR?
Temsilcilik seçimleri için Oda Yönetim Kurulu ve Temsilciler Kurulu Divanı�nın oluşturduğu Merkezi Seçim Komisyonu, birim ve bölgelerde yerel seçim komisyonları oluşturmaktadır. Seçim Komisyonu;
a- Birimdeki hekim sayısını ve seçilecek temsilci sayısını,
b- Seçim gününü ve yerini belirler,
c- Oy kullananların isimlerini ve imzalarını alır,
d- Sayım işlemini yaparak sonuçları bir tutanakla Oda�ya iletir.
KİMLER TEMSİLCİ OLABİLİR, KİM OY KULLANABİLİR?
Temsilci adaylarının İstanbul Tabip Odası üyesi olması zorunludur. O birimde-bölgede çalışan her hekim oy kullanabilir.
MERKEZİ SEÇİM KOMİSYONU, Dr. Önder Alpdoğan, Dr. Hüseyin Demirdizen, Dr. Güray Kılıç, Dr. Mithat Kıyak, Dr. Osman Öztürk ve Dr. Kürşat Yıldız�dan oluşmaktadır. Birimlerinde temsilci seçmeye hazır olan hekimler Oda�yı arayarak Komisyon üyelerine ulaşabilirler.
İLETİŞİM için, Temsilciler Kurulu sekreteri Nuray Eroğlu�nu arayınız.
Tel: (212) 514 02 92�den iç hat numarası olarak 15�i tuşlayınız.
Oda kurulları toplandı:
6 aylık çalışma planı... Yönetim Kurulu, Onur Kurulu, Denetleme Kurulu üyeleri ile TTB Büyük Kongre Delegeleri�nden oluşan 44 kişi, 17 Haziran�da seçimlerden sonra ikinci toplantısını yaptı. Yönetim Kurulu çalışmaları ele alındı. Daha sonra ilk altı aylık dönem için öncelikle ele alınması düşünülen konular değerlendirildi. Üyeler görev almak istedikleri konuları ve çalışma alanlarını belirttiler.
Oda�nın Sivil Toplum Kuruluşları Birliği�nde temsil edilmesi, boş bulunan bir katın Oda çalışmaları veya uzmanlık dernekleri tarafından kullanılması yönünde görüş belirtilen toplantıda TTB Büyük Kongresi ile ilgili gelişmeler de gündeme alındı...
Temel Sağlık Hizmetleri Komisyonu kuruluyor...
Halk sağlığı, temel sağlık hizmetleri ve çevre ile ilgili konularda çalışma yapmak üzere yeni bir komisyon oluşturuluyor. Bu konulara ilgi duyan üyelerimizin Oda sekreterimiz Nuray Eroğlu�na başvurarak Yönetim Kurulu üyemiz Dr. Mithat Kıyak ile temas kurmaları önerilir...
Asgari ücret katsayısı belirlendi...
Önümüzdeki altı ay için muayene, tetkik ve tıbbi işlemler için geçerli olacak asgari ücret katsayıları yeniden belirlendi.
Buna göre asgari ücretler için daha önce belirlenmiş birimler laboratuvar hizmetleri için 240.000, diğer işlemler için 270.000 ile çarpıldıktan sonra KDV eklenerek asgari ücret belirlenecek. Bu durumda asgari uzman muayene ücreti 6.210.000 TLolarak hesaplanıyor.
Asgari ücretin üçer aylık dönemler için belirlenmesinden vazgeçildi. Çünkü her üç ayda bir sözleşmelerin yenilenmek zorunda kalınması üyelerin eleştirilerine yol açmıştı.
Bu katsayılar 1 Temmuz-31 Aralık tarihleri arasında geçerli olacak. Asgari ücretin altındaki uygulamalar Tıbbi Deontoloji Tüzüğü�nü ihlal anlamını taşıyor.
Asgari ücret birimlerini belirten kitapçık İstanbul Tabip Odası�ndan temin edilebilir...
Sağlık Meslek Odaları eşgüdüm içinde...
İstanbul Dişhekimi, Eczacı, Tabip ve Veteriner Odalarının oluşturduğu Sağlık Meslek Odaları Koordinasyonu, yeni dönemin ilk toplantısını 12 Haziran günü yaptı.
Dişhekimleri Odası�nda yapılan toplantıda dönem sekreterliğini Eczacı Odası üstlendi, çalışma programlarının ortak yönlerinin belirlenerek birlikte yapılabileceklerin kararlaştırılması benimsendi.
İlaçta patent uygulaması, Çoktaraflı Yatırım Anlaşması (MAI)�nın sağlık alanında getirdikleri gibi konularda ortak çalışmalar yapılması kararlaştırıldı...
Dr. Nur Birgen�e 6 ay meslekten men...
İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu�nun Adli Tabip Dr. Nur Birgen hakkında verdiği 6 ay geçici meslekten men cezası Yüksek Onur Kurulu tarafından onaylandı.
Gözaltındaki bazı kişileri muayene ederek rapor verirken şikayetçi olmadığı için 7 kişiye tek rapor düzenlemişti. Darp cebir izi rastlanmadığına dair rapor verdiği bazı kişilerin bu rapordan 5 gün önce ve 1 gün sonra düzenlenen hekim raporlarında darp ve cebir izine rastlanması, hekimlik ilkelerine aykırı hareket ettiği kanaati oluşmasına neden oldu...
Nusret Fişek Halk Sağlığı ve Bilim Ödülü...
Prof. Dr. Nusret Fişek anısına TTB Merkez Konseyi tarafından her yıl 3 Kasım tarihinde �Nusret Fişek Anma Günü Etkinlikleri�düzenleniyor. Türk Tabipleri Birliği, bu etkinlik kapsamında yer alan �Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü ve Nusret Fişek Halk Sağlığı Bilim Ödülü� için tabip odalarından adaylarını bildirmelerini istedi.
Adayları; TTBMerkez Konseyi ve kolları, tabip odaları, sağlık iş kolundaki tüm demokratik kitle örgütleri, Sağlık Bakanlığı, tıp fakültelerinin halk sağlığı anabilim dalları, Türkiye Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, TÜBİTAKSağlık Bilimleri Araştırma Grubu, Türkiye Bilimler Akademisi, Halk Sağlığı Kurumu Derneği, Türkiye Halk Sağlığı Derneği ve hemşirelik yüksek okullarının halk sağlığı anabilim dalları önerebiliyor.
Ayrıca aday olmak isteyenlerin bireysel başvuru hakları da var. Aday olmak isteyenlerin en geç 30 Eylül 1998 tarihine kadar adaylık formlarını TTB Merkez Konseyi�ne iletmeleri gerekiyor. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu, üyelerden aday önerisinde bulunmalarını bekliyor...
Osteoartrit ve Osteoporoz Kongresi...
Kongre, 1-4 Ekim 1998 arasında Antalya Dedeman Oteli�nde gerçekleştirilecek.
Kemiğin ve kıkırdağın en önemli iki konusunun bir arada ele alınacağı, tanı, tedavi ve araştırmadaki son gelişmelerin tartışılacağı Kongre; uzmanların yanısıra aile hekimleri ve pratisyen hekimlerin katılımına da açık olup, bir mezuniyet sonrası eğitim kursu özelliği taşıyor.
Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği, Ulusal Osteoartrit Derneği, Osteoporoz Derneği, Aile Hekimleri Derneği ve Pratisyen Hekimler Komisyonu�nun desteklediği Kongre�nin haberleşme adresi şöyle:
Kongre Genel Sekreteri:Doç. Dr. Gülseren Akyüz, Marmara Ü. Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Tophanelioğlu Cad. 13/15, Altunizade 81190 İstanbul. Tel:(216)326 34 43. Faks:(216)326 34 44...
Epilepsi ile savaş haftası...
Epilepsinin toplumda hala sosyal bir leke gibi görülmesi ve pek çok kişi tarafından yanlış yorumlanması karşısında dünyada 40 milyonun üzerinde epilepsi olduğunu dikkate alan Uluslararası Epilepsi ile Savaş Ligi (ILAE), Dünya Sağlık Örgütü (WHO)ve Uluslararası Epilepsi Bürosu(IBE) Haziran 1997 tarihinde bir kampanya başlattı.
�Epilepside aydınlanma�başlığı ile sunulan bu kampanyayı yurdumuzda da gerçekleştirmek amacıyla 8-14 Haziran günleri �Epilepsi ile Savaş Haftası�olarak kabul edildi.
Türk Epilepsi ile Savaş Derneği Başkanı Prof. Dr. Esat Eşkazan, haftanın etkinliklerini ve amacını, İstanbul Tabip Odası�nda düzenlenen bir toplantıyla basına açıkladı.
Prof. Eşkazan�ın verdiği bilgilere göre, yurdumuzda sayıları 600-700 bin olarak tahmin edilen epilepsi hastalarının %70-75�inde bugünkü ilaçlarla nöbetlerin kontrol altına alınması mümkün. Geri kalan hasta grubunun bir kısmında ise, cerrahi girişimlerle nöbetleri önleme olanağı var.
Epilepsi ile Savaş Derneği, bu konuda sık rastlanan yanlış görüşlerin düzeltilmesi, hastalığın öneminin anlaşılması, hastalara verilen hizmetlerin iyileştirilmesi ve hastalığın önlenmesi yönünde çaba gösteriyor. Dernek, etkinliklerin Sağlık Bakanlığı, TTB ve Tabip Odaları ile eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini amaçlıyor.
Basın toplantısında bir konuşma yapan Oda Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul, toplumla ve epilepsi hastalarıyla iletişim konusunda TabipOdası�nın da destek olabileceğini belirtti.
Hekimlere yönelik eğitsel etkinlikler doğrultusunda 11-13 Haziran günlerinde �I. Ulusal Epilepsi Kongresi�İstanbul�da yapıldı. Kongreye küresel epilepsi kampanyasının yürütücü başkanı Prof. E. H. Reynolds ile birlikte yurtdışından ve yurtiçinden çeşitli bilim adamları da katıldı. Kongrede epilepsinin oluş nedenleri, hastalığın tanı yöntemleri, tedavisine ilişkin araştırmalar ve sosyal yönleri başta olmak üzere değişik konular ele alındı...
Toplusözleşme görüşmeleri sonuçlandı...
Odamızın sendikalı çalışanlarının bağlı olduğu Tez-Koop-İş Sendikası ile 29.5.1998 tarihinde başlayan toplusözleşme görüşmeleri 12 Haziran Cuma günü yapılan üçüncü toplantı sonunda anlaşmayla sonuçlandı.
Önümüzdeki bir yıl için geçerli olacak ücret artışı ve sosyal hakları belirleyen toplusözleşme ile temel ücretlerde %90 oranında artışa ek olarak 5 milyon TLiyileştirme yapıldı. Sosyal haklarda %90 artış yapılırken, gıda yardımının 25 milyon TL�ye çıkarılması kararlaştırıldı...
Radyo Cumhuriyet�te �Hekim gözüyle�...
Odamızın basında yeni bir kanalı var. 7 Mayıs�tan bu yana 107.4 frekansından yayın yapan Radyo Cumhuriyet�te her pazar 11.00-12.00 arasında bir sağlık programı yayınlanıyor. İstanbul Tabip Odası�ndan Dr. Özcan Baripoğlu ve Dr. Rıfat Yücel�in hazırlayıp sunduğu �Hekim gözüyle�programında güncel gelişmeler, basındaki sağlık haberlerinin değerlendirilmesi yanında telefon bağlantıları ve yayın konukları yer alıyor.
�Hekim gözüyle�programı için değerlendirme ve önerilerinizi bekliyoruz. Ayrıca (212)513 80 06 numaralı telefondan programa katılabilirsiniz...
Hâlâ ilkyardım hastanesi olarak anılan Taksim Devlet Hastanesi�nde acil vakalar için cerrahi ve dahiliye klinikleri tarafından başlarında bir uzman hekim olmak üzere, ekip nöbeti tutulduğu halde, herhalde yeterince acil işlerde uğraşmadığı için, Anesteziyoloji ve Reanimasyon kliniğinde uzman hekim nöbetleri kalkmış. Artık ameliyatları ve acil vakalarda reanimasyonu bir yıldan daha az deneyimi olan asistanlar gerçekleştiriyormuş.
İstanbul�daki hastaneler içerisinde yeterli donanımı ve solunum cihazlarının mükemmelliği ile anılan Taksim Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği�nin bu ilginç uygulamasının, hekimlik ilkelerine, yasa ve yönetmeliklere ne denli uygun olduğunu okuyucuların takdirlerine bırakıyoruz. Ancak, uygun, yeterli ve gerektiğinde en ileri tıbbi tedaviyi görme hakkına sahip hastaların vebalini kime bırakacağız, onu bilemiyoruz...  (Şahin Erol Ergüç)
Yönetim Kurulu�nun Valilik ziyareti...
Tabip Odası Yönetim Kurulu, İstanbul Valisi Kutlu Aktaş�ı ziyaret etti. 8 Haziran Pazartesi günü gerçekleşen ziyarette İstanbul�un sağlık sorunları ve İstanbul Tabip Odası çalışmaları dile getirildi.
İstanbul�un iyi bir sağlık master planının eksik olduğunu belirten İstanbul Valisi Kutlu Aktaş, kendilerine sağlık sorunları nedeniyle başvuran çok sayıda vatandaşın sıkıntılarını çözmede Tabip Odası�nın yol gösterici olabileceğini belirtti.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Orhan Arıoğul, İstanbul�da acil tıp hizmetlerinin düzenlenmesi konusunda geçtiğimiz yıl yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Hekimliğin denetiminde Tabip Odası�nın kural koyucu bir rol üstlendiğini ifade etti.
Ziyarette kamu hastanelerinin geliştirilmesi, temel sağlık hizmetleri ve sağlık ocaklarının yaygınlaştırılması, Haydarpaşa Numune Hastanesi�nin arazisindeki işgalin kaldırılması gibi konular gündeme geldi. Görüşmenin sonunda Oda Başkanı Prof. Dr. Arıoğul Valiliğin ziyaret defterini imzaladı.
Yönetim Kurulu üyeleri, daha sonra sağlıkla ilgili konulardan sorumlu Vali Yardımcısı Gültekin Ünver�i de ziyaret ederek bir süre görüştü...
Hekim Forumu�ndan çağrı
Hekim Forumu, İstanbul Tabip Odası�nın kendisine üye olan hekimlerle iletişim kurabilmek için çıkardığı aylık bir dergi. İçeriğinde, hekimlerle ilgili haberler ve yazılar var. Dahası, hekimlerin toplumdan soyutlanamayacağı, hekimlerin de toplumun bir parçası olduğu gerçeğinden yola çıkılarak toplumsal haberler de bu dergide yer alıyor.
Hekim Forumu, hekimlerden ve diğer insanlardan gelecek her türlü yazın türüne açık. Emek verilen herşeyin değerli olduğunu temel ilke edinen Yayın Kurulu, bu ürünleri evrensel yayın ilkeleri süzgecinden  de geçirerek okuyucusuna sunmaktadır. Gelişmenin ve ilerlemenin vazgeçilmez koşulunun, kendini sınırlamamak olduğunu düşünen Yayın Kurulu, bu süreçte de her türlü katılıma açık, demokratik bir yapıya sahip... Yetkinliği olduğunu düşünen, dahası, yalnızca iyiniyetiyle bile olsa Hekim Forumu�na katkıda bulunmak isteyen bütün hekimleri gerek üretim aşamasında, gerekse derginin çıkarılması aşamasında yanımızda görmek istiyoruz. Bunun için dergimizde yer alan adres ve telefonlara başvurarak bilgi edinmeniz yeterlidir.
Hekim Forumu, bir meslek örgütünün çıkardığı yayın organıdır. Dolayısıyla bu meslek grubunun bütününü yansıtan bir aynadan ibarettir. Sorunları yansıtabildiği, hekimleri haberdar edebildiği, çözüm önerilerini yetkililere ulaştırabildiği ölçüde başarılıdır. Haberlere, sorunlara ulaşamıyor, çözümlere katkıda bulunamıyorsa başarısızdır. Başarıda ya da başarısızlıkta bu meslek grubuna ait olan herkesin katkısı vardır. Bu kaçınılmaz ve yadsınamaz bir sonuçtur.
Hekim Forumu�nun başarılı olması hepimizin elinde. Hep birlikte etkin ve olabildiğince yetkin bir Hekim Forumu çıkaralım. Gündelik yaşantınızda sonuçlarını göreceğiniz sürece katkınız olsun. Bize yazın, bize katılın, bizi arayın...
Türk Tabipleri Birliği Büyük Kongresi...
TTB 46. Büyük Kongresi 27 - 28 Haziran günlerinde toplanıyor. 52 tabip odasının delegelerinin katılacağı Kongre�de; Merkez Konsey, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu için seçimler yapılacak.
Kongre�de, pratisyen hekimlik ile ilgili karar önerileri, TTB - UDKK Yönergesi�nde değişiklikler ve 2 yıllık çalışma döneminin değerlendirilmesi gündeme gelecek...
Genel Yönetim Kurulu toplandı...
Tabip odalarından ikişer temsilcinin katılımıyla oluşan TTBGenel Yönetim Kurulu 30 Mayıs günü Ankara�da toplandı.
32 tabip odasının temsil edildiği toplantıda, Nisan ve Mayıs aylarında yapılan tabip odalarının seçimleri ele alındı. Türk Tabipleri Birliği�nin geleceğine ilişkin görüşler ifade edildi. Seçimlere katılım oranlarının giderek arttığı ve tabip odalarının yeni yöneticilerle �taze kan�bulduğu dikkat çekti...
Tıp eğitimi kongresi...
Ankara Tıp Fakültesi�nin �Cumhuriyet döneminde kurulmuş ilk tıp fakültesi� olarak evsahipliği yapacağı �1. Ulusal Tıp Eğitimi Kongresi�13 - 15 Kasım 1998 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Kongre�de, �Eğitimde ilkeler ve eğitim felsefesi�, �Eğitim modelleri�, �Eğiticinin eğitimi� ve �Cumhuriyet tıbbı� gibi konular ele alınacak.
Poster ve sözlü bildiriler için son başvuru tarihi 1 Ekim. İletişim adresi:Prof. Dr. Özden Palaoğlu, Ankara Tıp Fakültesi, Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı, Sıhhiye 06100 Ankara. Faks:(312)310 62 68...
EPK Kurulu üyeleri toplandı...
Bu çalışma döneminin ilk toplantısında �Şeflik sınavları� ve �Eğitim hastanelerinin özlük sorunları�ele alındı.
Toplantıda Dr. Baki Arpacı, Dr. Yıldırım Çınar ve Dr. Nahide Onsun�dan oluşan bir Yürütme Kurulu seçildi. Öncelikli konularla ilgili bir plan yapıldı. Gelecek toplantı Eylül�de yapılacak...
Şimdi de KSS!
Sağlık Bakanlığı, bir süredir izlediği çizgiyi değiştirerek �Sağlıkta reform�paketlerini raftan indirdi.
�Kişisel sağlık sigortası�olarak basına tanıtılan reform tasarıları, Bakanlar Kurulu�nda imzaya sunuldu.
6 yıl önce Dr. Yıldırım Aktunadöneminde hazırlatılan �Finansman kurumu�yasa tasarısı bazı değişikliklerle tekrar gündeme getirildi. Bakan Özsoy tarafından tanıtılan �Kişisel sağlık sigortası�sistemine göre, sağlık güvencesi olmayan bütün yurttaşların sigorta kapsamına alınması hedefleniyor. Yılda 50 dolar prim ödenmesi koşuluna bağlı sözleşmelere göre sağlık hizmeti alacak yurttaşlar, gelir dilimlerine göre devletten destek görecekler.
Primi hükümet belirleyecek
Sözleşme koşullarının neler olduğu henüz açıklığa kavuşmuş değil. Bu yıl için duyurulan kişi başına 50 dolar prim her yıl Bakanlar Kurulu tarafından yeniden belirlenecek. Bu amaçla, Başbakanlığa bağlı Sağlık Sigortası İdaresi Başkanlığı kurulması ve özel sigorta şirketleriyle sözleşme yapılması, son tasarının getirdiği değişikliklerden birisi.
Sağlık Bakanlığı, hazırladığı tasarı hakkında TTB ve tabip odalarının görüşlerini almadı. Daha önce hazırlanan tasarı, primini ödeyemeyenlere sağlık hizmeti verilmemesini öngörmekteydi.
Bakanlığın niyeti ne kadar ciddi?
Bakanlığın hazırladığı tasarı, yaklaşan seçimler nedeniyle propagandif bir amaç gütmekle eleştiriliyor. Sağlık Bakanı�nın basın açıklamasında ilk kez devlet hastanelerinin özelleştirileceğinden bahsetmesi de dikkat çeken noktalardan biri. TTB ise öngörülen sistemin, sigorta kuruluşlarının bu tür hastalıkları ya sigorta kapsamı dışında bırakmaları veya yüksek prim ödeme koşulu getirmeleri nedeniyle, kronik hastalıkları olanları zor durumda bırakacağını savunuyor.
Tasarı gerçekleşirse, özel sağlık sigortalarına devlet bütçesinden kaynak aktarılması gündeme gelecek. Hükümetlerin, son yıllarda sağlık için bütçeden ayrılan kaynakları giderek kısarken, özel sağlık sigortalarına bu kadar cömert davranmalarının nedeni ise anlaşılamıyor!..
*
*
*
TIP-TEST
Tıpta ünlüler
Dr. Sıtkı Evrenkaya
1 (d. 17 Aralık 1787, Bohemya - ö. 28 Temmuz, 1869 Prag) Çek deneysel fizyoloji bilgini. Histoloji, embriyoloji, farmakoloji alanlarındaki çalışmalarıyla, göz, görme, beyin ve kalbin işlevleri, memelilerdeki üreme ve hücre yapısı konularında çağdaş bir anlayışın yerleşmesine öncülük etmiştir.
Prusya�daki Breslau Üniversitesinde fizyoloji ve patoloji dersleri vermiş, orada ilk ayrı fizyoloji kürsüsünü ve ilk fizyoloji laboratuvarını kurmuştur.
Almanya�da laboratuvar eğitiminin kurucusu olarak kabul edilir. Serebellum korteksindeki dev hücreleri, kalp ventrikül duvarındaki ismiyle anılan lifleri buldu. Erken evredeki hayvan embriyolarını betimlerken bilimsel bir terim olarak �protoplazma�yı önerdi.
Çok ince doku kesitleri elde etmede kullanılan mikrotomu, potasyom bikromatı ve kanada balsamını ilk kez kullandı. Kafur, afyon, �tentür de belladonna� ve terebentinin insandaki etkisini açıkladı. Dijital ve �tentür de belladonna� zehirlenmelerinde oluşan görsel imgeleri tanımladı.
Derideki ter bezlerini buldu.
Parmak izlerinin kimlik belirlemede kullanılabileceğini, pankreastan elde edilen özütlerin proteinlerin sindirilmesinde rol oynadığını belirtti.
(Ana Britannica, C. 17, S. 217).

2 (d. 17 Ağustos 1798, Tottenham, İngiltere - ö. 5 Nisan 1866, Yafa-Filistin) Kendi adını taşıyan malign lenf dokusu hastalığını tanımlayan (1862) İngiliz hekim. Öğrenimini Edinburg�da tamamladı. Londra�daki Guy�s Hospital�da Richard Bright ve Thomas Addison gibi ünlü hekimlerle birlikte çalıştı. Klinik ve patolojik alandaki en önemli başarılarından biri de 1827�de aort yetmezliğini tanımlamasıdır.
(Ana Britannica, C. 11, S. 139).

3 (d.1869, Cleveland - ö.1939, New Haven, Connecticut) İntrakranial tümörlerin tanı ve tedavisinde uzmanlaşmış ABD�li beyin cerrahı.
1895�te Harvard Tıp Okulunu bitirdi. 1912-32 yılları arasında aynı okulda hoca olduktan sonra 1933�de Yale Üniversitesi�ne geçti. 1912�de hipofiz bezi üzerindeki çalışmalarıyla uluslararası ün kazandı ve hipofizdeki işlev bozukluğu sonucunda yüzün ve gövdenin yağlanıp şişmanlaması biçiminde ortaya çıkan hastalığı ya da sendromu ilk kez tanımladı. Ayrıca kan basıncının cerrahideki önemini incelemiş ve lokal anestezi ile ameliyat yöntemini geliştirmiştir.
Çok sayıdaki bilimsel yayınlarının yanısıra, �Life of Sir William Osler�(1925) adlı yapıtıyla 1926 Pulitzer Ödülünü kazandı.
(Ana Britannica, C. 6, S. 268-9).

4 (d.1881, Lochfield, İskoçya - ö.1955 Londra, İng.) İskoç bakteriyoloji bilgini. 1906�da Londra Üniversitesi�nin St. Mary Hastanesi Tıp Okulu�nu bitirdikten sonra insan dokularına zarar vermeyen bakterisid maddeler üzerinde çalışmaya başladı. I. Dünya Savaşında Birleşik Krallık Kara Kuvvetleri Sıhhiye Sınıfında görev yaparken de bu araştırmalarını sürdürdü.
1918�de St. Mary Tıp Okulu�na öğretim görevlisi olarak döndü. 1919�de Kraliyet Cerrahlık Yüksek Okulu�nda Hunter Kürsüsü profesörlüğüne atandı.
1921�de hayvanların bazı dokularında, gözyaşı, tükürük gibi salgılarında bulunan lizozimin antibiotik etki gösterdiğini saptadı ve bu enzimi dokulardan ayırdı.
1928�de Stafilokok�lar üzerinde çalışırken, kültür ortamında oluşan bir küf katmanının çevresinde bakterilerin gelişmediğini gözlemledi. Penicillium Notatum türü bu küf mantarlarının, 800 kez sulandırıldığında bile bakterisid bir madde salgıladığını saptadı ve bu maddeye �penisilin� adını verdi. Bulgularını bir yıl sonra British Journal of Experimental Pathology�de yayınladı.
1943�de Royal Society üyeliğine seçildi.
1944�de Sir ünvanını aldı.
Penisilini ayırmayı, arıtmayı ve sanayi çapında üretmeyi başaran Ernst Boris Chain ve Howard Walter Florey ile 1945 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülünü paylaştı.
(Ana Britannica, C. 8, S. 629).

5 (d.1793, Northumberland - ö.1860, Bristol) Kendi adıyla anılan hastalığı ilk kez tanımlayan hekim. İç salgı bezlerinden herhangi birindeki değişiklik ile bir dizi hastalık belirtisi arasındaki bağlantıyı ilk kez ortaya koymuştur.
1837�de Londra�daki Guy�s Hospital�da hekim olarak çalışmaya ve Richard Bright ile birlikte tıp dersleri vermeğe başladı. Ortak yapıtları olan �Elements of the Practice of Medicine� 1839�da yayımlandı.
Bugün kendi adını taşıyan hastalığa ilişkin ilk açıklamalarını 1849�da yayımladı. 1855�de �On the Constitutional and the Local Effects of Disease of the Supra-Renal Capsules�i yazdı. John Morgan ile birlikte yazdığı �An Essay on the Operation of Poisonous Agents Upon the Living Body� bu konuyla ilgili yazılan ilk İngilizce kitaptır.

6 (d.1781, Quimper - ö.1826, Kerlouanec, Fransa) Steteskopu bulan Fransız hekim. Göğüs hastalıkları dalının kurucusu olarak kabul edilir. Hastanın göğsüne dayadığı yaklaşık 30 cm�lik tahta bir boruyla çeşitli akciğer ve kalp seslerini dinlemeyi başardı. Üç yıl boyunca hastalarda duyduğu farklı göğüs seslerini araştırdı ve bu seslerle otopside saptadığı hastalıklar arasında bağlantı kurdu. Kullandığı yöntemi ve bulgularını �DeL�Auscultation Mediate� (1819, Dolaylı Dinleme Üzerine)adlı klasik yapıtında tanımladı. Solunum ve kalp hastalıkları alanında önemli katkılarda bulundu. 1822�de Collége de France�ta profesörlüğe atandı.
Ayrıca 1823�te Paris�teki Charité Hastanesi�nde hocası Jean-Nicolas Corvisart�ın ardından başhekim oldu. Türkçe�de 1963�de yayımlanmış Tabii Bir Bilişin Hikayesi adlı bir yapıtı vardır.
(Ana Britannica, C. 14, S. 231).

YANITLAR:
1- PURKINJE, Jan Evangelista. 2- HODGKIN, Thomas. 3- CUSHING, Harvey Williams. 4- FLEMING, Sir Alexander. 5- ADDISON, Thomas.
6- LAËNNEC, René - Théophile - Hyacinthe.
*
*
*
RÖPORTAJ
İstifaların ardından
Nuriye Ortaylı
İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mesut Parlak, Dekan Yardımcıları ve üç Bilim Dalı Başkanı geçtiğimiz Nisan ayında topluca istifa ettiler. Bu istifanın nedenini öğrenmek için Sayın Mesut Parlak�la Genel Cerrahi Anabilim Dalı�nda yeniden yerleşmeye hazırlandığı odasında görüştük.
Hekim Forumu: Sizinle göreve ilk seçildiğinizde konuşmuş ve yapmak istediklerinizi dinlemiştik. O zamandan bu zamana ne oldu, niçin istifa ettiniz?
Mesut Parlak:O zamandan bu zamana yapmak istediklerimizin bir kısmını gerçekleştirdik. Fakültenin önündeki en önemli sorun olarak altyapı sorunları olduğunu düşünüyorduk.  Bunların önemli bir kısmı çözdük, üstelik Üniversitenin kaynaklarına dokunmaksızın çözdük. Kısaca söylemek gerekirse, otopark sorununu kısmen hallettik, öğrencilere insan gibi, tıp fakültesi öğrencisine yakışır gibi yemek yiyebilecekleri bir kantin yaptırdık. Üniversitenin doğalgaz kullanabilmesi için, Büyükşehir Belediyesi�nin katkılarıyla Topkapı�dan ayrı bir hat çektirdik. Bir amfiteatr yaptırdık, yerel yönetimlerin, Anakent, Fatih, Eminönü ve Maltepe Belediyelerinin adlarını teşekkür ederek anmak istiyorum, ve özel kuruluşların katkısıyla kampüsün gece aydınlatılmasını düzenledik, atıl durumdaki bazı binaları yıktırdık, bunların yerine ufak bahçe düzenlemeleri yaptık. Kişilerin bağışlarıyla özel servisi düzelttik, Dahiliye monoblokta yenileştirmeler yaptık. Acil Dahiliyeyi düzelttik, Acil Cerrahi�ye yanık ameliyathaneleri yapıldı. Üniversitenin çöp toplama sistemini düzenledik, bir çöp merkezi kurduk. İnternet bağlantısı için gerekli altyapıyı hazırladık.
Ayrıca eğitim kalitesine ilişkin çalışmalar yaptık. Üniversite öğretim üyelerine iletişim, eğitim becerileri eğitimleri başlattık, yeni doçentlerin bu eğitimlerden geçmeden doçent kadrosu alamamaları kuralını prensip olarak kabul ettik.
�bütçe açıklarını kapattık�
Üstelik negatifle devraldığım bir bütçeyi (340 milyar eksisi olan bir bütçe devraldık), 1 trilyon 700 milyar artı ile bıraktım. Bu dönemde personel ücretlerinde döner sermaye katkısı, yasal olarak olanaklı en üst sınır olan maaşlarının %50�sine ulaştı, öğretim üyeleri de maaşlarının %200�ü kadar döner sermaye katkısı alıyorlar. Biz görevi devraldığımızda Fakülte, borçlarını tahsil edemez durumdaydı, aylardır biriken alacağı vardı, üstelik bunların takibini yapmaktan bile acizdi. Biz bir sistem kurduk ve görevi bırakırken bekleyen faturaların en eskisi bir hafta-on günlüğü geçmemekteydi.
Hekim Forumu: Madem çalışmanız bu kadar iyi gidiyordu neden istifa ettiniz, hem de ekip olarak?
Mesut Parlak:Tek bir neden söylemek gerekirse, Sayın Rektör�le aramızdaki yönetim anlayışı farklılığı yüzünden.
Hekim Forumu:Biraz daha açık olabilir misiniz?
Mesut Parlak:Sayın Alemdaroğlu Rektör seçilmeden önce �yerinden yönetim�demişti. Biz de bunu Fakültelere özerklik şeklinde anlamıştık. Denetim olacak tabi, ama yetkilerin Fakültelerde olmasını anlamıştık. Oysa uygulama tam tersi oldu. Bütün ita yetkileri Rektörlükte toplandı.
�doçentler de dekan yardımcısı olabilir�
İkinci bir görüş ayrılığı Dekan Yardımcımıza ilişkin olarak ortaya çıktı. Bizim dekan yardımcımız sayın Kemal Hepgül doçent. Rektör bey 340 progesör varken bir doçent, dekan yardımcısı olmamalı dedi. Oysa yasada buna aykırı bir durum yok. Geçmişte hem Cerrahpaşa Tıp Fakültesi�nde hem de bizim Fakültemizde Doçentken Dekan Yardımcılığı yapmış birçok değerli öğretim üyesi var; Sayın Bozfakioğlu, Sayın Arıoğul gibi. Üstelik bu arkadaşımız son derece başarılı çalışan bir arkadaşımız. Bu yüzden ben kendisini görevden almak konusunda ikna olamadım.
Bu arada Sayın Rektör Hastane Müdür Yardımcılarımızı da Avcılar Kampüsü�ne ve Orman Fakültesi�ndeki görevlere atadı. 2574 sayılı yasa tüm yetkileri rektöre veriyor, o da bunları kullanıyor. Bizim de bu şartlarla göreve devam etmemiz mümkün olmadı.
Hekim Forumu: Peki bu uygulamalar sadece İstanbul Tıp Fakültesi için mi, ya da niye İstanbul Tıp Fakültesi?
Mesut Parlak:  Onu Sayın Alemdaroğlu�na sorun.
Size şunu söyleyeceğim, mevcut yasal düzenlemeler son derece antidemokratik, son derece merkeziyetçi bir yönetimi olanaklı kılıyor. Ama bunları böyle uygulamak zorunda değiliz. Örneğin yasada Genel Akademik Kurul�un yılda iki kez yapılması öngörülmüş. Ama ben her iki ayda bir topladım. Neden?Hem yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatmak, hem de Fakültei�nin değerli öğretim üyelerinin fikirlerinden, eleştirilerinden yararlanmak için.
�katılımcı bir yönetim olmalı�
Çünkü onların katılımı olmadan düzgün bir yönetim olabileceğine inanmıyorum. Öğrencilerle mümkün olduğunca yakın bir ilişki kurmaya çalıştım, görüştüm, sorunlarını dinledim ve çözmeye çalıştım. Bu bence mutlaka olması gereken bir şey, oysa bir eleştiri olarak bu söylendi bana, öğrencilerin beni seviyor olması eleştiri konusu oldu. Keza dekanları rektör atayabilir, ama geçmiş dönemde Sayın Berkarda seçim yoluyla olmasını destekledi, ve ben seçimle geldim. Sayın Berkarda görevdeyken ita yetkilerini, yani döner sermaye, ihaleler vb. yetkileri biz kullanıyorduk. Ama yaptığımız ve yapacağımız her şey konusunda kendisine bilgi veriyorduk, izin alıyorduk. Hiç problemimiz olmadı.
Hekim Forumu:Peki bundan sonrası için bir diyeceğiniz var mı?
Mesut Parlak:Bu şartlar altında göreve devam etmemin, söz verdiğim şekilde yöneticilik yapmamın mümkün olmadığını düşündüğüm için istifa ettim. Bir öğretim üyesi olarak göreve devam edeceğim.
Hekim Forumu:Teşekkür ederiz...
*
*
*
FENESTRA
Diyabette tanı: Diabetes Mellitusta Yeni Tanı Ölçütleri
Diyabet tanı ölçütleri yeniden tanımlandı. Bilindiği gibi daha önceden açlık kan şekerinin 140 mg/dl (7.71 mmol/L)üzerinde olması ile diyabet tanısı konmaktaydı.
Yeni ölçütlere göre normoglisemi sınırı 126 mg/dl (6.93 mmol/L)indirildi. Bunun nedeni ise daha önceden normoglisemik kabul edilen düzeylerde de hiperglisemi komplikasyonlarının saptanmış olması.
Buna göre, açlık plazma kan şekeri (AKŞ) 126 mg/dl�nin üzerinde olanlar herhangi bir andaki plazma kan şekeri 200 mg/dl�nin üzerinde olup semptom veren hastalar veya oral glukoz tolerans testinde(OGTT) 2 saatlik plazma glukoz düzeyi 200 mg/dl�nin üzerinde olanlar diyabetli kabul ediliyor.
AKŞ 110 ile 126 mg/dl arasında veya OGTT140 ile 200 mg/dl arasında ise �bozuk glukoz metabolizması�ndan söz edilebilir.
Bu rakamların da altındaki kan şekeri değerleri ise, normal olarak kabul ediliyor.
Açlık, 8 saat içinde herhangi bir kalori alımı olmaması anlamına geliyor. Diyabetle ilgili semptomlar ise, günün herhangi bir zamanında ve yemekle ilişkili olmayan poliüri, polidipsi ve açıklanamayan kilo kaybıdır.
Bu çalışmada, oral glukoz tolerans testinin (OGTT)75 g anhidroz glukoza eşdeğer glukoz miktarının suda eritilerek alınmasından sonra yapılması önerilmektedir. OGTT, rutin klinik taraması olarak öngörülmemektedir.
Yeni ölçütlere göre ABD�de 40-79 yaş arasındaki erişkinlerde tip IIdiyabetin sıklığının %12.3 dolayında olduğu tahmin edilmektedir.
Report of the Expert Committee on the Diagnosis and Classification of Diabetes Mellitus. Diabetes Care 1997; 20:1183-1197.
Gastrointestinal Kanamalarda Düşük Riskli Hastalar
Üst sindirim sisteminin akut kanamaları sıklıkla ciddi klinik tablolarla seyreden dahili aciller arasında yer alır. Hematemezle acil servise başvuran hastaların çoğunluğu yeni bir kanama olasılığı nedeniyle bir süre gözlem altında tutulmak durumundadır.
Bu çalışma hematemezle hastalar arasından hastanede uzun süre yatışı gerekmeyenleri saptayabilmek amacıyla yapılmıştır. Çok merkezli bu İngiliz çalışmasında Rockall ve ark. üst sindirim sistemi akut kanamasıyla acil servise başvuran ve tanısal özofagogastroduedenoskopisi yapılan 2531 hastayı incelemişlerdir. Yaş, klinik tabloda şokun varlığı, eşlik eden diğer hastalıklar ve endoskopi bulgularına göre hastalar puanlanmışlardır.
Bu parametreler Tablo 1�de görülmektedir. Bu tablodaki parametrelere göre puanlamanın sonucunda klinik gidiş Tablo 2�de özetlenmiştir.
Düşük puan, akut kanamayla gelen hastalarda kanamanın tekrarlama olasılığının az olduğunu göstermektedir. Acil servise gelişte yapılacak bir endoskopi ve klinik değerlendirme, düşük riskli hastaları belirleme ve gereksiz yatışları azaltma olanağı sağlayabilmektedir.
Rockall TA, Logan RF, Devlin HB, Northfield TC, Selection of Patients for Early Discharge or Outpatient Care after Acute Upper Gastrointestinal Hemorrhage. National Audit of Acute Upper Gastrointestinal Hemorrhage. Lancet 1996; 347:1138-1140.
*
*
*
FORUM
Hazırlık kursları:TUS�da yeni kazanç kapısı
TTB Pratisyen Hekimler Kolu
Sayıları hızla arttırılan tıp fakülteleri ve öğrenci kontenjanları, sonunda hekim enflasyonu oluşturmayı başardı.
Temel sağlık hizmetleri ve 1. basamak sağlık hizmetlerini ve dolayısıyla bu alanda ağırlıklı ihtiyaç olan pratisyen hekimliği geliştirici ve özendirici ciddi tedbirler alması gereken Devlet, maalesef bu alana yeterince pay ayırmadığından 2. basamak sağlık hizmetleri ve uzmanlaşma öncelikli duruma getirildi. Böylece pratisyen hekimlerin kimlik bunalımı oluştu. Buna özlük ve büyük maddi sorunlar da eklenince uzmanlık, bu çıkmazdan kurtulabilmek için vazgeçilmez bir yol olarak görülmeye başlandı. Tüm bunların sonunda adil bir sistem olarak görülen TUS da son derece önemli bir yarış haline gelmiş oldu. Tabi ki bu yarıştan nasibini alacak sektörler de birbiri ardına oluşmaya başladı.
Fotokopi furyasıyla başlayan ders notları ve özetler şeklinde devam eden bu pazarda, yüzlerce çeşit yazılmış veya çevrilmiş kitap ve dergi bulmak mümkün hale geldi. Hatta, çıkan ve çıkması muhtemel sorular ve cevapları şeklinde yayınlanan pek çok kitap, promosyon hekimlere, ilaç firmaları tarafından dağıtıldı ve makbul bir promosyon olarak da kabul gördü.
Bu önemli maddi pazar, sonunda dershanecilik sektörünün de gözünden kaçmadı ve peşisıra TUS�a hazırlık kursları açılmaya başlandı. İşte bu aşamada biraz düşünmek ve bu gidişin nereye varacağını ve biz hekimlere ne kazandırıp neler kaybettireceğini irdelemek gerekir.
Tıp fakültesini kazandığı ilk günden itibaren, ileride uzman olunması gerekliliği ve uzmanlık sınavını kazanması gerektiği fikriyle okula başlayan öğrenciler, tıp fakültelerinin buna destek veren eğitim sistemleri sayesinde kendilerini de bu yönde geliştirmeye çalışıyorlar. Kimlik sorunu, işsizlik korkusu, uzmanlık sınavını kazanamayacağım korkusu, sınava hangi kaynaklarla hazırlanacağını bilememesi gibi kafasındaki yüzlerce soru işaretiyle birlikte pratisyen hekimlerimizin arayış içindeki çırpınışı, dershaneciler için iyi bir fırsat oluşturuyor ve bir anda çıkış yolu olarak kendilerini dershane sıralarında buluyorlar.
Pratisyen hekimlerin yukarıda dile getirdiğimiz sorunları ve içinde bulundukları ortam, dershanecilere iyi bir fırsat yakalattı ve hür teşebbüs bu potansiyeli yakalamayı başardı. Bundan sonraki aşamanın özel dersler olacağı ise ufukta görülmeye başladı.
Yeni yeni oluşmaya başlayan TUS�a hazırlık kursları, Türkiye�nin üniversiteye hazırlık kurslarında yaşadığı ilk günleri hatırlatıyor. Bırakın ülkenin genelini, aynı şehir içinde bile farklı düzeylerde eğitim verilen liselerin halini, okulunda öğretemediği dersleri özel dersinde veya dershanesinde son derece başarıyla öğretebilen öğretmenleri, tüm öğrenci ve velileri �özel ders ve dershane olmazsa olmaz�düşüncesine sokan zihniyeti ve milyarlarla konuşulan öğretmen transferlerini bugün herkes bilmektedir. Diğer bir gerçek ise binlerce kişi üniversiteleri kazanamadığına üzülürken, binlerce üniversite mezununun işsiz dolaşıyor olmasıdır. Bu gerçek örneği, içinde bulunduğumuz duruma uyarlayarak, bu uyarlama içinde yer alan herkesin, kendi durumunu tekrar gözden geçirmesi, hekimlik onurunun geleceği açısından zorunlu bir görev olmalıdır.
Biz hekimlere düşen; Devletin, sağlık sorunlarının gerçek anlamda çözülebileceği 1. basamak sağlık hizmetlerine gereken önceliği ve önemi vermesi, ayrı bir tıp disiplini olarak pratisyen hekimliği özendirici her türlü politikayı üretmesi için, -sorunlarımızdan kaçmak yerine- ağız birliğiyle çözmek için mücadele etmek olmalıdır. Böylece kendimizden kaçtıkça bir başka tuzağa yakalanmaktan da kurtulmuş olacağız...
*
*
Özel sağlık hizmetleri ve tabip odasının rolü
Dr. Kürşat Yıldız
Okuyacağınız yazı, bu yıl 14 Mart Sağlık Haftası etkinlikleri içinde Özel Sağlık Kuruluşları Birliği Derneği�nin 19 Mart 1998 günü düzenlediği sempozyumda TTB adına yapılan konuşmanın düzeltilmiş metnidir. Sempozyuma Sağlık Bakanlığı adına Sağlık Projesi Koordinatörü Dr.Haluk Özsarı da katılarak bir konuşma yapmış, Başbakan Mesut Yılmaz bir mesaj göndermiştir. Çözüm için Dünya Gazetesi�nden Sayın Arzu Kocabıçkıcı�ya teşekkür ederim.
Sayın Başbakan Mesut Yılmaz�ın mesajında belirttikleri gayet güzel. Türkiye�de yaşayan vatandaşlarımızın, ihtiyaç duyduğu anda kendisine hizmet verecek, nitelikli, yaygın ve eşit sağlık hizmetinden bahsetmiş. Yine aramızda bulunan Dr. Özsarı�nın başında bulunduğu projenin sloganı da güzel:�2000 yılında herkese sağlık.�
Ancak bir de gerçekler var. Sağlık Bakanlığı Proje Koordinatörlüğü�nün çevirisini yaptırdığı Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi�nin son raporu, 2000 yılında herkese sağlık hedefinden ne yazık ki yaklaşmak bir yana uzaklaşıldığını gösteriyor. DSÖ, bizim gibi ülkeler için bu hedefe iki yıl içinde erişilemeyeceğini teslim etmiş durumda.
Başka önemli bir gerçek, Türkiye�nin gelir dağılımı en bozuk ülkeler arasında yer alması. Gelirimizin %56�sını nüfusun en yüksek gelir sahibi %20�si paylaşırken, en düşük gelir sahibi %20�lik gruba girenler gelirlerin sadece %4�ünü alıyor.
Türk Tabipleri Birliği�nin felsefesi, İstanbul Tabip Odası�nın o dönem yaptığı öneriyle 1961 Anayasası�nda şekillenen, �Devlete vatandaşın sağlık güvencesini sağlama görevi veren yaklaşımdır. Sayın Özsarı�nın burada belirttiği gibi sadece kontrol ve denetleme göreviyle sınırlı olarak görmüyoruz. Neden?
Amacımız, Türkiye�nin 65 milyon kişiye yaygın, nitelikli ve eşit sağlık hizmeti götürmek istiyorsanız, kamusal projelere ihtiyacınız var. Ancak kamusal projelerle 65 milyon kişinin sağlığı güvence altına alınabilir. Hekimlik mesleğinin gelişmesi, tıp etiği, meslek ahlakı açısından da bu gerekli. Türkiye�de tıbbın gelişmesi de ancak büyük kamusal projelerle sağlanabilir.
Sadece maliyet-yarar hesabı yaparak ve motivasyonlarınızı bunun üzerinde şekillendirerek bilimi geliştiremezsiniz. Yaygın bir hizmet götüremezsiniz.
Özel sektörde sağlık hizmeti verilmiyor mu?Veriliyor. Ancak kime ve toplumun ne kadarına?
Acı olan, Sağlık Bakanlığı�nın tüm topluma sağlık hizmeti güvencesi sağlama görevinden vazgeçmiş olmasıdır. Görevini devretmeye çalışmasıdır.
Türkiye, 1995�te sağlığa 6 milyar dolar harcamış. Tahmin ediyoruz ki, bu rakam şu anda 8 milyar dolara çıkmıştır. 1980�de bu rakamın 2 milyar dolar olduğu düşünülürse harcamalarımızda ciddi bir artış olduğu görülebilir. Ama bunun karşılığında alınan sağlık hizmeti özlediğimiz, beklediğimiz sağlık hizmeti mi?Değil.
ABDTicaret Bakanlığı, bundan üç yıl önce Türkiye�yi ticaret için en avantajlı 10 ülke arasında ilan etti. Daha da ilginci sağlık yatırımları için avantajlı bulunduğunu açıkladı. Oysa biz hep hep sağlığa yeterince kaynak ayıramadığımızdan yakınıyoruz. Burada bir çelişme yok mu?ABDbu yoksul ülkede ne arıyor?Demek ki, sağlığa giderek daha çok kaynak harcıyoruz, ama bunun bize pek yararı olmuyor. Başkalarına oluyor.
TTB olarak bu kaynakların öncelikle büyük kamusal projelerin, kamu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Bebek ölümlerini böyle azaltabiliriz, ana çocuk sağlığının sorunlarını böyle çözebiliriz. Bu hizmetlerin sadece koruyucu sağlık hizmetleriyle sınırlandırılmasını da doğru bulmuyoruz. Ödeme gücü olmayanlar nasıl tedavi olacak?
Herkes sağlık sigortasının yaygınlaştırılmasını söylüyor. Bu kadar konuşuluyor da neden yaygınlaşmıyor. Türkiye gibi kamu sağlığına ayırdığı kaynaklar sınırlı olan bir ülkede hele özel sigortacılık yaklaşımıyla herkese sağlık güvencesi sağlamak mümkün değildir. SSKgibi 2 gün önce prim ödemeye başlamış bir vatandaşa ağır kemoterapi faturalarını ödemeyi kabullenmiş bir özel sigortacılık olabilir mi?Olmazsa yoksullar için kanser olmayı yasaklayacak mıyız?Hemodiyaliz ve transplantasyon hastalarını, koroner cerrahisine mecbur hastaları ne yapacaksınız?SSKşu ana kadar bu tür hastaları şemsiyesi altına almış olmasaydı şimdi hangi noktada olurduk?
Bütün bunların yanısıra bir başka gerçek daha var. Büyük şehirlerimizde çok sayıda özel sağlık kuruluşu açılıyor. Kamu sektörünün ihmal ettiği yerlerde ister istemez talebe cevap verme zorunluluğu doğuyor. Bu noktada özel sağlık kuruluşlarının önemli bir fonksiyonu yerine getirdiğini teslim etmek zorundayız. Buradaki en önemli sorun ise kontrolsüz gelişmedir.
TTB ve tabip odalarına düşen rol ise, özel sağlık sektöründeki tıbbi faaliyetlerin hekimlik değerlerine, ilkelerine ve bilimsel ölçütlere uygun olarak yapılması, hekimler arasında haksız rekabetin önlenmesi ve bu sektörün herkesin onurlu bir şekilde hizmet verebileceği şekilde tutulmasıdır. Bu rolü, şimdiye kadar yeterince yerine getiremediğimizin farkındayız. Bunu birlikte yapmamız gerekiyor. Kuralları birlikte koymamız, yöntemleri birlikte bulmamız gerekiyor.
Özel sektör bir gerçeklik. Ülkenin sağlık sorunlarının özel sektöre bırakılarak çözülemeyeceğinin bilincindeyiz. Ama özel sektörde de, yöneticisinden yardımcı sağlık personeline kadar herkesin uygun bir ortamda çalışmasının koşullarını yaratmak konusunda Tabip Odası�nın bir görevi olduğunu düşünüyoruz...
*
*
Hekimlik üzerine...
Dr. Şahin Erol Ergüç
İlaç firmaları gerek üretim aşamasında gerek pazarlama aşamasında oldukça bilimsel ve profesyonel çalışıyorlar. Gerçi her özel şirket gibi yıl sonu bilançolarındaki karlılıklarını ve ilaç  satışındaki başarılarını temel politikaları olarak belirleseler de, sağlık sorunları ve sistemi ile ilgili stratejileri de mevcut olmalı herhalde.
Üretim aşamasında tıbbi bilimlerden en iyi şekilde yararlandıkları gibi, pazarlama aşamasında da işletme ve iktisat bilimlerinin tüm verilerinden de en iyi şekilde yararlanıyorlar. Yatırım kaynaklarına, üretim aşamasındaki sürece ya da denetime, çalışanlarının durumlarına biradan eleştiri getirmek niyetinde değiliz. Ancak ilacın pazarlama aşaması için bazı temennilerimiz olacak.
Her ne kadar ilaç fgirmalarıyla özel ya da kamuda çalışan doktorlar arasında organik bir bağ olmasa da, firma mümessilleri, yıllardır doktorları ziyaret ederek, eski ilaçlarını anımsatır, yenilerini de tanıtırlar. Hem ilaç firmaları hem de doktorlar için yararlı olduğuna inandığımız bu çalışmanın gerekliliği yadsınamaz.
Ancak yemeğe kullandığımız tuzun, yazı yazdığımız kağıdın bile bir standarda bağlandığı bir zamanda, ilaç çalışmasının da belli bir standarda bağlanması gerektiğine inanıyoruz. İlaç firmalarının çalışma standardı konusunda eğitim çalışmaları yaptığını da biliyoruz. Fakat karşı tarafta, insiyatif tamamen doktorlara bırakılmış durumda... Doktorların da ilaç tanıtım çalışmalarıyla ilgili eğitime tabi tutulmasını doktorların yararına bir gereklilik olarak görüyoruz. Bu arada bir parantez açarak, ilaç tanıtım çalışmalarının, hem mesleki hem kişisel hem de ahlaki olarak, evrensel değerler üzerinden ya da evrensel değerlerle uygunluğu olan yerel motifler üzerinden, halk sağlığı ilkelerine aykırı olmayacak, kişisel ya da mesleki ahlak kurallarını erozyona uğratmayacak ve parasal ölçütlerin en alt düzeyde tutulacağı şekilde yapılması gerektiğine inandığımızı söylemek istiyoruz. Yani demek istiyoruz ki, firmalar doktorlara yönelik ilaç tanıtım çalışmalarında pazarlama yöntemlerini kullanırlarken tıbbi etik ve uygulamalarla çatışmamaya özen gösterirler.
İlaç firmaları, doktorlara yirmi-otuz-elli vakalık ilaç çalışmaları yaptırarak, karşılığında küçük beyaz eşya, kasetçalar, ütü ya da datansiyon aleti hediye etmesinler. Yine ilaç firmaları, hastane klinikleri ya da çok reçete çıkan sağlık ocaklarıyla, kendilerinin bir ilacını belli bir süre belli bir miktarda yazılması karşılığı anlaşıp, onlara televizyon, buzdolabı, büro koltuğu almasınlar. İlaç firmaları genellikle turistik yörelerde, beş yıldızlı otellerde gerçekleştirilen bilimsel kongrelere katılmak isteyen doktorların ulaşım, katılım ve konaklama masraflarını üstlenmesinler. Bu tür örneklemeleri çoğaltmamız mümkün ama gereksiz.
Bütün bu yukarıdaki uygulamalar doktorlar arasında ister istemez bir ayrım yaratacağı gibi ondan çok daha önemlisi, doktorların görevlerini yaparken bilimsellikten uzaklaştığı ya da taraflı davrandığı izlenimini yaratabilir. Zaten tüm doktorlar da toplumdaki saygınlıklarını zedeleyebileceğini düşündükleri, görevlerini suistimale neden olabileceğine inandıkları için ilaç çalışması karşılığı küçük beyaz eyşa almaya karşı çıkacak, kongrelere bilimsel çalışmalarını sunmaya gidecek ve idari görevler üstlendiklerinde, makamlarının saygınlığına gölge düşüreceğine inandıklarından ilaç firmalarından parasal isteklerde bulunmayacaklardır, diyoruz.
İlaç firmalarının, kendilerine yapılacak her türlü masrafı, ya devlete verecekleri vergiden düşüreceklerinin ya da ilaç fiyatlarına ekleyeceklerinin bilincinde olan doktorlar, ne devlet kasasından ne de halkının cebinden bazı lüksleri yaşamak istemezler. Bu onların mesleğinin ve hastalarına duydukları saygının bir gereğidir...
*
*
İlaçta patent �şart mıdır?�
Dr. Kürşat Yıldız
Gümrük Birliği sevdası içinde Avrupa ülkelerinin bir dediğini iki etmeyen Çiller Hükümeti�nin 1995�te çıkardığı kanun hükmünde kararname, Türkiye�yi ilaçta kriz noktasına getirdi. 556 sayılı kararname, o tarihe kadar değiştirilmezse 1 Ocak 1999�dan itibaren ilaçta patent uygulaması başlayacak.
Bu durumda özellikle antibiyotikler, antiviral ilaçların fiyatlarında büyük bir artış olması bekleniyor. Patent uygulamasına karşı çıkan eczacı örgütleri, yerli ilaç sanayicileri ve Türk Tabipleri Birliği�ne Sağlık Bakanlığı da eklendi.
İstanbul Eczacı Odası kanun hükmünde kararnameyi yayınlayan Çiller-Çetin Hükümeti�nin Yüce Divan�da yargılanması için suç duyurusunda bulundu. Sağlık Bakanı da patent uygulamasını en azından bir süre ertelemek için çalışma yaptıklarını açıkladı.
Neden karşı çıkıyorlar?
Patent uygulamasının yerli ilaç sanayisini yok edeceği, ilaç sektörünün tamamen dışa bağımlı hale geleceğinden endişe ediliyor. Araştırmalar için milyonlarca dolar yatırım yapmış uluslararası tekellerin ilaç fiyatlarını artık istedikleri gibi belirlemesinden korkuluyor.
İstanbul Eczacı Odası, ilacın stratejik bir öneme sahip olduğuna özellikle dikkat çekiyor. Yerli ilaç sanayisi olmayan Irak�ta, ambargo yüzünden en basit enfeksiyonların yol açtığı ölümleri örnek gösteriyorlar. Ulusal çıkarların gözetilmesi durumunda patent uygulamasına karşı çıkmak gerektiğini savunuyorlar.
�İlaç fiyatları ölçüsüz biçimde artarsa, ilacı bulmak zorlaşacak�diyen Eczacı Odası, piyasada bulunan patentli ilaçların aynı etken maddeli patentsiz ilaçlardan 2.5 ile 6.2 kat daha pahalı satıldığını hesaplamışlar. Uygulama başlarsa SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur gibi ilaç harcamalarının büyük kısmını üstlenen kamu kuruluşlarının çok zor durumda kalacakları düşünülüyor.
Patent taraftarları ne diyor?
İlaçta patenti savunanlar, etik, bilimsel ve hukuki gerekçeler öne sürüyorlar:
Onlara göre her buluş bir emek ürünü. Emeğe saygısı olanlar ilacı bulan firmalara maddi haklar sağlanmasını kabul etmeli.
�Madem uluslararası ilişkiler içindeyiz, kurallara uyalım� diyorlar. Ne gerekiyorsa imzalamaktan yanalar.
Bilimsel açıdan patenti savunanlar, ilaçların biyoyararlanımı konusunda standartların yakalanması için patent uygulamasının şart olduğuna inanıyor. Aynı etken madde içeren patentsiz ilaçların, özellikle antibiyotiklerin biyoyararlanımımı düşük olduğu için ucuza satıldığını iddia ediyorlar.
Kimden yanasınız?
Patent uygulamasına geçtikten sonra 380 ilaç firması 80�e inen, yerli ilaç firması sadece 3�e düşen İtalya örneğini verenler ise, biyoyararlanımının kontrol edilmesini gerekli bulmakla beraber, özellikle ilk iki tez için şu soruyu yöneltiyor:�Kimden yanasınız, bizden mi, yoksa ..?�
İlaçta patent tartışması sürüyor...
Meraklısı için kaynaklar
1- İlaçta 1990 Rakamları, Toplum ve Hekim, sayı 47, sayfa 65-66.
2- Patent Yasa Tasarısına Hayır, Dr. Metin Tanker, Toplum ve Hekim, sayı 53, sayfa 70-72
3- Akılcı ilaç kullanımı çalışma grubu raporu, TTB Halk Sağlığı Kongresi, Toplum ve Hekim, sayı 59, sayfa 16-19
4- İlaçta Patente Neden Hayır, Ecz. Mehmet Domaç, Toplum ve Hekim, sayı 53, sayfa 72-73
5- İlaçta Patent Uygulaması Dosyası, İstanbul Eczacı Odası (Yayınlanmamış).
*
*
Yeni ilacı nasıl kullanalım?
Prof. Dr. Şule Oktay*
(Prescribing new drugs. UKMedicines Resource Centre. Essential Drug Monitor 1995, no 19, p. 15-16)�dan yararlanılarak hazırlanmıştır.
Hekimler yeni çıkan ilaçları reçete etme konusunda sürekli baskı altındadırlar. Kuşkusuz bu ilaçlar sanayi için ve yeni ilaçların geliştirilmesine devam edilebilmesi açısından yaşamsaldır. Ancak hastaların tedavisinde uygun biçimde kullanılabilmeleri için dikkatli ve eleştirel bir yaklaşım gereklidir.
Hekim üzerindeki baskının kaynağı
Yeni çıkan ilaçları kullanmaları için çeşitli kaynaklardan hekimlere baskı uygulanır. Bunların en başında ilaç firmaları gelir. Bir ilacın geliştirilmesi için yaklaşık ortalama 12 yıl gerektiği, sentez edilen 10000 kimyasal maddeden yalnızca birinin insanda kullanılabilecek özeliklere sahip bir ilaç olabileceği gerçekleri, yeni ilaç geliştirmek için yapılan yatırımların büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle firmalar yeni ilaçları satmak zorundadırlar. Alışılmış tanıtım yöntemlerine (hekim ziyaretleri, posta aracılığıyla hekimlere tanıtımmateryali sunulması, pazarlama hedefli klinik çalışmaların desteklenmesi, reklamamaçlı hediyeler, vb.) ek olarak, son zamanlarda hastaları bilgilendirerek dolaylı baskı yöntemi, özellikle batı ülkelerinde kullanılmaktadır. Gazete ve mecmualerde yazılan �haber� ve �duyuru�niteliğindeki yazılar ve sağlıkla ilgili televizyon programları aracılığıyla halka yeni çıkan ilaçlar hakkında bilgi verilmektedir. Bu yazı ve programlar bazen sözkonusu ilaçların ticari isimlerini de vermektedirler. Etkilenen hasta, hekimden doğrudan bu ilacı talepetmekte, hekim kabul etmezse, doktorunun yeni çıkan bu mucizevi ilaçtan kendisini mahrum bıraktığına inanmaktadır. Ülkemizde de seyrek de olsa benzeri olaylar yaşanmaktadır. Özellikle yurtdışı kaynaklı sağlık haberlerinin Türkçe�ye çevirisi sırasında bilerek ya da bilmeyerek yapılan hatalar yüzünden pek çok hasta umutlanmakta ve sözkonusu ilaç veya tedavinin kendisini, yakınlarını kurtaracağını sanmaktadır. Bu konuda hekimlerin son derece dikkatli olmaları gereklidir.
Sunulan yeni ilaç nedir?
Yeni çıkan bir ilaçla ilgili olarak ilk sorulması gereken, bu ürünün yeni bir kimyasal yapıya sahip olup olmadığı, gerçekten�yeni�bir ilaç olup olmadığıdır. Bilindiği gibi günümüzde yepyeni bir etki mekanizması ile etki eden �yeni�ilaçlar geliştirilmesi oldukça seyrek gerçekleşebilmektedir. Çoğu yeni çıkanilaç, firmaların �bu gruptan benim de bir ürünüm olsun (me-too product)�anlayışıyla geliştirdiği ilaçlardır. Bilinen ilaçların yeni formülasyonlarına da yeni ilaç denmektedir. Her ne kadar bazı kombinasyonların, modifiye-, yavaş-, veya kontrollu salınımlı preparatların belirli avantajları varsa da, bunlar firma açısından, daha çok ürün skalasının tamamlanması ve ürünün pazardaki yaşam süresini uzatmaya yöneliktir.
Sunulan ilaç ne içindir?
Bir ürünün lisanslı endikasyonlarının tedavideki gerçek yerini tanımlayıp tanımlamadığı sorgulanmalıdır. Herhangi bir ilacın önemle vurgulanan endikasyonu, o hastalık veya durumda seçilecek ilk ilaç olduğu anlamına gelmez. Örneğin diüretikler, beta-blokerler, ACE inhibitörlerinin hepsi hipertansiyonda kullanılmak üzere lisans almışlardır ve hepsi de esansiyel hipertansiyon tedavisinin ilk sıra ilaçları arasındadırlar. Fakat seçilecek ilk ilaç konusunda değişik görüşler vardır ve kuşkusuz bu hastadan hastaya da değişiklik gösterir.
Her ülkenin sağlıkla ilgili düzenleyici otoritesi (ülkemiz için T.C. Sağlık Bakanlığı)sunulan klinik öncesi ve klinik verilerin ışığında, ruhsat almak içinbaşvuran ilacın hangi indikasyonlar için onaylanacağına karar verir. Bunun için ilacın etkinliği ve güvenliliği konusunda ikna edici bilimsel veriler sunulmalıdır. Eğer bir ilaç tedavi açısından belirli bir avantaj sağlıyor, ancak özelbir toksisitesi varsa, kullanımı ve tanıtımında belirli kısıtlamalar getirilir.
Sunulan ilaç ne kadar etkilidir?
Kullanılması önerilen endikasyonda ilacın etkinliği ve etkinliğine dair sunulan delillerin kalitesi önemlidir. Bu konudaki klinik çalışmalar randomize, çift kör, karşılaştırmalı (plasebo veya diğer bir ilaçile), kontrol gruplu, yeterli sayıda hastayı kapsayan, sonuçların doğru yorumlandığı ve ilacın kullanılacağı popülasyonu temsil eden çalışmalar olmalıdır.
Sunulan ilaç ne kadar güvenlidir?
Yeni bir ilacın güvenlik testlerinin son aşaması, o ilacın ilk defa reçete edilmesiyle başlar ve ilaç piyasada satıldığı süre boyunca devam eder. İlacın terapötik etkinliği ile yan etkilere yol açma şansı arasındaki dengenin iyi değerlendirilmesi gereklidir. Her hasta için, ilacı reçeteye yazmadan önce yarar/zarar oranı dikkate alınmalıdır.
Güvenlilik verileri ne kadar güvenilir olursa olsun, kullanımsırasında beklenmeyen olaylarla karşılaşılabilir. Çünkü pazarlama öncesi klinikçalışmalar kapsamında ilaç sınırlı sayıda hastada kullanılmaktadır. Bu nedenle ilacı kullanan hasta sayısı arttıkça, belirlenememiş ve/veya seyrek görülen istenmeyen etkilerin görülebilme olasılığı da artmaktadır. Aynı ilaç grubunun mevcut üyeleri yeterince güvenli olduğu halde, yeni geliştirilen ilaç beklenmeyen ve insanda kulylanımına engel olacak derecede ciddi istenmeyen etkilere yol açabilir. Benzeri örnekler azımsanmayacak sayıdadır. Sonuç olarak herhangi bir ilacın lisanslı ya da ruhsatlı olması güvenliliğinin garantisi değildir. Hekimlerin eski ve yeni tümilaçlarla ilgili olarak karşılaştıkları istenmeyen etkileri, hatta istenmeyen etki olasılıklarını gerekli otoritelere bildirme sorumluluğu vardır.
Sunulan ilacı nereden duydunuz?
Farmasötik pazarlama mekanizmaları posta veya ziyaretlerle sürekli bir reklam kampanyası yürütmektedirler. Bu kapsamda, çoğu zaman yeni çıkanbir ilacın yararlı etkileri, istenmeyen etkilerinden daha fazla vurgulanmaktadır. Eğer bilgi kaynağınız ilaç firmasınıntemsilcisi ise, fotoğrafın tamamını görebilmek için gereken sorular sorulup, inandırıcı ve güvenilir kaynaklar istenmelidir.
Tercihan her hekimin elinin altında en yeni tedavi kılavuzları veya ilaçlar hakkında bağımsız bilgiler veren ilaç bültenleri, kitaplar vb. bulunmalıdır. İlaç prospektüslerinden derlenmiş ilaç rehberleri ilaçlar hakkında temel ve klinik farmakolojik bilgi edinilecek kaynaklar olarak kullanılmamalıdırlar. İlaç tedavisindeki yeni gelişmeleri izlemenin en iyi yollarından biri de değişik konuların uzmanlarının katılımı ile gerçekleştirilen mesleki toplantılara katılmaktır. Ancak tümüyle bir ilaç firması tarafından desteklenen toplantılarda, yukarıda belirtildiği gibi yararlı etkilerin ön plana çıkartılarak, istenmeyen etkilerin gözdenkaçabileceği unutulmamalıdır.
Yeterli güvenlik verisi toplanabilmesi için bir ilacın pazarda yaklaşık 10 yıl bulunması gerekir. Bu nedenle, özellikle yeni mezun hekimlerin, mesleki deneyimlerini pekiştirmeden yeni çıkan ilaçlara rağbet etmemeleri, güvenliliği ve etkinliği kanıtlanmış tedavileri tercih etmeleri önerilir.
Sunulan ilacın hastaya maliyeti nedir?
İlaç firmaları tarafından, ürünlerinin satışını arttırmak amacıyla maliyet/yarar ve maliyet/etkinlik tartışmaları giderek daha fazla gündeme getirilmektedir. Yeni ürünler daima diğerlerine göre daha pahalı olmaktadır, çünkü yeni ilacın geliştirilmesi içinyapılan harcamalar fiyata yansıtılmaktadır. Hastanın tedaviye uyumu ve buna bağlı olarak da tedavinin başarısı açısından, hekimin reçete ettiği tedavinin maliyetini iyi bilmelidir.
Sonuç
Yeni ilaçların piyasaya sunulması, mevcut tedavi alternatiflerinin gözden geçirilmesi için iyi bir fırsat olarak değerlendirilip, bu ilaçları reçete etmeye başlamadan önce güvenilir bilgiler edinilerek tedavideki yeri değerlendirilmelidir. Böylece uygunsuz, akılcı olmayan reçete yazma olasılığı azaltılmış olacaktır...
* Marmara Üniv. Tıp Fak. Farmakoloji Anabilim Dalı
Anahtar sorular:
Yeni çıkan bir ilacı kullanmaya başlamadan önce sorulması gereken anahtar sorular:
Bu ilaç nedir?
* Gerçekten yeni bir ilaç mıdır?
* Piyasada mevcut ilaçların bir benzeri midir?
* Piyasada mevcut bir ilacın değişik bir formu mudur?
Ne içindir?
* Lisanslı /ruhsatlı endikasyonları nelerdir?
* İlk sırada yer alan endikasyonu için ilk seçenek midir?
Ne kadar etkilidir?
* Hakkındaki iddialar kanıtlanmış mıdır?
* Mevcut ilaçlarla karşılaştırılmış mıdır?
* Mevcut ilaçlara göre nasıldır?
Ne kadar güvenlidir?
* Karşılaştırmalı güvenlik verileri var mıdır?
* Diğer ülkelerde yaygınolarak kullanılmakta mıdır?
* Sonuçları hakkında bir fikriniz var mı?
Kimlere verilmemelidir?
* Kontrendike olduğu veye dikkatli kullanılması gereken hasta grupları var mıdır?
Bilgi kaynağı ne/kimdir?
* Bu ilacı ilaç üreticisinden mi duydunuz?
* Hakkında bağımsız kaynaklardan (uluslararası hakemli tıp dergilerinde yayınlanmış makaleler, vb.) bilgi edindiniz mi?
Maliyeti nedir?
* Fiyatı mevcut benzerlerine veya alternatif tedavilere göre nasıldır?
* Maliyet/etkinlik oranı daha iyi midir; yani etkinliğinin fiyatını haklı gösterecek düzeyde olduğuna dair bir delil var mıdır?
Tedavideki yeri nerededir?
* Mevcut bir ilacın yerini alacak mı veya uygulamada bir boşluğu dolduracak mı?
* Özellikle uygun olduğu belirli hastalar var mı?
* Mevcut tedavilere ilişkin bir sorun var mı? Yani bir değişiklik ya da yenilik gereksinimi var mı?
*
*
*
ANMA
Katliamın sorumlusu kim?
Dr. Mustafa Sütlaş
Bir gazete haberi: �İstanbul Tıp Fakültesi 1982 yılı mezunlarından Yakacık S. O. Tabibi Berrin Öztürk (38), eşi Metin Öztürk�ün (42)kullandığı otomobille Balıkesir - Edremit karayolunda geçirdiği kaza sonucu yaşamını yitirdi. Kazada Metin Öztürk�ün anne ve babasıyla, çiftin çocukları Özge ile Sezin de vefat ettiler.�
İşte basit, özelliği olmayan, sıradan, alışılagelmiş bir kaza haberi.
Ayrıksı yanı altı kişinin ölmüş olması. Hepsinin bir aileden olması. Kahrolası kazanın bu yanı onları manşetlere, en çok izlenen saatlerdeki tv haberlerine taşıdı. Yoksa o kadar bile söz edilmeyecek, bu kaza her gün yaşanan onlarca kazadan biri, Dr. Berrin ise her yıl ölen binlerce insandan biri olacaktı.
Dr. Berrin kimdi?
Tanımayanlara nasıl anlatılır? Genç bir insan. Bir kadın. Bir hekim!
O bir sıra neferiydi. Bir görev insanı. Evinde, işinde, ideallerinde gerçek bir sıra neferiydi. Sesi çok ve yüksek çıkmazdı. Ama düşüncesini ifade edebilir, kararlarını kendi verebilirdi. Evinde bir sıra neferiydi. Boyu kadar iki tane genç insanı doğurup yetiştirecek kadar görev insanıydı. İşinde de öyle. Şimdiye kadar iyi hekimliği ve hekimliğin gereklerini yerine getirmişti. Daha geçen hafta Oda seçimlerine katılmış, örgütlü bir insan olduğunu göstermişti.
Berrin genç bir kadındı. Bizim ülkemizde kadınlar iki kat ezilir. Onların sorumlulukları iki kattır. Onların başardıkları iki kat çoktur. Oysa onların gerçekleştirdikleri ise iki kat daha az göze çarpar. İki kat daha az sözedilir. İki kat dana az öne çıkarılır. Yine de kadınlar iki kat ezilirler. Çünkü onlar iki kat insandırlar. Berrin bir hekimdi, hem de bir kadın hekimdi. Bu iki özellik nedeniyle iki kat değil dört kat ezilen bir insandı.
Ya şu �trafik canavarı�
İnsanlarımız somut olaylar ve gerçeklikler arasında en uzak bağlantıları çok kolay kurarlar. Ancak birbiriyle en kolay ilişkilendirilecek olaylar ve olgular arasındaki bağlantıyı bir türlü kurup ifade edemezler. Trafik kazaları da böyledir. Elbirliğiyle bir �trafik canavarı� yaratıp sokaklara, caddelere, şehirler arası yollara, otobanlara salarız. Ama o canavar neden yalnız bizim gibi ülkelerin sokaklarında, caddelerinde, şehirler arası yollarında ve otobanlarında vardır?Bunu asla sormayız.
Oysa sorumlu açık seçi ortadadır:Yeni Dünya Düzeni. Belki de bilinir bilinmesine de ama bir türlü söylenmez, dile getirilmez.
Bu �yeni dünya düzeni�denilen eskiden �kapitalizmin en vahşi, en canalıcı, insana en çok düşman olan son dönemi�olarak bilinen egemenlik ve sömürü düzeninin ta kendisidir. İşte gerçek canavar odur!Bu düzen bizi kendi dışındaki başka �canavarların varlığına�ne kolay inandırır. Bu düzen bizlere �birey oluyorsunuz�, �çağdaş insan oluyorsunuz�diyerek bizleri tüketim ekonomisinin acımasız değirmeni içinde öğütür. O değirmen nedeniyle henüz karnımızı doyurmadan, sosyal haklarımızı almadan, gelecek güvencesine kavuşmadan birer otomobil sahibi olmuyor muyuz?
O düzen nedeniyle delik deşik yolları sineye çekiyoruz. O yollar için verilen paraları, yapılan masaüstü ihalelerini, zengin edilen yüklenicileri görmezden geliyoruz. Sonra canımızı koltuğumuzun altına koyup o yollara düşüyoruz. Bir kere bile �acaba bu paralar nereye gidiyor�demiyoruz.
Trafik kazalarını önleyecek pek çok çözüm yolu biliniyor. Bu yolların pek çoğu çok kolay uygulanabilecek ve gerçekçi çözümler. Örneğin sürücü belgesi alacak olanları gerçekten eğitmenin, gerçekten bir sağlık muayenesinden geçirmenin yolları bu ülkede var. Ama bunları yapmak yerine birileri bizleri bu canavarın başa çıkılmaz bir �kader�olduğuna inandırmalıdır. Çünkü YDD�nin yerleşmesi ve çıkarı tüketimden yana. Tüketilen ne olursa olsun. Hatta insan bile. Ne kadar olursa olsun. Nasıl olursa olsun!
Tüm bunları bir kenara bırakarak, bizlere geri teknoloji ürünü, güvensiz, gelişmiş ülkelerde artık imal edilmeyen dahası yollara bile çıkarılmayan araçları satıyor. Sonra bunlarla kaza geçirdiğimizde, yaptığımız yüksek hız ya da aldığımız bir kadeh alkol nedeniyle bizler, yani canını verenler, yani tüketilenler suçlanıyor.
Yani tüm suç bizde mi?Moskova önlerine kadar ulaşan Napolyon�un yanında bir ahçısı olsun yok muydu?Varsa tarihler neden yalnız �Napolyon Moskova önlerinde�diye yazar. Ölen insanların ölmelerinde silahı elinde tutan biz olsak bile bir otomobili hareketli bir silaha döndürenler ya da o silahı edinmemize yol açanlar bu işte tümden masum mu?
İşte gerçek ve yanıtı yanıbaşımızda duran soru bu:Berrin�i ailesiyle birlikte katleden o sırada arabayı kullanan Metin mi?Yoksa... Yoksa şu kahrolası...
*
*
*
KİTAP
Sumerli Ludingirra
Dr. Halis Dokgöz
Sumerli Ludingirra, Muazzez      İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları, 1996
Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki Mezopotamya denilen toprakların güneyinde Sumer ülkesinde 4000 yıl önce yaşayan şair Ludingirra�nın öyküleri.
Muazzez İlmiye Çığ bir Sumeroloji, Hititoloji ve Arkeoloji uzmanı. 74000 çivi yazılı belge üzerinde 33 yıl çalışan Çığ�ın Sumerliler üzerine yayımlanmış çok sayıda makale ve kitap çalışmaları olmasına karşın, onu özellikle kutsal kitapların Sumer yazılı belgelerindeki (tabletler) kaynaklar hakkındaki açıklamalarıyla tanımaktayız. Bu çalışmada bir bilim kadını yaklaşımının yanısıra edebiyatçı kimliği de öne çıkmaktadır.
Sumerliler binlerce yıl önce yaşamış, çivi yazısı olarak tanımladığımız yazıyı bulmuşlar ve çürümeyen kil tabletler üzerine yazarak uygarlıklarının bugüne değin ulaşmasını sağlamışlardır.
Elde edilen 23 tablet günümüz diline çevrilmiştir. Kitap tabletlerin bulunuş öyküsü ile Ludingirra�nın çocukluğunda gittiği yeni yıl bayramı, okul yaşamı, ilk aşkı, annesine olan sevgisi, babası ve eşinin ölümleri, acıları, yaşadığı ortamların özellikleri, ulusal öyküleri, bir mahkeme olayı, arkadaşının seks sorununu nasıl çözümlediği, krallarına ve Tanrılarına ilişkin öyküleri, tapınağa seks için gidişi ve savaş anıları gibi oldukça ilginç öykülerden oluşmaktadır. Öykülerde yer yer Ludingirra�nın kendi şiirleri yanında başka şairlerin şiirleri de yer almaktadır.
Öykülerin ilginçliği kadar öykülerin ortaya çıkarılma öyküleride kitabın bir solukta okunmasına neden olmaktadır. Türkiye ve başka ülkelere dağılmış durumdaki tabletler bilimsel bir titizlikle toplanmış ve bilimsel ve estetik kaygılarla oldukça yalın ve anlaşılır bir dille günümüz diline çevrilmiştir.
Bundan 4000 yıl önce Ludingirra�nın bir tablette yazdığı �Bizim uygarlığımız, belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirasları için teşekkür edebilseler !..� şeklindeki dileği üçüncü bin yıla girerken sevgili Muazzez İlmiye Çığ hocamızın çabaları ile gerçekleştirilmiştir.
Şair Ludingirra�nın dileklerini 4000 yıl sonra gerçekleştiren hocamız Muazzez İlmiye Çığ�a teşekkür ederken, sanatçı (!) kavramının tartışıldığı günümüzde nitelikli çalışma arayanlara binlerce yıl öncesinden gelen bu sese kulak vermelerini öneriyoruz...
*
*
Hekimler ve Tabip Odası Yöneticileri için mevzuat
Hekimler ve Tabip Odası Yöneticileri İçin Mevzuat, TTB Merkez Konseyi Yayını, 1998
TTBMerkez Konseyi�nin yayına hazırladığı kitap, sadece oda yöneticileri için değil, hemen her hekime bir başvuru kaynağı olabilecek çerçevede hazırlanmış. �Mevzuat� kitabını, 1.250.000 TLkarşılığında Oda�dan temin edebilirsiniz.
İşyeri hekimliği mevzuatı, TTBgenelgeleri ve Kongre kararlarının da yer aldığı kitaptaki kanun, tüzük ve yönetmeliklerin bazıları şunlar:
Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun
TTB Kanunu
Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu
Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanun
Nüfus Planlaması Hakkında Kanun
Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun
Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun
Umumi Hıfzıssıhha Kanunu
Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu
Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun
Dernekler Kanunu
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü
Tababet Uzmanlık Tüzüğü
Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük
Tababet Uzmanlık Yönetmeliği
Tıpta Uzmanlık Eğitimi İçin ÖSS Hakkında Yönetmelik
Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirildiği Bölgelerde Hizmetin Yürütülmesi Hakkında Yönetmelik
Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık İşletmelerinin Yönetimi İle Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik...
*
*
*
TIPİK
Mardin
Dr. Engin Bürümcek
Kurban Bayramı tatilinde yaptığım Güneydoğu Anadolu gezisinin her durağı (Diyarbakır-Hasankeyf-Midyat-Mardin-Harran-Urfa)ayrı güzellikteydi. Ama beni şehir olarak en fazla etkileyen Mardin oldu.
Orhan Veli eğer Mardin eşiğini geçerek Mardin�e girseydi, belki de o ünlü dizelerini
�Gemliğe doğru / Denizi göreceksin / Sakın şaşırma�yerine, �Mardin�e doğru / Ovayı göreceksin / Sakın şaşırma�diye yazardı. Gerçekten Mardin kentinin eteklerinde ansızın beliren uçsuz bucaksız Harran Ovası şaşkınlıkla karışık bir hayranlık uyandırıyor insanda. Mardin�in eteklerine oturup aşağıda uzanan bu verimli yemyeşil okyanusu seyretmeye doyamıyorsunuz.
Mardin, Mazı dağının güney yamaçlarına kurulmuş, Midyat taş oymacılığının eşsiz örnekleriyle bezenmiş evleriyle karşıladı bizi. Şehrin mimarisi çok ilginç. Tüm evler, birinin damı diğerinin avlusu olacak şekilde merdiven basamakları gibi yukarıdan aşağıya iniyorlar. Sıcak yaz geceleri insanlar avlularındaki yüksek köşklerde yatıyorlarmış. Her ev diğerinin üstünde fakat geride kaldığı için kimse kimseyi görmeden yıldızların altında uyuyorlarmış. Kışın kar yağdığında bu avlu-damlardaki karları yanlarda abbaralarla birleşmiş dar sokaklara doğru küreyip damdan dama atlayarak ana yola ulaşırlarmış. Ne yazık ki yüzyılların bilgeliğiyle kazanılmış bu mimari şaheserden bir fotoğraf karesi bile oluşturmakta zorlandık. Gül bahçesindeki yabani otlar gibi taş evlerin aralarından başlarını uzatmış çirkin apartmanlar koruma yasalarıyla alay edercesine yükseliyorlar.
Hurrilerden, Hititlerden, Aramilerden, hala ayakta durmaya çalışan Süryani kültürü ve etkisini sürdüren Osmanlı-Arap kültüründen izler taşıyarak yağmacılığa karşı gururla direnen bu özge şehir, duyarlı gözlerden uzak kaldıkça korkarım daha da fazla yağmalanacak.
Şehrin beş kilometre doğusunda bulunan Deyr-ul Zaferan Manastırı dördüncü yılda yapılmış ve 1293 ile 1932 yılları arasında Süryani Patrikliği yapmış görkemli bir yapı. Yörede başka Süryani ve müslüman dinsel yapıları da mevcut. Tepesi bulutlu gökyüzünde, etekleri engin ovaya uzanan Mardin�in en güzel panaromik görünümü muhakkak ki tepedeki kaledendir. Ancak �içinde bulunduğumuz şartlar�nedeniyle askeri bölge olan kale şimdilerde turistik geziye kapalı, ama bir bölümünün açılma olasılığı olduğunu öğrendik. Birçok güzelliği ve zenginliği, birçok acıyı ve umudu içimizde duyarak bu şaşırtıcı kenti terkettik...