Tıpta Uzmanlık Eğitimi Can Çekişiyor! Asistan Hekimler ''Artık Yeter'' Diyor!


  • Ocak 28, 2026
  • 178

Tıpta uzmanlık, tıbbi bilginin ulaştığı düzey dikkate alındığında günümüzde kaçınılmaz bir gerekliliktir. Uzman hekimler sağlık sistemi içinde yalnızca tedavi edici hizmetlerde değil, koruyucu ve geliştirici sağlık hizmetlerinde de kritik bir rol üstlenmektedir. Bu nedenle nitelikli uzman hekimlerin yetiştirilmesi, bir ülkenin sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından yaşamsal önemdedir. Bu ise ancak iyi planlanmış, nitelikli ve denetlenebilir bir tıpta uzmanlık eğitimiyle mümkündür.

Ne var ki Türkiye, eğitim politikaları açısından uzun süredir ciddi bir başarısızlık yaşamaktadır. Tıpta uzmanlık eğitimi de bu başarısızlıktan doğrudan etkilenmiştir. “Hekim ve uzman hekim açığı” gerekçesi öne sürülerek; tıp fakültelerinin ve eğitim hastanelerinin fiziki koşulları, eğitici kadro yeterliliği ve hizmet kapasitesi dikkate alınmaksızın asistan hekim kadroları orantısız biçimde artırılmıştır. Niceliği önceleyen bu yaklaşım, eğitimin niteliğini giderek aşındırmıştır.

Bu sürecin simgesel kırılma noktalarından biri, Cumhurbaşkanı’nın hekimlerin yurt dışına göçüne ilişkin olarak kullandığı “Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz. Asistan doktorlarımızla biz bu yola devam ederiz.” ifadesi olmuştur. Zaten öğretim üyesi başına düşen asistan sayısı yüksekken, bu yaklaşımın ardından asistan hekim kadrolarında kontrolsüz bir artış yaşanmıştır. Bazı eğitim kliniklerinde asistanların çalışabileceği, hatta oturabileceği fiziksel alan dahi kalmamış; eğitim ortamları fiilen işlevsiz hâle gelmiştir.

Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, asistan hekim sayısının son 10 yılda hızlı ve süreklilik gösteren bir artış sergilediğini gösteriyor. 2016 yılında 23.149 asistan hekim varken, bu rakam 2020’de 33.372’e, 2023’te ise 48.091’e çıkmış. 2016’dan, 2023’e yaklaşık %108’lik gibi büyük, niceliksel artışın eğitici kapasitesinde karşılığı ise bulunmamakta; 48 bin asistan hekim için 7–10 bin aralığında eğitmen olduğu tahmin edilmektedir (Kayıtlı öğretim üyesi sayısı 17 bin civarında görülse de hepsi uzmanlık eğitimi içinde yer almamaktadır). Bu durum, birçok merkezde eğitici başına düşen asistan sayısının 5–7 aralığına yükseldiğini ve tıpta uzmanlık eğitiminin uluslararası kabul gören standartların belirgin biçimde üzerine çıktığını göstermektedir.

Tıpta Uzmanlık eğitiminin planlanması ve denetlenmesi görevi, mevzuata göre Tıpta Uzmanlık Kurulu’na (TUK) verilmiştir. Yasa, TUK’a son derece geniş yetkiler tanımaktadır. Ancak bu yetkiler, son yıllarda siyasi müdahalelerle fiilen işlevsiz hâle getirilmiştir. TUK’un 16 üyeli yapısı içinde Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) yalnızca bir üye ile temsil edilmesi, kurulun mesleki özerkliğini ve denetim kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmaktadır. Bu yapı, tıpta uzmanlık eğitiminin niteliğini koruyacak etkin kararların alınmasını imkânsız kılmaktadır.

Öte yandan, tıp fakültesi ve eğitim hastanesi sayılarındaki hızlı artış, özellikle vakıf üniversiteleri üzerinden gerçekleşmiştir. İstanbul, vakıf üniversitesi hastanelerinin en yoğun olduğu il konumundadır. Son dönemde tarafımıza ulaşan başvurular, bu kurumlarda yürütülen tıpta uzmanlık eğitiminin, özellikle kendine ait tıp fakültesi hastanesi olmayan vakıf üniversitelerinde ciddi yapısal sorunlar içerdiğini göstermektedir. Başvuruların sayısı ve içeriği, karşı karşıya olduğumuz durumun yalnızca buz dağının görünen kısmı olduğunu düşündürmektedir.

Bazı vakıf üniversitelerinde asistan hekimlere, kendi uzmanlık alanlarında herhangi bir eğitici öğretim üyesi atanmadığı; hasta muayene etme ya da ameliyat yapma olanaklarının olmadığı hatta aylarca evlerinde bekleyerek yalnızca taban maaş aldıkları öğrenilmiştir. Meslektaşlarımızın bu durumu fakülte dekanlıklarına, üniversite rektörlüklerine, YÖK’e ve TUK’a yazılı olarak bildirmelerine rağmen, sorunların bir yılı aşan süredir çözümsüz bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Yakın zamanda basına da yansıyan bir başka örnekte ise, bir vakıf üniversitesinin afiliye olduğu özel hastanenin satılması sonrasında asistan hekimlerin çalışma izinleri iptal edilmiş, eğitimleri üniversite tarafından sözlü bildirimlerle fiilen durdurulmuştur. Meslektaşlarımızın TUK’a bireysel başvurularına rağmen, bugüne kadar herhangi bir etkin müdahale yapılmamıştır.

“Afiliye hastane” uygulaması, tıpta uzmanlık eğitiminin özel hastaneler tarafından istismar edildiği bir modele dönüşmüştür. Bu uygulama, özel hastanelerin “üniversite hastanesi” tabelası elde ederek hem SGK’dan ilave ücret almaları hem de prestij kazanmalarına hizmet ederken, uzmanlık eğitiminin niteliksizleşmesinde merkezî bir rol oynamaktadır. Bu durumun vahameti, iktidarın dahi bu uygulamayı sınırlandırmaya yönelik düzenlemeler yapmak zorunda kalmasından anlaşılmaktadır. Ancak bu düzenlemeler de yıllardır ertelenmektedir.

Tıpta uzmanlık eğitimi, siyasi tercihlerin ve piyasa dinamiklerinin deneme alanı olamayacak kadar önemli bir konudur. TTB ve tabip odalarının yıllardır yaptığı uyarılara rağmen, tıp eğitimi sağlık piyasasının insafına terk edilmiştir. Bugün gelinen noktada tıpta uzmanlık eğitimi can çekişmektedir.

Tarafımıza başvuran ve benzer durumda olan tüm meslektaşlarımızın sorunları derhal çözülmelidir. TUK’un bileşimi, uzmanlık alanlarının yeterlik kurullarını ve farklı hizmet basamaklarını içerecek biçimde yeniden düzenlenmelidir. TTB, bu alandaki yegâne meslek örgütü olarak, TUK içinde sembolik değil etkin bir statüye sahip olmalıdır. Kendi hastanesi olmayan ve uzmanlık eğitimini afiliye özel hastaneler üzerinden yürüten fakülteler kapatılmalı; burada görev yapan asistan hekimler ve öğretim üyeleri mağduriyet yaratılmaksızın uygun kurumlara atanmalıdır.

Sağlık alanında piyasa dinamiklerinin belirleyici hâle gelmesi, eğitimi “para getirmeyen” bir faaliyet olarak görme anlayışını güçlendirmiştir. Oysa bir ülkenin sağlık sisteminin geleceği, verilecek nitelikli eğitime bağlıdır. Bu nedenle tıpta uzmanlık eğitiminin planlanması, piyasa gereklerine göre değil; tıbbın bilimsel ve etik gereklilikleri temel alınarak yapılmalıdır. Bu yönde acil ve kalıcı adımlar atılmadığı sürece hem sağlık çalışanları hem de toplum ağır bedeller ödemeye devam edecektir.

İstanbul Tabip Odası

 

 

 


Bu HABERİ Paylaş!