Devlet Politikaları Çocukların Haklarına İhanet Etmemelidir!

 

Geçtiğimiz günlerde Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk gebelerin adli makamlara bildirilmemesi konusunun gündeme gelmesi ardından Türk Tabipleri Birliği ve ilgili uzmanlık dernekleri ortak bir basın toplantısı düzenleyerek görüşlerini kamuoyuyla paylaştılar.

23 Ocak 2018 günü 12.30’da İstanbul Tabip Odası Cağaloğlu binasında yapılan basın toplantısına Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yıldız Akvardar, Adli Tıp Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Gökhan Ersoy ve İstanbul Tabip Odası Kadın Hekim Komisyonu Üyesi Dr. Lale Tırtıl katıldılar.

Basın toplantısını açan Dr. Lale Tırtıl Kanuni Sultan Süleyman EAH’da yaşanan son sürecin konuyu gündeme taşıdığını ve tartışıldığını; sorunun çok katmanlı, çok yönlü olduğunu, bu çerçevede TTB ve ilgili uzmanlık derneklerinin biraraya gelerek kamuoyunu bilgilendirme ihtiyacı duyduğunu belirtti ve ilk sözü TTB Başkanı Dr. Raşit Tükel’e verdi.

Dr. Raşit Tükel; “Geçtiğimiz günlerde 18 yaşın altında 115 ergenin, çocuk yaştaki kişinin gebe olarak 1 Ocak-9 Mayıs 2017 tarihleri arasında Kanuni Sultan Süleyman EAH’ye başvurduğu bilgisi verildi. O tarihten bu yana da çeşitli tartışmalar süregeldi kamuoyunda. Bu tartışmalara açıklık getirmek, durumu değerlendirmek, uygulamada ne olması gerektiği konusunda TTB ve ilgili uzmanlık dernekleri olarak görüşlerimizi açıklamak ve önerilerimizi sizlerle paylaşmak istedik” dedi.

Dr. Raşit Tükel konuyla ilgili olarak sağlık işlerinden sorumlu İstanbul Vali Yardımcısı ile bir görüşme gerçekleştirdiklerini, yapılan ziyarette TTB görüşlerini ve önerilerini ilettiklerini, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunduklarını, benzer bir görüşme için önümüzdeki hafta İstanbul İl Sağlık Müdürü’nü de ziyaret edecekleri bilgisini paylaştı ve “Biz bir tutum değişikliğine ihtiyaç olduğunu net olarak belirtiyoruz. Yaşanan sorunun en önemli nedenlerinden bir tanesi birbiriyle çelişkili metinler, uygulamalar, yetkililerin ne yapması gerektiği konusunda bir belirsizliğin olmasıdır, çocuk evliliklerinin bir anlamda gözardı ediliyor olması, bunun anneye ve çocuğa yönelik olumsuz etkilerinin gözardı ediliyor olması ve buna ilişkin daha kapsamlı bir planın oluşturulmamış olmasıdır” dedi. Dr. Raşit Tükel ardından ortak basın metnini paylaştı. Yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:

“Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk gebelerin adli makamlara bildirilmemesi konusu basına yansımış ve cinsel istismar yeniden kamuoyunun gündemine gelmiştir. Bilindiği gibi, çocuk kavramı 18 yaşın altındaki tüm bireyleri kapsar ve Çocuk Hakları Sözleşmesi ile çocuğun hakları koruma altına alınmıştır. Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen cinsel davranışlar istismar olarak kabul edilir. Çocukların yaşadıkları istismarı damgalanma, inanılmama korkuları, koruyucu sosyal sistemin eksikliği nedeniyle bildirmeleri güçtür. Çocuğun gebeliği cinsel istismarın güçlü göstergelerinden biridir.

Dünya Sağlık Örgütü hamilelik ve doğum sırasındaki komplikasyonların tüm dünyada 15-19 yaşları arasındaki kız çocuklarının en fazla görülen ölüm nedeni olduğunu bildirmektedir. Bu gebeliklerde ölü doğum ya da bebek ölümü oranı 20 yaş üzerindekilerden iki kat fazladır. Gebe çocuklar bir yandan vücut gelişim geriliği, cinsel yaralanmalar, ağır kanamalar, kansızlık, depresyon ile sağlıklarını yitirirken, diğer yandan yaşlarına uygun olmayan sorumlulukları üstlenme, öğrenimden kopma, sosyal yaşama katılamama, sosyal yalnızlık, iş bulamama sorunlarını yaşarlar. Onların çocukları da, düşük doğum ağırlığı, erken doğum, enfeksiyonlar ve bebek ölümleri, gelişme geriliği, okul sorunları, istismar riski altındadırlar.

Sağlık Bakanlığı 2007-2017 yılları arasında, 17 yaş ve altındaki çocukların dünyaya getirdiği bebeklerden 2 bin 404’ünün bir gün yaşayamadan hayatını kaybettiğini açıklamıştır. 12-17 yaş arasındaki kız çocuklarının hamilelik döneminde hayatını kaybetme riski, 20-24 yaş arasındaki hamilelerin ölüm riskinden 5 kat fazla bulunmuştur. 

2013 yılında yapılan Türkiye Nüfus Araştırmaları, ülkemizde her yüz kadından yedisinin 15-19 yaşları arasında evlendirildiğini, beşinin ergenlik döneminde doğum yaptığını gösteriyor. Her yüz çocuktan altmışı kendisinden beş ya da on yaş büyük insanlarla evlendiriliyor. 15-19 yaşı çocuklar için bu evliliklerin yarısında yalnızca dini nikâh yapılıyor.

Çocuk gebelikler özellikle yoksul ve kız çocuklarının eğitimden uzak tutulduğu ülkelerde görülmektedir. Kız çocukları bekâreti yücelten anlayış nedeniyle erken yaşta evliliğe zorlanmaktadır. Çocukluklarını tamamlamalarına izin vermeyen bu durum bir cinsel istismar;  cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı bir şiddettir.

Çocuklara yönelik cinsel istismar, Türk Ceza Kanunu’nun 103 ve 104. Maddelerinde tanımlanmış ve bu maddelerde yürürlüğe girdiği 2005 yılından günümüze kadar cezaların ağırlıkları yönünden çok sayıda değişiklik yapılmıştır. Son değişiklikler ile cinsel istismar yönünden çocukların korunma çeperi 15 yaşından 12 yaşına indirilmiştir.

Eğitim sisteminde yapılan değişiklikler kız çocuklarını hızla eğitim alanından uzaklaştırmaktadır. Cinsel eğitim, dünyanın birçok ülkesinde zorunludur. Türkiye’de ise Milli Eğitim Bakanlığı öğrencilerin nişanlamasına ve evlenmesine izin veren düzenlemeler yaparken cinsel eğitime yer vermemiştir. Aksine akran cinselliği üzerindeki baskılar, gençlerin cinselliği örselenerek yaşamalarına neden olmaktadır.

Son yıllarda Adalet ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıkları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklama ve uygulamaları, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun verdiği yetkiyle müftülerin nikah kıymaya başlaması, dini nikâhın yaygınlaştırılmasına olanak veren Anayasa Mahkemesi kararları,  Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikler, çocukları istismardan koruyacak düzenlemeleri etkisiz kılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı 2008 yılında yayımladığı Genelge’de “18 yaş altında bütün gebeliklerin adli bildirimi”nin gerektiğini belirtmiştir. Bir yıl sonra yayımlanan bir başka Genelge ile “15 yaş altı gebeliklerin her koşulda, 15-18 yaş gebeliklerin fiziksel şiddet bulguları varlığında bildirilmesi” istenilmiş, ancak “şiddet”in nasıl saptanacağı açıklanmamıştır. Bu durumda çocuklar istismarı değerlendirebilecek uzmanlara yönlendirilmemiştir.

Bildirim konusu Adalet Bakanlığı’nın 2016 yılında yayımladığı Genelge’de netleştirilmiştir: 18 yaşın altındaki gebeliklerin adli bildirimi zorunludur.  Sağlık Bakanlığı’nın da ivedilikle belirsizlikleri gidererek yasal süreç hakkında sağlık çalışanlarını bilgilendirmesi gereklidir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı “gebe çocuk ve çocuk anneleri” izleyen birimler oluşturmuş, bu birimler 2015 yılında kapatılmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın 2014 yılında Meclis’te yaptığı açıklama, 2007-2011 yılları arasında 18 yaş altı gebeliklerindeki ciddi artışı ortaya koymuştur. Sağlık Bakanlığı çocuk gebeler konusunu öncelikle bir sağlık sorunu olarak görmeli, gebelik, doğum ve doğum sonrası izlemleri ile istismar yönünden değerlendirmeler birlikte ele alınmalıdır.

Sağlık Bakanlığı’nın son on yıldır doğum yanlısı uygulamaları nedeniyle, doğum kontrol araçlarının dağıtımı azaltılmış, ücretli hale getirilmiş, kamu kurumlarında isteğe bağlı düşükler sınırlandırılmış, özellikle yoksulların doğum kontrol hizmetlerine erişimi engellenmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın istismar nedeniyle oluşan gebeliklerde çocuğun yasal hakları ve yüksek yararı doğrultusunda tutum alması önemlidir.

Çocuk sağlığı ve güvenliği için, çocukların üstün yararı ilkesini Sağlık, Aile ve Sosyal Politikalar ve Adalet Bakanlıklarından başlayarak devlet politikası üreten ve yürüten tüm yetkililere hatırlatıyor; ilgili tüm çevreleri yasalarda açıkça dile getirilen yükümlülüklerini acilen yerine getirmeye davet ediyoruz. Çocuk yaşta evlilikler yasaklanmalı, bu konularda kamu spotları, zorunlu yayınlar, eğitimde zorunlu dersler ile çocuklar ve toplum bilgilendirilmelidir.

Çocuklara sosyal ve yasal destek sistemleri derhal işletilmeli, çocuk istismarını çok disiplinli değerlendirecek birimler her hastanede oluşturulmalı, tüm çocukların eğitim sistemine ulaşımı sağlanarak ergenlerin cinsel eğitimi zorunlu ders haline getirilmeli, imam nikâhı çocuklar için yasaklanmalı, gebe çocuk ve çocuk anneler için sağlık sistemi her yerde erişilebilir hale getirilmelidir.

Meslektaşlarımızın ve sağlık çalışanlarının, muğlak yorumlara dayanan belgeler yerine çocuğun sağlığını temel alan bilimsel yaklaşımlara uygun tutum alacağını biliyoruz. Çocukların muayenelerinde istismar olasılığı her zaman göz önünde bulundurulmalı, istismarın tıbbi değerlendirmesinin çok disiplinli bir yaklaşım gerektirdiği unutulmadan konsültasyonlar ihmal edilmemelidir. Biyotıp Sözleşmesi’nin “tıbbın uygulamalarında ayrım yapılmadan bütün insanların hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi” ilkesini de vurgulamak istiyoruz.

Çocuk Koruma Kanunu uyarınca istismara uğrayan çocuğun ivedilikle koruma altına alınması sağlanmalıdır.

Çocukları korumak ve yararını gözetmek teşvik edilmesi gereken davranışlardır. Bu davranışı gösterenlerin cezalandırılması ve baskıya maruz kalması çocuk hakları ihlallerini artırır.

Söz konusu hastanede çocuk gebelikler konusunda bildirimde bulunan sağlık çalışanının baskı görmesi kabul edilemez. Çocukların yararını üstün tutan davranışı nedeniyle kendisini kutluyor,  istismar konusunda hassasiyetini yitirmeyen kamuoyuna teşekkür ediyoruz.”

Adli Tıp Uzmanları Derneği adına söz alan Doç. Dr. Gökhan Ersoy ise; “Toplumsal algılarımız çok şeye kapı açar, izin verir seviyede. Biz sadece çocukların cinsel istismarını konuşmakla kalmıyoruz, aslında onun pekala bir uzantısı olabilen doğumları da görebiliyoruz. 18 yaş altındaki her doğumun temelinde pekala bir akran ilişkisi olabileceği gibi zorla, kandırılarak oluşmuş bir cinsel istismarı görebiliriz. Bunların gerçek anlamda ortaya çıkarılması için hepsinin adli bildirimi yapılmalı ve cinsel istismara uğrayan çocukları gözetmek görevi yerine getirilmelidir. Devletin bir sorumluluğunu da hatırlatmak istiyorum; aslında ideali böylesi bir durumun yaşanmamasıdır. Çünkü o yaş altındaki çocuk hamileliklerinde ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla; akran ilişkileri dahil, bu konuda gençlerimizin bilinçlendirilebilmeleri için cinsel konulardaki eğitimin önemini vurgulamak istiyorum. ATUD olarak bu bizim primer ilgi alanımıza giriyor, bu konularda her zaman takipçi olmayı sürdüreceğiz” dedi.

Türkiye Psikiyatri Derneği adına söz alan Prof. Dr. Yıldız Akvardar da; “Ergen yaşta bir kız çocuğunun gebe kalması ya da evlenmesi onun sosyal yaşantısını, okul yaşantısını, kendisini geliştirmesini tümüyle engelleyen bir durum. Bunun sonucunda da özgüven eksikliği, depresyon, eğer travma şeklinde yaşandıysa travmaya ilişkin bozukluklar sık karşılaştığımız sorunlar, erken yaşta evlenen ya da istismar gören kadınlarda. Tabii sadece kadınlar etkilenmiyor, o kadınların yetiştirdiği çocuklar da etkileniyor bu durumdan, sonuçta toplum etkileniyor. Yani mutsuz bir kadın, mutsuz bir çocuğa ve mutsuz bir topluma aslında yol açıyor. O yüzden gerek ruh sağlığının, gerek fiziksel sağlığının gerek kadının, gerek çocuğun, gerek toplumun ruh sağlığının gelişebilmesi ya da iyi yönde gidebilmesi için TPD olarak mutlaka erken yaşta çocuk evliliklerinin engellenmesi ve özellikle kız çocuklarının eğitim yolunun açılması, denetlenmesi gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Basın metni için tıklayınız.