VATANDAŞLAR SAĞLIK HİZMETLERİNDEN YOKSUN BIRAKILIYOR

Yeni Sağlık Uygulama Tebliği'yle getirilen ve sağlık hakkını kısıtlayan düzenlemelere karşı, Odamızın da içinde yer aldığı Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu'nca bir basın açıklaması yapıldı. Platform üyeleri 9 Nisan 2009 Perşembe günü Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi önünde bir araya geldiler. Platform adına açıklamayı Odamız Genel Sekreteri Dr. Hüseyin Demirdizen yaptı. Dr. Hüseyin Demirdizen yaptığı konuşmada, sağlık alanında kamuoyu bilgilendirilmeksizin her gün yeni düzenlemeler yapıldığını, yapılan düzenlemelerin sağlık alanını ticarileştirmenin adımları olduğunu vurguladı. Sosyal güvencesi olan insanların dahi sağlık hakkına erişimde engellerle karşılaştığını, bu engellerin daha da artacağını belirten Dr. Demirdizen, kriz bahanesiyle işsiz bırakılan, yoksullaştırılan geniş toplum kesimlerinin sağlık hizmetlerinden de yoksun bırakılarak ikinci kez mağdur edildiğini, emekten yana kurumlar olarak bu durumu kabul etmeyeceklerini söyledi.


ONLARA CLEVELAND YOLLARI,VATANDAŞA SAĞLIK HAKKI KISITLAMALARI (09.04.2009)

 

09/04/2009

Kriz bahanesi ile geleceğimizin karartılmasına,
 Sağlık hakkımızın gasp edilmesine izin vermeyeceğiz

Sağlık alanında her gün bir dizi düzenleme yapılmakta, bir kısmı kamuoyuyla paylaşılmadan uygulamaya konulmaktadır. Daha fazla kâr ve rant talebiyle sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılması ve ticarileştirilmesi süreci hızlandırılmaktadır. Sağlık hizmeti hak olmaktan çıkarılmakta; hizmet paketlenmeye, sınırlandırılmaya çalışılmakta, tedavi hizmetleri için prim, katkı ve katılım payı, kapsam dışı hizmetler için ek ödeme vb. yöntemlerle vatandaşın cebinden daha çok para alınması hedeflenmektedir.
 Yapılan yeni düzenlemelerle, sağlık hizmetlerinde sosyal güvencesi olmayan yaklaşık 20 milyon vatandaşımızın yaşadığı, yaşayacağı sorunlar bir tarafa, sosyal güvencesi olan vatandaşlarımız için bile sağlık hizmetlerine ulaşımın önüne, beklendiği gibi her gün yeni engeller çıkarılmaktadır. Kuralsızlaştırılan sağlık ortamında hasta ve hasta yakınlarıyla sağlık çalışanları karşı karşıya getirilirken sağlık ortamında gerilim, şiddet ve çatışmalar artmakta, hem hastalarımız hem de sağlık çalışanları mağdur olmaktadır.
 1 Ekim 2008 günü yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliği 1 Nisan 2009’da başlayan düzenlemeler sağlık hizmetine ulaşımı güçleştiren, engelleyen yeni maddeler içermektedir. Küresel krizin vurduğu, işsiz bıraktığı, yoksullaştırdığı geniş toplum kesimleri sağlık hizmetlerinden de yoksun bırakılarak ikinci kez mağdur edilmektedir.

• Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) eşdeğer ilaç uygulamasına göre doktor reçetesinde hangi ilaç yazılırsa yazılsın aynı grup ilaçların en ucuz olanı temel alınmakta ve ödeme en ucuz ilacın %22 fazlasını geçmemektedir. Oysa söz konusu en ucuz ilaç birçok durumda eczanelerde bulunamamakta ve iki ilaç arasındaki farkı hastalar ceplerinden ödemek zorunda kalmaktadırlar.
• Birçok ilaç SGK ödemelerinden çıkarılmış, hekimlerin reçete yazmaları, hastaların bu ilaçları almaları güçleştirilmiştir.
• Rahatsızlığı nedeniyle bir branş polikliniğinde muayene olan SGK’lı hastaların izleyen 10 gün boyunca aynı branşa müracaat etmeleri engellenmektedir. Oysa bir hastanın bir hekime muayene olması izleyen on gün boyunca yeniden muayene olma ihtiyacını ortadan kaldırmaz. İlk müracaatta konulan teşhisin ve uygulanan tedavinin yeterli gelmemesi, hastalık tablosunun değişmesi, araya giren başka bir hastalık ve bu nedenle hastanın durumunun ağırlaşması gibi durumlarda hastanın herhangi bir süre sınırlaması olmadan tekrar doktora görünmesi tıbbi bir zorunluluktur. Bu zorunluluğun “istismarın engellenmesi” gibi gerekçelerle engellenmesi hastanın hayatını kaybetmesine kadar giden bir dizi soruna yol açabilir ve bu sorunların ve ölümlerin sorumlusu SGK olacaktır.
• Bilgisayarlı tomografi (BT), Manyetik Rezonans (MR) gibi tetkiklere, yine “istismarın önlenmesi” gerekçesiyle süre sınırlaması getirilmiştir. Oysa hekimin istediği tetkikin sonucunu tanıya gitmek için yeterince açıklayıcı bulmaması, hastalığın seyrinde yeni bulguların ortaya çıkması gibi nedenlerle istenen tetkiklerin tekrarlanması tıbbi bir gereklilik olabilmektedir. Bu koşullarda tekrar tetkik istemenin mali gerekçelerle engellenmesi teşhis ve tedavinin gecikmesi, hatalı olması gibi hastaların sağlığına zarar verici sonuçlara yol açacaktır.
• Birçok kronik hastalık ilaçlarının, işitme cihazı gibi protezlerin uzman hekim ya da kurul raporu ile yazılmaları koşulu getirilmiş, yetersiz hastane ve uzman sayısı olan yerlerde ilaca erişim oldukça kısıtlanmıştır.
•  Yatan hastalara hastane eczanesinde bulunmadığı için dışarıdan temin etmek üzere yazılan reçete bedelleri ödenmemekte, bu durumda kişiler kendi ceplerinden ödemek zorunda kalmaktadır. 
• Yaşamsal önemi olan hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların temininde ciddi güçlükler yaşanmaktadır. Devlet yaşamsal önem taşıyan bu ilaçlardan elini çekmemeli, firmaların bu tip ilaçları en az bir yıl yetecek miktarda elinde bulundurmasını sağlayacak düzenlemeyi yapmalıdır.
• Bütün bu kısıtlamalar halkın sağlık hakkını olumsuz etkilemekte, her geçen gün kısıtlamalar ve cepten ödemeler artırılmakta, bu uygulamalar hekimlerle hasta ve yakınlarını karşı karşıya getirmektedir.
•  Acil servisler giderek gerçek acil hastalara hizmet vermek durumundan çıkarılarak GSS nin engellerini aşamayan (randevu alamayan, primini ödeyemeyen, tekti ve tedavi sınırlamalarının aşamayan vb.)  ya da normal hizmete ulaşamayan hastaların uğrak yeri haline gelmiştir. Bu durum bir taraftan acil hizmeti sunmaya çalışan sağlık personelinin iş yükünü altından kalkılamaz bir hale getirirken diğer taraftan gerçekten acil olan hastalarımızın hizmet almakta zorlanmalarına, gerilimlerin, istenmeyen sonuçların artmasına ve zaman zaman mağdur olmalarına yol açmaktadır.
• Kriz sürecinde yaklaşık bir milyon çalışan işini kaybetmiştir. Aileleri ile birlikte 4-5 milyon vatandaşımız sosyal güvencesini kaybetmek üzeredir. Yoksulluklarına yoksunluklarda eklenmek üzeredir.
• Oysa sağlık ertelenebilir, satılıp alınabilir bir meta, sağlık hizmeti uygulama tebliğlerine, kâr-zarar hesaplarına hapsedilecek bir kavram değildir. Sağlık eşit ve ücretsiz erişilmesi gereken bir haktır. Sağlıkta tıbbi teknoloji ve ilaç konusundaki savurganlık önlenmek isteniyorsa, sosyal devlet olmanın gereği olarak sağlık hizmeti sunumu ve finansmanı devlet tarafından yapılmalı ve koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmelidir.
Herkese Sağlık/Güvenli Gelecek Platformu olarak bütün emekçileri, bir kez daha, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı için yürüttüğümüz mücadeleye katılmaya davet ediyoruz;
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, ilgili yönetmelikler ve Sağlık Uygulama Tebliğinde emekçiler aleyhine yapılan bütün düzenlemeler derhal geri çekilmelidir.


HERKESE SAĞLIK/GÜVENLİ GELECEK PLATFORMU-İSTANBUL

 



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası