ÇAĞRIMIZ VAR!


  • Ağustos 24, 2010
  • 1769

2008 küresel krizi tüm dünyada ağır ekonomik ve toplumsal sorunlar yaratarak derinleşiyor.

Sermayeyi kurtarma programları için trilyonlarca dolar ayrılırken, emekçilere dönük kamu hizmetlerini daraltma önlemleri yaygınlaşıyor. Asgari ücret altındaki ücretler, mesai ücretlerinin ödenmemesi, iş güvenliği standartlarının ihlal edilmesi, ücretli tatil izninin ihlali, yarım ücretli çalıştırma gibi uygulamalar kural haline dönüşüyor; sermaye, iktidarlar ve uluslararası mali kurumlar, bu saldırıları krizden çıkış yolu olarak savunuyor. Halbuki krizin etkilediği gelişmiş ülkelerin çoğunda kamu müdahalesiyle istihdamı arttırma, işçi çıkarmalara karşı tedbir alma biçimindeki politikalar tartışılmaya başlanmıştır.

Dünya Bankası son tahminlerinde, gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulların sayısına 400 milyon kişi daha ekledi.

Kriz bir işsizlik krizine dönüşüyor. İşsizlerle birlikte çalışan yoksulların sayısı artıyor.   Küresel krizin yanında AKP iktidarının izlediği ekonomik politikalar emekçi sınıfların çalışma ve yaşam koşullarının daha da kötüleşmesine sebep oluyor. 

Kriz Türkiye’de emekçileri teğet geçmiyor!

Krizin ülkemizdeki etkileri yaygın ve kitlesel işten çıkarmalar olarak yaşanıyor. Resmi işsizlik oranı Kasım ayında yüzde 10,3 olarak açıklanırken, rakamlar tırmanıyor. Denizli, Bursa, Kocaeli, Gaziantep gibi ucuz emeğe dayalı ihracat merkezlerindeki faaliyetler dururken, metal ve tekstil sektöründe işten çıkarmalarda ilk iki sırayı paylaşıyor, işsizlik alt ve yan sektörlerde yaygınlaşıyor. Hizmetler alanında bankacılık, medya gibi sektörlerden başlayan işten çıkarmalar turizm, inşaat gibi sektörlerde yaygınlaşıyor. Emekçilerin reel ücretleri ve özellikle asgari ücretin alım gücü sürekli eriyor.    

Krizin alevleri bazı sektörleri yalarken tarım sektörünü yakmaya başladı. Her 50 saniyede bir çiftçi mesleğinden oluyor. Krizin tarımdaki gerçek etkileri yaz aylarından itibaren daha da görünür hale gelecektir.

Bu nedenle, 2008 Temmuz-Eylül aylarında gözlenen yaklaşık sıfır büyümenin daha da kötüleşerek ekonominin 2009’da daralmasına kesin gözüyle bakılıyor. 

40 Milyar dolarlık cari açığı ve 290 milyar dolarlık dış borçları ile Türkiye, birçok göstergeye göre, 2008 krizinden en fazla etkilenecek ülkelerden birisidir.

Krizin yıkımını son iki yıldır dalga dalga yaşamaya başlayan emekçiler, çalışma, örgütlenme, iş güvencesi haklarını ve ücretlerini korumak için giderek daha yaygınlaşan somut eylem pratikleri sergiliyorlar. Grevler, işgaller, mitingler, basın açıklamaları, yürüyüşler, yol kesme eylemleri ile yaygınlaşan bu direnme eğilimi emek hareketinde belirgin bir canlanmaya işaret ediyor.

Krizin yıkımına karşı 29 Kasım’da Ankara’da gerçekleşen “Emek ve Demokrasi” mitingi toplumda büyük bir mücadele potansiyeli olduğunu açığa çıkarırken, birçok ilde emek ve meslek örgütleri öncülüğünde oluşturulan yerel platformlar da krizin yerellerdeki farklı yansımalarını odağına alan mücadele programlarını yaygınlaştırıyor.

Bütün bu eylemler kimi zaman bazı kazanımlar elde ederken, bazı bölgelerdeki hak alma direnişleri yeterli dayanışma ile güçlendirilmediğinde ya da farklı mücadele başlıkları ortaklaştırılmadığında etkisiz kalarak sona eriyor. Bu durumda yüz binlerce işçinin işsiz kalmasının, zamların, hak gasplarının emekçi sınıflarda yarattığı tepkiler alttan alta birikse de yeterince açığa çıkacak kanallar bulamıyor.
 
Bu tespiti yapan biz emek ve meslek örgütleri olarak krize ve krizin yarattığı sonuçlara yönelik EMEK CEPHESİ’nin sesini yükseltme amacıyla mücadelemizi birleştirme ve ortak bir program etrafında yürütme kararlılığındayız.
 
Bir yandan ortak çalışma ilkelerini ve örgütsel bağımsızlığı kollayan bu duruşumuz önüne kitlesel mücadele ve krizin sonuçlarından emeğin en az etkilenmesi için ortaya koymuştur.

Ankara mitingi ve örgütlerimizin yürüttükleri kriz karşıtı kampanyalar bu konuda güçlü örnekler olarak önümüzde durmaktadır.

Acil çalışma ve mücadele programı olarak;

1- Krizin yolaçtığı işten çıkarmalara, işyerlerinin kapatılmasına karşı, işsizliğe, pahalılığa ve yapılan zamlara karşı örgütlerimizin verdikleri mücadeleler ortaklaştırılacak ve dayanışma yükseltilecektir,

2- Kriz karşısında yalnızlaşan örgütsüz halk yığınlarının mücadelesine güven verecek, örgütlü ya da örgütsüz, kriz mağduru bütün insanları yalnız bırakmayan bir anlayışla sorunlarının çözümü için kamuoyu oluşturulacaktır.

3- Yapılan zamlara sessiz kalınmayacak en etkili muhalefetin oluşturularak zamların geri alınması için mücadele verilecektir.

4- Kamu emekçilerinin hukuk karşısında defalarca tescil etmiş toplusözleşme haklarının hayata geçmesi için çalışılacaktır.

5- İllerde kurumlarımızın planladıkları etkinlikler birleştirilecek, yerel birimlerimizin ortak etkinliklerine merkezi destek verilecektir.

6- Ocak ve Şubat aylarında “Krizin bedelini ödemeyeceğiz” şiarıyla ülke çapında bir kampanya yürütülecek ve değişik bölgelerde mitingler, kapalı salon toplantıları, bildiri dağıtımları, paneller etkinliklere daha geliştirilerek devam edilecektir.

7- Ortadoğu’da, ülkemizde sürdürülen savaş politikalarının yarattığı dram bütün şiddetiyle devam etmektedir. Özellikle İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü saldırgan savaş politikalarına karşı mücadelenin yükseltilmesi ertelenmez bir görev olarak karşımızdadır. Bu nedenle başlatmış olduğumuz “FİLİSTİN İÇİN SES VER” kampanyamızın geliştirilmesi ve Filistin’le dayanışma eylemlerinin çeşitlendirilerek yükseltilmesi konusunda çaba harcayacağız.

8- Mart ayında yapılacak seçimleri de gündemimizde tutarak 15 Şubat 2009 Pazar günü İstanbul’da emek ve meslek örgütlerinin katılımıyla “İŞSİZLİĞE VE YOKSULLUĞA HAYIR!  EMEK VE DEMOKRASİ Mitingi” gerçekleştireceğiz.

Bütün emek ve demokrasi güçlerini başta İSTANBUL mitingi olmak üzere yapılacak eylemlere katılmaya, destek olmaya, omuz vermeye çağırıyoruz.
 
 
 
        DİSK - KESK - TMMOB - TTB - TÜRMOB - TÜDEF - ÇİFTÇİ-SEN


Bu HABERİ Paylaş!