Hekimlik Yapmak İstiyoruz Panel-Forumu Gerçekleştirildi


  • Mart 12, 2020
  • 522

Tıp Haftası etkinlikleri kapsamında, farklı alanlardan hekimlerin konuşmacı olduğu, “Hekimlik Yapmak İstiyoruz” Panel Forumu 10 Mart 2020, Salı günü 19.00’da İstanbul Tabip Odası (İTO) Cağaloğlu binasında yapıldı.

Moderatörlüğü  İTO Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk’ün yaptığı toplantıda; Dr. Rıdvan Yılmaz “Birinci Basamakta Hekimlik”, Dr. Deniz Türkyılmaz “Kamu Hastanelerinde Hekimlik”, Dr .Özgür Şeşeoğulları “Özel Sağlık Kurumlarında Hekimlik”, Dr. Alper Döventaş “Tıp Fakültelerinde Hekimlik”, Dr. Fikret Çalıkoğlu “Asistan Hekimlik” ve Dr. Suzan Saner “Kadın Hekimlik” başlıkları altında konuşma yaptılar.

Dr. Osman Öztürk yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi: Türkiye’de 17 yıldır sağlık reformu adı altında bir dizi değişim yaşanıyor. Bu değişimin finansal boyutu, birinci basamak, ikinci basamak boyutu, hizmet sunumu boyutu, vatandaşlar açısından sonuçlarını sürekli olarak ele alıyoruz ancak üzerinde daha az konuştuğumuz bir yön var: bu değişimlerden hekimlik pratiğimiz nasıl etkileniyor? Sonuçta bizler bir sağlık sistemi içerisinde mesleğimizi uyguluyoruz, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz ama içinde bulunduğumuz sağlık sistemi bizim hekimlik pratiğimizi doğrudan etkiliyor. Konuyu bu yönüyle değerlendirmek için buradayız. Değişik alanlardan arkadaşlarımız kendi alanlarında yaşadıkları sorunları, mesleki pratiklerde yaşadıkları değişiklikleri paylaşacaklar.” 

Açılış konuşmasının ardından sunumlara geçildi. Yapılan konuşmalar özetle aşağıdaki gibi oldu.

Dr. Deniz Türkyılmaz – Kamu Hastanelerinde Hekimlik: “Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmasıyla birlikte hekimler olarak hayatımıza yeni kavramlar girdi; performans sistemi, puan hesabı, SABİM, ek mesai poliklinikleri, önce KHB, şimdi de Sağlık Bilimleri Üniversitesi. Bu kavramlar özellikle bakanlığa bağlı çalışan kurumları etkiledi. Bilindiği gibi eğitim araştırma hastaneleri hem sağlık hizmeti verilen hem de uzmanlık eğitimi verilen yerlerdir. Performans sistemiyle, iş yükünün artmasıyla birlikte, eğitim araştırma hastanelerinde hem uzmanlık eğitiminde hem de verilen sağlık hizmet sunumunda nitelikten değil, nicelikten yana tavır alındı. Ve nasıl hasta baktığınız, nasıl ameliyat yaptığınız değil, kaç hastaya baktığınız, kaç ameliyat yaptığınız önem kazanır oldu. Bu koşullar altında doğal olarak hizmet sunumu uzmanlık eğitiminin önüne geçmeye başladı. Muayene süreleri kısaltılırken başvuran hasta sayısı arttı. Sağlık sisteminde yaşanan sorunlara çözüm odaklı yaklaşmaktan uzak bir tutumla, hekim şikayet hattına dönüşmüş olan SABİM ve vermemiz gereken savunmalarsa ayrı bir sorun alanı. Polikliniklerde yardımcı sağlık personeli istihdamına son verilmesi, hasta çağırma, tetkik isteme gibi sekretarya işlerini de biz hekimlerin omuzlarına yükledi. Yardımcı personel eksikliği hastayla hekimin karşı karşıya gelmesine de neden oldu. Hekimler esnek çalışma koşullarına ve güvencesizliğe mahkum edildi. İş yükü artıp hastaya ayrılan muayene süreleri kısaldıkça hastalarımızla iletişim problemleri yaşamaya başladık. Kışkırtılmış sağlık hizmeti talebi ve siyasal iktidarın hekimleri ve sağlık çalışanlarını küçük düşürücü ithamları da buna eklenince sağlık sisteminde yaşanan problemlerin sebebi olarak bizler hedefe konulduk, şiddet olayları arttı. Artan şiddet olaylarına karşı güvenli çalışmamızı sağlayacak önlemlerden de yoksunuz.” 

Dr. Türkyılmaz konuşmasını “Tüm çalışma alanlarında hep beraber el ele vermedikçe, mesleki değerlerimize, haklarımıza, meslek odamıza sahip çıkmadığımız sürece de bir çıkış yolu gözükmüyor. Umudumuzu ve örgütlülüğümüzü yitirmeden, tükenmişlik sendromuna düşmeden, iyi hekimlik mücadelemizi yükselteceğimiz zamanlar diliyorum” diyerek sonlandırdı.

 

Dr. Suzan Saner – Kadın Hekimlik:  “Çağdaş, iyi hekimlik ancak toplumsal cinsiyete, daha doğrusu toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine duyarlı bir yaklaşımla mümkün. Kadınların hekimler ve hastalar olarak deneyimlerini insan hakları bakış açısına katmak önemli çünkü bu insan genellikle heteroseksüel, beyaz ve erkek insan olarak tanımlanıyor, kadınların deneyimlerini kapsayamayabiliyor. Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu tam da bu nedenle var zaten” sözleriyle başladığı konuşmasında kadın hekimlerin yaşadığı temel zorluklara değindi ve şunları söyledi: “Hasta-hekim ilişkisi toplumsal cinsiyet rolleriyle yakından ilişkili. Çünkü hastanın zihnindeki talep bir çeşit annelik işlevi. Hastanın ruh sağlığında ve hekimin ruh sağlığında karşılaşma oluyor bu ilişkide ve hastanın ruh sağlığında muhtaç, zayıf,  acılar içinde, çaresiz, çocuksu konumdaki hasta çevrenin ona tam uyum sağlaması gibi yüksek beklentiler içine giriyor. Hekimi yüceleştirme, mucizevi iyileştiricilik özellikleri bekleniyor. Bu beklentiler tam karşılık bulamadığında ortaya çıkan hayal kırıklığı, umutsuzluk, öfke, haset gibi yoğun duygular açığa çıkabiliyor.”

Performans sisteminin hasta-hekim ilişkisini zedelediğine, güven, empati gibi olumlu özelliklerin yara aldığına dikkat çeken Dr. Saner konuşmasının devamında şunları dile getirdi: “Kadın sağlığı hem kadın hekimlerin hem de kadın hastaların sağlıklarından ayrı düşünülemez. Kadın hekimler olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı ayrımcılık ve çeşitli şiddet biçimlerine maruz kalıyoruz. Yıldırma, çifte mesai, bitmeyen mesai gibi durumların üzerinde şekilleniyor sıkıntılar. Katı, geleneksel cinsiyet rolleri halen etkili ne yazık ki ve sağlık alanına yansımaları söz konusu; uzmanlık alanı seçimi, akademik alana dahil olma, çalışma ortamlarına katılım, eğitim süreçlerinde halen etkili.” Dr. Saner konuşmasını “Kadın hekimler olarak daha fazla sosyal ağlar, platformlar kurmamız, etkileşimi, dayanışmayı artırmamız, başarılı noktalara gelmiş kadın hekimlerin deneyimlerinden faydalanmamız gerekiyor. TTB’nin zaten bir toplumsal cinsiyet eşitliği tutum belgesi var. Bu zemine sahip çıkmamız gerekiyor” sözleriyle noktaladı.

Dr. Rıdvan Yılmaz – Birinci Basamakta Hekimlik: “Yıllardır konuştuğumuz üzere birinci basamak ilk başvuru yeridir ve iyi organize edilirse sağlık sorunlarının önemli bir kısmını çözeceği düşünülür. Sağlık Bakanlığı da aynı savla aile hekimliğine geçişi gündeme getirdi. İstanbul’da 9,5 yıl oldu aile hekimliği sistemine geçileli. Son 15 yıldır başvuru sayısı arttı, bu artıştan birinci basamak da nasibini aldı. Son 15 yıl verilerine baktığımızda, 100 bin kişiye düşen pratisyen hekim sayısının 48’lerden 55-56’lara, uzman hekim sayısınınsa 68’lerden 100’lü rakamın üstüne çıktığını görüyoruz, yani oransal olarak bu iş yükünü karşılayacak insan gücü bu 15 yılda birinci basamak lehine hiçbir zaman kullanılmadı. Sağlık Bakanlığı aile hekimliği sistemine geçilirken, birinci basamak sağlık hizmetleri layıkıyla yapılacak ve bu aile hekimlerinin hepsi uzman olacak diyordu. Ancak bugün hiçbir şekilde bunlardan bahsedilmiyor. Başlangıçta sağlık sisteminin sorunlarına yama olarak gündeme getirmişlerdi, alanın mesleki disiplinini oluşturmak, mesleki statü kazandırmak hedef olarak belirtilmesine rağmen bugün; defin ruhsatı, birçok sağlık raporunun aile hekimlerinden alınması, okul taramaları gibi bir dizi işi gündeme getirdi. Bütün bu işleri yapabilecek insan gücüyse hesaplanmıyor. Müthiş bir iş yükü, sorumluluğu, baskısı altında çalıştırılıyor hekimler. Laboratuvar istemleri, rapor istekleri vb. çok fazla.”

Hem bakanlığın getirdiği iş yükü, yeni sorumluluklar hem de vatandaşların kışkırtılmış sağlık taleplerinin yarattığı baskının hekimleri olumsuz etkilediğine dikkat çeken Dr. Yılmaz şöyle konuştu: “Bütün bu iş yükü ve baskı altında da gerçekten birinci basamak hekimliğin gerektirdiği koruyucu hekimliği yapabilmek, kronik hastalıklarla uğraşabilmek mümkün olmuyor. Rekabet ortamı, meslektaşa rakip, hastaya müşteri olarak bakma anlayışı dayatılıyor. Dolayısıyla iyi hekimlik uygulamasından giderek uzaklaştırılıyor hekimler. Birinci basamakta mesleki disiplin felsefesi de yok. Birinci basamakta çalışanlar kendilerini yeterli hissedemiyor, malpraktis korkusu yaşıyorlar. Mesleğin bilgi ve becerisini kullanmaktan imtina ediyorlar. Rekabet, iş yoğunluğu, iş güvencesizliği ciddi bir gelecek endişesi yaşatıyor birinci basamakta çalışan hekimlere. Böylesi bir ortam da hekimleri bireysel tutum almaya zorluyor, yalnızlaştırıyor. Birlikte üretme, birlikte geliştirme gibi kavramları oluşturmak zorlaşıyor.”

Dr. Özgür Şeşeoğulları – Özel Sağlık Kurumlarında Hekimlik:  “13 yıl kamuda çalıştım, son 8 yıldır özel sektörde çalışıyorum. İki alanı kıyasladığımızda öncelikle özel sektörde çalışan hiçbir hekimin sosyal güvencesinin olmadığını görüyoruz. Hekimler maaş almak için şirket kurmak zorunda bırakılıyor, o şirket üzerinden kendi sigortamızı yatırıyoruz. Hastane o şirketle bir sözleşme imzalıyor, yani hastane personeli sayılmıyorsunuz. Özel sektörde daha fazla gelir elde etmekse artık mümkün değil. Kamuda aldığımız maaşla neredeyse aynı gelire sahibiz.”

Dr. Şeşeoğulları özel sektörde çalışma saatlerinin uzun ve esnek olduğuna dikkat çekti ve şunları söyledi: “Çalışma saatleri uzun ve esnek. Bayramlarda bile çalışmak zorunda bırakılıyoruz. CEO baskısıyla çalışılıyoruz özel hastanelerde.  Özel sektörde hasta bakmak da biraz daha farklı. Hasta doğrudan bir doktorun hastası oluyor. Kamuda anonim bir sorumluluk vardır, oysa özel sektörde hasta size bağlı görülüyor, tüm takipleri, tüm süreçlerinden sorumlusunuz.”

Dr. Fikret Çalıkoğlu – Asistan Hekimlik: “Asistan hekimlerin eğitimlerini ilerletmelerinin, mesleki yeterliliklerini geliştirmelerinin önündeki en önemli sorun performans sisteminin yarattığı tablodur. Fiziksel ve ruhsal yorgunlukların yarattığı sorunlarımız da ön planda,” sözleriyle başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Performans sisteminin asistan hekimlerin eğitim süreçlerine olumsuz etkisi var. Performans sistemi, eğitimin geri plana düşmesine, sağlık hizmetlerinin öne geçmesine sebep oluyor. Üniversite hastanelerinde eğitim devam etse de buralarda da mali sıkıntılar kısıtlayıcı oluyor. Pratik eğitimler azaldı, hocalarımızla yaptığımız vizitler azaldı, hasta başı eğitimler kısıtlandı. Bu durum teorik eğitimize de olumsuz yansıyor.  Seminer saatlerimiz teorik eğitimimizin en önemli bölümünü oluşturuyor. Seminer saatlerinin puan karşılığı olmadığı için ya hiç yapılmıyor ya da azaltılıyor.”

Asistan hekimlerin çalışma koşullarının ağırlığına dikkat çeken Dr. Çalıkoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sağlımız iyi olsun ki iyi sağlık hizmeti sunalım, iyi birer hekim olalım, iyi öğrenelim,  öğrendiklerimizi iyi bir şekilde uygulayalım. Ama fazla sayıda nöbet tutmamız, nöbet ertesinde çalışmaya devam etmemiz, fazla mesai yapmamız, angarya işlerle uğraştırılmamız bizleri çok yoruyor. Bu yorgunluktan dolayı asistan hekimlik sürecimizde kitap dahi okuyamaz hale geliyoruz. Sosyal hayatımıza yeterli zaman ayıramıyoruz. Nöbet ertesinde çalışmak, uykusuzluk da eklenince anksiyeteye, tükenmişlik sendromuna sebep oluyor. Bunun sonucunda da meslektaşlarımızla, hastalar ve hasta yakınlarıyla daha çok tartışma yaşıyoruz, bu durum beyaz kod vakalarının artmasına sebep oluyor.”

Dr. Çalıkoğlu kanun hükmünde kararnameler ya da güvenlik soruşturmaları sebebiyle asistan eğitimine başlatılmayan ya da eğitimi yarıda kalan hekimlerin durumuna da dikkat çekti ve “Sözün bittiği yer burası. Bir mahkeme yok ortada. Bir an önce adaletin yerini bulmasını temenni ediyoruz” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Dr. Alper Döventaş – Tıp Fakültelerinde Hekimlik: “Tıp fakülteleri, öğrenci eğitiminin temel olduğu, eğitimin ve araştırmanın birlikte kotarıldığı, bilim ve nitelikli sağlık hizmetiyle en uç vakalara, son dönem çaresiz kimselere çare bulunduğunu düşündüğümüz yerlerdi. Öğrencisiyle, akademisyeniyle sorgulayan, bu sorgularını kanıtlayan, bilimin, gerçekliğin eşiğinde, bilim karşıtlarıyla mücadele eden kurumlar olarak hayal ettik. Geçmişten gelen birikimi geleceğe aktarmayı hayal ettik ve dinamik bir köprü olduğunu düşündük. Ancak ülkemizde tıp fakülteleriyle ilgili çok ciddi sıkıntılar ardı ardına boy göstermeye başladı.90’larda 25 olan fakülte sayı, 2006’da 50’lere, 2019’da da (yurtdışı dahil) 122 rakamına ulaştı. Bu kadar üniversite sayısına sahip dünyada 5. Ülkeyiz. Kontenjanlar son 13 yılda 3 katın üzerine çıktı. Geçen sene toplam 15500 öğrenci Eylül ayında tıp fakültesi birinci sınıflarına başladı.”

Dr. Döventaş performans sisteminin diğer hekimlik alanlarını olduğu gibi tıp fakültelerini de olumsuz etkilediğine değindi ve şunları söyledi: “Performans sistemi hekim-hekim, hekim-hasta, hekim-yönetim ilişkilerini bozmaya başladı. Çünkü muayene süreleri kısalmaya, daha çok hasta görmeye, daha çok işlem yapma eğilimine girmeye başlandı. Komplike, uzun süren işlemler yerine daha basit, daha pratik, performansa yansıyacak işlemler tercih edilir oldu. Bu durum çare bulamayan hastaların, tedavilerinin de gecikmesine sebep oldu. Dolayısıyla bir araştırma-eğitim-hizmet bütünlüğü bozulmuş oldu.”

Sağlık Bakanlığı’yla afiliasyon sürecinin sonuçlarına, finansal krizi yaratan sebeplere de değinen Dr. Döventaş sözlerini şöyle sonlandırdı: “Liyakatli, özgür, yaratıcı, katılımcı, otonomi kazanmış, etik, ahlak, eşit, ulaşılabilir eğitim ve hizmetin olduğu, standardize, güvenceli, insanca yaşanabilir bir üniversite, iş ve gelir beklentisi içindeyiz. Tabii bunların gerçekleşmesi için sağlığın, eğitimin, adaletin, ekonominin ve siyasetin de düzelmiş olması gerekiyor.”

Yapılan konuşmaların ardından toplantı forum bölümüyle, soru ve katkıların alınmasıyla sona erdi.

 


Bu HABERİ Paylaş!