“34 hamile çocuk” vakasında “suçlu” kim?

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 34 hamile çocuğun hastane kayıtları mevcut olmakla birlikte emniyet birimlerine bildirimi yapılmadığı için iddianame hazırlandığı ve hastanede görevli 18 hekim hakkında "Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar hapis talep edildiği dün kamuoyuna yansıdı.

Bilindiği gibi çocuk kavramı 18 yaşın altındaki tüm bireyleri kapsar ve Çocuk Hakları Sözleşmesi ile çocuğun hakları koruma altına alınmıştır. Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen cinsel davranışlar istismar olarak kabul edilir. Çocukların yaşadıkları istismarı damgalanma, inanılmama korkuları, koruyucu sosyal sistemin eksikliği nedeniyle bildirmeleri güçtür. Çocuğun gebeliği cinsel istismarın güçlü göstergelerinden biridir. Ayrıca 15 yaşını doldurmamış çocuklara yönelik her türlü cinsel içerikli davranış rıza sorgulanmaksızın suçtur. Fakat ne yazık ki bu durum gelenekler ve inanışlar da gerekçe gösterilerek yapılan çocuk evliliklerinin yaygınlaşması, doğum yanlısı uygulamalar, çocuk istismarını çok disiplinli olarak değerlendirecek birimlerin olmaması, cinsel eğitimle ilgili eksiklikler, çocukların cinsel istismarını artırmakta ve siyasal iktidar bütün bu yaşananlara kayıtsız kalmaktadır.  Oysa, çocuk gebelikleri sağlık açısından da büyük riskler taşımaktadır ve Dünya Sağlık Örgütü verileri başta bebek ve anne ölümü olmak üzere, gebelik ve doğum sırasında ve sonrasında gelişen komplikasyonların çocuk gebelerde erişkin gebelere oranla çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. 

Son yıllarda Adalet, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıkları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklama ve uygulamaları, Nüfus Hizmetleri Kanunu yönünde müftülerin nikah kıymaya başlaması, dini nikâhın yaygınlaştırılmasına olanak veren Anayasa Mahkemesi kararları,  Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikler, çocukları istismardan koruyacak düzenlemeleri etkisiz kılmaktadır. Cinsel istismar olaylarında gerek devlet politikalarının gerekse hukuki yaklaşımların caydırıcı olmanın aksine özendirici olmasını da göz ardı etmemek gerekir. 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı “gebe çocuk ve çocuk anneleri” izleyen birimler oluşturmuş, bu birimler 2015 yılında kapatılmıştır. Sağlık Bakanlığın 2014 yılında Meclis’te yaptığı açıklama 2007-2011 yılları arasında 18 yaş altı gebeliklerindeki ciddi artışı ortaya koymuştur. Sağlık Bakanlığı çocuk gebeler konusunu öncelikle bir sağlık sorunu olarak görmeli, gebelik, doğum ve doğum sonrası izlemleri ile istismar yönünden değerlendirmeler birlikte ele alınmalıdır.

Çocuklara sosyal ve yasal destek sistemleri derhal işletilmeli, çocuk istismarını çok disiplinli değerlendirecek birimler her hastanede oluşturulmalı, tüm çocukların eğitim sistemine ulaşımı sağlanarak ergenlerin cinsel eğitimi zorunlu ders haline getirilmeli, imam nikâhı çocuklar için yasaklanmalı, gebe çocuk ve çocuk anneler için sağlık sistemi her yerde erişilebilir hale getirilmelidir.

Bununla birlikte ülkemizde yargının geldiği durumu göz önüne aldığımızda, kimsenin suçsuz yere cezalandırılmayacağı ya da suçun bir kişiye ya da bir gruba yıkılmayacağı adil bir yargılama süreci konusundaki endişelerimizi de paylaşmak istiyoruz.

Ve soruyoruz:

1- Çocuk gebeler hastaneye başvuruda bulunduğu anda Sağlık Bakanlığı’nın kullanmış olduğu, Bakanlık ve hatta pek çok sağlık kurumundan ulaşılabilen sisteme kayıt edilmişken, hastane yönetimleri ve Sağlık Bakanlığı hastalar hastaneye başvurduğu anda yaş ve tanıdan haberdar oluyorken, sadece kamuoyunun gündemine geldiği için Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki 18 hekimin cezalandırılmaya çalışılması doğru mudur?

2- Cinsel istismar şüphesi olduğunda yasal olarak yalnızca hekimler değil haberdar olan her birey ihbarla yükümlüdür. Hastane bilgi sistemi bilgilerine ulaşabilen her birey durumdan haberdardır. Tek başına hekimin değil bir heyetin bu çocukları koruyucu mekanizmalara dahil etmesi ve çok yönlü sosyal tedbirlerin varlığı gerektiği halde, süreğen hale gelmiş uygulama eksikliğini bir hekimin işlediği bir “tıbbi hata” olarak değerlendirilip, sorumluluğun hekimlere yıkılması doğru mudur?

3- Uzun zamana yayılmış bir uygulama eksikliğinden bahsedildiğine göre bu süreçte hekimleri ve ilgili personeli herhangi bir şekilde uyarmayan, davranışlarını düzeltmelerini sağlamayan, hatta yine İstanbul’da büyük bir kamu hastanesinde yaşandığı üzere bildirimi yapan sağlık çalışanına baskı yapmaya kalkışan hastane yöneticilerinin sorumluluğu yok mudur?

4- Bu ve benzeri durumların İstanbul’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı diğer hastanelerde de yaşandığı bilindiğine göre normalde görevi bu işleri takip etmek olması gereken İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün sorumluluğu yok mudur?

Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen cinsel istismar ve buna bağlı yaşananların çok boyutlu olduğunu, çözümüne de çok boyutlu yaklaşmak gerektiğini ve sadece yasal ya da polisiye önlemlerin yetersiz olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.  Çocukların sağlığını ve yüksek menfaatlerini de, hekimlerin haklarını da hassasiyetle savunan bir meslek örgütü olarak davayı yakinen takip edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

İstanbul Tabip Odası
Yönetim Kurulu