Açlık Grevi Sonrasında Her Saat Kritiktir, Kaygılıyız

Dün kamuoyuna yapılan bir açıklamayla İstanbul ve Türkiye’de 160 günü aşkın süredir devam eden açlık grevlerinin sonlandırıldığını öğrendik.  Açlık grevinin sonlandırılması süreci sağlık açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu süreçte kalıcı bedensel-zihinsel hasar gelişmesine neden olabilecek, “Malpraktis-kötü uygulama”lardan kaçınılması ancak  “tıbbi iyi uygulama” örneklerine bağlı kalınması ile mümkündür. 

Açlık grevleri sonlandırma süreçleri,  mevcut sağlık hizmet sunumu altyapısının yetersiz kalması nedeniyle “olağan-dışı durumlar” olarak görülmeli, yetkililer bu konuyu mevcut hizmet sunumu pratikleri çerçevesinde değil, hazırlayacakları uygun acil eylem planları çerçevesinde ele almalıdır. 

Türk Tabipleri Birliği, bu nedenle uluslararası ve ülkemizdeki açlık grevi deneyimlerinin ışığında, bu sürecin taşıdığı riskleri öngörerek, ulusal ve uluslararası “iyi hekimlik uygulamaları” deneyimlerini yansıtan tedavi kılavuzlara hazırlamış, tüm ceza infaz kurumu hekimliklerine göndermiş durumdadır. 

Dünden bu yana tarafımıza, açlık grevini bitirmiş olan mahpusların henüz yeterli tedaviye ulaşmadıklarına dair kaygı verici bildirimler ulaşmaktadır. Bu bildirimlere göre:

• Bakırköy Cezaevi’nde mahpusların sevk edilerek,  tedavilerinin tam teşekküllü hastanelerde yapılması yerine, aile sağlığı merkezlerinde,  aile hekimlerinin gözetiminde tedavileri planlanmaktadır. 

• Silivri Cezaevi’nde açlık grevinde bulunan 195 mahpustan sadece 44’ünün cezaevi hastanesine sevk edildiği, sevk edilmeyen mahpuslar arasında ölüm orucu ve 6 ayın üzerinde sürelerde açlık grevini sürdürmüş kişiler bulunmaktadır.

Bizler açlık grevleri ve sonlandırma sürecinde tıbbi bakım konusunda -ne yazık ki- deneyimli bir tabip odası olarak biliyoruz ki, uzun süreli açlık tıbbi olarak multi-disipliner yaklaşımla yönetilmesi gereken bir süreçtir. Özellikle;

• Vücut ağırlıklarının %10’unundan fazla kilo kaybı olanlar

• Kanama, denge sorunu, görme bozukluğu vb. ek semptomları olanlar

• B-1 vitamini almamış olanlar yatarak tedavi edilmelidir. 

Her bir mahpusun risk değerlendirilmesinin tetkik merkezli değil, konunun uzmanları ile dikkatle yapılması gerekmektedir. Mahpusların cezaevlerinde yetersiz olanaklarla tedavi edilme girişiminin eksik risk değerlendirmesi, yanlış-yetersiz tedavi ile tıbbi uygulama hataları (malpraktis) ile sonuçlanması kaçınılmaz görünmektedir. Bu uygulamalar, açlık grevi sonlandırma-Beslenmeye geçiş protokollerine aykırıdır ve insan sağlığı açısından kabul edilemez. Kalıcı sakatlıklara sebebiyet verilmemesi için “tıbbi iyi uygulama” örneklerini yansıtan tedavi protokollerinin uygulanması elzemdir. 

Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerini bu nedenle, tedavi kılavuzlarına uymaya, tedavi süreçlerini cezaevlerinin olanakları ile sınırlandıran yaklaşımlarından vazgeçmeye, cezaevlerinde görev yapan meslektaşlarımızı kendilerini etik ve hukuki açıdan güç durumda bırakacak yaklaşımlardan kaçınmaya, karar alırken hekim bağımsızlığını ve iyi hekimlik değerlerini esas almaya çağırıyoruz.

İstanbul Tabip Odası olarak, başta insan hakları, iyi hekimlik ve hekim bağımsızlığı olmak evrensel hekimlik değerlerini savunan tüm meslektaşlarımızın daima yanında olduğumuzu; tıbbi, etik ve hukuki süreçlerde gereken desteği vereceğimizi yeniden ilan ediyoruz.

İSTANBUL TABİP ODASI