DİSK, KESK, TMMOB VE TTB' DEN ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

 

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB YENİ YASAYA KESİNLİKLE KARŞI
"Önce insan, önce sağlık,
önce iş güvenliği tek koşul"


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırlattığı, ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Taslağı’ üzerine görüşlerini açıklayan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB başkanları; taslağın işçi ve insan odaklı özelliklerinin olmadığını ve bu haliyle söz konusu taslağın hazırlık sürecinden çekilebileceklerini açıkladı…
İstanbul Tabip Odası’nda 9 Ekim’de bir araya gelen emek örgütleri ve birlik yöneticileri, yasa taslağının esasen sermaye kesimlerinin beklentilerini karşılamaya yönelik önceliklerle dolu olduğuna vurgu yaparak, çalışanların hak kayıplarının bu hükümetle giderek büyüğüne dikkat çekti…
Toplantıya katılan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, KESK Başkanı Sami Evren, TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı ve Türk Tabipleri Birliği adına konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, “Türkiye’nin gündemi her an değişiyor. Finansman dünyasının yaşadığı uluslararası krizin ülkemize yansımaları ve güneydoğudaki feci olaylar bizleri etkiliyor. Üzerine düşünüyor ve konuşuyoruz ama bizlerin özel gündeminden de geri kalamayız. Emek cephesinin geleceğini ilgilendiren önemli bir yasa taslağı ve çerçevesini konuşmak istiyoruz. Yakın gelecekte AB ve Türkiye ilişkileri tamamen işçi sağlığı ve iş güvenliği konularının öncelikli olduğu bir gündeme oturacak…”
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Gürsoy, “Her işyerinde istihdam ettiği insan sayısına göre bir mühendis ve bir hekimin çalışması zorunludur. Bir hekimin bir işyerinde mesleğini yapabilmesi de özel bir eğitim ve uzmanlık konusudur. Şimdi bu meseleyi de üniversitelerin ve merkezi birliğimizin elinden alıyorlar. İşyeri hekimliği eğitimi konusunu bir müteahhide verir gibi taşeronlaştıracaklar… Sağlık sektörünün her alanının özelleştirilmesi fikri ve bu yönlü girişimlerin olumsuz getirileri düşünülmeden hemen uygulamaya sokulması çabasını reddediyoruz” diyerek, yasa tasarısı konusunda özetle şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı’nın İş kazaları ve meslek hastalıklarının önüne geçilebilmesi için yasaya "önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği" anlayışı yerleştirilmeli, tüm süreçlerde önceliğin işçi sağlığı ve iş güvenliğinde olması sağlanmalıdır. Bu çerçevede ele alınmayan ve piyasa kavramına ülkemizin çalışanlarının sağlığını ve güvenliğini teslim eden bir yasanın sosyal tarafı olmamız mümkün değildir. Tüm iyimserliğimizi bir kez daha koruyarak Çalışma Bakanlığına çağrıda bulunmak istiyoruz: İSİG Yasa Tasarısını bu şekliyle yasalaştırmak ısrarından vazgeçiniz. Bütün tarafların katılacağı, ifade edilen görüşlerin dikkate alınacağı ve ülkemiz çalışma hayatının ihtiyacı olan bir İş Sağlığı İş Güvenliği yasası için iş birliğine hazırız. Her yıl iş kazalarında yaşamını yitiren 1600 çalışanımıza, genç yaşta slikozisten (kot taşlama işlemi) ve meslek hastalıklarından yaşamını yitiren insanlarımıza karşı böyle bir sorumluluğunuz olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.”

BASIN METNİNİN TAMAMI…
Çalışma Bakanlığı tarafından 2005 yılında Ulusal İş Sağlığı ve Konseyi kararı uyarınca, ülkemizdeki bütün çalışanları kapsayacak, iş kazaları ve meslek hastalıkları ile işe bağlı hastalıkları ortadan kaldırma amaçlı bir ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Taslağı’ çalışması başlatılmıştı. Bu çalışmalarda; şu an birlikte görüşlerimizi paylaştığımız meslek örgütleri ve sendikalar olarak ülkemizdeki işçi sağlığı ve iş güvenliği standartlarının yükseltilmesi doğrultusunda “pozitif katkı” yapma çabalarımıza hep devam ettik. Yine bu çalışmalar sırasında başta Tuzla Tersaneleri’ndeki iş kazaları olmak üzere Davutpaşa patlaması, TOKİ iş kazaları ve silikozis dramları başka olmak üzere mesleki sağlık ve güvenlik ile ilgili ülkemizin karanlık fotoğrafı hep kamuoyunun gündeminde oldu. Mesleki sağlık açısından hizmet üreten işyeri hekimlerinin örgütü olarak, mesleki güvenlik açısından iş güvenliği mühendislerinin örgütü olarak ve hizmetten yararlanan emekçilerin örgütleri sendikalar olarak bu süreçte sağlanabilecek bir ilerlemenin ülkemiz çalışanlarının sağlığı ve güvenliği açısından olumlu rolünü hep hissettik.

Ancak bu çalışmalar ve yaşanan kazaların oluşturduğu güvensiz ortam bütünüyle bir tarafa bırakılarak, verdiğimiz görüşler yok sayılarak ve onlara aykırı bir biçimde “istihdamı teşvik’ adı altında bir “torba yasa” Mayıs ayında hızla TBMM’ne sunularak yasalaştırıldı. Gerekli bütünsel önlemler alınmadığı için neredeyse her gün işlenen “seri cinayetlere”  dönüşen iş kazalarına seyirci kalınırken, Çalışma Bakanlığı bütün dikkat, azim ve emeğini tıp fakülteleri ve meslek örgütlerinin işi olan işyeri hekimliği/iş güvenliği hizmetlerini ve eğitimini taşeronlaştırmak için çaba harcayan bir kuruma dönüştü. Oysa, taşeronlaştırmanın işe bağlı hastalıkları ve meslek hastalıklarını azaltmayacağını aksine daha da arttıracağını, ülkemizdeki ağır sonuçlarını Tuzla üzerinden gördüğümüz iş kazalarının sonuçlarını Bakanlık dışında herkes görmekte idi.

Son taslağı Eylül 2008 tarihinde tartışmaya açılan ve TBMM yasama döneminin başlaması ile birlikte Meclise indirilecek olan İSİG (İşçi sağlığı ve Güvenliği) Yasa Tasarısı ile ilgili tüm kaygılarımızı bir kez daha Çalışma Bakanlığına ilettik. 4857 sayılı iş yasası ile başlayan süreç, bir yandan esnek ve kuralsız çalışmayı, işçileri başka işverenlere kiralamayı, taşeronlaştırmayı yasal hale getirerek işverenlere sınırsız kolaylıklar sağlarken; diğer yandan kıdem tazminatlarını, fazla mesai ücretlerini, sendikal hak ve yetkileri işverenlerin lehine olarak yeniden düzenlemiştir. Oysa İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Taslağı, İş Kanunu'nun ilgili maddelerinin çalışanlar lehine olacak şekilde yeniden düzenlenmesi için de bir fırsat olarak değerlendirilebilir. ILO’nun kavramsallaştırdığı, “insan onuruna yakışır iş odaklı” yaklaşım esas alınabilir. Çalışma yaşamının aktörlerinin katılımı ile demokratik temelde zayıf durumdaki çalışanın güçlü durumdaki işverene karşı en doğal haklarını koruyan ve garanti altına alan bir anlayış doğrultusunda elden geçirilebilir.

Onay vermediğimiz bu son taslak Sağlıkta Dönüşüm Programının dokusuna uygun bir şekilde işçi sağlığı iş güvenliği hizmetlerini bir “pazar” haline getirmek, sağlık sermayesine yeni bir olanak sunmak için taşeronlaşmayı özendirmek ve işçilerin mesleki sağlık ve güvenliğini sağlık pazarının insafına terk etmek dışında bir özellik taşımamaktadır. Bu durum başta ağır ve tehlikeli işler olmak üzere tüm çalışma yaşamını olumsuz etkileyecektir.

Çalışma Bakanlığı ile yürütülen çalışmalarda sıklıkla ve ısrarla dile getirdiğimiz görüşlerimizi ülkemizde çalışanlarımızın iş kazaları ve işten kaynaklı hastalıklar nedeniyle genç yaşta yaşamlarını yitirmemeleri için ülkemiz işçi sağlığı/güvenliği ortamına “pozitif bir katkı” olması isteği ile tekrar paylaşıyoruz.

Ülkemizde işçi sağlığı alanındaki mevcut sorunların azaltılabilmesi, düzeltilebilmesi için yapılacak bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası aşağıdaki temel yaklaşımlara sahip olmalıdır.

Yasa;
* İşçi sağlığı ve güvenliği konusunda işbirliği, koordinasyon ve danışma hizmetlerinin sağlanması için ilgili meslek örgütleri, işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinin katılımıyla “idari ve mali yönden özerk” bir “Ulusal İşçi Sağlığı - Güvenliği ve Çevre Kurumu” oluşturmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki hizmetlerin kamusal bir hizmet olarak algılanmasını vurgulamalıdır.
Yasa;
*  Başta KOBİ'ler olmak üzere 50'den daha az işçi çalıştıran iş yerlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği hizmetlerini güvence altına almalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri bütün iş yerlerini ve tüm çalışanları kapsamalı, bu düzenlemeler, sektör ve kurum farkı gözetmeksizin tüm işyerleri için geçerli olmalıdır. İş yerlerinde kurulan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulları, tarafların eşit sayıda temsil edildiği demokratik yapılar olarak düzenlenmeli ve tavsiye değil yaptırım gücüne sahip kurullara dönüştürülmelidir.
Yasa;
* İşçi sağlığı ve iş güvenliği personelinin rolünü, çalışanların sağlığının korunması ve geliştirilmesi lehine düzenlemeli, mesleki bağımsızlığın sağlanmasını güvence altına almalıdır. Sertifikasyonda ulusal yargı organlarının defalarca onayladığı gibi meslek örgütleri ile üniversiteler yetkili kılınmalıdır.
Yasa;
*  Çalışanların sağlığını koruma ve geliştirme amacıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin merkezinde yer alması gereken işyeri sağlık ve güvenlik hizmetlerinin çalışan sayısına bakılmaksızın tüm işyerlerinde nasıl yürütüleceği ve organizasyonu konusunda uygulanabilir hükümler içermelidir.
Yasa;
* İşyerinde bulunan işyeri hekimini, sağlık personelini, iş güvenliği mühendisini çalışanlardan, çalışma ortamından uzaklaştıracak, hizmeti taşeronlara havale edecek düzenlemeler yerine sağlık birimleri ve işyeri ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin bütün çalışanlara ve işyerlerine ulaşabilmesi için ayrıntılı ve uygulanabilir düzenlemelere yer vermelidir.
Yasa;
*  "İş Güvenliği Mühendisliği" kavramını, bilimin ışığında tanımlamalı, işyerlerinde “iş güvenliği mühendisi” çalıştırma zorunluluğu getirilmelidir.
Yasa;
*  Üretim sürecinde kullanılan ekipmanların ve kişisel koruyucuların işçi sağlığı ve iş güvenliği standart ve mevzuatına uygun üretilmesini güvence altına almalı, bu konuda zorunlu standartlar oluşturulmasını, üretim, ithalat, satış ve kullanım sırasında standartlara göre denetim yapılmasını sağlamalıdır.

Özetle;

İş kazaları ve meslek hastalıklarının önüne geçilebilmesi için yasaya "önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği" anlayışı yerleştirilmeli, tüm süreçlerde önceliğin işçi sağlığı ve iş güvenliğinde olması sağlanmalıdır. Bu çerçevede ele alınmayan ve piyasa kavramına ülkemizin çalışanlarının sağlığını ve güvenliğini teslim eden bir yasanın sosyal tarafı olmamız mümkün değildir. Tüm iyimserliğimizi bir kez daha koruyarak Çalışma Bakanlığına çağrıda bulunmak istiyoruz: İSİG Yasa Tasarısını bu şekliyle yasalaştırmak ısrarından vazgeçiniz. Bütün tarafların katılacağı, ifade edilen görüşlerin dikkate alınacağı ve ülkemiz çalışma hayatının ihtiyacı olan bir İş Sağlığı İş Güvenliği yasası için iş birliğine hazırız. Her yıl iş kazalarında yaşamını yitiren 1600 çalışanımıza, genç yaşta slikozisten ve meslek hastalıklarından yaşamını yitiren insanlarımıza karşı böyle bir sorumluluğunuz olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

TTB – DİSK - KESK - TMMOB



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası