Sağlıkta şiddete karşı üçüncü nöbetimizde konuğumuz yazar ve sinema sanatçısı Dr. Ercan Kesal ile Dev Sağlık-İş oldu

Dr. Fikret Hacıosman’ın çalıştığı hastanede görevi başında öldürülmesinin ardından, TTB tarafından hazırlanan Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı’nın acilen yasalaşması talebiyle düzenlenen nöbet eylemlerinin üçüncüsü 12 Ekim 2018, Cuma günü 18.30-19.30 saatleri arasında gerçekleştirildi.

Etkinliğe sinemacı, edebiyatçı meslektaşımız Dr. Ercan Kesal konuk konuşmacı olarak katılırken, DİSK Devrimci Sağlık-İş yönetici ve üyeleri de aramızdaydı. Yine onlarca hekim ve sağlık çalışanının beyaz önlükleri, ellerinde fenerler, kaybettiğimiz meslektaşlarımızın fotoğrafları ve karanfillerle bir araya geldiği etkinlikte 2012-2014 dönemi TTB Başkanı Dr. Özdemir Aktan, DİSK Devrimci Sağlık-İş Genel Sekreteri Gürsel Kaya, Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Dr. Tahsin Yeşildere, Adli Tıp Uzmanları Derneği Onur Kurulu Üyesi Dr. Ümit Biçer ve İTO Yönetim Kurulu Üyeleri de yer aldı.

Nöbet etkinliği her gün olduğu gibi yine kaybettiğimiz meslektaşlarımızın anısına 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Etkinlikte ilk konuşmayı yapan Dr. Ercan Kesal şunları söyledi: “Cin Aynası adlı kitabımın girişinde; ‘Bazen intiharın eşiğindeki birisini dikkatle dinleyip ona yol gösterirsiniz, bu hekimlik sanatıdır. Bazen başka bir dünyanın mümkün olabileceği rüyasını yaşadığınız bir meydanı terketmezsiniz, ki bu direnme sanatıdır. Bazen geçip giden zamanı kameranızla mühürleyip kaydedersiniz bu da herhalde sinema sanatıdır’ demişim. Ama bütün bunların hepsinin hizmet ettiği bir tek sanat var, o da yaşama sanatı. Hepsi ona hizmet eder ve ona dairdir. Ben galiba bu sözünü ettiğim meşgalelerin birçoğunu yürütmeye çalışan birisiyim. Oyuncu, sinemacı kimliğimle belki arkadaşlarımın, meslektaşlarımın yanındayım ama kalbim, içimdeki keder hekimlik kederi. Başımıza gelenler, getirilenler aslında bu coğrafyanın, bu ülkenin maruz kaldığı şiddetin, şiddet ikliminin bir parçası. Biz de payımıza düşeni alıyoruz. Öncelikle bu iklimin düzeltilmesi, barışçı, dayanışmacı, saygılı bir biçime dönüşmesi şart. Ve herhalde şu da elzem; kaçınılmaz biçimde sağlık sisteminin bir pazar, ilacın ürün, hastanın müşteri, hekimin de tezgahın arkasındaki kişi olmaya itildiği bu hastalıklı düzende, performans sistemi içine sıkıştırılmış hekimle hastaları arasındaki şiddet vakaları kaçınılmaz. Bu iklimle birlikte sağlığın koruyucu hekimlikle, toplumcu ve insan odaklı haliyle hekimleri de kapsayacağı biçimde mücadeleyi şart koşuyor. Ben burada olmaktan, meslektaşlarıma omuz vermekten, onların acısını paylaşmaktan bir parça iyi hissediyorum, ama bunu toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırmalıyız diye düşünüyorum.”

Ardından yapılan konuşmalar şu şekilde oldu: 

Devrimci Sağlık-İş Genel Sekreteri Gürsel Kaya: “AKP iktidarının devrim, dönüşüm diye lanse ettiği programın sonuçlarıyla yüzleşiyoruz. Hastanelerimizde sağlık çalışanlarımız her gün şiddet görüyor, ölüyor. Bunu düzeltmek için bu toplumun ilgili meslek örgütleri var ama ülkeyi yönetenler bu kurumlarla, sendikalarla, sivil toplum örgütleriyle biraraya gelip değerlendirme yapmıyorlar. Çünkü bu sistem devam ettikçe, anayasal hakkımız olan sağlık hakkı paralı hale getiriliyor. Sağlık hizmeti almaya çalışan insanları müşteri, hastanelerde çalışan insanları köle haline getirmeyi, paralarına para katmayı amaç edinmiş bir zihniyet var. Dileriz ki buradan çağrılarımıza cevap verirler ve sağlıktaki şiddeti önlemek için acilen adımlar atarlar.”

Dr. Tahsin Yeşildere: “Sağlıkta şiddetin geldiği boyut hepimizi son derece üzmekte. Ben sağlıkta şiddet sonucu hayatını kaybetmiş arkadaşlarım ve bu zorluklar karşısında bunalıma giren, hayatına son veren sağlık emekçisi arkadaşlarımı saygıyla, sevgiyle anıyorum. Sağlık çok önemli bir yaşam hakkı. İnsanların iyi yaşam hakkını sağlayacak önemli bir meslek grubu, hekim arkadaşlarımın yetişmesi son derece zor. Bilimsel ve hayli uzun süreli bir eğitim alıyorlar. Kendilerini mesleklerine adayıp sosyal yaşamlarından, aile hayatlarından fedakarlık ediyorlar. Özveriyle, büyük baskılar altında çalışıyorlar. Son yıllarda AKP iktidarının sağlıkta da neo-liberal politikaları uygulamasıyla sağlığın meta haline getirilmesiyle tümüyle çökmüş bir sağlık sistemi içinde çalışıyorlar. Hekimler ve sağlık çalışanları son derece zor koşullarda çalışıyor, sağlık sistemi çökmüş durumda ve bu çökmüş sistemin hesabını çalışanlardan sormak kesinlikle haksızlıktır. Vatandaşlar hesabı ülkeyi yönetenlerden sormalıdır. Siyasi iktidarı uyarmak bizim görevimizdir. Sağlıkta şiddet yasasının bir an önce çıkması, halkın bu konuda eğitilmesi gerekmektedir.”

Dr. Özdemir Aktan: “İTO’ya telefon ettiğinizde sizi şöyle bir ses karşılar: ‘Hekimseniz ve şiddete uğradıysanız lütfen 9’u tuşlayın.’ Bu kayıt 2008 yılında konuldu. Aradan 10 yıl geçti. TTB ve İTO’nun sağlıkta şiddete dikkat çektiği yıllar o günlere dayanıyor. Maalesef o günden bugüne sağlıkta şiddet azalmadı, arttı. Dr. Ersin Arslan’ın öldürülmesi sonrasında TTB’nin baskısıyla Meclis’te bir araştırma komisyonu kuruldu ve oldukça tatminkar bir rapor çıktı. Rapor özetle şunu söylüyordu: ‘1- Çalışma şartlarının düzeltilmesi gerekir. 2- Mutlaka caydırıcı bir yasanın çıkartılması gerekir. 3- Siyasilerin ve yöneticilerin kullandıkları üslubu düzeltmeleri ve şiddete yönlendirici üsluptan vazgeçmeleri gerekir.’ Bu raporun çıktığı tarih 2012’ydi, aradan geçen 6 yılda hiçbir ilerleme olmadı. Bu dönem içinde 4 meslektaşımız sağlık bakanı oldu ama maalesef hiçbiri gerekli adımları atmadı. Bu en hafif tabirle utanılacak bir durum. Şu andaki Sağlık Bakanımız da TTB’nin randevu isteğini defalarca geri çevirdi. Herhalde utandığı için diye düşünmek istiyorum. Bu yasanın bir an önce çıkartılması gerekiyor. Çalışma koşullarımızın düzeltilmesi ve yöneticilerin de kullandıkları üslubu düzeltmesi gerekiyor.”

Dr. Ümit Biçer: “Öldürülen, şiddete maruz kalan meslektaşlarımı bir kez daha saygıyla anıyor, selamlıyorum. Hekim olmanın, yarayı onarmanın ne demek olduğunu, şiddetle başetmenin, şiddete karşı ortak bir tutum geliştirmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Ama bu topraklarda, bu coğrafyada yaşadığımız şiddet iklimi artık bütün kesimleri; yarayı onaranları, yaraya dokunanları dahi hedef alıyor. Ve biz bu şiddet iklimine karşı ortak bir tutum almazsak bugün sağlıkta şiddet, kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddetin tümüyle hayatımızı kuşatacağını görüyoruz. Burada iktidarın hedef gösterdiği kesimler, iktidarın zayıf addettiği, onların hukuki güvencelerini yok sayarak, bu konuda düzenleme yapmayarak, adeta kadın, çocuk cinayetlerine, istismara ve beraberinde sağlık çalışanların da şiddete maruz kalmasına, tek tek öldürülmelerine yol açıyor. Biz bu şiddet ikliminin herhangi bir hekimin tutumundan, herhangi bir kişinin sağlık hizmetine ulaşmadaki sıkıntının yarattığı anlık öfkeden kaynaklanmadığını çok iyi biliyoruz. Bu topraklarda acıyı birlikte ortadan kaldırmak, şiddete karşı birlikte mücadele etmek için bir an önce TTB tarafından hazırlanan, sunulan yasanın çıkartılmasını ve bu cezasızlık iklimine karşı bir önlem alınmasını istiyoruz.”

Yapılan konuşmaların ardından İTO Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk’ün konuşmasıyla etkinlik sona erdi. Dr. Öztürk şunları söyledi: “10 gün önce öğle saatlerinde Dr. Fikret Hacıosman Bahçelievler’de çalıştığı özel hastanede, görevi başında vuruldu. Öncelikle şunu söyleyelim, basında bir takım haberler yer aldı; Dr. Fikret Hacıosman bir psikiyatristti ve katili de kendisine muayene adı altında gelen bir kişi. Cinayeti bu katilin hastalığıyla ilişkilendiren ya da çıkan bir tartışmanın sonrasında yaşandığını belirten iddiaların gerçeklikle bir ilgisi yok. Kamera kayıtları ortada; katilin odaya girişi-çıkışı 40 saniye. Taammüden işlenmiş bir cinayet söz konusu. Zaten bir insanın hastaneye belinde tabancayla gitmesinin sebebi ne olabilir? Bugün 10 gün oldu, ne yazık ki son yıllarda çok sayıda tepki, protesto gösterisi yaptık. Burada çok sayıda öldürülen meslektaşımızın fotoğraflarını görüyorsunuz. Hepsinin ortak bir özelliği var; yaşatmak isterken öldürüldüler. Yaşam ve ölüm hiç yan yana gelemeyecek iki kavram. Ama ne yazık ki bu ülkede sık sık bu durumu yaşıyoruz. Ölüm yaşandığında çok görünür oluyor ama sağlıkta yaşanan şiddetin boyutu son derece ürkütücü. Hekimler, sağlık çalışanları olarak artık sabah ailemizle vedalaşarak evimizden çıkıyoruz. Aslında sadece biz değil hastalar da zarar görüyor. Sağlık hizmeti kesintiye uğruyor. Çünkü biz biliyoruz ki hastaların ve sağlık çalışanlarının çıkarları aynı yönde. Hepimiz biliyoruz ki bundan 15-20 yıl önce sağlık kurumlarında güvenlikçi diye bir kavram yoktu. Ne kavga, ne şiddet, ne cinayet bilirdik. Şimdi hastanelerimiz güvenlikçi dolu ama insanlar öyle kışkırtılmış bir havayla geliyor ki hastanelere her gün şiddet yaşanıyor. Sağlıkta her şeyin mükemmel olduğunu iddia eden bir yönetim anlayışı var, ancak vatandaş hastaneye gidip sıkıntılarla karşılaştığında sorumlu olarak çalışanları görüyor. Sağlıkta şiddetin bir cezası olmadığını da biliyor saldırı gerçekleştirenler. Biz bütün bu sorunları yaratan sağlık sisteminin değişmesini istiyoruz ama öncesinde acil olarak TTB’nin hazırladığı tasarının yasalaşmasını istiyoruz.”