AKP'nin eğitim hastanelerindeki kadrolaşma politikası açık bir işgal harekatına dönüştü

Basın Açıklaması]


     AKP'nin eğitim hastanelerindeki kadrolaşma politikası
     açık bir işgal harekatına dönüştü
     İLGİLİ TÜM KİŞİ VE KURUMLARI BU HUKUK DIŞI İŞGAL HAREKATINI
     DURDURMAYA ÇAĞIRIYORUZ


     Eğitim hastanelerimizin gelecek yirmi yılı AKP tarafından ipotek altına alınıyor. AKP'nin bu alanda üç yıldır yürüttüğü kadrolaşma son günlerde açık bir işgal harekatına dönüştü. Bu hastanelerdeki klinik şeflikleri ve şef yardımcılıkları jet hızıyla Sağlık Bakanı'nın yandaşı ve menzildaşları tarafından dolduruluyor. Gerek Sn. Cumhurbaşkanı, gerekse Türk Tabipleri Birliği'nin uyarılarına rağmen pervasızca yürütülen bu harekatı durdurabilmek için ilgili bütün kişi ve kurumları göreve çağırıyoruz.

     Bilindiği gibi Türkiye'de tıpta uzmanlık eğitimi tıp fakültelerinin yanı sıra Sağlık Bakanlığı eğitim hastanelerinde verilmektedir. Bu hastaneler aynı zamanda sağlık hizmeti sunumunda da çok önemli bir rol oynamaktadır.
     Eğitim hastanelerinde her yıl binlerce uzman hekimin yetişmesinden sorumlu olan klinik şefleri ve şef yardımcılarının mevcut yasal düzenlemelere göre siyasi tercihlerden uzak bir şekilde, tamamen bilimsel kriterlere göre seçilmesi gerekmektedir. Bu kriterin sağlanmasının yolu da ilgili bütün adaylar arasında nesnel ölçütlerle yapılacak sınavlarla belirlenmesidir.
     Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ ise üç yıldır şef, şef yardımcılığı sınavını açmamakta, bunun yerine boş olan kadroları kendisi atamaktadır. Yapılan bu atamaların hukuka aykırı olduğu yönündeki mahkeme kararlarını uygulamadığı gibi TBMM'de geçtiğimiz günlerde kabul edilen bir yasayla da bütün yetkileri kendi elinde toplamıştır.
     Sağlık Bakanı'na doçent ve profesörleri sınavsız ve kritersiz olarak klinik şefliği, şef yardımcılıklarına atama yetkisi veren Kanun ilk olarak geçtiğimiz Temmuz ayında TBMM'den geçirilmiştir.
     Böylece Sağlık Bakanlığı'nın, tıpta uzmanlık alanını düzenleyen ilgili mevzuat ile getirmeye çalıştığı ancak her defasında Danıştay 5. Dairesi'nin yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarına konu olan uygulama, bu kez Yönetmelik veya Tüzük ile değil, Kanun olarak düzenlenmek istenmiştir.
     Sn. Cumhurbaşkanı söz konusu düzenlemeyi hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun düşmediği, dolayısıyla hukuka uygun olmadığı, siyasi kadrolaşmaya neden olacağı gerekçeleriyle veto etmiş ve TBMM'ye iade etmiştir. Ancak Hükümet, Sn. Cumhurbaşkanı'nın bu uyarılarını hiçbir şekilde dikkate almaksızın, 20.10.2005 tarihinde aynı Kanunu tekrar olduğu gibi TBMM'den geçirmiştir.

     Kanunun 1.11.2005 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanmasıyla da profesör ve doçentlerin, klinik şefi ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak atanmalarına başlanmıştır. Üstelik Kanun maddesinde atanacak kişilerin seçiminin nasıl ve hangi kriterlere göre yapılacağına ilişkin tek bir kritere dahi yer verilmemiş ve bütün takdir hakkı Sağlık Bakanlığı'na bırakılmış olduğundan, bu durumun siyasal kimliği önde gelen Sağlık Bakanı tarafından tamamen öznel değerlendirmelerle atama yapılmasına ve eğitim hastanelerindeki eğitici kadrolarının siyasal tercihlerle doldurulmasına olanak sağlayacağı açıktır. Yanı sıra, Sağlık Bakanı'nın hiçbir kurala bağlı kalmaksızın yapacağı şef atamaları eğitim hastanelerine büyük darbe indirecek; uzmanlık eğitimine sekte vuracak; yükselebilmek için yıllarca çalışan ve adil bir sınavla bu pozisyonlara aday olacak uzman, başasistan ve şef yardımcılarının önü kesilecek, şevkleri kırılacaktır.
     Nitekim, doçent veya profesörlerin sınavsız olarak atanmasını sağlayan yasa değişikliği Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer girmez yüzün üzerinde atamanın gerçekleştirildiği ve atamaların hızla devam edeceği öğrenilmiştir. Atamalar gerçekleştirilirken Sağlık Bakanlığı'nca başvuruların alınması için bir zaman ya da süre ilan edilmemiş, eğitim kurumlarının ve eğiticilerin nitelikleri açısından hiçbir değerlendirme yapılmamıştır.
     Bazı hastanelerde ihtiyaç olduğu halde klinik şefli ataması yapılmazken, bazı hastanelerde ise ihtiyaç olmadığı halde mevcut servislerde tadilatlar yapılarak yeni şeflikler açılmakta ya da aynı branştan şeflik sayısı arttırılmakta, böylece yeni atanacak kadrolara servis temin edilmektedir.
     Bazı kliniklerde halen çalışmakta olan doçentler varken bu kişiler yerine başka sağlık kuruluşlarında ve üniversitelerde görev yapan doçent ya da profesörler şef olarak atanmaktadır. Atanan kişilerin daha önce eğitim hastanelerinde benzer görevleri yapıp yapmadıkları, akademik çalışmaları, mesleki deneyim ve tecrübeleri, kısaca liyakat ve bilimsel ölçütlerin göz önünde bulundurulmadığı açık olarak görülmektedir.
     Öte yandan Sağlık Bakanlığı tarafından 1998 yılından bu yana hukuka uygun olarak şef ve şef yardımcılığı sınavları yapılmadığı için Helen uzman, başasistan ve şef yardımcısı olarak çalışan hekimlerin bu kadrolara atanma hakları da engellenmektedir.
     Kısacası; ilgili Kanunun Resmi Gazete'de yayınlanmasından bu yana jet hızıyla yapılan atamalar önceden belirlenmiş ve ilan edilmiş bilimsel ve nesnel kriterlere ve ihtiyaca göre değil, atanacak kişilere göre yapılmaktadır.
     21 kasım 2005 günü Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde "huzursuz oldukları" gerekçesiyle istifa edenler arasında yer alan ve kamuoyunun geçmiş yıllardaki türban eylemlerinden tanıdığı bir öğretim üyesi 22 Kasım 2005 günü jet hızıyla Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne "klinik şefi" olarak tayin edilmiştir. Van'daki diğer müstafilerin de "huzur bulmaları" için benzer şekilde atamalarının yapılacağı belirtilmektedir. Son gelen bilgiler bu "istifa dalgası"nın Erzurum'a da sıçradığı ve Atatürk Üniversitesi'ndeki görevlerinden istifa eden üç profesör ve yedi doçentin de klinik şefliğine atanacağı yönündedir.
     Bu gelişmeler AKP'nin amacı ve hedefini açık olarak ortaya koymaktadır. Klinik şefliği ve şef yardımcılığına atanan kişilerin emekliliklerine kadar bu kadrolarda kalacakları göz önüne alındığında eğitim hastanelerinin ortalama yirmi yıllık geleceğinin AKP tarafından ipotek altına alındığı görülmektedir.

     Son haftalarda yapılan atamaların boyutu AKP kadrolaşmasını çoktan aşmış, pervasızca bir işgal harekatına dönüşmüştür.
     Türk Tabipleri Birliği, Tabip Odaları ve Uzmanlık Dernekleri olarak ülkemiz sağlık ortamı açısından son derece önemli olan bu olumsuz gelişmelere karşı yaptığımız bütün uyarılar, ne yazık ki, siyasi iktidar tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır. Bu nedenle başta Cumhurbaşkanlığı, TBMM, siyasi partiler, YÖK ve yargı organları olmak üzere ilgili bütün kişi ve kurumları AKP'nin eğitim hastanelerindeki bu açık işgal harekatını durdurmak için göreve davet ediyoruz.

     Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

     TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ