“İstihdam paketi” olarak adlandırılan iş kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapan kanun, 26.05.2008 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi

"İstihdam paketi” adıyla anılan paket; İş Kanunu’nda kalan az sayıdaki koruyucu düzenlemenin de esnetilmesi ve Hazine ve İşsizlik Sigortası Fonundan işverenlere kaynak aktarılması paketidir. Bu nedenle de emek örgütleri tarafından “istihdam değil, sermayeye kaynak aktarma paketi” olarak adlandırılmaktadır. Paket ile;

• İşsizlik Sigortası Fonu’nun 2008’e ait 1 milyar YTL’lik neması ile gelecek 3 yıllık 2.5 milyar YTL’lik özelleştirme geliri GAP için kullanılacaktır.
 
• İşe yeni alınan kadınlar ile 18-29 yaş arasındaki genç işsizlerin SSK primleri, 5 yıl boyunca İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır. Böylece işsizlik sigortası fonu, amaç dışı kullanılmaya başlanmıştır. Bu sürecin de Tasarrufu Teşvik Fonu’na dönüşmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

• Sigortalıların, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işverenin ödeyeceği 5 puan Hazinece karşılanacaktır. Böylece yüzde 19.5 olan işveren prim yükümlülüğünün beş puanı kamu tarafından ödenecektir.

• Özel sektörün çalıştırdığı engellilerin (Kanundaki ifadesiyle “özürlülerin”) SSK primleri, Hazinece karşılanacaktır.

• Eski hükümlü ve terör mağdurları için işverene getirilen zorunlu istihdam kaldırılmıştır.

• SSK ve Bağ-Kur prim borcunun tamamını peşin ödeyenlerin, borç faizlerinin yüzde 85’i silinecektir.

Ayrıca;

• Kamuoyunda “Tuzla maddesi” olarak anılan düzenlemeyle 85. maddeye “çalıştığı işle ilgili meslek eğitim almamış işçiler” ibaresi eklenerek, 16 yaşını doldurmamış genç işçiler ve çocukların yanı sıra, meslek eğitimi almamış kişilerin de,  ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması yasaklandı.

• İşyerinde kreş açmak zorunlu olmaktan çıkarıldı. Kreş ve emzirme odası kurma zorunluluğu bulunan işletmeler, bu hizmeti satın alabilecek, dışarıdaki özel bir kreşle anlaşıp işçilere “çocuklarınızı oraya götürün” diyebilecek. Böylece kreş “yükü” de işverenin omuzlarından alınıp, taşeron firmalara bırakıldı. Oysa işyeri ortamında verilecek bir hizmet ile herhangi bir kreşten hizmet almanın aynı olmayacağı açıktır. Bu düzenleme çocuk bakımının annelerin omzuna bırakıldığı anlamına gelmektedir.

• İşyerinin açılmasına izin vermeye yetkili belediyeler ile diğer ilgili makamlar bu izni vermeden önce, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilmesi gerekli işletme belgesinin varlığını araştıracaklar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca işletme belgesi verilmemiş işyerlerine belediyeler veya diğer ilgili makamlarca işyeri açılma izni verilemeyecek.

Böylece, iş yerlerinin kurulmasıyla ilgili prosedürler hafifletilerek, işyerlerinin kurulmasını özendirmek amacıyla kurma izni alma mecburiyeti kanun metninden çıkarılmış oldu.  İşletme belgesi alınması konusu ise yönetmeliğe bırakıldı.

• 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunun 17. maddesinde yapılan değişiklik ile “Türk vatandaşı” ibaresi Kanundan çıkarıldı. Böylece, Türk vatandaşı olmayanların da iş ve işçi bulma kurumu çalışabilmesi mümkün hale geldi.  

• Asıl işveren ile alt işveren (taşeron şirket) arasında kurulan ilişkinin yazılı yapılması şartı getirildi.

Buna göre, iş alan alt işveren, kendi iş yerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı işverenlik sözleşmesini, gerekli belgelerle, çalışma bölge müdürlüklerine bildirecek, Bölge müdürlüğünce tescili yapılan bu iş yerine ait belgeler, gerektiğinde iş müfettişlerince incelenecek, inceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporu, işverene tebliğ edilecektir.

Oysa bu alandaki temel sorun tescil işlemi ve/veya alt işveren sözleşmelerinin yeterince açık olmamasından değil, sendikasızlaştırma amacıyla, taşeron uygulamasının yaygınlaştırılmasından ve işletmelerin parçalanmasından kaynaklanmaktadır.

• Özel sektörde daha önce işçi sayısının yüzde 6 oranında özürlü çalıştırma şartı, yüzde 3’e indirilmiştir. İşverenler, 50 veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör iş yerlerinde, yüzde 3 özürlü, kamu iş yerlerinde ise yüzde 4 özürlü ve yüzde 2 eski hükümlü işçiyi, meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştıracaklardır.

Özel sektörün çalıştırmakta zorunlu olduğu yüzde 3’lük özürlü kontenjanında istihdam edilenlerin primlerini de, işveren adına Hazine ödeyecektir.

Yükümlü olmadıkları halde özürlü çalıştıran veya kontenjan fazlası özürlü çalıştıran işverenlerin, bu şekilde çalıştırdıkları özürlülerin primlerinin yarısı da Hazine tarafından karşılanacaktır.

• 78. madde de yapılan değişiklik ile “Tüzük” sözcüğü madde metninden çıkarılmış, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bütün konuların yönetmeliklerle düzenleneceği belirtilmiştir. İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili bütün düzenlemelerin yönetmeliklere bırakılması, bu alandaki boşluğu ve kaosu arttıracağı gibi bu alanın gereksinimlerine yanıt vermeyecektir.

• Cezalar ise şöyle düzenlenmiştir; Yaptığı işle ilgili bölge müdürlüklerine bildirimde bulunmayan alt işverene, çalıştırdığı her işçi için 150 YTL, 16 yaşını doldurmamış genç işçiler, çocuklar ve mesleki eğitim almamış kişileri, ağır ve tehlikeli işlerde çalıştıranlara her işçi için 1000 YTL, iş yerinde alınmayan her iş sağlığı ve güvenliği önlemi için 200 YTL ceza uygulanacak. Önlemlerin alınmaması halinde bu ceza her ay birer defa alınmaya devam edilecek.

Ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılan işçiler ile çalıştırılan 18 yaşından küçükler için doktor raporu almayan işverene, her işçi için 200 YTL ceza verilecek.

İş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almayan, araç ve gereçleri noksansız bulundurmayan işverenlere, işletme belgesi almadan iş yeri açanlara, faaliyeti durdurulan işi izin almadan devam ettiren veya kapatılan iş yerlerini izinsiz açanlara, iş sağlığı ve güvenliği kurullarınca alınan kararları uygulamayanlara 1000 YTL ceza uygulanacak.
 
Para cezaları, gerekçesi belirtilmek şartıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürü tarafından kesilecek. Özürlü çalıştırma şartına uymayanlar ile izin almadan iş arayanları işe yerleştirenlere uygulanacak ceza, Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilecek.


İŞYERİ HEKİMLİĞİ ALANINDA YENİ DÖNEM “TAŞERONLAŞTIRMA”

81. madde ile;

• “İşyeri Hekimliği” olan maddenin başlığı “İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri” olarak değiştirilmiş, “İş güvenliği ile görevli mühendis veya teknik elemanlar” başlıklı 82. madde kaldırılmış,

• İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin götürülmesinin zorunlu olduğu çalışanlar yine devamlı olarak en az 50 işçinin çalışmakta olduğu işyerleri ile sınırlı tutulmuş,

• Devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini işyerinde çalıştıracakları personel aracılığı ile verebilecekleri gibi işyeri dışında kurulu ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak verebilecekleri düzenlenmiş,

• İşyeri sağlık ve güvenlik birimleri ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin kuruluş ve işleyişleri ile buralarda görevlendirilecek hekim, uzman ve diğer personel ile ilgili düzenlemelerin yönetmelikle yapılması öngörülmüş,

• Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kurum hekimlerine, asli görevleri kapsamında kurum ve kuruluşların asil işveren olarak çalıştırdıkları işçilerin işyeri sağlık hizmetlerinin gördürülmesi ve kurum hekimliğine ilişkin sağlık birimlerinin işyeri sağlık birimi olarak kullanılması getirilmiştir.

a) İşyerlerinin 50 ve daha fazla işçi çalıştıran işyerleri ile sınırlandırılması gerçekte Türkiyede ki çalışanların çok az bir bölümünün sağlık ve güvenlik önlemlerinden yararlanacağı, iş gücünün toplumsal maliyetinin artışına göz yumulmaya devam edileceği  anlamına gelmektedir. Çünkü ülkemizde SSK İstatistikleri'ne göre, 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinin bütündeki payı % 98,47; çalıştırdıkları sigortalıların payı % 56,92 ve bu sigortalılardan iş kazasına uğrayan ya da meslek hastalığına yakalananların bütün içindeki payı ise % 73,79’dur. Bütün bu istatistikler elliden az işçi çalıştıran işyerlerinde işyeri sağlık ve güvenlik hizmetlerinin verilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği de dahil olmak üzere diğer ülkelerde de yapılan tespitlerde, küçük ve orta ölçekli işletmelerde iş kazası ve meslek hastalıklarının yoğunlaştığı görülmektedir. Meslek hastalıklarının yüzde 82’si KOBİ’lerde gerçekleşmekte, yine ölümcül iş kazalarının yüzde 90’ı da bu tür küçük ve orta ölçekli işletmelerde gerçekleşmektedir.

b) 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinin işyeri sağlık ve güvenlik hizmetleri organizasyonuna dahil edilmesi öngörülmediği gibi, 50’den yukarı işçi çalıştıran işyerlerinin işyerinde işyeri hekimi ve diğer personeli çalıştırmadan bu hizmeti dışarıdan almasına olanak sağlanmaktadır. Bu düzenlemede de belirtilen amacı aykırı sonuçlar doğuracaktır. AB ülkeleri de dahil pek çok ülkede az sayıda işçi çalıştıran işyerlerinin ortak sağlık ve güvenlik birimlerine iştirak ederek bu hizmetleri almaları öngörülmekte, işin ağırlık ve tehlikelilik derecesine göre de ülkelere göre bazı değişiklikler göstermekle birlikte 50, 100, 250 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerinde bu birimlerin kurulması ile hekim ve diğer personelin bulundurulması zorunlu tutulmaktadır. Pakette ise gerekli personeli işyerinde bulundurmayacak işyerlerinin çalışanları baz alınarak bir sayı sınırlaması da getirilmemektedir. Ayrıntıların düzenlenmesi yönetmeliklere bırakılmaktadır. Oysa bu tür temel hakları ilgilendiren hükümlerin ve mali yükümlülük getiren düzenlemelerin hukuken yönetmeliklerle düzenlenmesi olanağı bulunmamaktadır.

Öte yandan İşyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, işyeri hemşiresi görevlerini ifa ederken işyerinde sürekli bulunması gereken kişilerdir. Bu hizmetler danışmanlık hizmetlerinden farklıdır, Aktif, eylemli biçimde işyerinde yürütülecek hizmetlerdir.  Dünya Sağlık Örgütü ve İLO tarafından işyeri sağlık hizmetlerinin; işyerinde kişisel sağlığı geliştirmeye yönelik, çalışan odaklı, çalışanı, çalışma çevresi ve yaşam tarzı ile birlikte ele alan, çalışanın fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halinde olmasını sağlamaya yönelik çok kompleks bir iş sağlığı hizmeti sunumu benimsenmiştir.

İşyeri hekiminin ve diğer iş sağlığı ve güvenliği personelinin görevleri kapsamında işverene ait işyerinde çalışması zorunluluğu nedeniyledir ki; ILO’nun 161 sayılı İşyerinde Sağlık Organizasyonu Sözleşmesinin 10. maddesinde, 112 sayılı Tavsiye Kararının 15. paragrafında iş sağlığı ve güvenliği personelinin görevini yerine getirirken işçilere ve işverenlere karşı, teknik ve moral açıdan tam bir bağımsızlık içinde olması, bu bağımsızlığı sağlamak amacıyla, ulusal mevzuatta, işe alınma ve işten çıkarılmasının özel bir statüye kavuşturması kabul edilmiştir.Oysa taşeronlaştırma mesleki bağımsızlığı ortadan kaldırır.

c) Bir diğer olumsuzluk kurum hekimlerinin asli görevleri kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının  çalıştırdıkları işçilerin işyeri sağlık hizmetlerinin gördürülmesi ile görevlendirilmesidir. Bu düzenleme hem yasama sistematiğine hem de iş sağlığı hizmetlerinin özüne aykırıdır.

İşyeri hekimi işçilerin yaşamlarının önemli bir bölümünü geçirdikleri çalışma ortamının özelliklerini iyi bilmelidir. Çalışma ortamı sadece işçilerin sağlığına zarar verici etkilerde bulunmakla kalmaz, aynı zamanda işçilerin fizik-psikolojik dengesini bozarak dikkat eşiğinin düşmesine, algılama kapasitesinin azalmasına yol açar ve iş kazalarına neden olur. Bu nedenle de işyeri hekimi işyerinin hijyen sorunlarını, işçilerin işe uyumlarını ve iş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı gerekli önlemler üzerine yapılan çalışmalara aktif olarak katılır ve önlemler üzerine de programlar geliştirirler. İşçilerin sağlıkları ile ilgili olarak çalışma ortamının periyodik kontrolünde (aydınlatma, havalandırma, teknik ölçümler, tozlar ve radyasyon, gürültü kontrolü vb.) ergonomi, iş kazalarından korunma, iş hijyeni ve çalışma ortamındaki kirlilik ana konuları oluşturur.  Oysa işyeri hekimliğinin bu görevlerine karşılık Kamu Kurum ve Kuruluşlarında bulunan kurum tabiplikleri, birinci basamak ayaktan teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin verildiği yerlerdir. Bu sağlık biriminin ve kurum tabibinin asli görevi ile bir arada yukarıda genel başlıkları ile açıkladığımız görev ve sorumlulukları bulunan işyeri hekimliği hizmetini verebilmesi mümkün değildir.

Kurum tabipleri’nin sayıları ve kadroları belirlenirken poliklinik hizmeti verecekleri kurum çalışanı sayısı esas alınmaktadır. Bu nedenle  kurumda bakmakla yükümlü oldukları toplam personel için ayırmaları gereken süre, görev aldıkları kurumun değişik işyerlerinde çalışabilecek olan işçilerine nasıl bakacakları, görevlendirme kapsamındaki işyeri sayısı ve işçi sayısının dikkate alınıp alınamayacağı gibi yetki ve sorumluluklar işyeri hekimliği hizmetinin verilmesinde ve işçi sağlığının korunmasında hayati öneme sahip ölçülerdir. Bu ölçütlerin dikkate alındığı bir düzenlemenin olmayışı kurum tabiplerinin işyeri hekimliği hizmeti vermesini de imkânsızlaştıracaktır.

d) Madde metninde Çalışma Bakanlığının düzenleyeceği yönetmeliklerde işyeri hekimleri ile diğer iş sağlığı ve güvenliği personelinin eğitimlerinin düzenleneceğinden söz edilmektedir. Oysa 155 ve 161 sayılı İLO sözleşmeleri ile Çalışma Bakanlığı’na bu personel ile verilen yetki sadece ve sadece aranacak niteliklerin belirlenmesinden ibarettir. Yoksa bu personelin özel mevzuatı uyarınca düzenlenen eğitimini ne düzenleme ne de verme yetkisi Çalışma Bakanlığı’na ait değildir. Nitekim 16.12.2003 tarihli İşyeri hekimlerinin Çalışma Şartları İle Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmeliği ile bu yönde getirilen düzenleme Danıştay 10. Dairesi E.2004 / 1253, K.2006 / 1658 ve 28.02.2006 günlü kararı ile hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu kararda İşyeri hekimliği ve iş ve meslek hastalıkları hekimliğinin uzmanlık eğitimi vermekle yetkili olan eğitim ve araştırma hastanelerinde ya da üniversitelerde hekimlere verilecek belli bir eğitim süreci sonucunda elde edilmesi mümkün bir uzmanlık seviyesi olduğu, bu eğitimin 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ve 1219 sayılı Kanun uyarınca Üniversiteler ve uzmanlık eğitim vermekle yetkili kurumlar tarafından verilebileceği açıkça belirtilmiştir. Bilindiği gibi bu çerçevede, Türk Tabipleri Birliği ile çok sayıda Tıp Fakültesi de bulunan üniversitenin bir araya gelerek imzaladığı protokol çerçevesinde işyeri hekimliği eğitimi verilmektedir.

Görüldüğü üzere 81. madde değişiklikleri ile temel hedef; işçi sağlığı ve güvenliği değil, işverenlerin öteden beri şikayet ettikleri işyeri hekimliği maliyetlerinin düşürülmesidir. Bu değişikliklerin bir diğer boyutu ise meslek örgütünün işyeri hekimliği alanındaki pozisyon ve etkisini daha da azaltma/ zayıflatma gayesidir.

Hukuk Bürosu



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası