Anayasa Mahkemesinin Tam Gün İptal Gerekçesi ve Değerlendirme

Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi 4 Aralık Cumartesi günü 5947 sayılı "Tam Gün" Yasası'nın iptali ile ilgili gerekçeli kararını açıklamış; TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından iptal edilen maddelerin yeni hali görüşülmeye başlanmıştır.

Tam gün uygulamasından beklenen; hekimlerin günde sekiz saat çalışarak, emeklerine denk düşen, kişisel ve mesleki gelişimlerini sürdürebilecekleri, emekliliklerinde insanca yaşamalarına yetecek bir ücret karşılığında, bölünmeden tek bir işte çalışma hakkına sahip olabilmeleridir.  Oysa 5947 sayılı Kanun  ile;

• Tıp fakülteleri dahil kamu sağlık kuruluşlarında aylık 120 saatlik nöbet hariç mesai dışında çalışma ve bu şekilde çalışanlara döner sermaye gelirlerinden performansa dayalı ek ödeme verilmesi düzenlemeleri ile çalışma süreleri daha da uzatılmış,

•   Kamu ve özel sağlık kuruluşlarında mesai saatlerinin dışında mesleği serbest olarak icra etme ve çalışma hakları ölçüsüz bir biçimde sınırlandırılmış, 

•   Eşitlik ilkesine aykırı olarak,  kadroları farklı kurumlarda bulunan ancak aynı görevleri yapan hekimler yönünden (Tıp Fakülteleri öğretim üyeleri tarafından Vakıf üniversiteleri veya Devlet Üniversitesinde çalışıp çalışmamaya göre)  farklı ve ayrımcı düzenlemeler yapılmış,

•   Performansa dayalı ödeme asli ücretlendirme yöntemi olarak belirlenmiştir.

Gerekçesi uzun süredir beklenen Anayasa Mahkemesi kararı ise; döner sermayeye ilişkin düzenlemeler başta olmak üzere, yeni soru işaretlerini ve belirsizlikleri beraberinde getirmiştir. Kuşkusuz bir zemin sunmakla birlikte, mücadelenin hukuk cephesi dışında da sürdürülmesinin gereği ve önemi bir kez daha açığa çıkmıştır.

1- Bilindiği gibi TTB öteden beri, aydan aya değişkenlik gösteren, idarenin tek taraflı kararı ile hiç ödenmemesi bile mümkün olan döner sermaye/ performansa dayalı ödemenin asli ücretlendirme yöntemi olarak belirlenmesine karşı çıkmıştır. Savunduğu ise hekimlerin maaşlarının yaşanabilecek bir düzeye getirilmesi, ücretlerin genel bütçeden karşılanması, dolayısıyla aydan aya değişkenlik gösteren değil, sabit ve garanti bir ödeme haline dönüşmesi ve emekliliğe yansıtılması olmuştur.

Anayasa Mahkemesi, ilgili düzenlemeyi sadece; çalışanların niteliği ve statülerine göre yapılacak ödemelerin tavan oranlarının düzenlenip, herhangi bir taban oranı belirlenmemiş olması yönünden tartışmış, bu eksikliğin “personelin alacakları döner sermaye katkı paylarında asgari bir garanti içermemesi” gerekçesiyle, hukuk devletinin gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Dolayısıyla döner sermaye sisteminin esası yönünden herhangi bir tartışma yürütmemiştir.

2- Üniversite öğretim elemanların çalışma statülerini düzenleyerek; “yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde ücretli veya ücretsiz, resmi veya özel başka herhangi bir iş göremezler, ek görev alamazlar, serbest meslek icra edemezler.” sınırlaması getiren düzenleme; “çalışma koşullarına ilişkin getirilen sınırlamalar, üniversitelerdeki bilim özgürlüğü ve bilimsel özerkliğin gereği olan her türlü bilimsel faaliyeti engelleyici nitelikte olmamalıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Mahkeme bu düzenleme ile; üniversitelerin bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişime ve kalkınmaya destek olmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek gibi görevlerini yerine getirmesinin engellendiği, ayrıca üniversitelerde görev yapan öğretim görevlileri, okutmanlar, öğretim yardımcıları ile akademik olarak belirli bir yetkinliğe sahip öğretim üyeleri arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın mesai sonrası ücretsiz de olsa resmi veya özel herhangi bir iş yapmalarının yasaklandığı sonucuna ulaşmıştır.
Görüldüğü gibi bu gerekçe, üniversite öğretim üyelerinin çalışma statüleri yönünden idareye/ yürütmeye bir hareket alanı bırakmakta ve örneğin “bilimsel çalışma dışındaki çalışmalar hariç” vb bir kayıtla yeniden düzenleme yapılmasını mümkün kılmaktadır.

3- “Kısmî statüde görev yapmakta olan öğretim üyelerinden, Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde talepte bulunanlar devamlı statüye geçirilir. Bu süre içerisinde talepte bulunmayanlar istifa etmiş sayılır." düzenlemesi ise kısmi statüde çalışan öğretim üyelerinin kendi talepleri hariç, öngörülen iki yıllık süre dolmadan bu statünün sona erdirilemeyeceği konusunda yasal bir güvenceye sahip olmalarından hareketle ele alınmıştır. Varılan sonuç ise “kanunla tanınan süre dolmadan istifa etmiş sayılmalarının hukuk devletinin gereği olan belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleri ile bağdaşmayacağı” olmuştur. 

4- Mesleğin icrasına yönelik sınırlandırma getiren 7. Maddedeki “bentlerden yalnızca birindeki” ibresinin iptali ise; düzenlemenin Anayasa’da güvence altına alınan yaşama hakkı ile herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesi ilkesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle açıklanmıştır.

Mahkeme; “sağlık hizmetleri doğrudan yaşam hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklıdır. Sağlık hizmetinin temel hedefi olan insan sağlığı, mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahiptir. İnsanın en temel hakkı olan sağlıklı yaşam hakkı ile bu yaşamın sürdürülmesindeki yeri tartışmasız olan hekimin statüsünün de bu çerçevede değerlendirilerek diğer kamu görevlileri ile bu yönden farklılığının gözetilmesi gerekir. Ayrıca bazı dallarda uzman olan hekimlerin sayıca az olması ve kamunun yanında özel sağlık kuruluşlarının da bu dallarda uzman hekimlere ihtiyaç duyması bu hekimlerin mesleğini mesai saatleriyle sınırlı olmaksızın yaygın bir şekilde icra etmelerini gerekli kılabilir. Hekimlerin insan sağlığının gelişmesi ve yaşam haklarının korunması ile doğrudan ilgili olan bu konumları dikkate alınmaksızın çalışma koşullarının kuralda belirtildiği şekilde sınırlandırılması bireylerin yaşam hakkını zedeleyici nitelik taşımaktadır.” demiştir. 
Sonuçta maddenin ikinci fıkrasında yer verilen bentlerden yalnız birinde yer alan kurumlarda mesleklerini icra edebilecekleri belirtilerek, herhangi bir istisnaya yer verilmeksizin düzenleme yapılmasının hukuka aykırı olduğunun altı çizilmiştir.
Görüldüğü gibi bu gerekçe de çok güçlü değildir. Herhangi bir “istisnaya” yer verildiği durumda ne olacağı belli olmadığı gibi, mesleğin icrasına yönelik sınırlandırmanın yaşama hakkı ile ilintili olarak ele alınması da çok dolayımlı bir gerekçelendirmedir.

Daha açık ifadesiyle Mahkeme kararını beklendiği/ umulduğu gibi; çalışma hakkının ölçüsüz bir biçimde sınırlandırılması, sağlık hakkı, kamu sağlık hizmetinin niteliği, iyi hekimlik değerleri gibi hiçbir düzenleme ve prensibe dayandırmamıştır.

5- Diğer düzenlemeler, Anayasa Mahkemesinin bu aşamada diğer maddelerde de hukuka aykırılık saptaması pekala mümkünken, hukuki varlıklarını aynen sürdürmektedir. Nitekim zorunlu devlet hizmeti yükümlülüğünü düzenleyen 5371 sayılı Kanun döneminde böyle olmuş, Mahkeme ilk etapta 3 madde hakkında karar vermiş, esasa ilişkin inceleme esnasında bir ibarenin daha hukuka aykırı olduğu saptanmıştır.

İstanbul Tabip Odası
Yönetim Kurulu

İptal Edilen Maddeler için tıklayınız

Anayasa Mahkemesinin Gerekçeli İptal Kararı ve Hukuki Değerlendirme için tıklayınız



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası