BAKANLIĞIN WEB SAYFASINDAKİ TAM GÜN AÇIKLAMASI

Sağlık Bakanlığı, Odamızın önderlik ettiği ve hekimler tarafından büyük destek bulan Meclis gündemindeki sahte “tam gün” karşı mücadeleye web sayfasından yanıt verdi.

18 Ekim'de hekimlerin Kadıköy mitinginde biraraya gelme kararlılığı karşısında paniğe kapılan Bakanlık, alelacele bir metin kaleme almış ve son dakikada hekimlerin aklını çelmek için kamuoyuna yansıtmaya çalışmış görünmektedir. Oysa bu çabalar nafiledir ve bu açıklama hekimleri 18 Ekim Mitingi'ne katılmaktan caydırmak yerine tam tersine daha da kamçılayacak ögeler içermektedir.

Bakanlık her zamanki gibi hekimlerin ve hekim örgütlerinin görüşünü almadan hazırladığı ve Meclis’e sunduğu bu yasayı yine bildik argümanlarla savunuyor. Burada bu argümanları tek tek yanıtlayacağız.

TAM GÜN KANUNU
VATANDAŞIMIZDAN NELER GÖTÜRECEK?

Tam Gün Uygulaması ile…
 
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile halkımıza sunduğumuz sağlık hizmetlerinin kalite ve verimliliği artacak, bu hizmetin önündeki bazı yönlendirme engelleri ortadan kalkmış olacak...
 Hekimin hastadan (vatandaştan) doğrudan para almasına dayanan sistem ortadan kaldırılarak, hem hasta hakları korunacak, hem de hekim hasta ilişkisinde güven tesis edilmiş olacak…
Vatandaşımız sağlık hizmeti alırken her türlü yönlendirmeden ve muayenehane üzerinden sağlık kurumlarına sevk edilmekten tamamen kurtulacak…
Vatandaşlarımız sağlık hizmetine daha kolay ve hakkaniyet içinde ulaşabilecek, bu ülkenin onurlu bir bireyi olmanın hazzını yaşayacak…

Sağlıkta Yıkım Programı ile halka sunulan sağlık hizmetlerinin kalite ve verimliliği artmamış, aksine performans uygulamasıyla hekimler günde 100 – 150 hastaya bakmaya mahkum edildiğinden hastalara ayrılan zaman daha da azalmış, hekimler bu kadar kısa sürede hastalarına tanı koyabilmek için gereksiz tetkikler istemeye ve fazla ilaç yazmaya zorlanmışlardır. Hizmetin önündeki bazı yönlendirme engelleri kalkmamış aksine katmerlenmiştir. Bugün özel hastaneler SGK’lı hastalar ve cepten ödeyenler için ayrı ayrı kapılar açmışlardır. Yine başta verilen 18 yaş altı sosyal güvence aranmayacak gibi vaadlerin hiçbiri tutulmamış, hastalar mağdur edilmişlerdir.

Hekimin hastadan doğrudan para almasına dayanan sistem bizzat Sağlık Bakanlığı tarafından yıllardır oluşturulmuş ve başta TTB olmak üzere hekim örgütlerinin ve hekimlerin karşı çıktığı bir sistemdir. Bakanlık bu sistemi ortadan kaldırmak bir yana, aslında yasadışı olan bu uygulamayı kamu hastanelerinde öğretim üyesi farkı adı altında, özel hastanelerde % 30 - % 70 fark ve istisnai hizmetler adı altında yasalaştırmaktadır.

Vatandaşların muayenehane üzerinden sağlık kurumlarına sevk edilmekten kurtulacağı iddiası aslında tamamen Bakanlığın kendisi hakkında suç duyurusu niteliğindedir. Hastaların muayenehaneden geçerek sağlık kurumlarına girebilmesi kimsenin savunabileceği bir şey olmayıp, aksine böyle uygulamalara katılanlar suç işlemektedirler. Bakanlığın görevi bu uygulamadan yakınmak değil, bu uygulamalara karışanlar hakkında yasal işlem yapmaktır. Kendi görevini yapmayarak sağlık ortamının kirlenmesine neden olan Bakanlık, şimdide sanki bunun müsebbibi kendisi değilmiş gibi, yasa çıkartarak buna son vereceğiz diyor. Eğer yasayı sırf hastaların muayenehanelerden geçmeden sağlık kurumlarına ulaşabilmesi için çıkartacağını iddia ediyorsa, Meclis’imizin değerli vaktini almaya gerek yoktur. Bakanlık görevini yapsın ve suçluları yakalasın yeter.

Tam Gün Uygulaması ile…
 
“Hekim Seçme Hakkı” gelişerek devam edecek…
 Devlet ve Üniversite Hastanelerinde hasta kuyrukları daha da azalacak…
Halkımızın aldığı sağlık hizmeti daha nitelikli hale gelecek…
Vatandaşımız her zaman her yerde hizmetin en özelini alabilecek…

Bakanlığın Sağlıkta Yıkım Programını başlattığından beri dilinden düşürmediği hekim seçme hakkı argümanı safsatadan başka bir şey değildir. Sağlık hizmeti ayakkabı veya buzdolabı değildir. Hasta olunduğunda, özellikle acil durumlarda insanların derdi bir an önce sağlık hizmetine ulaşabilmektir. Belki hastanın hekimini seçtiği durumla arasında kozmetik uygulamalar sayılabilir. Tıbbi olmayan bu durumlarda hasta örneğin burnunu kime düzelttireceğini seçmek isteyebilir. Ancak kalp krizi geçiren hangi hasta acil olarak götürüldüğü hastanede hekim seçme hakkını kullanmak isteyecektir? Vatandaşların derdi hekim seçmek değil, sağlık hizmetine ulaşmaktır. Bakanlık önce insanlara Sağlık Hizmetine Ulaşma Hakkı sağlamalıdır.

Devlet ve Üniversite hastanelerinde hasta kuyruklarının azalması tamamen bir şehir efsanesidir. Bakanlık hiç kendine bağlı hastaneleri ziyaret etmiyor mu? Bakanlık görevlileri Sağlık Bakanlığı hastanelerinde kuyruk bekleyenleri hangi kuyrukta bekliyor sanıyorlar? Üniversite hastaneleri ise geçmişe göre daha da kötü durumdadır. Kaynakları kısılan Üniversiteler can çekişmektedir.

Halkımızın aldığı sağlık hizmeti daha nitelikli hale gelmek bir yana, daha önce de bahsettiğimiz gibi performans uygulaması nedeniyle hekimler günde 100 – 150 hastaya bakmaya zorlanarak niteliksizleştirilmiştir. Özellikle Aile Hekimliği uygulamasına geçilmesiyle birinci basamak tamamen ortadan kaldırılmış, sevk zinciri yok edilmiş, hastalar en basit yakınmaları için hastane kapılarına mahkum edilmişlerdir. Niteliksizleşen sağlık hizmetleri nedeniyle bir kez sağlık kuruluşuna giderek deva bulamayan hastalar bugün hastane hastane, hekim hekim dolaşmak zorunda bırakılmışlardır.

“Vatandaşımız her zaman her yerde hizmetin en özelini alabilecek” cümlesi bir Sağlık Bakanlığı’na yakışmamaktadır. Ne demektir “hizmetin en özeli”. Bu tam bir ucuz pazarlamacı ağzıdır. Vatandaşımızın tek istediği gereksinim duyduğunda gereksindiği hizmeti alabilmektir. Sağlık Bakanlığı daha sağlık hizmetlerinin bu niteliğinden dahi habersiz görünmektedir. Daha önce belirttiğimiz gibi sağlık hizmeti ile ayakkabı ya ya buzdolabını karıştırmamak gerekir.


TAM GÜN KANUNU
SAĞLIK ÇALIŞANLARIMIZDAN NELER GÖTÜRECEK?
 
Tam Gün Uygulaması ile…

Sayıca yetersiz olan sağlık personelinin üzerindeki iş yükü adaletli ve dengeli hale gelecek,
Hekimlerimiz ile hastaları arasında doğrudan para ilişkisi ortadan kalkacak,
 Vatandaşlarımız ile hekimlerimiz arasında olması gereken güven ilişkisi tesis edilmiş olacak,
  Hastaların sağlık hizmetine erişimi kolaylaşacak,
Hekimlerimizin, yoğun ve stres dolu bir günün yorgunluğundan sonra, başka bir mekânda çalışarak hastalarını görmesine, tedavi ve kontrol sorumluluğunu üstlenmesine gerek kalmayacak. Hekimlerimiz sadece kamudaki görevine odaklanarak işinde tam verimlilik sağlayacak…
  Özelde çalışma serbestîsinin, kamuda tam zamanlı çalışan hekimlerimiz üzerindeki olumsuz etkileri ortadan kaldırılacak. Özel sektörde çalışmanın  “başarılı hekim” olma kriteri gibi algılanması engellenecek. Hekimlerin bu tür bir tercihle karşılaşmadıkları, mesai açısından ve zihinsel olarak bölünmüşlük yaşamadıkları, hasta memnuniyetini daha kolayca hedefleyebildikleri, emeklerini bir noktada yoğunlaştırabilecekleri ortamın oluşturulması sağlanacak…
Üniversitelerde öğretim üyelerimiz, asli görevleri olan eğitim ve araştırma faaliyetlerini hakkıyla icra edebilecekler. Bütün zamanlarını üniversiteye ayırabilecekler…

Acaba Bakanlık bu satırları sağlık çalışanlarının da okuyacağını düşünmedi mi diye sormamak elde değil. Sağlıkta Yıkım Programı’nın başladığı günden beri sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü adaletsizleştiren, dengesizleştiren ve katlayan hangi ülkenin Sağlık Bakanlığı’dır? Toplum Sağlığı Merkezleri’nde görevli hekimleri her sabah işe geldiklerinde acaba bugün nereye görevlendirileceğim diye endişeye sokan başka bir ülkenin Sağlık Bakanlığı mı? Sağlık Bakanlığı’nın bu satırları ne cesaretle yazdığını anlayabilmek mümkün değil.

Hekimlerin sadece kamudaki işine yoğunlaşabilmesi bu yasanın çıkmasına değil, hekimlere insanca yaşayabilecekleri ücret verilmesine bağlıdır. Hekimleri 1500 TL maaşa mahkum eden Bakanlığın, şimdi de bunun sonucu hekimlerin geçinebilmek ek işler yapmasını bahane ederek hazırladığı yasayı savunması hiçbir vicdana sığmamaktadır.

Üniversite öğretim üyelerini geçim sıkıntısına sokan, daha sonra insan gibi yaşanabilecek bir ücret yerine öğretim üyelerini döner sermaye ve öğretim üyesi farkı uygulamalarıyla cendereye sokanlar, şimdi öğretim üyeleri derslere zaman ayırabilecekler diyorlar. Öğretim üyelerini sahte tam gün yasası ile ücret artışı değil, eğitim hastanelerinde geçici görevlendirmeler ve mesleki sorumluluk sigortası bekliyor. 


Tam Gün Uygulaması ile…
 
Tüm personel ek ödemeden yararlanacak…
Mesai saatleri dışında çalışma halinde sağlık personeline ek ödeme yapılarak daha fazla gelir elde etmesi sağlanacak…
Üniversitelerde çalışan sağlık personelinin ek ödeme sistemi Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumlar ile paralel hale getirilerek ve daha fazla gelir elde etmeleri temin edilecek…
Malpraktis’e karşı sigorta sistemi getirilecek…
Sağlık Bakanlığı ile üniversiteler arasındaki işbirliği geliştirilecek…

Yukarıda sayılanların hepsinin birer masaldan başka bir şey olmadığı TTB tarafından yayınlanan broşürlerle ortaya konmuştur. Bakanlık bu oyunu her zaman oynamaktadır. Her altı ayda bir hekim maaşlarını hesaplarken, aslında Türkiye’deki hiçbir hekime karşılık gelmeyen, bütün ödemelerin tavanından hesaplanmış bir ücreti basına ve kamuoyuna açıklayan Bakanlık, burada da aynı oyunu oynamaktadır.

Bakanlığın asıl söylediği şudur: Eğer ayda 22 gün, günde 15 saat deliler gibi çalışır, performans puanlarının en yükseğini tutturabilinirseniz, biraz daha iyi bir ücrete ulaşabilirsiniz. Fakat bunun karşılığında iş güvencenizden vazgeçmeniz gerekecek. Mesai dışında çoluk çocuğumuzla geçireceğimiz zamanı döner sermayeden birkaç yüz TL fazla alabilmek için feda etmemiz gerekecek. Bakanlık hekimlerden şeytana ruhunu satmasını istiyor. Bunu kabullenmeyeceğiz.

Bakanlığın web sayfasına utangaçça sıkıştırdığı malpraktise karşı sigorta sistemi getirilecek cümlesinin Sağlık Çalışanlarına bir kazanım gibi sunulması eğer ironi değilse, 18 Ekim’de alanları dolduracak hekimlerin kararlılığı karşısında telaşa ve paniğe kapılan Bakanlığın bu yazıyı nasıl bir ruh haliyle kaleme aldığını yansıtmaktadır. Bu sistemle hekimler bir taraftan mesleki hatalar yapacakları bir ortamda çalışmaya zorlanırken, diğer taraftan da bunun için prim ödemeye mahkum edilmekte, bir de bu sağlık çalışanları için bir kazanım gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Buna söylenecek tek söz kalıyor: İyi saatte olsunlar!

Sonuç olarak Bakanlık 18 Ekim mitingi için hekimlerin kararlılığını geç de olsa fark etmiş, dün Hürriyet Gazetesi'nin Türkiye baskısında çıkan ve altında bütün Uzmanlık Dernekleri ve Tabip Odaları'nın imzası bulunan metin karşısında durumun ciddiyetini görmüştür.

Bu Bakanlığın 18 Ekim Mitingi öncesi son çırpınışıdır. 18 Ekim sadece Bakanlığın yanlış hesabının Kadıköy’den döneceği bir gün olmakla kalmayacak, aynı zamanda hekimliğin ve hekimlerin düşmanı AKP için de eğer bu politikalardan vazgeçmezse sonun başlangıcı olacaktır.

HAYDİ 18 EKİM’DE KADIKÖY’E !

HAYDİ SAĞLIKTA YIKIM PROGRAMI'NA SON VERMEYE !



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası