Hekim Forumu - Ağustos - Eylül 1997

Yönetim Kurulu�ndan
Kamu hekimlerinin beklentileri
A- ÜCRETLER
Artık sayıları 70 bini aşan hekimlerin %60�ı sadece kamu görevi yapmaktadır. Ortalama aylık gelirleri pratisyenler için 80, uzmanlar için 100 milyon TL�dır. Tam gün çalışan SSKhekimi buna ek olarak 20-25 milyon TLmaaş almaktadır.
Zaman zaman üç basamaklı rakamlarla açıklanan enflasyonla yaşanan bir ülkede bu değerler fazla anlam ifade etmiyor. Alışıldığı gibi Amerikan doları üzerinden konuşulursa hekim maaşı aylık 400-600 Amerikan doları arasında seyretmektedir.
Alım gücü açısından ise hekim maaşı ile büyük illerimizdeki üç oda bir salonlu evin kirasını, elektrik, su, telefon ve yakıt giderlerini karşılamak ancak mümkün hale gelmiştir.
Kamu yöneticileri ve hükümetler bu gelirin bir hekim için yetersiz olduğunu bilmekte, zaman zaman itiraf etmektedir. Ancak bu durumun devam etmesinin kendilerince bazı nedenleri var:
1- 657 sayılı Devlet Memurları Yasası içinde kaldıkları sürece hekimler için birşey yapılamaz.
2- Doktorlar nasıl olsa ikinci bir işte çalışıyorlar.
3- Müstafi başbakan Necmettin Erbakan�ın doktorları �önemli memurlar�kategorisi arasında saymamış olması bir başka neden, ama samimi bir itiraf olarak değerlendirilebilir.
*
657 sayılı yasa içinde daha fazlası verilemez mi?
Bunun bir aldatmaca olduğunun kanıtları var. İstendiği zaman hükümet�önemli� saydığı memur kesimine istediği ücret artışlarının özellikle uçuş pilotlarının özel sektöre kaçışını engellediği basında yer almıştır.
Hükümetler için pilotların ordudan özel sektöre kaçışını engellemek önemlidir, ama hekimlerin kamu sektöründen özel sektöre kaçışı kabul edilebilir bir sonuçtur. Israrla sürdürülen hekimlere düşük ücret politikasının kaynakların yetersizliği veya ihmalden kaynaklanmadığına inanıyoruz. �Hekimlere düşük ücret�politikası, kamu sağlığını çökertmek için uygulanan kasıtlı bir politikadır.
*
�Doktorlar nasıl olsa ikinci işte çalışabiliyor!�
Hekimlerin önemli bir kısmının ikinci, hatta bazılarının üçüncü bir işte çalışarak gelirlerini artırabildikleri doğrudur. Ancak, bunun istenmeyen sakıncalar yarattığı da o kadar açıktır. İkinci iş, özellikle kamudaki görevi aksatan, sonuçta buradan hizmet alan hastaları ve eğitim gören asistan hekimleri, tıp fakültelerinde tıp eğitimi gören öğrencileri olumsuz yönde etkilemektedir.
Sağlıkta düşük ücret politikası;
a- Çalışanların şevkini kırarak verimi azaltmakta,
b- Ek işler nedeniyle kamu görevinin aksamasına yol açmakta,
c- Nitelikli insangücünün özel sektöre kaçışını hızlandırmakta,
d- Tıp fakülteleri ve eğitim hastanelerinin eğitim fonksiyonlarını zayıflatmakta,
e- Kamu sağlık kuruluşları özel sektörle rekabet edememektedir.
f- Özel sektördeki ücretlerin de düşük tutulmasına neden olmaktadır.
Sonuç, sağlıkta hizmetin ve eğitimin aksamasıdır. Sonuç, hekimin ve mesleki değerlerin yıpranmasıdır.
Hekimleri ikinci işte çalışmaya zorlayanlar, hastalara ve tıp eğitimine açıkça düşmanlık etmektedir.
Oysa asgari geçim güvencesi sağlandığında hekimlerin büyük kısmı ikinci bir işte çalışmayı tercih etmeyebilecektir. Devletin yıllardır �Devletin vermediğini milletten alın�diye hekimlere dayatılan bu politika, kamu sağlığına kasıtlı bir düşmanlıktır.
*
Ne istiyoruz?
1- Kamuda çalışan hekimlerin ücretleri hızla iyileştirilmelidir.
a- Hekim taban ücreti, 1000 Amerikan doları karşılığı olmalıdır.
b- Tam gün çalışan hekimlere tam gün tazminatı ödenmelidir.
c- Eğitim hastanelerinde tam gün çalışan şef, şef yardımcısı, başasistanlara ve bütün asistanlara eğitim tazminatı verilmelidir.
d- Birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlere �Temel sağlık hizmeti tazminatı�verilmelidir.
2- Bölgeler, ilçeler, semtler arasındaki eşitsizlikleri, uç noktalarda çalışma koşullarının zorluğunu dikkate alarak buralarda çalışanları teşvik edecek düzeyde �iş güçlüğü tazminatı�ödenmelidir.
3- Kamu sağlık kurumlarında tam gün çalışan yöneticilere yönetim tazminatı ödenmelidir.
4- Ücretlerimiz, tabip odaları ve sendikaların taraf olduğu toplusözleşme görüşmelerinde belirlenmelidir. Toplusözleşmeli grev hakkı bir an önce yasalaşmalıdır.
5- Hekimlerle birlikte diğer sağlık çalışanlarının ücretleri de yapılan işin önemine ve emeğin karşılığının verileceği bir düzeye çıkarılmalıdır.
*
B- NÖBETLER
Nöbetler, hekimlerin bedenen, zihnen en çok yıprandıkları çalışma saatleridir. Hastalar, yakınları ve basın çoğunlukla bu alanlarda karşılaştıkları tablolar nedeniyle sağlık çalışanları hakkında olumsuz kanaatler edinmektedir.
Bunun nedeni, çalışma koşulları, hekim sayısı, yetişmiş yardımcı eleman sayısı ve hekimin eğitimindeki yetersizliklerdir.
Nöbet tutulan yerler, bakımsız, sevimsiz mekanlardır. Gerekli yardımcı eleman, tıbbi malzeme ve altyapı eksiktir.
Hekimler TTB�nin çabaları ve beyaz eylemlerin bir kazanımı olarak 1990 yılından bu yana nöbet tazminatı almaktadır. Ancak ayda 80 saatten daha fazlasına tazminat ödenmemektedir. İcapçı nöbetlerin karşılığı yoktur. Nöbetin zorluğuna göre ücretlendirme sistemi geliştirilmemiştir.
Çıkan sorunlar genellikle hekime ve sağlık çalışanlarına fatura edilmektedir. Basının da alet olduğu bu durum, hasta yakınlarında hekime karşı bir önyargı yaratmıştır. Hekimler, nöbet yerlerinde sık sık fiili saldırılara uğramaktadır.
*
Nöbetler için ne istiyoruz?
1- Nöbet yerleri insani hale getirilmelidir. Nöbetlerde dinlenme yerleri, yemek, yıkanmak için gerekli koşullar sağlanmalıdır.
2- Nöbet sayısı sınırlanmalıdır.
3- Nöbet tazminatları artırılmalıdır. 80 saat sınırlaması kaldırılmalıdır. Ya 80 saatten çok nöbet tutturulmasın, ya da tutulan nöbetlerin tam karşılığı verilsin.
4- Acil,bayram ve yılbaşı nöbetlerine daha yüksek tazminat ödenmelidir.
5- İcapçı nöbetleri de belgelendirilerek tazminat ödenmelidir.
6- Nöbet tutan sağlık çalışanlarının can güvenliği sağlanmalıdır.
*
C- TASARRUF FONUNDAKİ PARALARIMIZ GASP EDİLMESİN
Kamuda çalışanlardan zorunlu olarak kesilen tasarruf fonları yıllardır hükümetler için kaynak olarak kullanıldı. Bir avuç tefeciye enflasyonun çok üstünde faiz ödeyen hükümetler, komik faizlerde tuttukları tasarruflarımızı tamamen gasp etme planı yapıyorlar.
Tasarruf kesintilerine geçmiş dönem de dahil olmak üzere hazine bonoları için geçerli faiz uygulanmalıdır.
*
D- KREŞ, SERVİS, TATİL OLANAĞI
Hekimler ve sağlık çalışanları, sosyal haklar bakımından da ihmal edilmiştir. Oysa özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar için bütün bunlar önemli sıkıntılardır.
1- Bütün hastanelerde ve sağlık grup başkanlıkları bünyesinde kreşler açılmalıdır.
2- Ulaşım için servis olanağı sağlanmalıdır.
3- Ucuz tatil olanağı sağlanmalıdır.
*
E- MESLEKİ RİSKLERE KARŞI ÖNLEM
Sağlık çalışanları, görev sırasında özel risklerle karşı karşıya.
1- Radyasyon, toksik maddeler, anestetik maddeler, hepatit, tetanoz, HIV karşısında çalışma ortamları düzenli kontrolden geçirilmelidir.
2- Riskli görevlerde çalışanlar için kıdem tazminatı verilmelidir.
*
F- ZORUNLU ROTASYON, KEYFİ GÖREVLENDİRMELER
Hekim enflasyonunun yarattığı açık ve gizli işsizlik bir yana, İstanbullu hekimler sık sık zorunlu rotasyon ve keyfi görevlendirmelerle karşılaşmaktadır. Son olarak, bu yıl içinde çeşitli dallardan birçok uzman hekim, doğu ve güneydoğu illerine üç aylık rotasyonlara mecbur edildi.
Gidilen yerde gerekli ortamın, altyapı ve yardımcı personelin olmadığı, hizmetin kesintiye uğraması nedeniyle yararlı olunamayan bu göstermelik rotasyonlardan bıktık.
Vakıf Gureba Hastanesi Çocuk Kliniği Şefi�nin, klinikteki eğitim görevinin aksaması pahasına Güneydoğu�daki vakıf yurtlarında sağlık taramasına gönderilmesi, keyfi görevlendirmelerin ulaştığı trajikomik durumu gösteren son örnektir.
1- Geçici görevlendirmelerde gönüllülük şartı aranmalıdır.
2- Hizmette süreklilik için kalıcı görevlendirmeler gerekir.
3- Mahrumiyet bölgelerinde hekim açığı ancak koşulların düzeltilmesi ve özendirici önlemlerle kapatılabilir.
İstanbul Tabip Odası
Yönetim Kurulu
*
*
HABERLER
İstanbul Tabip Odası�ndan ANAP ve DSP�ye Susurluk uyarısı
İTOYönetim Kurulu, Susurluk Davası ile ilgili olarak Meclis Komisyonunda iki milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması görüşülürken aldıkları tutum nedeniyle ANAPve DSP�ye kınama yazıları gönderdi. Parti Genel Merkezleri�ne gönderilen metinler şöyle:
�Susurluk kazası ile açığa çıkan suç örgütlerinin soruşturulması sırasında DOKUNULMAZLIKLARININ KALDIRILMASI gündeme gelen milletvekilleri Mehmet Ağar ve Sedat Bucak ile ilgili komisyon toplantısında partiniz temsilcilerinin bulunmayışı, bulunan bir üyenin ise çekimser oy kullanmış olması, partinizin demokrasi açısından yaşamsal önem taşıyan bu konunun üzerine gitmek istemediği kanaati uyandırmaktadır.
Bu konudaki samimiyetinizi göstermenin tek yolu, meclisin acilen toplantıya çağrılarak söz konusu dokunulmazlıkların kaldırılması ve Susurluk Dosyasının sonuna kadar açılması, uyuşturucu, faili meçhul cinayetler, mafya örgütlenmesi gibi suçlara bulaşmış herkesin istisnasız cezalandırılması için aktif çaba göstermenizdir.�
*
Diyaliz merkezleri hakkında yürütmeyi durdurma
Sağlık Bakanlığı tarafından 28 Mart 1997 günü yayınlanan Diyaliz Merkezleri Personeli Sınav Yönergesi hakkında, Ankara Tabip Odası yürütmeyi durdurma kararı aldı.
Bu merkezlerde sorumlu uzman olarak çalışabilmek için nefroloji uzmanları yanısıra iç hastalıkları ve çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarına da sınav muafiyeti getiren yönergenin yürütülmesi, Diyaliz Merkezleri Yönetmeliğine aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay 5. Dairesi tarafından durduruldu.
*
Hastane polikliniklerinde hukukçular sıraya girmeyecek
Eski Sağlık Bakanı İsmail Karakuyu, muayene ve tedavi amacıyla hastanelere başvuran savcı ve hakimlerin sırada bekletilmemeleri konusunda bir genelge yayınladı. Görevlerinin özelliği gerekçe gözetilen bu uygulama ile hukukçular sırasız, bekletilmeden, öncelikle muayene ve tedavi edilecek.
�Hukukçuların�hukuku böylece gözetilmiş oluyor. Ancak geri kalan hastaların hukukunu kim gözetecek, o bilinmiyor.
*
Ulusoy�dan Tabip Odası üyelerine indirim
Ulusoy Otobüs İşletmesi, İstanbul Tabip Odası�nın girişimi üzerine üyemiz olan hekimlere %15 indirim yapmayı kararlaştırdı. Firmayla seyahat edecek hekimler üye olduklarını gösteren belge veya üyelik kartını gösterdikleri takdirde indirimden yararlanacak. İndirim bütün Türk Tabipleri Birliği üyeleri için geçerli olacak.
*
Van Profesörleri
Van; kedisi, gölü ve Akdamar adası yanında son yıllarda adından çok söz ettiren bir ilimiz. Van Gölü canavarı efsanesinin şehrin şöhretini artırmak için uydurulmuş bir düzmece olduğu yakın zamanda anlaşıldı. 100. Yıl Üniversitesi�ndeki şeriatçı kadrolaşma ve bu zeminde yürütülen çeşitli yolsuzluklar sürekli gündemde.
Şimdi de �hülle profesörleri�ile Van ili yanyana telaffuz ediliyor.
Tıp fakültelerinde görev yapmadıkları için profesör olamayan bazı doçentlerin Van 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi�nde çalışır gibi gösterilerek profesörlük ünvanı aldıkları görülüyor. Başka tıp fakültelerinin de bu �hülle�yöntemine kucak açtıkları biliniyor. Ama Vanlıların bu işi sık tekrarladıkları, �Van Profesörlerinin�sayısının giderek arttığı söyleniyor. Kısa süreli ziyaretler veya uzaktan ders vererek profesör olan bu hekimlerin akademik ünvanlarını tabela ve kartvizitlerine yazdırmaları da ayrı bir eleştiri konusu. YÖK Yasası, profesörlük ünvanının kazanılması için yükseltilen-edinilen kadroda en az iki yıl çalışmayı şart koşuyor da ondan.
Van, coğrafyası, kültürü ve insanlarıyla güzel bir ilimiz. Adını kötüye çıkaranları ayıplıyoruz. Canavar da olsa, profesör de.
*
Yatay geçişçiler başasistan olabilir mi?
Yurtdışında ihtisasa başladıktan sonra Türkiye�ye gelerek TUS�a girmeden yatay geçişle atanan hekimler uzman olmaya başladılar. Bu konuda açılan davalar henüz sonuçlanmazken şimdi de yatay geçişçiler başasistanlık için başvuruyor.
Birçok hekim, pek de makbul sayılmayan bir yoldan uzmanlık diploması alan bu meslektaşlarının bir de başasistanlıkla ödüllendirilmelerine tepki gösteriyor. Eğitim Planlama Koordinasyon Kurulu üyelerinin TUS �negatif� hekimlere dikkat etmesini isteyen hekimler, tam tersine şeflerle uyumlu geçinme eğiliminde olan yatay geçişçilerin tercih edildiğinden yakınıyor.
Yönetmelik, TUS�a girmemiş uzmanların başasistan olmalarına engel değil. Ama hekimler arasında eşitlik ve hakkaniyet duygularını çok zedelemiş bu konuyu özellikle EPKK üyeleri ve klinik şeflerine hatırlatmak istedik.
Bizden söylemesi.
*
TTB rozeti ister misiniz?
Türk Tabipleri Birlği, üyeler için rozet yaptırdı. 250 bin TL karşılığında İstanbul Tabip Odası�dan temin edebilirsiniz.
*
İşyeri hekimlerinin sürekli eğitimi
Türk Tabipleri Birliği tarafından düzenlenen işyeri hekimlerinin sürekli eğitimlerine yönelik Btipi kurslar devam ediyor. İşyeri hekimliği sertifikasına sahip olup halen aktif işyeri hekimliği yapan meslektaşlarımızın katılımının gerekli olduğu kurslarda, işyerlerinde karşılaşılan tıbbi, teknik, hukuki sorunlar eğitmenler ve katılımcılar arasında tartışılıyor. İşyeri sağlık hizmetlerinin daha etkin kılınması açısından güncel bilgilerin, yönelimlerin aktarıldığı eğitim programlarında �grup çalışmaları�yapılarak katılımcıların interaktif eğitim yönteleriyle kendi sorunlarına kendilerinin, �birlikte�çözüm üretmeleri teşvik ediliyor.
Bir cumartesi sabahı biraz da gergin başlayan eğitim programı günün ilerleyen saatlerinde yerini sıcak, paylaşıma açık bir atmosfere bırakırken, pazar günü herkesin birbirini dostça, arkadaşça ve saygıyla uğurladığı bir finalle sonuçlanıyor.
1997 yılı içerisinde Adana, Tekirdağ, Manisa, Antalya, Mersin, Eskişehir, Bursa Tabip Odalarının düzenlediği kurslar giderek daha verimli bir eğitim sürecine dönüşüyor.
Önümüzdeki Ekim ayı içerisinde Denizli ve Isparta�da tekrarlanacak kurslar, daha sonra İzmir, Sivas, İstanbul (20-21 Aralık 1997), Hatay, Zonguldak illeri ile devam edecek.
*
Şef ve şef yardımcıları dernekleşti
Eğitim hastanelerinde çalışan bazı şef ve şef yardımcıları biraraya gelerek dernek kurdular. Ankara�da kurulan derneğin amaç ve çalışmaları hakkında henüz bilgimiz yok. Öğrenince duyuracağız.
*
Tıp eğitimi yapmayan tıp fakülteleri
Türkiye�de kaç tıp fakültesi var? Dergimiz baskıya verildikten sonra yenileri de kurulmuş olabilir. Ama bizim bildiğimiz tam 42 tane. Bunların 17�si 1992�den sonra kuruldu. Dördü vakıf üniversitesine bağlı.
Sekiz tıp fakültesi öğrenci eğitimi yapmıyor. Başkent ve Fatih Üniversitesi Tıp Fakülteleri ise yalnızca uzmanlık eğitimi veriyor. Ama öğrenci almayan bu fakülteler bütçeden büyük destekler alıyor. Bu destekler öyle iştah açıcı ki sırada bekleyen onlarca vakıf var. Ülkemiz tıp eğitimine katkıda bulunmak için!
Bayındır Hastanesi bunlardan biri. İzmit�te kültür merkezi olarak inşa edilen bir binayı satın alan Holding, İstanbul�da da dış kredi ile hastane inşaatlarına hazırlanıyor. Ne eksiği var öbür vakıf hastanelerinden.
Maltepe�deki Marmara Hastanesi ise tabelasını değiştirip Maltepe Üniversitesi Hastanesi oluverdi.
Sevgi Hastanesi�nin fakülteleşme yolunda hesapta olmayan bir engelle karşılaştığı biliniyor. Hastaneyi yöneten vakfın Tansu Çiller bağlantısı herkesin malumu. Ama sorun, sanıldığı gibi Çiller�in iktidardan düşmesi değil. Vakfın gayrımenkul arazi olarak gösterdiği arsanın MİTMüsteşarlığı�ndan kiralanmış olması. YÖK, vakıf üniversitelerine onay vermek için mülkiyet koşulu arıyor. Kira yeterli değil. Kimbilir, Tansu Hanım Başbakan olsaydı durum farklı olabilirdi. Yine de Sevgi Hastanesi�nin de bir yolunu bulması bekleniyor.
*
Türk Eczacıları Birliği bulunmayan ilaçları getiriyor
Ülkemizde ruhsatlı olduğu halde üretimi ve ithalatı yapılmayan veya hastaya gerekli olduğu halde ruhsatı olmayan ilaçların yurtdışından getirilmesinde Türk Eczacıları Birliği aracılık yapıyor. Sağlık Bakanlığı ile TEBarasında imzalanan protokole göre bu konuda TEBsorumluluk aldı. Satıldığı ülkedeki perakende satış bedeli hasta tarafından karşılanan ilaçların temini karşılığında hastanın Türk Eczacıları Birliği�ne herhangi bir ücret ödemesi söz konusu değil.
TEB bu konuda hekimlerin hastaları aydınlatmasını bekliyor. Hastalar bu amaçla aşağıdaki adres, telefon ve faks numaralarına başvurabilecekler: Türk Eczacıları Birliği, Farabi Sokak, No:38, 06690 Çankaya-Ankara. Tel:(0 312) 467 41 49, 467 25 12. Faks:(0 312) 467 75 85.
*
Reçetesiz ilaç reklamına iptal
Danıştay Onuncu Dairesi reçetesiz ilaçların tüketiciye dönük olarak reklamına izin veren yönetmeliği iptal etti. İstanbul Tabip Odası ve Türk Eczacıları Birliği�nin başvurusu üzerine açılan davalarda önce yürütmeyi durdurma kararı veren Danıştay, Sağlık Bakanlığı�nın yaptığı itirazı kabul etmeyerek yönetmeliğin iptalini kararlaştırdı.
Danıştay Savcısı Tülin Özdemir, konuyla ilgili düşüncesinde bilinçsiz ilaç kullanımı sonucuna yol açarak toplum sağlığına zarar verebileceğini, ilaç tanıtımının sadece belli meslek gruplarına yönelik olarak sınırlanmasını savundu.
Onuncu Daire hakimleri, hekim ve eczacılara ulaşan tıbbi dergilerle sınırlı olan ilaç tanıtımının, reçetesiz satılabilen ilaçlar için dahi olsa toplum ve çocuklara yönelik olarak genişletilmesini yerinde bulmayarak 27.4.1996 günü çıkarılan yönetmeliği oybirliği ile iptal etti.
*
Hiperbarik tıp kimin işi?
Sağlık Bakanlığı bir kez daha işleri çorbaya çevirdi. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü�nün özel hiperbarik tıp tedavisi merkezlerinin tek başına veya Deniz ve Sualtı Hekimi ile birlikte Anesteziyoloji uzmanlarınca açılabileceği şeklindeki genelgesi şaşkınlık yarattı.
İstanbul�daki Sualtı ve Hiperbarik Tıp uzmanı hekimler, anesteziyoloji uzmanlarının bu işe nasıl dahil edildiklerini anlayamadılar. Özel Sağlık Merkezleri hakkında genelgelerin neden temel sağlık hizmetleri Genel Müdürlüğü�nden çıktığını anlayamadıkları gibi. �Bu işin Tababet Uzmanlık Tüzüğü�nde yazılı uzmanlığı var. İstanbul�da iki merkezde şu ana kadar 200.000�e yakın hiperbarik tıp uygulamasında bizim müdahalemiz dışında hekim gerekmedi. Anesteziyoloji uzmanları bu işin eğitimini almadıkları gibi, bu merkezleri görmemişlerdir bile�diyen Sualtı ve Hiperbarik Tıp Uzmanları Derneği, yetkilileri bu yanlışı düzeltmeye çağırıyor.
*
Sürücü kursları için kim sağlık raporu verebilecek?
Yeni çıkan Karayolları Trafik Yasası�nda sürücü adaylarının alacakları sağlık raporu ile ilgili hükümler tartışma konusu oldu. Yeni Yasa ile özel sağlık kuruluşlarına da beş ayrı uzmanlık dalından (İç hastalıkları, ortopedi, psikiatri, KBB, göz)uzman hekimler tarafından rapor verme yetkisi getirilmişti. Uygulamada özel sağlık kuruluşlarının yaygın ve gelişigüzel rapor düzenlemeleri sakıncalar yarattı. Aynı zamanda özel poliklinikler için önemli bir gelir kaynağı haline gelen uygulama, asgari ücretin çok altında muayene ücreti alınarak �sürümden kazanma�yoluna sapılmasına neden oldu.
Yakınmaları değerlendiren Sağlık Bakanlığı, bu özel kuruluşların Sağlık Grup Başkanlığı�nın kontrol ve denetimi altında faaliyet gösterebilecekleri uyarısında bulundu. Adaylara rapor verecek özel sağlık kuruluşlarının çalıştırdıkları uzman hekimlerin bir listesi ile Sağlık Grup Başkanlıklarından izin almaları şartı getirildi.
Bir kez daha, önce yasa çıktı, sonra sakıncalar düşünüldü. �Özelleştirme�nin sakıncalarını anlatan dillerde tüy bitti, ama ille de can yanması gerekiyor. Sürücü belgesi için alınan ücretlerle ilgili piyasa çatışmaları ve yakınmalar ise sürüyor.
*
Cuma Etkinlikleri nedeniyle hastanelerde alarm
8 yıllık kesintisiz eğitim yasası gerekçesiyle cuma namazları sonrası yapılan şeriat taraftarı gösteriler kamu sağlık kurumlarını da alarma geçirdi.
Sağlık Müdürlüğü, Haydarpaşa Numune, Haseki ve Eyüp Hastanelerinde gerekebilecek müdahaleler için önlem alınmasını istedi. Her cuma ve pazar günleri yapılan eylemler bu hastanelerin sorunlarına bir yenisini katmış oldu.
*
Rallide kaza �geliyorum� diyor
İstanbul Otomobil Kulübü düzenlediği ralli sırasında olabilecek kaza için hastaneden önlem alınmasını istedi. Otomotiv sanayinin arenası olan ralli yarışlarının kaza riski taşıdığı biliniyor. Ama bunun önlemini neden kamu hastanelerinin alması gerektiğini anlamak güç. Özel sektör mensuplarının her zaman yerden yere vurdukları kamu hastanelerinden medet ummaları ise ilginç bir çelişki oluşturuyor.
*
Vademecum aldınız mı?
Balıkesir Tabip Odası�nın hazırladığı Vademecum 1.250.000 TLkarşılığında Oda�dan alınabilir. Geçen sayımızda tanıttığımız rehberin ederini yazmayı unutmuşuz. Titiz bir çalışmanın ürünü olan bu Vademecum�u bütün üyelerimize öneriyoruz.
*
Toplum ve Hekim
Türk Tabipleri Birliği�nin yayın organı Toplum ve Hekim, son sayısında Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitimi işliyor. Yıllık abone bedeli 1.750.000 TL olan dergi, iki ayda bir yayınlanıyor.
Abone olmak için �TTB Merkez Konseyi 189456� nolu posta çeki veya TC Ziraat Bankası Mithatpaşa Şubesi 304400-151595 numaları hesaplara para yatırarak dekont fotokopisini TTB Merkez Konseyi, Mithatpaşa Cd. 62/18 Yenişehir 06420 Ankara adresine göndermeniz yeterli.
*
Tıbset�te sendikasızlaştırma baskısı
Özellikle tek kullanımlık enjektör üretimi yapılan Tıbset firması, sendikasızlaştırma amacıyla kalifiye işçilerini kapının önüne koydu.
İşçilerin bu işkolundaki Petrol-İş�e üye olmalarının hemen ardından, sendikanın yetki almasını önlemek isteyen işveren önce kağıt üstünde çok sayıda yeni işçi kaydederek sendikalıların çoğunluğunu engelledi. Ardından da sendikaya üye işçileri 17. maddeyi gerekçe göstererek işten çıkardı.
En az 2 yıllık iş deneyimine sahip işçilerin yerine kalifiye olmayan işçileri fabrikaya dolduran Tıbset firmasının tıbbi ürünün kalite güvenliğini de tehlikeye soktu.
İstanbul Tabip Odası ve Eczacı Odası bu konuda hem firmayı hem de bu ürünlere kalite güvenliği belgesi veren kuruluşları uyardı.
*
TÜBİTAK Başkanı Sabancı Holding�de
Hekim Forumu�nda orman arazisine kuruluş öyküsünü Orman Mühendisleri Odası Marmara Şubesi Başkanı Prof. Ertuğrul Acun�dan okuduğunuz Sabancı Üniversitesi, yılın transferini yaptı. TÜBİTAK Başkanı, Prof. Tosun Terzioğlu 2000 yılının üniversitesini yaratacak projenin başına geçti.
Bilimsel gelişme için hiçbir masraftan kaçınmayacağı anlaşılan Sabancı Üniversitesi�nin bu transfer için ne ödediği bilinmiyor. Ancak uzun bir dönem muhafazakar siyasetçilerin ablukası altında kalan TÜBİTAK�ın yöneticilerinin aklı bundan sonra hep dışarıda kalacak gibi görünüyor.
�Holding profesörlüğü�ayıp değil artık.
*
Kornea nakli tartışmasına açıklık
Basında �Organ hırsızlığı�olarak gündeme gelen, ölen bir hastadan kornea alınması konusunda İstanbul Tabip Odası ve Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen ortak toplantıda basına bilgi verildi. Organ bağışı ve organ alımı ile ilgili yasal durumun açıklandığı toplantıda kornea alımı konusunda farklı bir düzenlemenin varlığı dile getirildi.
Organ bağışı ve alımı ile ilgili yasa, aksine bir beyan olmadıkça, ölü bütünlüğünü bozmadığı için kornea alımına izin veriyor. TTB Etik Kurulu�nun bazı üyeleri, bu durumda dahi kişinin aksi beyanının sorulması gerektiği görüşündeler. Ama hiçbiri bu habere �Organ hırsızlığı�başlığı atılmasını haklı çıkarmıyor.
*
HASTALARIN TEDAVİ SÜREÇLERİNE KATILMALARI İLE İLGİLİ YAPILARIN GELİŞTİRİLMESİ
Dr. Mustafa Sülkü
2-3 Eylül günlerinde kentimizde bulunan Teresa Petrangolini 3 Eylül 1997 tarihinde İstanbul Tabip Odası tarafından düzenlenen bir toplantıya katıldı.
Onbeş gün içerisinde organize edilen bu toplantıya yeni kurulan Hasta ve Yakınları Derneği (HAYAD), Eğitim Sağlık Muhabirleri Derneği (ESAM), Odamız Yönetim Kurulu, Etik Kurulu ve Onur Kurulu üyeleri ile Odanın diğer çalışma alanlarında faaliyet gösteren üyeleri davet edildiler. Toplantıyı TTBYüksek Onur Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zeki Karagülle de izledi.
Bayan Teresa Petrangolini Avrupa Konseyi Sağlık Komisyonu tarafından oluşturulan hasta hakları çalışma grubuna İtalya Sağlık Bakanlığı�nı temsilen katılıyor. �Hastaların tedavi süreçlerine katılmaları ile ilgili yapıların geliştirilmesi�konusunda çalışmalar yapan bir alt grubun da üyesi. Yedi kişilik bu grup içerisinde sağlık profesyoneli olmayan tek kişi.
Bayan Petrangolini bunun nedenini şöyle açıklıyor:�Ben İtalya�da hasta hakları konusunda çalışmalar yapan Tribunal adlı bir sivil toplum örgütünün genel sekreteriyim. Bu örgüt ülkemizde etkinliği çok güçlü olan bir sivil örgüttür. Bu nedenle İtalya Sağlık Bakanlığı bu konuda ülkemizi temsil etmek üzere beni önermiştir.�
Konuk konuşmacı kendi örgütü hakkında ve kendisi hakkında bilgiler verdikten sonra katılımcılara şu soruları sordu:
* Türkiye�de hastaların Ulusal/Bölgesel/Kentsel düzeyde sağlıkla ilgili ve sağlık örgütlenmesi alınan kararlara katılımı sağlanabiliyor mu? * Bu konuda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarının etkileri ne düzeyde? * Medyanın bu konularda herhangi bir rolü olabiliyor mu? * Ülkenizde özgün olarak hasta hakları ile ilgilenen bir dernek var mı? * Hasta hakları ile ilgili şikayetler kimlerden gelir?
Bayan Petrangolini İtalya�da işe herhangi bir şikayet ile kendilerine başvuran kişiyi yanlarına alarak onun hakkını hukukunu aramakla başladıklarını söyledi. Başlangıçta hastaneler astıkları afişlerin başhekimler tarafından yırtıldığını, hatta kendilerinin dolaylı yoldan tehdit bile edildiklerini, ama usanmadan çalışmalarını sürdürdüklerini, yasal düzenlemelerle uğraşarak vakit kaybetmek yerine hastaların isteklerinin yerine getirilmesi, kalitenin iyileştirilmesi doğrultusunda bir çalışma tarzını benimsediklerini bildirdi. Son zamanlarda kalitenin iyileştirilmesinin hükümetlerin hastanelere ayırdıkları bütçeyi kısmaları nedeniyle güçlükler çekildiğini, bu nedenle kaliteli hizmet ve iyi bakım almak için daha az kişinin hastanelere ulaşabildiğini tespit ettiklerini ifade etti. Katılımcılara �CHEKLISTON PARTICIPATION OF CITIZEN SANDPATIENTS INDECISION MAKING/Concil of Europe:Marijke Knuttel�adlı belgeyi dağıttı.
Bayan Petrangolini kendisine yöneltilen �Hasta haklarının savunulması ülkenizde sonuçta hekimlerin hedef olmasına yol açtı mı?�sorusuna şu yanıtı verdi:�Bizim örgütümüz içerisinde birçok hekim var. O nedenle böyle bir sonuçla karşılaşmadık. Aynı zamanda medyayı skandalist haberlerden çok hasta haklarının popülarize edilmesi yönünde kullandık.�
Simultane çeviri İTO Etik Kurul üyesi Prof. Dr. Selçuk Erez tarafından yapıldı. Sayın Erez�e tüm katılımcılar adına teşekkür ediyoruz.
**
IV. PRATİSYEN HEKİMLİK KONGRESİ
Pratisyen Hekim Komisyonu
Komisyonumuz yaz boyunca bir iki hafta dışında her Salı saat 18.00�de çalışmalarını sürdürdü. Bu süre içinde yürütülen çalışmaların başlıcası TTBIV. Pratisyen Hekimlik Kongresine yönelik çalışma oldu.
Bu amaçla İstanbul�daki sağlık ocaklarında I. Basamak Raporu ile ilgili anketlerin dolduruldu. İstanbul�daki pratisyen hekimlerin Kongre�ye serbest bildirileri ve araştırmaları ile katılmaya teşvik edilmesi için girişimlerde bulunduk. 15-16 Ağustos tarihinde Hatay�da TTBPratisyen Hekim Kolu (PHK), İzmir�de Pratisyen Hekim Kolu Yürütme Kurulu ve 6 Eylül�de Çanakkale�de Marmara Bölgesi Pratisyen Hekim Komisyonları toplantılarına katıldık. Bu toplantılara komisyonumuz Pratisyen Hekimlik Derneğinin kurulması, Genel Pratisyenlik Enstitüsü, 224 Sayılı Yasa ile ilgili konularda görüşler oluşturup hazırlıklar yaparak katıldı.
Yine bu dönemde kongre afiş ve duyuruları İstanbul�daki birinci basamak sağlık ünitelerine ulaştırıldı. Pratisyen Dergisinin son sayısının hazırlığı ve basımı komisyonumuz tarafından gerçekleştirildi. Ayrıca Yalova Temsilciliği ile birlikte pratisyen hekimlerin asli görevleri dışındaki görevleri ile ilgili olarak spor hekimliği, okul hekimliği gibi konularda raporlar hazırlayarak bölge pratisyen hekim komisyonları ile paylaştı.
TTB45. Genel Kurulu�na Kol�un çalışma raporunu hazırladı. İ.Ü. Çocuk ve Kadın Sağlığı Enstitüsü ile Hekim Eğiticilerinin Eğitim Kursu�nu düzenledi. Sağlık ocaklarında hafta sonu ve resmi tatil günlerinde saat 09.00-12.00 arası nöbet uygulamasına karşı SES ile ortak basın açıklaması yapıldı. Sağlık Grup Başkanlıkları ile İstanbul�daki Sağlık Ocakları�nda yaşanan sorunlar konusunda toplantılar dizisi başlattı.
İşyeri Hekimliği Kolu tarafından bildirilen bu alandaki organizasyon ve politikalara yönelik Komisyon görüşünü oluşturarak Odamız İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu�na bildirdi. İstanbul�da çeşitli birimlerde sürdürülmekte olan sürekli eğitim grupları ile yılsonu değerlendirme toplantılarında gelecek yılın programlarının planlanması ile ilgili bir hedef belirledi. TTBIII. Pratisyen Hekimlik Kongresi Kitabı basılacak hale getirildi. Tüm bu çalışmalardaki katkı ve katılımları nedeniyle emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyor IV. Pratisyen Hekimlik Kongresi�ne İstanbul�daki pratisyen hekim arkadaşlarımızın katılımı konusunda gösterecekleri gayretleri için şimdiden kutluyoruz.
**
Pratisyen hekimler dernek kuruyor
Uzmanlık dallarının son yıllarda hızla örgütlenmesinin ardından pratisyen hekimler de bir dernek kuruyor. Uzun süre Türk Tabipleri Birliği Pratisyen Hekim Kolu örgütlenmesi altında çalışan hekimler, �Genel Pratisyenlik�kimliğini öne çıkarması beklenen yeni bir örgütlenmeye gidiyor.
Ekim ayı sonunda yapılacak 4. Pratisyen Hekim Kongresi�nde de gündeme gelmesi beklenen Pratisyen Hekim Derneği�nin birçoğu yalnız çalışan meslektaşlarımızın dayanışmasını artıracağına inanıyoruz.
**
Sağlık ocaklarında nöbet
Sağlık Bakanlığı�nın, sağlık ocaklarında resmi tatil günlerinde nöbet tutulması ile ilgili yönergesi, Tabip Odası ve Sağlık Emekçileri Sendikası tarafından eleştirildi. 9.00-12.00 saatleri arasında sağlık ocağı hekimlerinin icapçı olarak, diğer sağlık çalışanlarının fiilen nöbet tutması istenen yönergeye yöneltilen eleştiriler şunlar:
�Çalıştığı sağlık ocağından çok uzakta oturan hekimler bir sorun çıktığı durumda, nasıl icabet edecekler?�
�Hekim ve diğer sağlık çalışanlarına ayrı uygulama ekip çalışması anlayışına ters düşer.�
**
Tababet Uzmanlık Tüzüğü Değişikliği
YILAN HİKAYESİ BİTİYOR MU?
Tababet Uzmanlık Tüzüğü�nde köklü değişiklikler yapan tasarı, Temmuz ayında Danıştay�dan geçti. Bakanlar Kurulu�nun onayından sonra da Resmi Gazete�de yayınlanarak yürürlüğe girecek.
Danıştay�da Sağlık Bakanlığı ve YÖKtemsilcilerinin katılımıyla yapılan yoğun tartışmalardan sonra son şekli verilen tasarıda özellikle 2547 sayılı YÖKyasasına uyumu yönünden değişiklikler yapıldı. Türk Tabipleri Birliği�ne Eylül ayında ulaşan Tüzük Tasarısı, yürürlüğe girdiği takdirde şu temel değişiklikleri getiriyor:
1- Tababet Uzmanlık Kurulu�nun bileşimi ve işlevleri yeniden düzenleniyor. Kurul, danışma organı konumundan çıkarılıp bir karar organı haline gelecek. Bileşiminde de önemli farklar var. Halen 1 sandalyeye sahip TTB, tıp fakülteleri ve Sağlık Bakanlığı temsilcileri gibi üçte bir oranında temsil edilecek. Son anda yapılan değişikliklerle Sağlık Bakanlığı Müsteşarı�nın da katılımıyla 19 kişiden oluşan Kurul, başkanını kendi içinden seçecek.
2- Eğitim kurumları, klinikler ve eğiticilerin sürekli denetimi ve değerlendirilmesi amacıyla iki yeni komisyon kuruluyor. Bu komisyonların üyeleri de Sağlık Bakanlığı, YÖK ve TTB tarafından belirlenecek.
3- Uzmanlık eğitimi sonunda merkezi bir yeterlilik sınavı yapılacak. Asistanlar ancak bu sınavda başarılı oldukları takdirde jüri sınavına girip uzman olabilecekler.
4- Sınav jürileri fakülte öğretim üyeleri ve klinik şefleri arasından seçilecek. Bu durumda uzmanlık sınavı karma jüriler tarafından yapılabilecek.
5- Birçok uzmanlık dallarının eğitim süresi birer yıl uzatılacak. Yan dallar, rotasyonlar ve süreleri konusunda da değişiklikler öngörülüyor.
*
ŞEFLİK SINAVLARI HAKKINDA GELİŞMELER
7 Ağustos günü, şef ve şef yardımcılığı sınavları konusunda Sağlık Bakanlığı ve TTB arasındaki son görüşme yapıldı. Sağlık Bakanlığı�nı eski Müsteşar Dr.Aytun Çıray ve Personel Müdür Yardımcısı Giray Şahin temsil etti. TTB Heyetinde ise Genel Sekreter Dr. Eriş Bilaloğlu, Tıp Kolu üyesi Dr. Cem Terzi, Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Altınok, Genel Sekreteri Dr. Cihat Ogan, YK üyesi Dr. Ali Rıza Üçer, İstanbul Tabip Odası YK üyesi Dr. Kürşat Yıldız yer aldı.
Sağlık Bakanlığı yetkilileri, sınavı girmesi beklenen adaylardan 157�si şef, 322�si şef yardımcısı adayı olmak üzere toplam 489 kişinin 1 Haziran�da yapılan Yabancı Dil Sınavı�nda başarılı olduğunu bildirdi.
Bakanlığın saptadığı boş kadro sayısı ise 162 şef, 286 şef yardımcılığı olmak üzere toplam 448. KPDSve Doçentlik Yabancı Dil Sınavı�nda başarılı oldukları için muaf olacaklar da hesaba katılırsa başvuran aday sayısının boş kadroların kabaca iki misli olacağını hesapladıklarını ifade ettiler.
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, bu nedenlerle Merkezi Mesleki Bilgi Sınavı�ndan yana olduklarını, ancak yüksekgideri ve 1 Eylül�e kadar yetiştirilemeyeceği nedeniyle tereddüt ettiklerini belirtti.
*
TTB sınavlar konusunda ne savunuyor?
TTB Heyeti görüşlerini şöyle özetledi:
1- Sınavla ilgili yönetmelik değişikliği geri alınmalı, sınavın ikinci ve üçüncü aşaması süratle yapılmalıdır.
2- Boş kadroların belirlenmesi, sınavın ilanı, jürilerin kura ile oluşumu sürecini Tababet Uzmanlık Kurulu kararlaştırmalıdır.
TTB Heyeti, 1 Nisan 1997 günü yapılan görüşmede belirlenen sınav sürecinin Bakanlıkça kesintiye uğratıldığını, 1 Haziran sınavından sonra Yönetmelik değişikliği yapılmasının TTBile varılan anlaşmayı ihlal ettiğini, Bakanlığın bu tutumunun sınavı geciktirdiğini belirtti.
TTB Heyetinin üç aşamalı sınav konusunda ısrarı üzerine Sağlık Bakanı ile ara görüşme yapan Müsteşar Dr. Çıray, Bakanın ÖSYM ile bizzat görüşerek özellikle sınavın maliyeti konusunda çözüm arayacağını belirtti. TTB�nin diğer önerisinin benimsendiğini söyledi.
ÖSYM ile protokol imzalanması durumunda en erken üç ay içinde hazırlanabilecek Merkezi Mesleki Bilgi Sınavı�nın Kasım ayı sonunda, üçüncü aşamadaki jüri sınavının 1998 başında gerçekleşmesi mümkün.
*
Yönetmelik değişikliği hakkında yürütmeyi durdurma kararı
Bu görüşmenin ardından yeni bir gelişme oldu. Sağlık Bakanlığı�nın �şeflik sınavları için Merkezi Mesleki Bilgi Sınavı�nın bir kereye mahsus yapılmaması�şeklinde 22 Haziran günü yaptığı yönetmelik değişikliği hakkında Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Bu durumda hukuksal açıdan sınavın üç aşamalı olarak yapılması gerekiyor. Mevcut yasal kurallar Sağlık Bakanlığı�nı belli bir süre içinde sınav açmaya zorlamadığı için yine de sınavın ne zaman yapılacağı belli değil.
TTB kamuoyu yaratarak Sağlık Bakanlığı�nı bir an önce üç aşamalı bir sınavı gerçekleştirmeye zorlamayı hedefliyor.

GÜNDEM
KIZ ÖĞRENCİLERİN TIP FAKÜLTESİNE KABULÜNÜN 75. YILI
Sağlık Alanında Türk Kadını Simpozyumu
Prof. Dr. Nuran Yıldırım*
Kadınlarımızın sağlık alanındaki ilk mesleği ebeliktir. Ebelik eğitimi önceleri usta-çırak yöntemi ile yürütülürken zamanla cahil ve yetersiz ebeler yüzünden anne ve bebek ölümlerinin çoğalması yetkilileri harekete geçirmiş ve 1839 yılında yeniden yapılandırılan Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane�de bir �Ebe Sınıfı�açılarak ebelere buraya devam etme ve diploma alma mecburiyeti getirilmişti. Ancak bu elbette sadece İmparatorluğun payitahtı olan İstanbul için geçerliydi. Diğer vilayetlerde kadınlar yine usta-çırak yöntemi ile yetişmiş ebe kadınlar tarafından doğurtuluyordu.
Kadınlarımızın, Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane�de başlayan meslek sahibi olmak için sağlık eğitimi alma macerası, uzun yıllar sonra hemşirelik ile devam etmiştir. Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane�nin, orduya hekim yetiştirmek gayesiyle açıldığı gözönünde tutulursa buraya kız öğrenci almanın hiç gündeme gelmemiş olması yadırganmamalıdır. Ancak 1867�de açılan sivil tıp okulu, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye�ye de kız öğrenci kabulü düşünülmemiştir.
Tanzimat�tan sonra bu alandaki boşluk yabancılar tarafından doldurulmuş, İstanbul�da özellikle yabancı kadın jinekologlar ve diş hekimleri muayenehane açarak hasta kabul etmeye başlamıştı. 1917 yılında Sıhhiye Meclis-i Umumisi kadınların hekimlik yapmalarında dolayısıyla tıp fakültesinde okumalarında bir sakınca olmadığını açıklamıştı.
Kendilerine hekim olma yolunun açıldığını düşünen üç kız öğrenci, Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane�nin devamı olan İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi�ne kaydolmak için başvurdu. Ancak kabul edilmediler. İdealist kızlar hekim olabilmek için yurtdışına gitmeye başladı. Würzburg Tıp Fakültesi�ni bitiren Safiye Ali İstanbul�a geldi. Onu Almanya�da öğrenim gören Bedriye Bedri, Semiramis Ekrem ve İngiltere�de okuyan Hayrünnisa Hanımlar izledi.
İmparatorluk yıkılmış Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti kurulmuştu. Türk kızları kendi ülkesinde okuyup hekim olmak istiyordu. Kurumların yeniden yapılandırıldığı bu dönemde kızlar tıp eğitimi yapma hakkını elde ettiler. Eylül 1922�de Tıp Fakültesi�ne on kız öğrenci kaydoldu. 1927�de mezun olan altı öğrenci 1928�de stajlarını tamamladı.
Cumhuriyetin ilk kadın hekimleri; Dr. İffet Naim Onur (cerrahi), Dr. Suat Rasim Giz (cerrahi), Dr. Emine Sabiha Süleyman Sayın (pediatri), Dr. Fitnat Celal Taygun (cerrahi) ve Dr. Hamdiye Abdürrahim Rauf Maral (cilt hastalıkları, fiziksel tıp ve radyoterapi)uzman hekim olarak mesleklerini başarı ile icra etti. İlk mezunların en başarılısı Müfide Kazım oldu. 1943-1973 yılları arasındaki 30 yılda dersleri ve kitaplarıyla pek çok hekimin yetişmesinde emeği olan Prof. Dr. Müfide Kazım Küley İstanbul Tıp Fakültesiİç Hastalıkları Kliniği�nde gastroenteroloji seksiyonun da kurucusudur.
Türkiye�deki tıp fakülteleri mezunları incelendiğinde çoğunda ilk üç sırayı kızların paylaştığı görülür. Bugün artık; Sağlık Bakanlığı (Prof. Dr.Türkan Akyol), Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği - ISAPSBaşkanlığı (Prof. Dr. Güler Gürsu), İstanbul Dişhekimliği Fakültesi Dekanlığı (Prof. Dr. Altan Gülhan), Türk Tabipleri Birliği Başkanlığı (Dr. Füsun Sayek), İstanbul Dişhekimleri Odası Başkanlığı (Prof. Dr. Gülümser Koçak), İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdürlüğü (Prof. Dr. Sevil Atasoy), İstanbul Üniversitesi Sağlık Enstitüsü Müdürlüğü (Prof. Dr. Perihan Baslo) ile ebelik ve hemşirelik yüksekokulları müdürlükleri kadınlar tarafından başarı ile yürütülmektedir.
Kız öğrencilerin Tıp Fakültesi�ne kabulünün 75. yılında bu hakkı almak için mücadele edenleri anmanın gecikmiş bir görev olduğuna inanıyor, sağlık alanında yurdumuzdaki kadın potansiyelini tespit etmenin de bu alandaki öncü kadınlara ödenmesi gereken manevi bir borç olduğunu düşünüyoruz. Toplum, kadınlarımızın sağlık alanında neler başardığını hatırlamalı, nerelere geldiğini öğrenmelidir. Bu amaç birliği sonucu olarak, İstanbul Tabip Odası�nın önerimize sıcak yaklaşımı ve yakın işbirliği ile SAĞLIK ALANINDA TÜRK KADINI SİMPOZYUMU düzenlenmiştir. İstanbul Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı ve İstanbul Tabip Odası tarafından 13-14 Kasım 1997 tarihlerinde, İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı 1933 Reform Anfisinde gerçekleştirilecek simpozyumda şu konular ele alınacaktır:
1- Sağlık mesleklerinde (hekim, dişhekimi, eczacı, hemşire, ebe ve diğerleri)kadın, 2- Sağlık bilimlerinde ve eğitiminde kadın, 3- Sağlık alanında ilk ve öncü kadınlar.
* İTF Deontoloji ve Tıp Tarihi ABD
**
TTB Yaz Okulu Ankara�da yapıldı:�Şimdi okullu olduk�
Dr. Beyza Çelenligil, Dr. Özer Güvenç, Dr. Osman Öztürk
�Özlük haklarımız, ücretlerimiz, çalışma koşullarımız gün geçtikçe kötüleşiyor. TTB nerede?� �TTB�nin bu konudaki tavrı ne?� �Bütün bu olan bitene karşı TTBniçin birşey yapmıyor?�
Bu ve benzerleri sık karşılaştığımız sorular. Hekimler, gerek sağlık alanındaki gelişmeler, gerekse çalışma ve yaşam koşullarımızla ilgili olarak TTB�nin yeterince politika üretip tavır alamadığını düşünüyorlar. Oysa TTB�de ve Tabip Odalarında görev alanlar durumun böyle olmadığının farkındalar. Sağlık ekonomisinden tıbbi teknolojiye, kamu sağlık hizmetlerinin çökertilmesinden sağlık �reform�tasarılarına kadar bir dizi konuda çok değerli çalışmalar üretiliyor TTB bünyesinde.
Sadece 1997 yılında TTB-Merkez Konseyi�nce (MK) yayınlanan 3 rapor (�Sağlık Hizmetleri Sunumunda Hastaneler�, �Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitimi�, �TTB Kredilendirme Çalışmaları�) bile bu üretimin bir göstergesi. Gerek biçim gerekse içerik olarak yoğun ve titiz bir çabanın ürünü olan bu raporlar, akademisyenlerden gazetecilere kadar konuyla ilgili herkes için vazgeçilmez birer başvuru kaynağı.
TTB�de sağlık politikalarıyla ilgili yapılan çalışmalar ne yazık ki üyelere yeterince ulaştırılamıyor. Aslında TTB-MK de bu eksikliğin farkında. Bunu aşabilmek için gerekli örgütsel mekanizmaları kurmaya çalışıyor. Bu çalışmanın bir adımı olarak 4-9 Ağustos 1997 tarihleri arasında Ankara�da �Yaz Okulu�gerçekleştirildi.
13 Tabip Odası ve MK�den toplam 36 hekim katıldı Yaz Okulu�na. Bunca yıldan sonra yoğun, zahmetli ve yorucu altı gün geçirdik Ankara�da. Ama bir o kadar keyifli ve üretken günlerdi.
İlk hocamız Gazi Üniversitesi öğretim üyesi ve Türk-İş Araştırma Daire Başkanı Prof. Oğuz Oyan�dı. Hani şu hep işittiğimiz �Devlet ekonomide büyük yer tutuyor... Bu ülkeyi KİT�ler batırıyor... Enflasyonun nedeni kamu açıkları... Devlet küçülmeli, KİT�ler özelleştirilmeli...�sözleriyle başladı konuşmasına Oğuz Hoca. Sonra iki saat boyunca bütün bu iddiaların ne kadar büyük birer yalan olduğunu anlattı bize. Bilimsel verilere ve rakamlara dayanarak.
Kamu harcamalarının toplam ekonomi içindeki payı Avrupa�da ortalama %50, ABD�de %35 iken Türkiye�de sadece %29. Sağlık harcamaları için de tablo benzer şekilde. Avrupa�da toplam sağlık harcamalarının %75�i, ABD�de %45�i, Türkiye�de ise sadece %36�sı kamuya ait. Bu rakamlar sağlık ocaklarındaki yoksunluklardan hastanelerimizdeki malzeme eksikliğine kadar bir dizi olumsuzluğun temel nedeni aslında.
Türkiye bütçesinin %25�i, personel harcamalarına giderken %40�ı faiz ödemelerine gidiyormuş. Hekim ücretlerinin neden bu kadar düşük olduğunu da anlamış olduk böylece. Çalışma koşullarımızı düzeltebilmek için daha bir hayli mücadele etmemiz gerekecek anlaşılan.
İktisatçı hocamız. Dr. Sungur Savran sadece konuya hakimiyeti ile değil üslubu ve vücut diliyle de hepimizi etkiledi. Her zaman gözümüzü korkutan o karmaşık iktisadi olayları anlamamızı kolaylaştırdı.
Sungur Hoca sosyal devlete yönelik saldırıların ülkemizle sınırlı olmadığını anlattı bize. Süreç 1973�te Şili�de Pinochet yönetimiyle başlamıştı. �Şili Laboratuvarı�nda elde edilen sonuçlar diğer ülkelerde uygulanmaya başlamıştı. 1979�da İngiltere�de Thatcher, 1980�de Türkiye�de 24 Ocak Kararları, 1981�de ABD�de Reagan iktidarı. Hepsi aynı zincirin halkalarıydı. Birinciliği Şili�ye kaptırmış olsak da ABD�nin önüne geçmiştik neo-liberal politikalarda. Bu da az başarı sayılmazdı doğrusu. Özelleştirmenin uygulandığı bütün ülkelerde sağlık çalışanlarının hakları budanmak isteniyordu. Bu nedenle bugün Avrupa�da sağlıkçılar sendikal hareketin en aktif kesimlerinden birini oluşturuyordu.
Bir de etimolojik ayrıntı vardı Sungur Savran�ın anlattıklarında:Kriz, eski Yunanca�da (crisis)�karar anı�demekmiş. Yıllardır hekimliğin kriz içinde olduğundan bahsettiğimize göre karar anı gelmiş demek ki.
Merkez Konseyimizin emektar üyesi Dr. Ata Soyer sağlıkta özelleştirmenin gelişimini anlattı. Özel sağlık sektörüne akıtılan teşvikleri, vergi indirimlerini, kamu kaynaklarının rakamlarıyla sergiledi. Medyadaki �nezih� özel hastanelerle �sefalet içindeki�kamu hastaneleri görüntülerini açıklıyordu böylece.
Yaz Okulu�nun en heyecanlı dersi oldu, Akdeniz Üniversitesi�nden Halk Sağlığı Uzmanı Dr. İlker Belek�in anlattığı �Sağlığın Ekonomi Politiği�. Üç saatlik ders İlker Belek�e de bize de yetmedi. Meğerse bu konuda öğrenmemiz gereken ne kadar çok şey varmış:Sağlık finansman sistemleri; sağlık hizmetleri sunumu; sağlık göstergeleri; sosyal devlet-sağlık ilişkisi... vb.
Üç saatin yetmediği bir başka dersin hocası Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Semih Şemin�di. Derse sağlığı etkileyen faktörleri anlatarak başladı Hocamız:Yaşam koşulları ve stili %50, genetik %20, çevre koşulları %20, sağlık hizmetleri ise %10 etkiliyormuş insanların sağlığını.
Dr. Semih Şemin bu çerçeve içinde tıbbi teknolojinin yerini ve sağlık sistemleriyle ilişkisini anlattı. İlaç konusundaki geniş bilgilerini aktaracak zamanı ise ne yazık ki kalmadı.
TTB�nin halk sağlıkçılarından öğreneceklerimiz daha bitmemişti:Ege Üniversitesi�nden Prof. Dr. Gazanfer Aksakoğlu ve Dokuz Eylül Üniversitesi�nden Dr. Bülent Kılıç sağlığın tanımından başlayıp sağlık sisteminin değişik sınıflandırılma biçimlerine kadar bir dolu bilgi sundular.
Programda klasik derslerin dışında atölye çalışmalarına ve sınıf tartışmalarına da yer verilmişti. Yaz Okulu�nun bu bölümünün canlılığı görülmeye değerdi doğrusu. Sağlık çalışanları-sınıf ilişkileri; Türkiye�de öncelikli sağlık sorunları; kamu sağlık hizmetlerinin çökertilmesi ve seçenekler; TTBpolitikaları heyecanlı, ateşli ve dostça tartışıldı. �Aklın karamsarlığı, duyguların iyimserliği�tanımlamasını hatırladık nedense.
TTB�nin toplantı salonunda geçen altı gün boyunca derslere öylesine yoğunlaşmıştık ki dünyada olup bitenlerle ilgilenmez olmuştuk. Neyse ki TTB-MKbu durumu önceden hesaplamıştı. Altıncı gün Ertuğrul Kürkçü�nün �Dünya ve Türkiye:Nereye?�başlıklı sunumuyla kendimize geldik. Okul boyunca öğrendiklerimizin güncel olaylarla bağlantısını kurabildik böylece.
Yaz Okulu altı gün gibi kısa da sürse, öğrenci her zaman öğrencidir. Dersleri kırıp sinemaya gitmedik, ama ödevler ağır gelince boykot girişiminde bulunduk. Ne yazık ki karşımızda Dr. Ata Soyer gibi tecrübeli bir boykotçu bu sefer kurs sorumlusu olarak duruyordu. Girişimimiz hüsranla sonuçlandı.
Boykottaki başarısızlığımızın acısını, akşamları birlikte gittiğimiz eğlencelerde fazlasıyla çıkarttık. Yeni tanıştığımız meslektaşlarımızla saatler boyunca sıcacık sohbetler yaptık. Şimdi artık Adana�ya, Muğla�ya, Zonguldak�a, Adıyaman�a gittiğimizde görüşeceğimiz yeni dostlarımız oldu.
Ankara�ya giden her İstanbullu�nun dönüşte Yahya Kemal�i anması adettendir. Oysa bu sefer, MK�deki arkadaşlarımıza teşekkür edip ayrılırken, gönlümüz Ankara�da kaldı. Yıllık iznimizin bir haftasını Ankara gibi sahili olmayan bir şehirde geçirmekle ne kadar iyi yaptığımızı düşündük.
İstanbul�a döner dönmez de benzer bir okulu İTO�daki meslektaşlarımızla birlikte gerçekleştirmek üzere çalışmaya başladık. Yalnız bizim yapacağımız �Güz Okulu�olacak herhalde. Yakında haber veririz.
YAZ OKULU PROGRAMINDAN...
* Türkiye Ekonomisi, Sosyal Harcamalar ve Kamu Bütçesi - Oğuz Oyan
* Kamu Sağlık Hizmetlerinin Çökertilmesi ve Seçenekler (Tartışma) - Yönlendiriciler:Hüseyin Demirdizen, Eriş Bilaloğlu
* Yeni Dünya Düzeni ve Sosyal Devletin Çöküşü - Sungur Savran
* Özel Sağlık Sektörü Analizi ve Sağlıkta Özelleştirme (Tartışma)- Yönlendiriciler:Ata Soyer
* Tıbbi Teknoloji, İlaç - Semih Şemin
* Türkiye�de Öncelikli Sağlık Sorunları (Grup Çalışmaları)
* Sağlığın Ekonomi-Politiği, Sosyal Devlet-Sağlık İlişkisi, Sağlık Finansman Sistemleri - İlker Belek
* Sağlık Çalışanları-Sınıf İlişkileri, Sağlık Çalışanlarının Örgütlenmesi (Tartışma - (Yönlendiriciler:Tülin Öngen, Ata Soyer, Eriş Bilaloğlu, Özer Güvenç, Önder Ergönül
* Türkiye�de Sağlık Reformu Tartışmaları
* Sağlık Örgütlenme Modelleri - Gazanfer Aksakoğlu
* Dünya ve Türkiye:Nereye? - Ertuğrul Kürkçü
**
Hükümet programında sağlık ve sosyal güvenlik
HİÇBİRŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK İSE...
Dr. Kürşat Yıldız
Cumhuriyet�in kuruluş temellerini yıkmayı hedef alan siyasal ittifakın yıkılışının ardından ordu ve basının büyük bölümünün yanısıra kamuoyu desteğini de arkasına alan Mesut Yılmaz Hükümeti, bu rüzgarla güvenoyu almayı başardı.
Ancak, dış politika ve 8 yıllık kesintisiz eğitim bir yana bırakılırsa hükümet programının ana çizgileri, IMF ve Dünya Bankası tarafından çizilmiş son yılların bütün hükümetlerinkilerden önemli bir fark taşımıyor. Özelleştirmeyi öncelikleri arasına alan 55. hükümet, sağlık ve sosyal güvenlik alanında da �dış mihraklar�tarafından dikte ettirilen bir programı benimsemiş görünüyor. Bazı ayrıntılar hariç.
Hükümet programının sosyal güvenlik ve sağlıkla ilgili hedefleri bir saptama ile başlıyor:�Sosyal güvenlik sistemimizin içinde bulunduğu durumun ülkemizin en önemli sorunudur.�
Tespit doğru. Doğru ama, hükümetin neyi sorun ettiği belirsiz. Giderek azalan sigortalı sayısı nedeniyle, toplumun önemli bir kesiminin sosyal güvenlik şemsiyesi dışında kalması mı?SSKsağlık hizmetlerinin daha nitelikli, daha insancıl ve etkin bir hale getirilmesi mi?
Hayır. Hükümetimizin derdi, �sosyal güvenlik kurumlarının kamu borçları içindeki paylarının azaltılması�.
Hükümete göre �Sosyal güvenlik kuruluşları hizmet veremez hale gelmiş�.
Çözüm ne?�Sosyal güvenlik kuruluşları sağlıklı bir yapıya kavuşturulacak�, �Sosyal güvenlik sisteminde norm ve standart birliği sağlanacak�. Bu yuvarlak sözlerin hangi derde çare olacağı belirsiz.
�Sağlık sigortası ile emeklilik sigortası birbirinden ayrılması ile (Buraya kadar hedef açık ve net, gerisi Allah�a kalmış) ...tüm yurttaşların sağlık sigortasına kavuşturulması ve işsizlik sigortasının bir program dahilinde gerçekleştirilmesine bu bağlamda çaba gösterilecektir.�
�... bir program dahilinde�, �gerçekleştirilmesine ... çaba gösterilecek�dendiğine göre tüm yurttaşların sağlık güvencesi ve işsizlik sigortası konusunun niyetten öteye gidemeyeceği anlaşılıyor.
*
Temel sağlık için kaynak nerede?
�Sağlık sistemi; finansman, yönetim ve organizasyon, insangücü, hizmet arzı ve mevzuat boyutlarıyla yeniden düzenlenecek,�(Bugüne kadar anlatılan masallara devam edilecek), �...özel sektör ve yerel yönetimlerin sağlık sektörüne yatırımları teşvik edilecektir (Parası olan hastalar özel sektörden yararlanmaya devam edecek).
�Devlet bütün vatandaşlar için sağlık evi, sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı merkezleri ve verem savaş dispanserlerinin vermekte olduğu temel sağlık hizmetlerini daha geniş vatandaş kitlesine ulaştırarak bedelsiz olarak sunulmasını yaygınlaştıracaktır.�
Son yıllarda kaç sağlık ocağı, kaç sağlık evi yapıldığı ortada. Seçim zamanları dükkandan bozma binalarda yapılan açılış törenlerini saymazsak, 224 sayılı sosyalleştirme yasasının gerekli gördüğü altyapı yatırımları son 20 yılın bütün hükümetlerince ihmal edildi. Bu amaçla Dünya Bankası�ndan alınan kredilerin ne kadar yerinde kullanıldığı tartışmalı.
Halen sağlık ocakları en basit gereksinimlerini dahi vatandaştan para toplayarak karşılıyorlar. Yani temel sağlık hizmetleri, ana-çocuk sağlığı hizmetleri dahil paralı hale gelmiş durumda. Koruyucu sağlık hizmetlerinin en temeli olan aşı bile piyasa malı oldu. Hıfzısıhha Enstitüsü ise üretim iddiasından çoktan vazgeçti.
�...bedelsiz olarak sunulması yaygınlaştırılacak� olan temel sağlık hizmetleri zaten parasız verilmiyor. Hangi kaynakla, hangi önceliklerle bu politikanın uygulanacağı ise meçhul. Özel sektörü teşvik ederek mi?Dolaylı ve dolaysız vergilendirmelerle halktan toplanan paralarla mı?
*
Laik ve sosyal devlet
Şeriatçı tırmanış karşısında halkın büyük kısmının desteğini alarak iktidara gelen hükümet, bindiği dalı kesiyor. �Cumhuriyet Hükümeti�nin halkın en temel beklentilerine yanıt veremediği durumda şeriatın kaynaklarının kurumasını beklemek ne kadar gerçekçi?
SSK�yı körelterek, sağlık hizmetlerini özel sektör ve belediyelere havale ederek sorunların üstesinden gelmek mümkün değil. Hükümetin dağarcığında, sağlık ve sosyal güvenlik konusunda daha önceki hükümetlerin reform masallarından başka birşey olmadığı anlaşılıyor.
Oysa halk artık rahat bir nefes almak istiyor. Sadece Cumhuriyetimizin temel kazanımlarını hedef alan irtica bakımından değil. Yine Cumhuriyet�in önemli iddialarından olan sağlık ve sosyal güvenlik bakımından da.
*
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ise;
1- Sağlık Bakanlığı ve SSK�nın para ve insangücü olanaklarını partizan amaçlar uğruna kullanan şeriatçı, ırkçı kadrolar dağıtılmalıdır.
2- Özel sektör teşvik edilirken haksız rekabete uğratılan, kamu sağlık kurumlarının idari, mali ve bilimsel özerkliği için gerekli yasal değişiklikler hemen yapılmalıdır.
3- Kamu sağlık kurumlarının yöneticilerinin seçiminde nüfuz kulanımına son verilmeli, kurumlarının gereksinimleri gözönünde tutulmalı, kurumların kendi yöneticilerini belirlemede söz hakkı olmalıdır.
4- Kamu sağlık kurumlarının kaynaklarını kullanarak gelişen vakıflar kapatılmalı, mal varlıkları kamu kurumlarına devredilmelidir.
5- Kamu sağlık kurumlarının modernizasyonu için bütçeden sağlam kaynaklar ayrılmalıdır.
6- Sağlık ve sosyal güvenlik alanında uzun vadeli bir insangücü politikası, meslek örgütleri ve sendikaların katılımıyla belirlenmelidir.
7- Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi lafta kalmamalı. Sağlık ocakları, verem savaş dispanserleri, SSKdispanserleri altyapı, insangücü ve maddi kaynaklar bakımından desteklenmelidir.
8- Tedavi hizmetlerini sınırsız teşvik eden, denetimsiz teknoloji kullanımı ile sağlığa ayrılan kaynakları piyasanın hakimiyetine veren politikalar terk edilmelidir.
**
�SAĞLIK VE TIP� SAYFASI 1. YIL KOKTEYLİ
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti�nin yayınladığı günlük �Bizim Gazete�de İstanbul Tabip Odası�nca hazırlanan ve Türkiye�de ilk kez gerçekleştirilen haftalık �Sağlık-Tıp� sayfasının birinci yıldönümü 25 Eylül�de Divanyolu�ndaki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti�ne ait Basın Müzesi�nde bir sergi ve kokteylle kutlandı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti�yle birlikte İstanbul Tabip Odası Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği�nin ortaklaşa düzenlediği toplantıya söz konusu örgütlerin başkanları başta olmak üzere yüze yakın davetli katıldı. Davetliler arasında Veteriner Odası Başkanı Prof. Dr. Tahsil Yeşildere ve Eczacı Odası Başkanı Ecz. Mustafa Turunç, Diş Hekimleri Odası Yönetim Kurulu üyeleri, İlaç ve Eczacılık İşverenleri Sendikası�yla birlikte çok sayıda ilaç firması temsilcisi de bulunuyordu. Panolara asılarak sergilenen; bir yıl içinde yayınlanan �Sağlık ve Tıp� sayfaları ilgi ile izlendi. Sayfaların birer örneği, Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği tarafından küçültülüp ciltlenerek özellikle dernek üyesi gazetecilere dağıtıldı.
Kokteyl sırasında kısa bir sunuş konuşması yapan Cemiyet Başkanı Nail Güreli Bizim Gazete�nin herkesin ve özellikle de sivil toplum kuruluşlarının bir yayını olduğu bir kere daha vurgulayarak, herkesin bu gazeteye sahip çıkması gerektiğini söyledi.
Sergiyi gezen davetliler, mezelerin sunulduğu küçük masaların çevresinde derin tartışmalarda bulunarak geceyi renklendirdiler. Özellikle sağlık habercileri her zaman olduğu gibi eksiksiz bir şekilde gelerek toplantının hem davetlisi oldular hem de habercilik görevlerini yaptılar.
Herkesin �nice yıllara�diyerek kutladığı çalışma grubu üyeleri Dr. Mustafa Sütlaş ve Dr. İlhan Özel, sayfayı bilgisayar ortamında basıma hazır getiren sayfa sekreteri ve gazetenin yayın yönetmenleriyle birlikte gecenin en mutlu kişileri olarak gözlendiler.
TTB MERKEZ KONSEYİ BAŞKANI DR. FÜSUN SAYEK�İN MESAJI:
�Bizim Gazete�de sağlık ve tıp sayfası yapılmasına karar verenlerden, her hafta çıkmasına emek katanlara kadar, herkesin eline sağlık.
Gelişerek devam etmesi düşüncesiyle çalışmalarınızda başarılar dileriz.�
SAYFA ÇALIŞMA GRUBU ÜYESİ DR. MUSTAFA SÜTLAŞ:
�Ortaya bir iddia atılmıştı. Doğru olduğunu düşünüyorduk. Tek bir yolu vardı �doğruyu� yaparak iddiayı gerçek kılmak. Bunu başardığımızı düşünüyoruz. Yaptıklarımızda pek çok eksik olabilir. Bu bir �ilk�tir. Eksikler tamamlanarak daha mükemmel, daha doyurucu bir sayfa yapılabilir. Ancak bizim için asıl önemli olan başkalarının da bu iddiayı gerçekleştirme çabalarına girmeleri açısından bir örnek oluşturmaktı. Bunu yapıp yapamadığımızı zaman gösterecek.
Hepimizin gerçek bir gazeteye gereksinimimiz var. Ne yazık ki �holding medyası�nın böyle bir derdi yok. Toplum olarak kendimize bağımsız ve gerçekleri aktaran yollar, medyalar bulmak yaratmak zorundayız. Biçimiyle ve tarzıyla Bizim Gazete böyle bir gazete. Hep birlikte onu �bizim�gazete yapalım.�
**
�Siyanürlü Altın�a Karşı Dur�Eylem Çalışma Grubu
Dr. Mustafa Sütlaş
Odamızın da içinde bulunduğu İstanbul Meslek Odaları Koordinasyonu�nun aldığı bir karar uyarınca oda temsilcileri olarak �Bergama�ve �siyanürle altın aranmasına�karşı olma temelinde bir araya geldik. Ancak bu biraraya gelişi �Bergama�lıların istemine uygun olarak genişlettik. Aramıza başta kamu çalışanları sendikaları olmak üzere, sendika temsilcilerini ve çevre konusunda duyarlı olan, çevre temelinde örgütlenmiş olanlar dahil tüm demokratik kitle örgütlerini kattık. İyi de yapmışız. Çünkü bu örgütler ve onların üyelerinin bu konudaki duyarlılıklarını gösterme konusunda bir arayış içinde oldukları halde bunu gerçekleştirmemiş oldukları ortaya çıktı. Onu biz sağlamış olduk.
İstanbul Elektrik Mühendisleri Odası�nda yapılan bu toplantıya katılım ve toplantının seyri, katılan örgütlerin samimiyetlerini ve ciddiyetlerini göstermiş oldu. Bu toplantının ürünü bir sonraki toplantının tarihi yanında, bir basın açıklaması oldu.
14 Ağustos 1997�de yaptığımız basın açıklamasında; �GELECEĞİMİZİ KİRLETMELERİNE İZİN VERMEYELİM�dedikten sonra; �Ülkemiz zehirli atık havuzları ile dolmadan, doğal dokusu en zengin yörelerimiz yokolmadan, insanlarımız açlığa mahkum edilmeden, ülkemiz çölleştirilmeden, ülkemizde yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan her insanın, hayvanın, bitkinin, kısacası dünyayı dünya eden ve canlıların soyları tükenmeden bu soruna sahip çıkalım ve EUROGOLD�u ve benzeri çok uluslu emperyalist tekelleri toprağımızdan söküp atalım. Siyanürlüaltına karşı mücadeleyi yalnız Bergama ve Bergamalıların sorunu olarak görmüyoruz. Sorunun değil çözümün, felaketin değil, iyileşmenin bir parçası olma isteğimizle; doğaya, insana ve yaşam hakkına saygı duyan insanlar ve onların örgütleri olarak, başta aydın olma sıfatımızın verdiği zorunlulukla bu haklı mücadele içinde Bergama Halkı�nın yanında olduğumuzu ve bundan sonra da olacağımızı tüm kamuoyuna duyuruyor, başta yetki ve sorumluluk taşıyanlar olmak üzere ülkemizin tüm insanlarını aklın, bilimin, hakkın ve hukukun gereklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Gücümüz haklılığımızdan, zaferimiz birlikteliğimizden kaynaklanmaktadır� demiştik.
Basın açıklamasını izleyen çalışma grubunun ikinci toplantısında birlikte yapacaklarımızı kararlaştırdık.
13 Eylül Cumartesi günü Gümüşsuyu�nda Alman Başkonsolosluğu önündeydik. Oldukça kalabalıktık. Çalışma grubunda yer alan hemen her örgütten insanlar ve temsilciler orada toplanmıştı. Yaklaşık 100 kişi kadardık. Neredeyse bizim kadar da basın ve medya temsilcisi vardı. Önce Bergamayla ilgili olarak basında yer alan yazıların fotokopilerinin yeraldığı altı metre uzunluğunda ve bir metre gerişliğindeki bir fotokopi posterini grubun önüne astık. Daha sonra üzerinde EUROGOLD�un ortağı olan ulusların bayraklarının yeraldığı ve �GELECEĞİMİZİKİRLETMELERİNEİZİNVERMEYECEĞİZ!�yazılı pankartımızı Alman konsolosluğu önünde açtık. Pankartın arkasında saf tutarak basın açıklamamızı yaptık.
Şöyle dedik:
�Bizler, ülkemiz ve insanlarını yok edecek kadar çok önemli ve tehlikeli bir felakete götüren, EUROGOLD, COMINCO, TUPRAG ve benzeri çok uluslu emperyalist altın tekellerine karşı Bergama�da simgeleşen direnişin destekçisi ve katılımcısı olma yolundaki karar ve kararlılığımızı;
�GELECEĞİMİZİ KİRLETMELERİNE İZİN VERMEYECEĞİZ!�diyerek, kamuoyuna duyuran, İSTANBUL�da örgütlenmiş demokratik kitle ve meslek örgütleri ile sendikalar olarak 2. basın açıklamamızı bugün burada yapıyor ve gelecekte yapacağımız çalışmalar ile eylem programımızı duyuruyoruz.
Bizler bunu burada, yani Alman Başkonsolosluğu önünde açıklamayı uygun gördük. Çünkü Avrupa Birliği�ni yaratarak ABD�den sonra ikinci bir güç merkezi olarak, gerçek bir çok uluslu emperyalist egemenlik biçimi oluşturan Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, söylemlerinde dünyanın barış içinde yaşanabilir bir halde muhafaza edilmesini ifade etseler de, yaşadığımız Bergama gerçeği bunun böyle olmadığını ortaya koyuyor. ATve benzeri birlikler insanı ve kendi toplumlarını tehdit eden siyanürle altın aramak gibi yöntemleri, kendilerinden olmayan ülkelere daha kolay dayatmak ve gerçekleştirmek için oluşturulmuştur.
Onlar kendi çıkarları ve istemleri uğruna ülkemizdeki işbirlikçilerinden de yararlanarak bizim yaşam alanımızı yok etmeye uğraşmaktadırlar. İşte bu emperyalist ilişkiyi açıkça ortaya koymak, Alman siyanür üreticisi ve Eurogold�a siyanür satacak olan Alman DEGUSSAşirketini teşhir etmek ve gerçekleri bir kez daha haykırmak için buradayız.
Haykırıyoruz:
Bu ülke bizim... Bu ağaçlar bizim... Bu ülkenin sahipleri bizleriz...
Her birimiz ülkemizin bir parçasını simgeliyoruz...
Bu parçaların her birine onlar birer �hançer saplamak�istiyorlar...
Haykırıyoruz: İZİN VERMEYECEĞİZ...
Burası bizim, her karışıyla bizim ve biz bu ülkenin her yerini bir Bergama, herkesi de birer Bergamalı olmaya çağırıyoruz.
Biz bugün de çevreyi ve yaşamı yok edecek onlarca çok uluslu maden arama şirketlerine ve onların simgesi halindeki Eurogold�a�DUR�diyoruz ve �DUR� diyeceğiz.
Çok uluslu emperyalist altın tekelleri çalışmalarını sürdürdükçe, yöneticilerimiz onlara ruhsat ve izin verdikçe, göz yumdukça, vatan toprağını bir kaç dolar için sattıkça bizler de �DUR� demeye devam edeceğiz, ve DURDURACAĞIZ...!�
Ne yapacağız, nasıl yapacağız?
�Siyanürlü Altın�a Karşı Dur�Eylem Grubu olarak neleri-nasıl yapacağımızı şöylece duyurduk:
* Bergama ve altın gerçeğini anlatan bildirileri toplu olarak bir şenlik havasında, Taksim, Bakırköy, Kadıköy gibi şehrimizin büyük alanlarında dağıtacağız.
* Aynı konuda bir el kitabı hazırlayacağız ve bunu her yol ve olanaktan yararlanarak ülkemizin ulaşabildiğimiz her yerinde ve bu gerçekle yüzyüze yaşayan insanlarına ulaştıracağız.
* Mücadelemizi ortaya koyan ve insanları tepki göstermeye çağıran bir afişi her yere asacağız.
* Altın madeni aranan her yere gidilerek, �vatanın bağrına saplanmış hançerleri� göstermeye ve gücümüzün yettiğince yöre insanlarıyla birlikte söküp atmaya çalışacağız.
* Siyasi partiler ile yetkili tüm kurum ve kuruluşlara bu ulusal felaket için ne düşündüklerini ve ne yapacaklarını sorarak, verecekleri yanıtları kamuoyuna açıklayacağız. Gerçek vatanseverlerle, gerçek yurtseverlerle, vatanı satanların kimler olduğunu halkımıza ve dünyaya anlatacağız.
* Ulaşabildiğimiz her platformda bu konuyu anlatacak, açıklayacak, ülkemiz insanlarının gerçekleri görmesini ve bilmesini, sonra da mücadelemize katılmasını sağlayacağız.
Kararlarımız ve kararlılığımız, Bergamalıların yalnız kalmayacaklarını göstermesi açısından oldukça önemliydi. Bir kısım medya yaptıkları çekimlere karşın yayınlarında bu eylemimize yer vermediler.
Gerçekten de sıcak eylemler ve eylemlilikler; �sapla samanı ayırmaya, gerçek vatanseverlerle, gerçek yurtseverlerle, vatanı satanların kimler olduğunu halka anlatmaya� yarıyordu.
**
Megaşehir Geocities�de komşu olabiliriz
Dr. Nevit Dilmaghanian
Gerçekten bedava mı?Geocities�i kim kurmuş?Bunu niye yapıyorlar?Sayfama istediğimi koyabilir miyim?
Çok fazla soru soruyorsunuz. Ama madem sordunuz cevaplayalım. Web üzerinde içerikten zengin ve adresi kolay ezberlenen bir yerin rağbet göreceğini düşünen bir grup, Geocities�i oluşturmuş. Geocities, herkese tutku ve düşüncelerini dünya ile paylaşma fırsatı vermektedir. Geocities sayfalarında borsa haberlerinden yemek tariflerine kadar değişen değişik yelpazelerde sayfalar görmek mümkün. Orijinal ve yaratıcı düşüncelerini ifade etmek üzere fırsat arayanlar için Geocities büyük bir fırsat. Geocities ilginç bir yer. Gelin diyor, size ücretsiz bir sayfa verelim. Başlangıçta herkes gibi ben de şüphelendim. Mutlaka işin içinde bir iş vardır. Bana durup dururken niçin sayfa versinler?Her halde bir yerlerde para isterler. Veya işi yarıda bırakırlar. Şüphelerim yersiz çıktı. Geocities�in kuralları var, sınırları var, ama vaadettikleri doğru. Geocities, ilginç içerikler oluşturacakları varsayımı ile başvuru üzerine 2MBhardisk kullanım alanı vermektedir.
http://www.geocities.com/Athens/9999 adresinde oturan Bob Arrington 2000 yılına kadar Geocities�de bulunan tüm sayfaları ziyaret etmek amacı ile işe başlamış. Sakinlerin sayısı 850.000 rakamını geçince bu amacından vazgeçmiş. Geocities sağladığı hizmet karşılığında Geocities tüm sayfalarda ana sayfasına bir link talep etmektedir. Sayfaların ticari değil kişisel olmasını bekliyorlar. Ticari hizmet satın almak isteyenler için başka olanaklar sunuyorlar. Geocities ayrıca çıplak ve pornografik sayfalar ve bu sayfalara yönlendirme yapan sayfaları ciddi şekilde yasaklıyor. Bu kurallara katlanırım diyorsanız kendi sitenizi kurmaya hazırsanız, Geocities başvurunuzu beklemektedir. Geocities ayrıca bu teklifin şimdilik geçerli olduğunu söylüyor. Başvuranları yeni ufuklar bekliyor.
Geocities sakinleri kendi yaşadıkları semti kendileri seçerler. Hangi semtte kimlerin yaşadığını görmek istiyorsanız http:66www.geocities.com/homestead/home dir.html sayfasına bakmanız gerekiyor.
Area51:Bilim kurgu, Baja:Dört tekerlekliler, macera, Broadway:Gösteri sanatları, Enchanted forest:Çocuklara ve çocuklar için, Fashion Avenue:Moda ve Güzellik, Hot Spring:Sağlık, Napa Valley:Yemek, Şarap, Rain Forest:Çevre, SiliconValley:Yazılım, donanım, programlama, Vienna:Klasik Sanat, Yosemite:Doğa Sporları...
Bölgedeki evler dolunca, semtte değişik mahalleler yaratılıyor. Sizin öncelikle yapmanız gereken, kendiniz için uygun semt ve mahalleyi seçmektir. Sonra yaşayacağınız semtte boş evleri aramanız gerekir. Boş bir ev bulursanız üzerine tıklayın. Ev boş ise karşınıza Geocities başvuru formu çıkacaktır. Ev dolu ise ev sahibinin ana sayfasını göreceksiniz. Başvuru formunu doldururken, istiyorsanız ilgi alanı doldurarak ikinci bir e-mail adresi sahibi olabilirsiniz. Başvuru formunuzu Netscape�in web arayüzü ile gönderebilirsiniz. (Sadece Netscape) Bundan sonrası kullanıcı adı ve şifrenizin gelmesini beklemek ve taşınma aşamalarıdır.
Geocities�in amaçlarından biri de insanların internet hakkındaki bilgisini arttırmaktır. Gerçekten de Geocities�de çok şey öğrenebilirsiniz.
Eve taşınmanın en kolay yolu, kendi bilgisayarınızda hazırlayıp test ettiğiniz sitenizi Geocities�e göndermek. Dosyaları Upload etmek için FTPözelliği olan bir browser veya http://www.tucows.com veya Geocities�ten elde edebileceğiniz Ipswitch�in WS_FTPveya başka bir Freeware FTPprogramını kullanabilirsiniz. Giriş sayfanız mutlaka index.html olarak adlandırılmalı. (indeks.htm çalışmayacaktır.)
Dosya isimlerinde büyük-küçük harf ayırdedildiğinden bu konuya dikkat etmelisiniz.
Başvuru yaklaşık 2 dakika, dosyalarınızı upload etmek yaklaşık 10 dakika, biraz da işler uzadı diyelim, yarım saat içinde kendi siteniz hazır.
Daha sonra dosyalarınızı düzenlemek için Geocities�in dosya yöneticisini kullanabilirsiniz. Bu araçla en fazla 5 dosya upload edilebilir. Advanced HTMLEditor.
**
tövbeestağfurullah!
(Türkiye Gazetesi�nden)
Sual:Hastalanınca, etkisi kesin olan ilâçları kullanmamak günah mıdır? Cevap:Elbette günâhtır. Ba�zı ilâçların, meselâ antibiyotiklerin ve sülfamidlerin bakterilere karşı te�sîri; ekmeğin açlığı, suyun susuzluğu gidermesi gibidir. Yangını su ile söndürmek de böyledir. Te�sîri kesin olan bunun gibi ilâçları kullanmamak tevekkül değil, ahmaklıktır. harâmdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Her hastalığın ilâcı vardır. Yalnız ölüme çâre yoktur.)[Taberânî]
Hz. Mûsâ, hastalanınca, (İlâçsız da Allahü teâlâ şifâ verir)diyerek ilâç kullanmadı. Allahü teâlâ (İlâç kullanmazsan şifâ ihsan etmem)buyurdu. İlâcı kullanınca iyi oldu. Fakat sebebini merâk etti. Allahü teâlâ, (Tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun?İlâçlara te�sîr veren kimdir?Elbette te�sîrleri yaratan benim)buyurdu. (K. Saâdet)
Doktora gitmeli, ilâç kullanmalıdır. Fakat, şifâyı doktor ve ilâçtan değil Allahü teâlâdan beklemelidir. Kur�ân-ı kerîmde buyuruldu ki:(Îmânınız varsa, Allahü teâlâya tevekkül ediniz!)[Mâide 23]
İlâç almak, âyeti kerîme ve duâ okumak ve yanında taşımak, insanın ömrünü uzatmaz, ölüme mâni olmaz, eceli geciktirmez. Ömrü olanların dertlerini, ağrılarını giderip, sıhhatli, rahat ve neş�eli yaşamasına sebep olur. İlâç kullanıp da iyi olmıyan, ameliyat masasında ölen az değildir. Bu bakımdan, ilâca, doktora değil, Allaha güvenmelidir. Allahü teâlâya güvenen müslüman da, dînimizin emrine uyarak doktora gidip ilâç kullanır.
*
Doktora da günâh vardır
Şişli�den G. Hanım�ın suâllerine cevap:1- (Doktora günah olmaz) demek çok yanlıştır. Bir doktor, bir kadını muayene ederken ihtiyâçtan fazla yer açarsa, 5 dakikada muayene etmesi mümkün iken, daha fazla uzatırsa günâh olur.
2- Mecbûr kalmadıkça, zarûret olmadıkça, kadın, erkek doktora muayene olmamalı, kadın doktora gitmelidir. Kadın doktor bulunmazsa ve hastalık tehlikeli veya çok ağrılı ise, (Zarûretler harâmları mubâh kılar)hükmüne uyularak nisâiye mütehassısı erkeğe de gidebilir.
3- Bir hastanede, dahiliyeci olarak hem kadın hem de erkek varsa, hastaya tercih imkânı verilmelidir. Mecburiyet olunca, erkek doktor, kadını muâyene ederken ihtiyâç miktarı kadar yer açmalıdır. İhtiyâçtan fazla açarsa günâh olur. Meselâ tansiyonunu ölçerken, bluz üzerinden de ölçme imkânı varsa, kolunu açması günâh olur.
4- Doktorun, ihtiyâçtan fazla muâyene etmesi gibi, ihtiyâç miktarından fazla konuşması da uygun değildir. Müslüman doktor, her zaman ciddiyetini muhafaza etmeli, günâh olacak iş ve hareketlerden sakınmalıdır! Tanıdık bir göz doktoru, (Bilgisayarla bakınca, ba�zı hastalıkları ve göz kusûrlarını hemen anlıyoruz. Fakat hasta, �benimle fazla ilgilenmedi�demesin diye, birkaç defa aynı işlemi tekrarlıyoruz)dedi. Günâh olmadığı için böyle istisnalar olabilir.
5- Kadınların birbirlerine avret yeri, erkeğin erkeğe avret yeri gibidir. Erkek, erkeğin; kadın da, kadının göbek ile diz arasına bakamaz. Meselâ üroloji doktoru, bir erkeğin belden aşağısını soyup bakamaz. Bir bez koyup eli ile kontrol eder. Göz ile de bakması gerekiyorsa, bezin bir kenarını ihtiyâç kadar açıp bakar. Kadın doktor da, bir kadını böyle bir bez örterek muâyene eder. Kadın kadına zarar olmaz demek yanlıştır. Çünkü kadının da diz ile göbek arasına bakması haramdır.
6- Gayrı müslim ve mürted kadınların, müslüman kadınlara bakması, ya�ni müslüman kadınların bunlara görünmeleri, yabancı erkeklere görünmeleri gibi olup, üç mezhebde de harâmdır. Bunlar müslüman kadınların bedenine bakamazlar. Hanbelî mezhebinde câizdir. Bunlara muâyene olmak mecburiyetinde kalındığında, Hanbelî mezhebi taklîd edilirse, ya�ni (Hanbelî�ye uydum)denirse günâhtan kurtulmuş olunur. Şifâ için, özel kaplıcaya gidemiyen hasta da, umûmî kaplıcaya gidince, avret yeri açık olan varsa, Hanbelî mezhebini taklîd etmelidir.
7- İnsan parçasını zarûretsiz kullanmak ve kadın sütünü içmek harâmdır. Nihâye, Hâniyye ve Tezhîb kitaplarında deniyor ki:
Tabîb-i müslim-i hâzık [Müslüman ve mütehassıs doktor] şifâ vereceğini ve başka ilâç olmadığını söyleyince hastanın kan içmesi, leş yemesi câizdir. Hele ölümden kurtulmak için sözbirliği ile helâl olur. (R. Muhtâr c.5, s.249)
Müslüman, mütehassıs tabîb, kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini ve başka ilâç olmadığını söylerse, hastanın kadın sütü içmesi câiz olur. (İ.Hümâm-Feth-ul Kadîr)
Görüldüğü gibi kadın sütü içmek, zarûret olunca câiz olmaktadır. Bu bakımdan damara kan verilmesinin de câiz olduğunu, Şeyh Tâhir-üz-Zâvi, (Hedy-ül islâmi)de bildirmiştir. Kan ve organ naklinin câiz olmadığını söyliyenler, tamamen mesnetsizdir. n
**
KAN MERKEZLERİ TRANSFÜZYON DERNEĞİ�NDEN
Dr. Erhun Merdanoğulları*
Dernek merkezimize geç ulaşmakla birlikte, güncelliği ve önemi devam eden yazının sahibi Dr. Sulhi Ayvazoğlu�na ve bu yazı için bizlerden görüş isteyen İstanbul Tabip Odası�na teşekkür ederiz.
Kan merkezleriyle ilgili çok sorunlar olduğu ve acil çözümler üretilmesi gerektiği dernek tüzüğümüzün ana maddelerinde yer almakta ve kurulma amacımızı oluşturmaktadır. Sayın Dr. Sulhi Ayvazoğlu da yazısında sorunların bir kısmına işaret etmiş ve kendi önerilerini sunmuştur. Bu yazının biraz genişletilmesinin okuyucuya yarar sağlıyacağı inancındayız.
Ülkemizde kan toplama açısından Kızılay ilk sıradadır. Ayrıca hastanelerimizde bulunan kan bankaları büyük oranlarda kan almakta ve işleyerek kliniklerden gelen istemlere cevap vermektedir (Tablo 1). Derneğimiz dağınık olan mevcut kan merkezleri yapılanmasının sakıncaları olduğu görüşündedir. Her il bazında santral büyük bir veya iki kan merkezinin kurularak, diğer hastanelerin kan ihtiyacının bu merkezlerden sağlanmasının standardizasyon, ücretlendirme, denetim, eğitim, haberleşme, donör kazanma, verimli ve eğitimli personel kullanımı gibi önemli konulara çözüm olacağı bir gerçektir. Ayrıca hastanelerde bulunan kan bankalarının iş yükü azalacak ve transfüzyon konusunda daha aktif çalışabileceklerdir. İstanbul için bir örnek vermek gerekirse iki yakada kurulacak büyük kan merkezleri sorunları minimuma indirecektir. Derneğimizin bu konuyla ilgili (proje bazında)çalışmaları devam etmektedir (Tablo 2).
Yazıda geçen bir önemli nokta HIV ve Hepatit Bvirüsleriyle ilgilidir. Sanıldığının aksine bu ajanların en sık bulaşma şekli kan transfüzyonlarıyla değildir. Tüm transfüzyonlar içinde HBV�ye bağlı post transfüzyon hepatit oranı %0.3-1.7�dir. HIViçin transfüzyon ile geçiş ise AntiHIV-1 negatif bulunmuş kan nakillerinde 1/38.000 - 1/225.000�dir. Toplumumuzda HCV pozitifliği %0.3-1.5 olsa da transfüzyona bağlı HCVgeçişi sanıldığının aksine çok daha önemlidir. Bu nedenle ülkemizde kan merkezlerinde HCVtaraması 1996 yılının başında zorunlu tarama testleri arasına girmiştir. Türkiye�de kan torbalarında bakılması zorunlu olan testler şunlardır:1- AntiHIV-1, 2- Hbs Ag, 3- AntiHCV, 4- Sifiliz, 5- Sıtma (Tablo 3).
Dünyadan örnekler Tablo 4�de özetlenmeye çalışılmıştır.
Testlerin negatif olduğu ancak kişinin enfeksiyonu bulaştırabildiği �pencere dönemleri�nedeniyle 1996 yılından itibaren kan bağışı öncesi donörle doldurtulan �donör sorgulama formları�nın özenle incelenmesi ve klinik muayenede doktor görüşü önemlidir. Gönüllü donörlerin kazanılması ve bu kişilerin uzun süreli takibi görüşüne katılmamak mümkün değildir. Ancak ülkemizdeki mevcut kan bankalarının altyapıları �gönüllü donör kazanma programları�için henüz hazır değildir.
Paralı donasyon ise 1948 yılında 17. Uluslararası Red Cross Societies toplantısında kabul görmemiş, en idealinin gönüllü donasyon olacağı kabul edilmiştir. Paralı donorasyonun sakıncaları ise şöyle özetlenmiştir:
Gönüllüler hastalıklarını daha az gizlerler, paralı donörlerde (ihtiyaçtan ötürü sık donorasyon yaptıkları için)anemi gelişmektedir, genellikle paralı donörler ilaç ya da alkol bağımlılarından oluşmaktadır. Bu vericiler fakir kesimlerden olduğundan sıklıkla hastalıklı ve beslenme bozukluğu ya da protein açığı olan kişilerden oluşmaktadır.
Sayın Dr. Sulhi Ayvazoğlu�nun yazısından alıntılar yaparak açmaya çalıştığımız kan bankacılığı konusu ve sorunları çok daha büyüktür. Bu nedenle 2 yıllık bir geçmişi olmasına karşılık yoğun çalışma temposuyla derneğimiz büyük mesafeler kat etmesine rağmen yapılacak çok iş vardır. Derneğimiz çalışmaları ve kan bankacılığıyla ilgili her sorunuz için ayrıntılı bilgiyi her gün çalışma saatleri içinde dernek merkezinden elde edebilirsiniz. (Tel:0 216 414 44 17)
Kaynak:Bu yazıyı hazırlarken 17-21 Mart 1997 tarihinde Adana-Mersin�de Sağlık Bakanlığı, Çukurova Üniversitesi ve Derneğimiz işbirliğiyle gerçekleşmiş olan 1. Ulusal Kan Merkezleri ve Transfüzyon Kursu�nun seminer notlarını içeren kitaptan alıntılar yapılmıştır. n
* Kan Merkezleri ve Transfüzyon Derneği Genel Sekreteri
**
Dr. Sulhi Ayvazoğlu�nun �Kan Nakli�ile ilgili yazısını görüşlerini almak üzere Kan Merkezleri Transfüzyon Derneği�ne ilettik. Aldığımız yanıtı Dr. Ayvazoğlu�nun mektubu ile birlikte sunuyoruz:
AIDS VE KAN NAKLİ ÜZERİNDEKİ DÜŞÜNCELERİM
Dr. Med. S. Sulhi Ayvazoğlu
Aids hastalığının yurdumuzda artık tehlikeli bir döneme girdiği şu zamanda önemli bir noktaya parmak basmakta yarar görmekteyim.
Aids hastalığı hakkında şu kadarını bilmekteyiz ki, bu hastalığın insandan insana geçiş şekli belirli şartlar altında fakat her şeyden önce kan yolu ile olmaktadır. Hastalığa yakalanan ise kendini bir anda ruh ve beden çöküntüsü içerisinde bulmakta ve bu hal iki nedenle oluşmaktadır:
Birincisi hastalığın tedavisi yok denecek kadar güçlüğü, direncinin gittikçe azalması sonucu vücudunun her türlü hastalıkların kolayca yerleşebilmesine uygun bir vasat teşkil etmesi. İkincisi ise eskiden cüzzam hastalığında olduğu gibi hastanın toplum tarafından itilmesi.
Kan nakillerinde kullanılan kanlar bizde Kızılay�a bağlı kan bankalarında hazırlanmakta olup, bu kanlar üzerinde gerekli her türlü tıbbi laboratuar muayene ve kontrolları titizlikle yapılmaktadır. Fakat ne varki buna rağmen çok nadir de olsa kalp, göğüs ve benzeri gibi rizikolu zor ameliyatlar başarı ile sonuçlandıktan 2-3 ay sonra ameliyat esnasında yapılan kan nakli nedeni ile bir B-Hepatitis ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalığın ise hele ameliyat geçirmiş bir kimsedeki seyri ve inzarının ne kadar ağır olduğu bilinen bir gerçektir.
Radyo ve televizyonlarda zaman zaman duyduğumuz �Dikkat dikkat, ... hastanesinde yatmakta olan bir hasta için ... grubu kana ihtiyaç vardır. Kan vermek isteyenlerin Kızılay Kan Merkezine başvurmaları rica olunur�şeklindeki anonslar ilk anda kulağa çok insancıl gelmekte ise de, aslında sakıncalı ve sağlık yönünden tehlikeli olabilmektedir. Bu kan bilinmeyen bir kimseden alındığından yapılan bütün tahlil ve incelemelere rağmen bilinmeyen bir takım rizikoları da (sarılık, frengi, aids vs.) birlikte hastaya taşıyabilmektedir. O halde yapılacak şey; toplumdan kan toplayıp, bir sürü incelemeden geçirdikten sonra uygun olmayanlarını atıp, uygun olanlarını kullanmak yerine, dış memleketlerde yapıldığı gibi önce bütün hastanelerin ihtiyacını sadece Kızılay Kan Merkezinden beklemeyip, her hastane kendi bünyesinde bir kan bankası oluşturmalıdır.
Kan bankalarında donör tesbitinde aşağıdaki hususlar titizlikle uygulanmalıdır.
A)Bu kimselerin adı soyadı, işi, telefon ve adresleri yazılmak üzere özel donör tesbit defterinde özel bir sayfa ayrılır.
B)Bu şahıslar üzerinde gerekli incelemeler müteaddit defalar tekrarlanmalıdır. Hastalığın başlangıç, nekahat ve kronikleşmiş olması ve hatta kuluçka devrindeki bakteriolojik ve serolojik bulgular kati karar vermeye kafi gelmemektedir. Bu bakımdan müteaddit muayene ve incelemeler zaruridir. Ancak bu mükerrer incelemeler sonunda kan vermesinde tıbbi sakınca olmayanlar özel sayfalarına işlenmeli ve özel karnelere bağlanmalıdır. ilaveten aylık kontroldan geçirilip gerekli laboratuvar muayeneleri tekrarlanmalı ve özel defterdeki sayfasına kaydedilmelidir. Bu şahıslar artık kan bankalarının devamlı kan alabilecekleri kimselerdir.
C)Bu işi daha cazip hale getirebilmek ve korsan kan komisyoncularından da kurtulmak gayesi ile her kan alışta donörlere örneğin 500 cm3 kan karşılığı 3 milyon TL para ödenebilir. Bu para aslında bugünkü şartlarda çok değildir. Almanya�da bundan 20 sene önce bu iş için 100 DM ödenmekteydi.
Sonuç olarak denilebilir ki, bundan böyle yapılacak anons acil bir hasta için değil, kan bankalarına donör tesbiti için yapılmalıdır.
Fayda umulur düşüncesiyle. (8.4.1997)
**
Forum
Kazım Çeçen�in anısına
Dr. Tülin Budak-Alpdoğan
Ağustos 1997�de bu ülkeye ve cumhuriyete kendini borçlu hisseden kuşaktan bir bilim adamını yitirdik. Bırakın düşlerini ve umutlarını, onların eserlerini ve adlarını bile bilmeyiz. Ne �buluş�yaptı diye tanıtılmışlardır, ne de özel yaşamları �kamuya�mal olacak denli ilginçtir. Uğraşı alanlarında �seçkin�ve �önemlidirler�, ama biz bu alanla ilgili değilsek yaşadıklarına bile tanıklık edemeyiz. Piyasa değeri yoktur bu insanları bilmenin, onun için popüler basının ilgisini çekmezler.
Bu değer yitiminin körlüğüne gömülmüşken birden sizin hastanız olurlar. O hasta, siz hekim olarak toplam 5 gün birlikte olursunuz ve aniden ayrılıp giderler. İçinizde ona sormak istediğiniz sorular, onu tanıma istediğiniz, öylece kalıverirsiniz. Belki hiç zamanınız olmaz bunları düşünmeye, çoğu zaman da yitirdiğinizin ne olduğunu bile fark etmemişsinizdir.
Prof. Dr. Kazım Çeçen, 1919 Elazığ doğumlu, su mühendisi. Orta öğrenimi sonrasında yeni kurulan �Cumhuriyet�tarafından mühendislik öğrenmek üzere Almanya�ya gönderilmiş. İstanbul Teknik Üniversitesi�nden emekli bir profesör olduğunu biliyordum ve diğer bilgileri onu kaybettikten sonra öğrendim. Servisimizin 10 numaralı odasında kalıyordu. Ben servisi devir aldığımda yaklaşık bir aydır hastanede yatmaktaydı. �On numara; Multiple myeloma, radyoterapi uygulandı, vertebral lezyonları var. 1. Kür VAD tedavisi tamamlandı.�
Nötropeniye girmeseydi o pazartesi taburcu olacaktı. Sonra septik şoka girdi; destek yetmezliği gelişti. Üremiye bağlı olarak bilinci bulandı. Vizitte o bilinç bulanıklığını aşmaya çalışarak bana yaptığı işleri anlatmaya çalıştı ve ben parçaları birleştirip söylediklerini anlayamadım. Aynı gece eşine bana kitaplarının verilmesini vasiyet etmiş.
Elimde 1986�da emekli olduktan sonra yazdığı �Mimar Sinan ve Kırkçeşme Tesisleri�, �Taksim ve Hamidiye Suları� ve �ÜsküdarSuları�adlı eserleri var. Bunlar, kızının deyimi ile, onu �popüler� yapan çalışmaları. Kitaplarda yer alan fotoğrafların hemen tümü kendisi tarafından çekilmiş. İstanbul�un tarihi su yolları ve çeşmeleri bu kitaplarla belgelenmiş.
Bunlar sadece fotoğraf ve haritalarla tanıtılmamış, yapılan ölçümler ve hesaplamalarla bu yolların yapımının dayandığı mühendislik bilgisi de değerlendirilmiş. Başvuru kaynağı olacak denli ayrıntılı bir çalışmanın ürünü olan bu yapıtlar, Prof. Dr. Kazım Çeçen tarafından 1986�da emekli olduktan sonra yazılmış. Emekli olana değin ise su mühendisliğine ilişkin 14 kitap, onlarca makale ve proje raporu yazmış. Su mühendisliği bilimine katkıları nedeniyle �Gotthilf Hagen�madalyası ve TÜBİTAK�Bilim Ödülü�verilmiş. Son yıllarının düşü ise çocukların basit deneylerle bilimi kavrayıp, öğrenebileceği bir �Bilim Parkı�oluşturmakmış. Bu amaçla fikir babalığını üstlendiği Bilim Vakfı�nda çalışıyormuş.
Benim yaş grubum için böyle bir çalışkanlığı anlamak giderek güçleşiyor. Hemen değer verilmek, ün, para ve konum sahibi olmak istiyoruz. Değerler sisteminin alt üst olduğu bu ülkede, sabırsız ve hırslı bir kuşak olarak yetiştirildik. �Cumhuriyet�i hantal buluyor, bize hızla adalet, refah ve mutluluk getirecek bir sistemi özlüyoruz. Bu devlet ve toprakların bize olan borcunu bir an evvel ödemesinden yanayız. Kimi haklı olabilecek eleştirilerimiz bile genel mutsuzluk ve umutsuzluğumuzda siliniyor. Sürekli söyleniyoruz. Bu dehşetli yabancılaşmanın içinde yaptığı işten haz almayan ya da yaptıklarını hızla konum veya paraya çevirmeye çalışan insanlar haline geliyoruz.
Şehrin bile izlerini sildiği, kullanılmaz hale getirdiği su yollarını 67�mizden sonra keşfe çıkacak halimiz yok. Bugün hemen kullanabileceğimiz ya da pazarlayabileceğimiz bilgiler edinmekten yanayız. Değişim hızlı ve biz çabuk unutuyoruz. Hedeflerimiz kısa menzilli ve sabırla bir sistem oluşturmanın parçası değiller.
Bu nedenle biliyorum ki bu kitaplar hiçbir zaman �Simyacı�nın yüzde biri kadar okunmayacak. Bu körleşmeyi hedefleyenlere izin vermeyi sürdürürsek, Kazım Hoca ve onun gibi nice sessizce, emek-yoğun çalışma yapan bilim adamı anılmayacak. Onların yaşam öykülerini, düşlerini ve umutlarını kimse örnek olsun diye aktarmayacak. Çocuklarımıza anlatacağımız öykülerde bu insanlara belki de hiç yer vermeyeceğiz. Anlatılarımızda savaşlar, kahramanlık öyküleri, masal prensesleri, uzay yaratıkları, sevda öyküleri olacak da, emekle, sabırla, akıl ve bilimle ülkeleri, şehirleri imar edenler olmayacak.
Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile okuyan Kazım Hoca uğraşıları ile bu topraklara olan borcunu hayatı boyu ödedi. Bu kuşağın öyküsünü kim anlatır bilmiyorum. Bunlar yasaklı, anımsanması istenmeyen öyküler. Onlar �topyekün�seferberlik döneminin çocukları. Uzun mesafeler koştular, hemen parlayıp sivrilmediler ama geride lirik öyküler bıraktılar. Sümer tabletlerini çevirdiler. Barajlar, fabrikalar, köprüler, elektrik santralleri, tiyatrolar, müzeler ve üniversiteler kurdular. Okuma-yazma seferberliklerine katıldılar, dünya klasiklerini çevirdiler. Kurmaya ve kollamaya çalıştıkları bir ülküleri vardı. Bazıları hala uğraş veriyor; ölmeden önce birlikte çalıştığı ekip ile oluşturduğu �Histoloji� atlasını yayınlamak ya da seramik sergisini açmak istiyor. Hayatın yoramadığı bu insanları özlüyorum.
Kazım Hoca ile sohbet etme fırsatım olsaydı veya eski bir öğrencisi olsaydım, bu beklenmedik mirasın açıklanabilir bir nedeni olurdu. Bu miras, neredeyse mistik bir biçimde, hocanın son eğitmenliği. Ketlenmiş hayatlarımızda ya da gençliğimizde hala umuda çağırmaya değer bir şeyler bulunduğunu düşünerek, hocayı saygıyla anıyor ve teşekkür ediyorum (14 Eylül 1997).
**
Hekimlerin sigara içimi azaltılabilir mi?
Dr. Kürşat Yıldız
Bir yıldır hastaneler dahil kapalı yerlerde tütün mamülleri içimi yasak. Yasağı çiğneyenlere uygulanacağı yazılı 10 milyon TL para cezasının herhangi bir kimseden alındığını görmedik. Yine de bu yasanın bazı kesin sonuçları oldu:
1- Şehirler arası toplu ulaşım araçları sigara dumanından kurtuldu. Tiryakiler, bu durumu molalarda telafi etmeye çalışıyor. Ancak yine de yol boyunca içtikleri sigara sayısı azaldı.
2- Yasanın getirdiği para cezası, kapalı yerlerde sigara içimi konusunda psikolojik bir tehdit oluşturdu. Gerçi cezayı uygulama görevi verilen yöneticilerin tutumlarına bağlı olarak bu psikolojik baskı zamanla azalabilir, ama şimdilik etkisi sürüyor.
3- Yasa, sigaradan rahatsız olanları, içicileri uyarma konusunda yüreklendirdi. Belki de resmi görevlinin �Yasak hemşerim!�demesinden daha iyi. Ama bu iletişimde de zorluklar yaşanmıyor değil. Tiryakilerin bir kısmı uyaranları �Faşizan�yasaya dayanarak �içme özgürlüğü�nü engellemekle suçlarken bir kısmı da �Yasayı bir kere delsek ne olur?� şeklinde devlet büyüklerini referans gösteriyor.
Bütün bunlara rağmen WHD araştırması, Türkiye�de 22 milyon sigara tiryakisi olduğunu ortaya koymuş. Çocukları saymazsanız tiryakiler çoğunlukta sayılır.
Yasanın sonuçlarını henüz bilmiyoruz. Ama gözlemler hekimler ve sağlık çalışanları arasında sigara içicilerinin sayısının azalmadığını düşündürüyor. Hekimler, özellikle otorite sayıldıkları ortamda (sağlık kuruluşlarında)eski davranışlarını sürdürüyorlar. Hatta hastalar ve refakatçileri sigara içmek için bahçeye çıkmak yerine doktor odalarına sığınıyorlar.
Hekimlerin içiciliği tütün şirketleri için eşi bulunmaz bir propaganda. Aynı sanatçıların, güzel ve yakışıklı reklam modellerinin sigara tüttürmesi gibi. Belki de daha etkili:�Zararı var muhakkak, ama doktor içtiğine göre abartıldığı kadar olmasa gerek.�
Tütün-nikotin bağımlılığının zararlarının yeterince anlatıldığı-anlaşıldığı doğru değil. Hekimlerin bile eğitimi sınırlı. Kanser kemoterapisinde kullanılan ilaçların tanıtımının onda biri tütünün kanserle olan ilişkisine ayrılsaydı şimdi farklı bir noktada olabilirdik. Tütün şirketlerinin beyin yıkama faaliyetlerinin etkisini silmek için karşı bilinçlendirmeyi kesintisiz-her yolu deneyerek sürdürmekte yarar var.
İyi bir kanser kayıt sistemi tütün içiminin ülkemizdeki zararlarını göstermek için zorunlu. Sağlık Bakanlığı�nın bürokrasisine kaldığı sürece bu konuda başarı olanağı az. Adana ve İzmir�de bu konuda düzenli çalışan merkezler var, ancak kanser olgularının tanı ve tedavisinin en yoğun olduğu İstanbul�daki kanser kayıtları çok yetersiz.
Bırakınız kanserin toplumdaki insidansını, hastanelerde kaydedilen sayısını ve dağılımını bilmiyoruz.
Aynı zamanda hekimler arasındaki kanser olgularını saptamakta yarar var. Kanser kayıt formlarının en temel sorularından biri, kişinin sigara tüketimi.
Polikliniklerde, doktor odalarında sigara içimine kesin yasak uygulanmalı. Hekim-hasta ilişkisine (para gibi)sigara da girmemeli. Bunun daha az despotik çözümü, gözden uzak alanlarda sigara içim odaları ayrılması.
Hekimlerin yer aldığı sigara karşıtı grupların, öncelikle hekim davranışlarını değiştirmeye dönük bir ortak çaba içine girmesinde yarar var. Verilerden, olgulardan hareket eden, tepkisellikten uzak, akılcı, nazik, müşfik, detaylı, sebatkar politikalarla hekimlerin sigara kullanımını azaltmak mümkün. Onları bile değiştiremezseniz bu savaşı kaybettik demektir.
Savaş mı? Tabii ki tütün tekelleri ile üçüncü dünya vatandaşları arasında.
**
kültür-sanat
Bir hekimin kırk yılda damıttıkları
Dr. Kürşat Yıldız
Pendik�ten her 14 Mart�ta bir �Martı�uçuran Dr. Erdinç Köksal bu kez daha zor bir işin altından başarıyla kalkmış. Sıcak bir heyecanla Hekim Forumu�na getirdiği kitabını soluk almadan okuyup bitirdiğimde karışık duygular içindeyim:Gülümseme, öfke, takdir, yakınma.
Doğduğunuz tarihte tıbbiyeden mezun olmuş bir meslektaşın bu kadar anı biriktirmiş olması şaşırtıcı değil.
Herkesin başından benzer olaylar geçmiş olabilir. Ama bunları akıcı bir üslupla rengarenk bir demet halinde toplumun önüne getirmek herkesin harcı değil.
Erdinç Köksal, Ankara Tıp�tan 1958�de mezun olmuş. Doktorluk yapmadığı kurum yok. Kitapta sık sık göreceğiniz gibi bürokratik veya kötü hekimlik zihniyetiyle çatışarak birçok görevden istifa ederek ayrılmış.
Talebe Cemiyeti Başkanlığı ile başlayan etkinliklerine tabip odalarında devam etmiş. Son yıllarda ise Pendikli sağlıkçıları biraraya getirdiği çalışmalarla tanıyoruz.
�Ah Şu Doktorlar� adını koyduğu kitap, Oda Başkanımızın önsözüyle başlıyor. Aşağıya aynen alıyorum.
Sonsözü ise yazar bir çağrıyla noktalıyor:
�BİTİRİRKEN...
Beyaz gömlek giydiğim kırk yıllık yaşantımın basit bir kesiti olan kitabımı bitirirken, Değerli Okuyucularım arasında bulunan Tıbbiyeli Kardeşlerime ve Sayın Meslektaşlarıma seslenmek istiyorum:
Hepinizin talebelik ve meslek yaşamında kimbilir ne ilginç olaylar, ne çarpıcı örnekler, ne fedakârlıklar, ders alacağımız ne vak�alar, ama bunların yanında onaylanmayacak nice davranışlar olmuştur.
Kimini gururla, kimini sevecenlikle, kimini hoşgörüyle ama bazılarını da nefretle yadettiğimiz nice olaylar... Dilerseniz, benliğinizde gizli kalmış çarpıcı örnekleri -eğer bir sakınca görmezseniz- bana bildirdiğiniz takdirde diğer meslektaştaşlarınız da öğrenecek, olayları sizinle beraber onlar da yaşayacaklar. Böylece hem mesleğimizin güç koşullarda nasıl icra edildiğini hem de bu yüce mesleğin basamak yapılarak nasıl kötüye kullanıldığını hep birlikte öğrenecek, olayları irdeleyecek bir platform hazırlayacağız. İnanıyorum ki bu katılım, mesleğimizi layık olduğu noktaya taşıyacak, ona saygınlık kazandıracak bir çalışma olacaktır.
Her gün gazete sayfalarında ve çeşitli medya organlarında yerden yere vurulan hekimlik mesleğinde kötü örneklerin azalması ve silinip atılabilmesi için, el birliği, güç birliği, gönül birliğine davet ediyorum sizleri... Satırlarınızı bekliyorum.
Sevgilerimle...
Op. Dr. Erdinç Köksal
Kadın Hast. ve Doğum Uzmanı, 19 Mayıs Cd. 61/3 Pendik, İstanbul. Tlf: 354 82 86, P.K.:19 - Pendik.�
ÖNSÖZ
�Sanırım ülkemizde yapılması en güç işlerden biri, olaylara güler yüzle bakabilmek.
Hekimler gibi, toplumun sorunlarını üstlenen, bireylerin sıkıntılarını içlerinde hissederek meslek yaşamlarını sürdürenler için bu daha zor.
Dr. Erdinç Köksal bu zoru başarmış biri. Hekimlik pratiğinde rastladığı olayları, tüm insancıllığıyla, hoşgörüsüyle, sevecenliğiyle anlatmış.
Okuduklarımızda sadece olayları değil, onları yorumlayan gerçek bir �Hekim�kişiliğini görüyoruz.
Bu açıdan özellikle genç meslektaşlarımızın eseri okumalarının kendilerine çok şey kazandıracağını sanıyorum.
Dr. Erdinç Köksal�ın bundan sonra söyleyeceklerini bekliyoruz.
22.01.1997
Prof. Dr. Orhan Arıoğul
İstanbul Tabip Odası Başkanı�
Ah Şu Doktorlar, Bilgi Yayınevi tarafından basılmış. 185 sayfa.